27 Nisan 2013 Cumartesi

Nurhayat- Nurlu Hayat / Sabahattin Gencal





Atasözlerimizden de öğrendiğimiz gibi "Yuvayı dişi kuş yapar." Büyük ölçüde, yuvaya dirlik, düzen ve mutluluk veren kadındır. Bu yargıya  tecrübemizle de varmış bulunuyoruz.  
Eşim için yazdığım bu manzum anlatıyı, daha blog çalışmalarına başlamadan (2008'de) yazdığımızı da eklemeliyim. 
Şiir diyemeyeceğimiz bu manzum anlatıyla ilgili bir slayt çalışması da yapmış bulunuyorum.  
Bizden bir anı olarak kalsın diye paylaştığımız bu çalışmanın yararlı olması dileğiyle...
  Sabahattin Gencal - Nurhayat Gencal
Başiskele-Kocaeli,  21. 04. 2013

Benden, senin için şiir yazmamı istedin
“İçimi dışımı iyi bilirsin.” dedin
Nuruşum, hayatın şiir gibi kafiyeli
Örnek almak isteyenler beni dinlemeli.

Bir işi en iyi şekilde yapmak isterdin
 Canla başla çalışıp meramına ererdin
Aşırı titizdin temizlikte düzende
Eskiler de yeni olurdu senin elinde.

Hayatın boyunca dosdoğru yürüdün
Her alanda da kanaatkârlığa büründün
Sayende borçla alınan bir lokma bile yemedik
Allah ne verdiyse büyük bir iştahla yedik.

Kilerimizde her şeyin bir yedeği vardı
Bu alışkanlığın anandan babandan kaldı
Ziyan etmezdin bir kırıntıyı bile
Ölçü kaçırmazdın kiler dolu olsa bile.

Banyomuz bile oda gibi seriliydi
Kabin kapalı, makine her an örtülüydü
Banyo tuvalet, köşe bucak bile temizdi
Sık sık toz almak, temizlik yapmak hobinizdi.

Evimizde her nesne yerli yerindeydi
Bu alışkanlıktan öte temel bir ilkeydi
Yerli yerindelik kolaylık sağlıyordu
Bu değişmez düzenini herkes biliyordu.


Misafirlere ikramda hiç kusur etmezdin
Gelenleri memnun etmeden göndermezdin
Kilerimiz, memur da olsak hiç boş kalmadı
Sayende evimizde bereket azalmadı.


Biyolojik saatin ayarı bozulmadı
Tam zamanında yapmadığın iş kalmadı
Bugünün işini yarına hiç bırakmadın
Ancak işini yaptığında ferahlardın.


Neşeliydin hastane yollarında bile
İşlerinde hiç olmadı hurda hile
Yemekten sonra tavla, kâğıt oynardık
Fakirhanemize mutluluk katardık.


Her an ahiret için hazırlanıyordun
Dünyada da iyi tanınmak istiyordun
Dünyamız ve ahretimiz mamur olsun
Hanemiz de kabrimiz de nurla dolsun.

Sabahattin Gencal, İzmit, 2008


****************************************
Bu yazıların satır aralarında, yine bizler varız.
Anılarda, belleklerde kalmak nasıl bir şey?
Biz , Sanur
Nuruşum, Sabahattin Gencal
Cancağızım, sabahatin Gencal
Öğretmenlerle İftihar Ediyorum, Nurhayat Gencal
Ah Muradiye, Fuat Gencal
Uğur Böceği, Ahmet Gencal
Duygular Harmanı, Sabahattin Gencal

******************************************

25 Nisan 2013 Perşembe

Biz / Sanur


Mutlu ailenin temel direkleri
sevgi, saygı, ilgi ve güvendir.
Sabahattin Gencal





Allah’a şükür bugün de hayattayız. Allah’a şükür bugün de ailemizle beraberiz.
Yaşıyor olmak güzel, ailemizin, dostlarımızın arasında olmak güzel.

Güzelliklerin içimize doldurduğu duygu ve düşünceleri paylaşmak isterdik elbet. Paylaşmanın bir insanlık ödevi olduğunu biliyoruz; ama nedense paylaşamıyoruz. Birkaç satır olsun yazalım. Bu birkaç satır bizi size hatırlatır.

Biz zengin değiliz. Yoksul da sayılmayız. Her emekli öğretmen gibi kıt kanaat geçinip gidiyoruz. Hamd olsun geçimden yana şikayetçi olmadık. Hiçbir şeyden de şikayetçi olmadık.

Arkaya acı tatlı günlerle, aylarla dolu yetmiş yıl bıraktık. Geçen yılların muhasebesini günümüzdeki ortamla karşılaştırmalı olarak yaparsak Allah'a şükürden aciz olduğumuzu anlarız.

İnsanın kendini övmesinin hiç de iyi olmadığını biliyoruz; ama öğretmen olduğumuz düşünülürse, mutlu evlilik, mutlu aile kavramlarında dolaylı bir ders vermek gerektiği düşünülürse yazmamızın farz olduğu görülür. İşte, eşimle benim yani bizim ortak duygu ve düşüncelerle yazdığımız şiirimiz: 




BİZ (SANUR)

          - Nuruşum, Hayatım, Nurum, Güneşim,
          - Seboşum, Canım, Varlığım, Suyum,

          - Hayatım, Güneş gibi sıcak ve güler yüzlüsün.
          - Canım, Okyanus gibi derin ve enginsin.


Okyanus bağrını açmış Güneşin ışıklarına
Seboş’la Nuruş’un evliliği örnek olacak yarına.

Benzetmelerle anlatılamaz Seboş’la Nuruş’un evliliği
Asırlar geçse de eskimez sevginin, saygının güncelliği.

Seboş her evden çıkışta “Bu son olabilir.”düşüncesiyle el sallarlar.
Seboş dönünce sıcak yuvaya sanki hayata yeniden başlarlar.

Ağrılara sızılara aldırmadan her gün oyun oynar Seboş’la Nuruş
Evliliğin güvencesi: her an içtenlik, dürüstlük, düzgün duruş.

Fuat’la Ahmet Seboş’la Nuruş’un altın fidanları
Gelinler de, torunlar da onların çiçekleri meyvaları

Fidanlar dürüst, çiçekler güzel, meyvalar tatlı
Seboş’la Nuruş’un ailesinde mutluluk saklı.

Yazılamaz Seboş’la Nuruş’un destanı
Okyanus gibi, Güneş gibidir onların her anı.

Elbet bir gün Seboş’la Nuruş Ahrete gidecek
Okyanus’la Güneş Onları evrende temsil edecek.

          - Nuruşum, Hayatım, Nurum, Güneşim,
          - Seboşum, Canım, Varlığım, Suyum,

          - Hayatım, Güneş gibi sıcak ve güler yüzlüsün.
          - Canım, Okyanus gibi derin ve enginsin.

SANUR  GENCAL

Kısaltmalar:
Sanur : Sabahattin+ Nurhayat, Seboş:  Sabahattin, Nuruş:  Nurhayat



****************************************
Bu yazıların satır aralarında, yine bizler varız.
Anılarda, belleklerde kalmak nasıl bir şey?

Nuruşum, Sabahattin Gencal
Cancağızım, Sabahattin Gencal
Öğretmenlerle İftihar Ediyorum, Nurhayat Gencal
Ah Muradiye, Fuat Gencal
Uğur Böceği, Ahmet Gencal
Duygular Harmanı, Sabahattin Gencal

******************************************





24 Nisan 2013 Çarşamba

Süleyman Pekin'in Yazılarından (3)




Yalan Seyrediyorsun yalaaann!

Son günlerde Türk Milleti"ne ya kafayı yedirten ya da kafasız muamelesi yapan hokkabazlıklara karşı yazılan bir süreç-müreç, çözüm-mözüm yazısıdır.




“Çözüm Çözüm Dedikleri…”

(Aşağıda geçen yer ve zaman imlerinin, devlet ve örgüt isimlerinin, kurum ve kuruluşların gerçekle ve Polat Alemdar’la bir ilgisi yoktur.)



Cihadın Kafkasya’da Dolaşan Hayaleti…

Gündem üzre bir tarih turu ve cihadın anlamını bilenlere..




“Orda Bir Köy Uzakta”

Gitmesek de, görmesek de o zulüm bizim vebalimizdir. Köy / mahalle kahvesine hitap eden kasaba / varoş politikacılarına mahkûm olmak müebbet halimizdir.




Lâ tehaf (korkma) Don’t fear!

“Kulnâ; Lâ tehaf, inneke ente’l a‘lâ / Şöyle dedik; Korkma, üstün gelecek olan sensin!” “Kalû; Lâ tehaf velâ tahzen /




Nogales bey’den Evo Morales’e

Yüzbaşı Nogales ile Evo Morales"i buluşturan iklim; eskiden Anadolu"da, şimdilerde Güney Amerika"da olan adamlığın ve adaletin, zülme karşı duruş ve direnişin iklimi..


22 Nisan 2013 Pazartesi

Özgürlüğün de, eşitliğin de, adaletin de dayanak noktası, ulusal egemenliktir. Mustafa Kemal Atatürk




23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Türkiye Cumhuriyeti'nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin resmî tatil günlerinden ve ulusal bayramlarından biridir. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk tarafından dünya çocuklarına armağan edilmiştir.
"23 Nisan", 1921'de çıkarılan 23 Nisan'ın Milli Bayram Addine Dair Kanun ile, Türkiye'nin ilk ulusal bayramı olmuştur. İlk kez ortaya çıkan bu bayramda ne ulusal egemenlikten ne de çocuklardan söz edilmekteydi. Zaten daha o yıllarda Osmanlı saltanatı hala kanunen hüküm sürmekteydi. 1 Kasım 1922'de saltanatın kaldırılmasıyla 1 Kasım  Hakimiyet-i Milliye Bayramı (Ulusal Egemenlik Bayramı) olarak kabul edilmiştir. Daha sonraki yıllarda, TBMM'nin açılış tarihi olan 23 Nisan "Milli Hakimiyet Bayramı" olarak kutlamış ve bu durum 1 Kasım'ın uzun vadede bayram olarak unutulmasına neden olmuştur. 1935'te  bayramlar ve tatil günleriyle ilgili kanun değiştirilmiş ve "23 Nisan Millî Bayramı"nın adı "Millî Hakimiyet Bayramı" haline getirilmiş, böylece 1 Kasım Hakimiyet-i Millîye Bayramı ile 23 Nisan Millî Bayramı birleştirilmiştir.


23 Nisan, tarihimizin dönüm noktalarından biridir. Milletimiz, egemenliğini, yurdumuzu ele geçirmek isteyen düşmanlara ve bunlarla işbirliği yapanlara karşı savaşarak kazanmıştır, Bu nedenle egemenliğimiz, ulusal varlığımızın başında gelir.
Mehmet Zor
Yazının tamamı



23 Nisan
Bugün bir başka aydınlık yeryüzü,
Bir başka ağaçların,  evlerin yüzü.
Bugün çocuklar güzel.
Bugün sokaklar güzel...
Elimizden tutan her el
Daha sağlam
Daha mavi gökyüzü;
Bayraklar daha yakın.
Bakın: geçiyor yarının büyükleri;
Şarkılar tutuyor gökleri.
Adnan ARDAĞI




23 Nisan

Baharın mutlu günü
Yurdumun kutlu günü
Neşelerin düğünü
Güzel 23 Nisan

İnanarak yürekten
Hız aldık Atatürk’ten
Bizi ona yükselten
Bir el 23 Nisan
Kaynak:


23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramınızı kutlarım  

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramında  Uluslar arası Çocuk festivalleri düzenleyenleri kutlarım. Övgüye değer bu çalışmalarda egemenlik kavramına  ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışına öncelik ve ağırlık verilmesini umuyoruz. Aksi takdirde 23 Nisan da, büyük ve görkemli şenlikler arasında anlamını kaybeder.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile ilgili mesajlar çok anlamlı ve güzel. Dileriz ki bu mesajların gereği yapılır.  
Ulusal egemenliğin hava gibi, su gibi, ekmek gibi yaşamsal bir nimet olduğu çocuklarımıza da, hatta büyüklerimize de hatırlatılmalıdır.  
Atatürk’ün önderliğinde Kurtuluş Savaşını yöneten Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, Türkiye Cumhuriyetinin bugün içinde bulunduğu bunalımdan  çıkarılma çalışmalarını da yönetebilecek yetkiye ve yeteneğe sahip olduğu da unutulmamalıdır. 
Ulusal egemenliğin kalbi Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Çocuklarımızın, gençlerimizin hatta yetişkinlerimizin bu gerçeği kavramaları için  yüce Meclisimizin nasıl açıldığı üzerinde de durulmalıdır ki emperyalistlerin ve yerli işbirlikçilerinin Mustafa Kemal Atatürk’ü neden  unutturmak istedikleri anlaşılsın. Yüce Meclisin yaptığı devrimler anlatılsın ki bizleri çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkmaktan hiç kimsenin alıkoyamayacağı anlaşılsın.  
Atatürk’ü ve aziz şehitlerimizi saygı ile anarken 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk bayramınızı kutlarım.
Sabahattin Gencal

18 Nisan 2013 Perşembe

Cancağızım, “Artık yemek yapmayı öğren.” diyor





“Hiçten Saadetler” başlıklı birkaç paragraflık yazı okumuştum. Kimim yazısı olduğunu, ne zaman okuduğumu ve yazının ayrıntılarını sormayın. Unuttum. Aklımda kalan şu: İnce belli bir bardaktan çay içerken çayın buharını seyretme mutluluğuna doyum olmaz. İşte böylesine saadetlere hiçten saadetler denir.

Eşimle hayatımız hiçten saadetlerle doludur. Bizim saadetimiz yazılacak saadet değil yaşanacak saadettir. Zor da olsa birkaç anımızı kaleme almıştım: Anılarda Kendimizi Görme adlı, bastıramadığım eserimde eşime de yer vermiştim.  Bir konuda da iddialı yazmıştım: Eşimle evlendiğimizden beri, hatta evlenmeden 3-4 sene öncesinden beri (53 yıldan beri) her gün oyun oynarız.  Eskiden birkaç oyun oynarken şimdilerde yalnız kâğıt oynayabiliyoruz. İşte bu konunun Gines Rekorlar kitabına girecek bir konu olduğu iddiasında bulunmuştum.

Hatırlanması bile insana huzur verecek güzel alışkanlıklarımız var. Bizim için gelenekleşmiş bu alışkanlıkları tutuk klavyemle tespit etmek kolay değil; ama bir ucundan başlayalım:

Çalıştığım yıllarda, mesaiden sonra eve gelince önce yorgunluk kahvemizi veya çayımızı karşılıklı içerdik. Çayın yanında eşimin yaptığı kurabiyeler iyi giderdi. Eşim kurabiye, pasta özellikle sandviç yapmakta ustadır. Usta, zaman içinde çaktırmadan pastaları kesti. Bu son zamanlarda çay ve kahve de dokunuyor; ama…

Daha önce bir yazımda da anlatmıştım, çalıştığım bir özel okuldayken, şimdi rahmetli olan 80 yaşlarında bir delikanlı “ Masamda çiçek vazosu olmadan yemeğe oturmam.” demişti. Benim yanımda eşim olduktan sonra vazoya ihtiyaç duymam. 

Eşimle çay kahve sohbetlerimiz de anılmaya değer. Hayal merdivenimiz de uzun. Örneğin Van’ın Muradiye’sindeyken balkondan Van Gölü’nü görürdük. Bu manzara bizi Boğaz içine götürürdü. Her akşam Boğaziçi… Öyküler okuyarak şiir gibi kahvaltılar yapardık.
Bu yazıyı kaleme almamın nedeni böylesine hiçten saadetleri anlatmak değildi. Benim gurmeliğimi anlatacaktım. Daha doğrusu gurmelikten anlamadığımı…. İçtenlikle söylemek gerekirse gurmenin ne olduğunu sözlükten öğrendim.  

Nasıl başlasam? Eşim yemek yaparken bir kaşık yemekle yanıma gelir. Yemeğin tadına, tuzuna, yağına, baharatına; pişip pişmediğine bakmamı ister.  Her seferinde anlamadığımı söylememe rağmen bu alışkanlık devam ediyor. Bitmedi, yemek piştikten sonra çeyrek porsuyonu önüme kor.  Aldığım tat damak tadı mıdır gönül tadı mı ayırt edemem.  Bir hususu ekleyeyim, eşim bazen bu alışkanlığı aksatır. O zaman anlarım ki yemeğe biri gelecek.  O zaman daha tuzlu, daha baharatlı yapıyor da… çaktırmadan tuzu ve baharatı da azalttı bu günlerde.

Güzel alışkanlıklar ila nihaye devam edemiyor.  Cancağızım; “Artık yemek yapmayı öğren.” diyor bana. Sahi be, yetmişine kadar niçin öğrenemedim? Nasıl öğrenebilirdim? Annem, anneannem, eşim öyle güzel yemekler yapıyorlardı ki onların yanında benim yemeklerim? Açılmışken ekleyeyim büyük oğlum da Türkiye’nin sayılı ustalarından (Bakınız: Şifalı Yemek Tarifleri) İnsan kendi yaptığı yemekleri beğenir; ama ben, anne annemin, annemin, eşimin ve oğlumun yemeklerini tadan ben, kendi yemeklerimin lezzetine varamıyorum.  Tabii, anlayacağınız gibi bunun için değil yemek yapmamam. 

Eşimin ‘tamam’ dememesi için ‘devam’ etmesi için yemek yapmıyorum. Ancak eşime yardım ediyorum: Götür getir, aç kapat, yak söndür … işlerine bakıyorum.

Cancağızım, anlamlı anlamlı  “Artık yemek yapmayı öğren.” diyor.

Sabahattin Gencal, Başiskle - Kocaeli, 18. 04. 2013




13 Nisan 2013 Cumartesi

Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk'ün yazılarından seçmeler (4)


                                                           







Yaratıcı ruhların leylası
31 Aralık 2015

Bütün davası ve uğraşı, çamura ve tarihe gönül tohumu ekmek olan yaratıcı ruhun, özlemini çektiği ama elde edemediği bir ‘Leylası’ vardır. Yaratıcı ruhun Leylası asla ele geçmez bir Leyla’dır. Ele geçseydi yaratıcı ilhamların kaynağı olmazdı zaten.
...
*

Mehmet Akif’ te şiir, ötesi ve berisi
30 Aralık 2015

Şiirin sultan ustalarından biri olan Mehmet Akif, ölümsüzlüğünün belgelerinden biri olan bir dörtlüğünde şöyle diyor:

“Şi’r için gözyaşı derler, onu bilmem, yalnız
Aczimin giryesidir bence bütün âsârım.
Ağlarım, ağlatamam, hissederim, söyleyemem;
Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzarım.”

İslam’ın büyük vicdanı Akif, bir şair duygusallığı içinde böyle söylüyor. Zirvesinde oturduğu şiir sanatı adına eşsiz bir tevazudur bu... Gerisini edebiyatçılar tartışsın.
...
*
‘Çamura gönül tohumu atmak’
24 Aralık 2015

Kur’an düşüncesinin son beş yüzyılda yetişen en büyük vicdanı ve temsilcisi olarak gördüğüm Pakistanlı dahi şair-filozof Muhammed İkbal, bir yerde şöyle diyor:
“Yaşamak ve çalışmak, çamura gönül tohumu atmak demektir.” (Cavidnâme, Farsça metin, beyt: 554)
Hiçbir tevazu aktörlüğüne girmeden şunu söyleyeceğim:
İkbal’in bu tespiti doğruysa bu satırların yazarı olan bendeniz, gerçekten yaşıyorum. Hem de adam gibi yaşıyorum. Çünkü yaklaşık otuz yıldır, Anadolu topraklarına, hatta Japonyadan Rusya’ya, İsveç’ten İran’a kadar dünyanın birçok toprağına gönül tohumu atmaktayım. Büyük ıstıraplara, zulümlere, küçümsemelere, aymazlıklara, kıskançlıklara rağmen...
...
*
Dinde akıl-iman ilişkisi
30 Kasım 2015

Kur’an tefekkürünün anıt isimlerinden ve İslam dünyasında akılcılığın öncülerinden İzzüddin bin Abdüsselam (ölm. 660 /1262) muhteşem tespitlerinden birini şöyle ifadeye koyuyor:
“Dinin makul olan yanı var, menkul olan yanı var.”
Menkul (rivayete dayalı) olan yana genellikle ‘tarihsel din’ denmektedir. Makul yani rasyonel yan ise tarih ve zamanüstüdür.
Aydınlanmanın büyük Alman filozofu Kant (ölm. 1804) dinin rasyonelliğinin göstergesi olarak ahlakı öne çıkarıyordu. Ona göre, ahlak üretmeyen bir din, fetişizm ve putçuluktan başka bir şey değildir.
...
*
Kur’an mesajının 2 ayağı
16 Kasım 2015

Önce meselenin ana dayanağı olan Kur’ansal beyyineyi görelim: “De ki, ‘Ben size, bir tek şey öğütlüyorum: Allah için ikişer ikişer, teker teker kıyam edin/ayağa kalkın, sonra da derin derin düşünün!” (Sebe’, 46)
Demek ki, Kur’an mesajı iki ana öğüt taşır:
1. Allah için kıyam yani ayağa kalkmak
2. Tefekkür yani derin derin düşünmek.
Ayette kullanılan omurga kelimeler kıyam ve tefekkür sözcükleridir. Kıyam, ayağa kalkmak, kendini ortaya koymak ve bir işi gereğince yapmaktır. Tefekkür ise fikir kökünden bir fiildir ki derin derin, iyice gayret göstererek düşünmek demektir.
Tefekkür öyle sıradan düşünmek değildir, kendini zorlayarak, tüm gayret ve becerisini ortaya koyarak, derin derin düşünmektir. Bu haliyle tefekkür felsefî düşünceyi ifade eder ki zaten günlük dilde tefekkür de felsefî düşünce anlamında kullanılmaktadır. Filozoflara mütefekkir dendiği gibi, felsefî düşünceye yetenekli âlim ve aydınlara da mütefekkir denir.
Tefekkür öyle yığma bilgiyle olmaz. Tefekkür, yığma bilgileri kullanarak ufuk açan yeni sentezler yaratan benliklerin harcıdır. Kur’an işte bunu istiyor; mensuplarının böyle düşünmesini emrediyor
...
*
Atatürk’e kurulan ortak tuzak
21 Eylül 2015

Tarihin bu en şaşırtıcı ve en kahpe tuzağı, saltanat dincileri (Yezit ve Dürrîzade torunları), dinsizler (inkârcı, Marksist, liberal kitapsızlar) ile Ehlisalîp hizmetkârı (Batıcı-kiliseci hainler) ve Damat Ferit torunlarının birlikte kotardıkları bir tuzaktır. Tuzağın ortak amacı, Gazi Mustafa Kemal’i dinsiz gösterip onun, insanlığın önüne koyduğu akılcı, antiemperyalist, zulüm düşmanı, mazlum milletlerin tam bağımsızlığını isteyen reçetesini etkisiz kılmaktır.
Batı kodamanlarının bu reçeteden korkusu, azrailden korkularından daha büyüktür. Bunun içindir ki, haçlı emperyalizm, bu ortak hıyanet ve namussuzluğa bütün imkânlarıyla destek vermektedir. Açıktan veya örtülü biçimde... Çünkü emperyalist kodamanların Müslüman Doğu’nun zengin kaynaklarını rahatça sömürmelerinin önündeki en büyük engel Gazi Kemal dehasının üretip hayata geçirdiği muhteşem reçetedir.
Gazi reçetesinin en hayatî unsurları, tam bağımsızlık ve tam akılcılıktır.
Tam bağımsızlık haçlı emperyalizmi rahatsız ediyor. Saltanat dinciliği ise hem tam bağımsızlıktan rahatsız hem de tam akılcılıktan. Reçetenin dincilerle emperyalistlere destek veren hain zağarlarla kırıntı toplayan finoları rahatsız eden yanı ise Gazi fikriyatının egemen olması halinde kendilerine yemlenip yallanma imkânı kalmayacağı kaygısıdır. Büyük Akif bu ciğeri bozukları tanıtmıştır:
“Şimdi Allah’a söver, sonra biraz bol para ver,
Hiç utanmaz, protestanlara zangoçluk eder!
...
*
‘Güdümlü kültür’
01 Temmuz 2015

Güdümlü kültür’ veya ‘gemlenmiş kültür.’
Deyim, personalist Fransız filozofu Emmanuel Mounier’nin, ‘culture dirigée’ deyiminin karşılığı...
Mounier (ölm. 1950), bu deyimi, bireyin yaratıcılığına hayat hakkı tanımayan rejimlerin, özellikle komünist ve faşist sistemlerin kültür, sanat, hukuk, düşünce ve eğitim anlayışlarını ifade için kullanmıştır. Böyle bir anlayış, Mounier’e göre, toplumun en kemirici musibetlerinden biridir.
Ne ilginçtir ki, Mounier, hür toplum idealini bizzat kendisi zedeler. Ona göre, ideal toplumda tek ve resmî din, Katoliklik’tir. Bundan daha ilginç bir nokta da şudur:
Ateşli bir Katolik olan Mounier, felsefesine ters düşme pahasına tek din saymakta ısrar ettiği Katoliklik’in kilisesi tarafından ‘Katoliklik’e ters düşmek’le itham edilmiş ve aforoza uğramıştır. Neden? Şundan: Mounier, Katolisizmin, hayatın yeni ihtiyaç ve şartlarına göre gözden geçirilmesini öneriyordu. Görüyorsunuz; dincilik, kendisine tam teslimiyet olmadan hiç kimseyi hoş görmez. Hele bir de engizisyon dinciliği olursa. Arapçı Emevî ve Abbasî dinciliği İmamı Âzam gibi eşsiz bir dehayı bile affetmedi; katletti.
Fikir ve kültür hayatının güdüme alınmasından doğan rahatsızlığın tahribi; yaratıcı faaliyetin merkezi olan bireyin robotlaştırılmasından, iğdişleştirilmesinden, uşaklaştırılmasından kaynaklanıyor. Böyle fertlerden oluşan bir toplumda riya, sahtekârlık, güvensizlik, tutarsızlık, cücelik egemen olur. Bunların egemenliği ise karmaşa, bunalım ve nihayet kavga ve yıkımı kaçınılmaz kılar.
...

*



Devrim Kitaplar

Birkaç dilde yayınlanmış 60 küsur kitabımı bir kenara koyuyorum. ‘Allah İle Aldatmak’, ‘Arapçılığa Karşı Akılcılığın Öncüsü İmamı Âzam’, ‘Mâûn Suresi Böyle Buyurdu’, ‘Kur’an Penceresinden Kurtuluş Savaşına Bir Bakış’ adlı eserlerim, İslam düşüncesinde, özellikle Türk-İslam düşüncesinde birer devrimdir. Bunun böyle olduğu, yerli ve yabancı araştırıcılar tarafından da kabul ve itiraf edilmiştir. Bu eserler, Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer’in, ‘Allah İle Aldatmak’ kitabı vesilesiyle söyledikleri gibi, “Cumhuriyetin bugüne kadar yazılmamış manevî manifestosunu vücuda getiren eserlerdir.”
Yine hakkım ve görevim olarak söyleyeyim: Bu eserler, ‘Cumhuriyet devriminin eksik kalan diğer yarısı’nı tamamlayan eserlerdir. Bu eserler, bundan yetmiş-seksen yıl önce yazılmalıydı, yazılmamıştır, yazılamamıştır. Bu eserler kitlesel planda okunup hazmedilmeden Cumhuriyet devrimi gerçek rayına oturamaz ve emperyalizmle karanlığın işbirliği tarafından tezgâhlanan tehditlere açık olmaktan kurtulamaz. Ben bu gerçeği bir iman ve aydınlık emaneti olarak tarihin ve Tanrı’nın huzurunda halkımın vicdanına iletiyorum. Zamanın yanılmadığımı göstereceğinden de emin bulunuyorum.
Bu devrim kitaplara bir yenisi eklendi. Tam adıyla verelim: ‘Din Maskeli Allah Düşmanlığı: Şirk’. Adı bile ürpertici. Ve bu ad, Kur’an’dan alınmıştır.
Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk

*

Şirk nedir? Şirk neden en büyük günahtır?

Şirk ve şirket, ortaklık demektir. Aynı kökten gelen şerik ise ortak demektir. Kur’an bu şerik sözcüğünün çoğulu olan şüreka kelimesini Allah’a ortak koşulanlar anlamında defalarca kullanmaktadır. Şirke bulaşana müşrik denir. Çoğulu müşrikun veya müşrikin sözcükleridir.
Kur’anın bir numaralı düşmanı, hatta tek düşmanı şirktir. “Şirk gerçekten çok büyük bir zulümdür.” (Lukman, 13) Şirk bütün zulümlerin anasıdır. Allah’a karşı en büyük ihanet ve kahpelik de şirktir. Bunun içindir ki Allah, günahları affedeceğini yüzlerce kez tekrarlamakta, şirk dışındaki sürçmelerin (küfür de dahil) affedilebileceğini söyleyerek İslam Dini dışında kalanlara da ümit ve ufuk açmaktadır ama söz şirke geldiğinde, tavrını birden değiştirip şirke batık olarak ölenlerin ebediyen kurtulamayacağını hükme bağlamaktadır. (bk. Nisa, 48, 116)
Bu böyle olduğu içindir ki biz “Kur’an Mümini” sıfatıyla şunu duyurmak borcunda olduğumuzu düşünüyoruz: İslam’ın yozlaştırılmasında temel olumsuzluk, tevhidin bilinmemesi değil şirkin bilinmemesi oldu. İslam’ın bir numaralı yozlaştırıcıları olan Emeviler, tevhidin öğretilip öğrenilmesini engellemediler; şirkin doğru tanınmasını engellediler. Bu da Müslüman kitleler için en büyük felaket oldu.
Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk

*

Dil

Hiç­bir dil din­sel an­lam­da, öte­ki­ne gö­re da­ha kut­sal ve­ya da­ha üs­tün de­ğil­dir. Kut­sal olan, Al­lah'ın gön­der­di­ği buy­ruk­lar, vah­yet­ti­ği ger­çek­ler­dir. Dil, bu ger­çek­le­ri ilet­me­nin bir ara­cı­dır. Bu an­lam­da tüm dil­ler Al­lah'ın ayet­le­ri cüm­le­sin­den­dir ve hep­si eşit­tir. (Rum suresi, 22)
Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk

*

Gerçek aydının kimliği üstüne


Kur'an Hûd suresi 117. ayete göre, halkı iyilik ve ve barış için gayret gösteren bir toplum ve uygarlık batmaz, çökmez.

Bu ayeti ilişkili bulunduğu diğer ayetlerle birlikte değerlendirdiğimizde şu üç sonuç çıkıyor:

1.    Hiçbir toplum veya medeniyet, zulme sapmadan, yani yaratılış gerçeğine yabancılaşıp yozlaşmadan batmaz.

2.    Toplum ve uygarlıkların çöküşünde en büyük pay, servet ve refahla şımarmış zümrenindir.
3. Toplum ve uygarlıkların çöküşünde ikinci kötülük payı, uyarı yapma yetenek ve ehliyetine sahip olup da bunu yapmayanlardır.
Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk

*

Allah ile Aldatmak

Allah ile aldatmak;dini;çıkar,koltuk,baskı,egemenlik aracı yapan bir sanayi koludur.İşin esası bakımından ne dini vardır ne de imanı.Onun dini-imanı,Tanrısı,ibadeti hep çıkarı ve hesabıdır.
Allah ile aldatanlar dokunulmaz,eleştirilmez bir “tahakküm teolojisi” oluşturmuşlardır.Türkiye’de bu teolojiyi egemen kılmak istiyorlar ve bunda büyük ölçüde başarılı olmuşlardır.
Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, Allah ile Aldatmak

*

Çağın Gerisinde

''Yıllardan beri altını çizerek sunduğumuz mesajlardan biri de şudur: Çağ, Kur'an'ın gerisinde, biz Müslümanlar da çağın gerisinde..
Daha açık bir ifadeyle, şunu demek istiyoruz: Kur'an'ın getirdiği ve insanın yücelmesine sebep kıldığı değerleri hayata geçirmek bakımından, Müslüman olmayan dünya, Müslüman dünyadan öndedir.''

Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, Yeniden Yapılanmak, Kur'an'a Dönüş

*

10 Nisan 2013 Çarşamba

On Yedi / Ahmet Gencal


Psikolojik denemeleriyle tanınan Ahmet Gencal,  insanımızın bilinçaltında savrulan düşünce ve duygularını birinci şahıs ağzından yazmaktadır. İnsanların olduğu kadar bir toplumun da bilinçaltı olduğunu bilenler bilir.
Gencal, yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğindeki Türkiye'nin bilinçaltını usta kalemiyle çiziyor. Yazılı ve görsel basında günlerdir sergilenen, köşe yazılarında yer alan kritik  konuları dolaylı biçimde de olsa, mizahi biçimde de olsa bir denemeye sığdırabilen ustanın yazısından birkaç paragraf sunuyoruz. Eminiz ki herkes kovasını doldurabilecektir. Umuyoruz ki yararlı olacaktır.

....
Can sıkıntısına düşmek istiyorum sık sık. Boşluklarda kalayım. Matematik kanunları gerçek oluyor baksanıza… Eksi çarpı eksi eşittir artı…. Bu kadar olumsuzluklarda ve negatif yaşamda tek çare negatife çekip pozitifi bulmaktır. Bu da biraz çene biraz dirsek ile mümkün olur… Kısacık bir zaman aralığında bilinç altımızın bizi getirdiği yer aslında en acil çözüm getirilmesi gereken yerdir. Hani derler ya sınav sorularını çözerken aklına ilk gelen seçenek çoğunlukla en doğru seçenektir. Seçenekler konmak isteniyorsa önümüze eğer, Çanakkale den başlar yurdun her karış toprağında çıkabiliriz…

A.. bir de kil’ i meşhurdur Çanakkale’nin.  A kalite kil çıkar Çanakkale’den. Tarih çoğu şehirlerin üzerini taşla toprak ile kapatıvermiştir. Ancak hiçbir milletin üzeri kil ile kapatılamaz, akıllar kil ile sıvanamaz, çünkü Çanakkale de kil vardır, biz nerede kil olduğunu biliriz… Güneş Çanakkale den batmaz asla, ta ilerilerden batar, her zaman nur aydınlığı içinde olan Çanakkale eninde sonunda aydınlatacaktır yetmiş beş milyon gönlü ve gözü, yol gösterecektir, düzmece akilleri kesip adam akıllıları verecektir…

Canım sıkılıyor… Hem de çok… Aslında daha söylemek istediklerimizin başında bile değiliz. O zaman ne yapmalıyım diye düşüneceksin değil mi? Nasıl olmalı ki bu can sıkıntısı geçmeli, geç kalmadan, acil durumlarda kalmadan? Önce herkes kendi işini en güzel şekilde yapmalı. Tıpkı Japonlar gibi çalışkan olmalıyız, Hiroşima ile Çanakkale kardeş şehir ilan edilmeli… Çalışkan kelimesi yerine Çanakkale kelimesi gelmeli sözlüğümüze, o kadar Çanakkale bir millet olmalıyız ki, şu anki çalışkanlar kan revan içinde ağlarken biz Çanakkale olduğumuz için kurtarabilmeliyiz hem kendimizi hem hepimizi…

Bu kadar uyukladığımız yeter. Artık uyanık kalma zamanı, günde on yedi saat Çanakkale…

Ahmet GENCAL, İstanbul, 10. 04. 2013


8 Nisan 2013 Pazartesi

Birey mantığı da ne ?



   İnternet ne büyük bir nimet, özellikle de benim için. Dışarı çıkamıyorum; bunun sebepleri saymakla bitmez: Yaşlılık, parasızlık, bazen de keyifsizlik; çoğu zaman da eşimin rahatsızlığı… vb. nedenlerle gezemiyorum. Dört duvar arasında da durulmaz ki. Bereket internet var. İnternette dolanıp duruyorum. Dolanmaktan bazen başım dönüyor, bazen de midem bulanıyor. Bazen umutlanıyorum, bazen de… Kısaca halden hale giriyorum. Bu halleri yazmak, paylaşmak fena olmazdı. Duygu ve düşünceler yazarken artıyor. Derler ya “Sevgi paylaşınca büyür.” Tıpkı bunun gibi duygu ve düşünceler de kocaman olur. Paylaşma aşamasından önce yazma aşamasında da bu gelişmeye şahit oluyorum.
    Duygu ve düşüncelerim dağ gibi olursa altında kalırım korkusuyla yazmayacağım. “Altından kalkamadığınız işlere girişmeyin.” dersem yanlış demiş olurum. Ben bu andaki durumu aksettiriyorum…
  Şimdi düşünüyorsunuzdur. Bu girizgâh niçin yapıldı? Bu sözlerin sonu nereye varacak? Merak etmeyin hiçbir yere varacağımız yok. Makale falan da yazacak gibi değilim. Bu yazıyı okumaya başlayanların da zamanlarını da heba etmemek için internetteki gezintim sırasında okuduklarımdan yaptığım alıntıları sunacağım.
  Bu alıntılardan çıkarılabilecek derslerin sorumlusu bu çıkarımları yapanlarındır.
    Sorumluluk alamayanlar ne yazar olabilir ne de okur.

    Sabahattin Gencal, Başiskele - Kocaeli, 08. 04. 2013



İnternetten alıntılar veya bugün ne okudum?
(Ne düşündüğüm bana kalsın)

Telef olan koyun köylüyü hüzne boğdu

Kars’ın Kağızman İlçesi’ne bağlı Kötek Köyü’nde otlayan karakuş Köyü’ne ait 200 koyun yardan atlayarak telef oldu. Çobanlar, korkuyla izledikleri bu olaydan canlarını zor kurtardılar. Bir kaçı kesilen koyunların 200’ü kurtarılamadı.

120 hanelik Karakuş Köyü’nün 800 koyundan oluşan sürüsü Kötek Köyü mevkiinde 2 çoban tarafından otlatıyordu. Öndeki bir koyun sarp kayalıklardan karşı yamaca geçmek için atlayınca arkasındaki bütün sürü peşinden gitti. Ard arda atlayan koyunların bir bölümü kayalıklara çarpıp aşağı yuvarlanınca, kayalık dibinde leş yığını oluştu. Olay yerinde ölen koyunların üzerine düşen koyunlar ise kurtuldular. Koyunlardan yaklaşık 30’u ise kesilerek kurtarıldı.

 (AÇ-BA-S) GAZİ KARS / KAĞIZMAN (KHA) – ALİ ÇELİK

*
Şimşekten korkan koyunlar uçuruma atladı

Gölbaşı beldesine bağlı Mazığ bölgesinde salı gecesi etkili olan yağış sırasında oluşan şimşeğin sesinden ürkerek 200 metrelik uçurumdan atlayan 81 koyun telef oldu.

Sürü çobanı Veysi Çakır, şimşek sesinden korkan koyunların sağa sola koşmaya başladığını belirterek, "Ben tek başıma olduğum için kaçmalarını engelleyemedim. Koyunlardan biri uçuruma doğru kaçmaya başladı. İlk koyun atladıktan sonra arkasından diğer koyunlar da uçurumdan atlamaya başladı. Elimden bir şey gelmeyince koyun sahiplerine hemen haber verdim. Yetkililerden yardım bekliyoruz" dedi.
*

52 koyun, uçurumdan aşağı atlayarak telef oldu
Erzincan'da 150 koyunluk sürüden 52 koyun, uçurumdan aşağı atlayarak telef oldu. Kurban Bayramı öncesi yaşanan üzücü hadisede, sürü sahibinin yaklaşık 32 bin TL zararı oldu.
Erzincan'a 7 kilometre uzaklıkta bulunan 50 hane ve 300 kişinin yaşadığı Başpınar köyünde meydana gelen üzücü olayda, Mehmet Gün'e (35) ait 52 koyun, sürü psikolojisi ile uçurumdan aşağı atlayarak telef oldu.
*

Koyunlar niçin intihar eder?
Koyun sürü psikolojisiyle yaşar.  
Koyun, çoban ve çoban köpeği, sürü sisteminin parçaları…
Koyunlar niçin intihar eder?” Sorusunun kısa yoldan tek bir cevabı akla geliyor: ‘Koyunlar, koyun oldukları için topluca intihar ederler’. Ama uzmanlar, bu görüşün yanlış olduğunu söylüyor. Koyunlar intihar etmeyi bilmezmiş aslında.
Alışılmış söz, “Her koyun kendi bacağından asılır” der. Ama aşağıdaki örnekler her koyunun kendi bacağından asılmakla kalmayıp, başka koyunları da ölüme sürüklediğini göstermektedir.

1. Değişik çap ve ebatta koyun intiharları

Van’da 450 koyun intihar etti!

 Yıl 2005… Van’da bir koyun sürüsü topluca intihar eder… Olay, Van’ın Gevaş ilçesinde meydana gelir. Uçurumdan atlayan bir koyunu bütün sürü takip eder. Uçurumdan atlayan 450 koyun telef olur.

Bitlis’te 150 koyun intihar etti!
Üçüncü olay Bitlis’te meydana gelir. Tatvan ilçesi Kokarsu Köyü’nde  150 koyun dereye atlayarak intihar eder.  

3.Sürü Psikolojisi deyip geçmeyin
Koyun psikolojisi, sürü psikolojisi deyip geçmeyin… Bu konunun da uzmanları var. Uzmanlar öncelikle koyunların intihar edemeyeceğini, intihar etmenin insana özgü bir psikolojik davranış olduğunu belirtiyorlar.
Veteriner Fakültesi Zootekni Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Kaan İşçan, “Hiçbir koyun bir yerden atlayarak intihar etmeyi bilmez. Koyunlarda sürü davranışı vardır. Sürünün başındaki koç nereye giderse peşindekilerde öleceklerini bilseler de onu takip ederler” der.
Profesör İşcan’ın anlattığına göre ‘koyun intiharları’nın temelinde bir iletişim sorunu var. Koyun, çoban, çoban köpeği sistemindeki iletişimsizlik, ‘koyun intiharları’na yol açıyor. Temel sorun çoban ve çoban köpeği ile ‘sürübaşı koyun’un iletişimsizliği.
Çobanla iletişimi kopan ‘sürübaşı koyun’un, sürü psikolojiyle hareket eden sürüyü intihara sürüklemesi kaçınılmaz.

4.Koyunlar aslında oyuna gelmiştir
Kitleler Psikolojisi’ kitabı yazarı Gustave le Bon, “Bir veya birkaç koyunun bir şeyden ürkmesi derhal öteki koyunları da ürkütür” der. Bu tip olayların bir çoğunda ‘sürübaşı koyun’ kaza sonucu uçuruma düşünce, diğer koyunlar da onun peşinden atlar.
Yani koyunlar koyun oldukları için intihar etmiyorlar. İntihar etmek insanlara özgü psikolojik davranış. Hiçbir koyun bir yerden atlayarak intihar etmeyi bilmiyor. Biz sonuçlarına bakarak koyun ölümlerinin ‘koyun intiharları’ şeklinde yorumluyoruz.

5.Hatime: İnsanlar da bazen sürü psikolojisiyle hareket ederler
Evet insanlar da bazen sürü psikolojisiyle hareket ederler. İnsan birey olmayı bir kenara bıraktığı zaman sürü psikolojisinin parçası haline gelir. Sürü, sürüyü yöneten çobanların niyetine göre yönetilir. Sürünün parçası haline gelen insan koyunlaşırAlev Alatlı, sürüleşmeyi paçozluk olarak nitelendirir: “Paçozlukta sürüden ayrılmamak esastır: Kim ne yapıyorsa onu yapmak, kim nereye gidiyorsa oraya gitmek, kim neye rağbet ediyorsa ona etmek. Ana arter kabullere sıkı sıkıya yapışmak, açığa düşmemek.” (Alev Alatlı, Beyaz Türkler Küstüler, s.186)
Tarih’ten sosyoloji’ye, psikoloji’ye, sosyal bilimlerin çıkarımları, insanların geçmiş birikimlerden hareketle geleceklerini inşa etmelerini sağlar.
Tarih; sürüleşen insanların başına gelen ‘koyun intiharları’yla doludur.
İnsanlar, geçmişten ibret almazsa, sürü psikolojisiyle hareket ederler. Sürü psikolojisiyle hareket ederlerse,koyunlar ve danalar gibi intihar etmiş olurlar.
*
Sürü Psikolojisi ve Siyaset
Türkiye olarak sürü psikolojisi güdenlerle, gütmeyenlerin çatışmasını yaşıyoruz. Sürü egemenliğin de kazananların seçimleri ile yaşamak zorunda kalıyoruz. Sürünün gidişi tüm yurdu etkilediği gibi, sürüden yana olmayanları da etkiliyor. Sorun, burada sürüden yana olanlar da.
İnsanları bu bağlamda giriştikleri işlerin doğruluğunu sorgulamaya, inandıklarını yapmaya davet ediyorum. Koyun mantığından sıyrılıp, birey mantığına dönmeli. Hedeflerimizi, isteklerimizi bilmeli. Kendi hegemonyasında insanları ihraç edip, ikinci planda bırakanlara taviz vermemeliyiz.
Sürü mantığında, ego kavramını ayrı tutmayı bilmeliyiz. Kişilerin ego ve çıkarlarına hizmet eden siyasallarda koyun olarak yer almamalıyız. Koyun düşünseline bürünmek, kendini ifade edememenin, hakkını aramamanın ta kendisidir. Bir canlı yaşadığını varsayıp, haklarını göz ardı ediyor, bile bile hala aynı şeyleri destekliyorsa, koyunluk kanına işledi demektir.
*

Sürü insanı

Büyük adam nerede ve ne zaman küçük adam olacağını bilir. Küçük adam ise küçük olduğunun farkında değildir ve bunun farkına varmaktan da korkar." Wilhelm Reich
Sürü psikolojisi; kişinin kendisine gelebilecek soyut ya da somut zararı en aza indirmek için bir gruba yakın durup, onlarla aynı davranışı sergilemesi durumu olarak tanımlanabilinir. Sürü halinde ailede ve toplumda asalak tipi yaşayan, birey olamamış güruhun güven ihtiyacı da fazlacadır. Hayatının öznesi olamamış, silik şahsiyetler sayıca çoklukta mutluluğu ararlar.
Sürü rüzgârın estiği yöne göre kendini konumlandırır. Aşırı derecede pragmatisttir. Değer, prensip, ilke gibi sözcükler lügatinde bulunmaz ve zerre kadar haz etmez. Yoz ve yetersizdir.
Berk Yüksel
*
Sürü Psikolojisi
Birey ya da kitlenin sürü psikolojisi ile davranışlarını kontrol edemez hale getirilmesi ve bilinçsiz hareket etmesi manipülasyon olarak adlandırılmaktadır. Biçimlendirilmiş kişiliğe dönüştürme, uzaktan isteklendirme, aldatma, dolandırma ve yönlendirme için günümüzde insanlar yoğun olarak manipüle edilmektedirler. Kendi bilincini başkasına egemen kılma çabasında, aldatmak ve dolandırmak için etkileme ve yönlendirme ile davranış değişikliği ve savunma boşlukları oluşturulur. Finansal manipülasyon, bilerek ve isteyerek finansal bilgileri yapay şekilde değiştirmek suretiyle yatırımcıları aldatmayı veya dolandırmayı amaçlayan davranışlardır. Bankerlere paralarını kaptıranlar, titan zinciri halkasına katılanlar buna iyi birer örnektir.
Dr. Cahit Karakuş
*****