13 Nisan 2013 Cumartesi

Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk'ün yazılarından seçmeler (4)


                                                           







Yaratıcı ruhların leylası
31 Aralık 2015

Bütün davası ve uğraşı, çamura ve tarihe gönül tohumu ekmek olan yaratıcı ruhun, özlemini çektiği ama elde edemediği bir ‘Leylası’ vardır. Yaratıcı ruhun Leylası asla ele geçmez bir Leyla’dır. Ele geçseydi yaratıcı ilhamların kaynağı olmazdı zaten.
...
*

Mehmet Akif’ te şiir, ötesi ve berisi
30 Aralık 2015

Şiirin sultan ustalarından biri olan Mehmet Akif, ölümsüzlüğünün belgelerinden biri olan bir dörtlüğünde şöyle diyor:

“Şi’r için gözyaşı derler, onu bilmem, yalnız
Aczimin giryesidir bence bütün âsârım.
Ağlarım, ağlatamam, hissederim, söyleyemem;
Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzarım.”

İslam’ın büyük vicdanı Akif, bir şair duygusallığı içinde böyle söylüyor. Zirvesinde oturduğu şiir sanatı adına eşsiz bir tevazudur bu... Gerisini edebiyatçılar tartışsın.
...
*
‘Çamura gönül tohumu atmak’
24 Aralık 2015

Kur’an düşüncesinin son beş yüzyılda yetişen en büyük vicdanı ve temsilcisi olarak gördüğüm Pakistanlı dahi şair-filozof Muhammed İkbal, bir yerde şöyle diyor:
“Yaşamak ve çalışmak, çamura gönül tohumu atmak demektir.” (Cavidnâme, Farsça metin, beyt: 554)
Hiçbir tevazu aktörlüğüne girmeden şunu söyleyeceğim:
İkbal’in bu tespiti doğruysa bu satırların yazarı olan bendeniz, gerçekten yaşıyorum. Hem de adam gibi yaşıyorum. Çünkü yaklaşık otuz yıldır, Anadolu topraklarına, hatta Japonyadan Rusya’ya, İsveç’ten İran’a kadar dünyanın birçok toprağına gönül tohumu atmaktayım. Büyük ıstıraplara, zulümlere, küçümsemelere, aymazlıklara, kıskançlıklara rağmen...
...
*
Dinde akıl-iman ilişkisi
30 Kasım 2015

Kur’an tefekkürünün anıt isimlerinden ve İslam dünyasında akılcılığın öncülerinden İzzüddin bin Abdüsselam (ölm. 660 /1262) muhteşem tespitlerinden birini şöyle ifadeye koyuyor:
“Dinin makul olan yanı var, menkul olan yanı var.”
Menkul (rivayete dayalı) olan yana genellikle ‘tarihsel din’ denmektedir. Makul yani rasyonel yan ise tarih ve zamanüstüdür.
Aydınlanmanın büyük Alman filozofu Kant (ölm. 1804) dinin rasyonelliğinin göstergesi olarak ahlakı öne çıkarıyordu. Ona göre, ahlak üretmeyen bir din, fetişizm ve putçuluktan başka bir şey değildir.
...
*
Kur’an mesajının 2 ayağı
16 Kasım 2015

Önce meselenin ana dayanağı olan Kur’ansal beyyineyi görelim: “De ki, ‘Ben size, bir tek şey öğütlüyorum: Allah için ikişer ikişer, teker teker kıyam edin/ayağa kalkın, sonra da derin derin düşünün!” (Sebe’, 46)
Demek ki, Kur’an mesajı iki ana öğüt taşır:
1. Allah için kıyam yani ayağa kalkmak
2. Tefekkür yani derin derin düşünmek.
Ayette kullanılan omurga kelimeler kıyam ve tefekkür sözcükleridir. Kıyam, ayağa kalkmak, kendini ortaya koymak ve bir işi gereğince yapmaktır. Tefekkür ise fikir kökünden bir fiildir ki derin derin, iyice gayret göstererek düşünmek demektir.
Tefekkür öyle sıradan düşünmek değildir, kendini zorlayarak, tüm gayret ve becerisini ortaya koyarak, derin derin düşünmektir. Bu haliyle tefekkür felsefî düşünceyi ifade eder ki zaten günlük dilde tefekkür de felsefî düşünce anlamında kullanılmaktadır. Filozoflara mütefekkir dendiği gibi, felsefî düşünceye yetenekli âlim ve aydınlara da mütefekkir denir.
Tefekkür öyle yığma bilgiyle olmaz. Tefekkür, yığma bilgileri kullanarak ufuk açan yeni sentezler yaratan benliklerin harcıdır. Kur’an işte bunu istiyor; mensuplarının böyle düşünmesini emrediyor
...
*
Atatürk’e kurulan ortak tuzak
21 Eylül 2015

Tarihin bu en şaşırtıcı ve en kahpe tuzağı, saltanat dincileri (Yezit ve Dürrîzade torunları), dinsizler (inkârcı, Marksist, liberal kitapsızlar) ile Ehlisalîp hizmetkârı (Batıcı-kiliseci hainler) ve Damat Ferit torunlarının birlikte kotardıkları bir tuzaktır. Tuzağın ortak amacı, Gazi Mustafa Kemal’i dinsiz gösterip onun, insanlığın önüne koyduğu akılcı, antiemperyalist, zulüm düşmanı, mazlum milletlerin tam bağımsızlığını isteyen reçetesini etkisiz kılmaktır.
Batı kodamanlarının bu reçeteden korkusu, azrailden korkularından daha büyüktür. Bunun içindir ki, haçlı emperyalizm, bu ortak hıyanet ve namussuzluğa bütün imkânlarıyla destek vermektedir. Açıktan veya örtülü biçimde... Çünkü emperyalist kodamanların Müslüman Doğu’nun zengin kaynaklarını rahatça sömürmelerinin önündeki en büyük engel Gazi Kemal dehasının üretip hayata geçirdiği muhteşem reçetedir.
Gazi reçetesinin en hayatî unsurları, tam bağımsızlık ve tam akılcılıktır.
Tam bağımsızlık haçlı emperyalizmi rahatsız ediyor. Saltanat dinciliği ise hem tam bağımsızlıktan rahatsız hem de tam akılcılıktan. Reçetenin dincilerle emperyalistlere destek veren hain zağarlarla kırıntı toplayan finoları rahatsız eden yanı ise Gazi fikriyatının egemen olması halinde kendilerine yemlenip yallanma imkânı kalmayacağı kaygısıdır. Büyük Akif bu ciğeri bozukları tanıtmıştır:
“Şimdi Allah’a söver, sonra biraz bol para ver,
Hiç utanmaz, protestanlara zangoçluk eder!
...
*
‘Güdümlü kültür’
01 Temmuz 2015

Güdümlü kültür’ veya ‘gemlenmiş kültür.’
Deyim, personalist Fransız filozofu Emmanuel Mounier’nin, ‘culture dirigée’ deyiminin karşılığı...
Mounier (ölm. 1950), bu deyimi, bireyin yaratıcılığına hayat hakkı tanımayan rejimlerin, özellikle komünist ve faşist sistemlerin kültür, sanat, hukuk, düşünce ve eğitim anlayışlarını ifade için kullanmıştır. Böyle bir anlayış, Mounier’e göre, toplumun en kemirici musibetlerinden biridir.
Ne ilginçtir ki, Mounier, hür toplum idealini bizzat kendisi zedeler. Ona göre, ideal toplumda tek ve resmî din, Katoliklik’tir. Bundan daha ilginç bir nokta da şudur:
Ateşli bir Katolik olan Mounier, felsefesine ters düşme pahasına tek din saymakta ısrar ettiği Katoliklik’in kilisesi tarafından ‘Katoliklik’e ters düşmek’le itham edilmiş ve aforoza uğramıştır. Neden? Şundan: Mounier, Katolisizmin, hayatın yeni ihtiyaç ve şartlarına göre gözden geçirilmesini öneriyordu. Görüyorsunuz; dincilik, kendisine tam teslimiyet olmadan hiç kimseyi hoş görmez. Hele bir de engizisyon dinciliği olursa. Arapçı Emevî ve Abbasî dinciliği İmamı Âzam gibi eşsiz bir dehayı bile affetmedi; katletti.
Fikir ve kültür hayatının güdüme alınmasından doğan rahatsızlığın tahribi; yaratıcı faaliyetin merkezi olan bireyin robotlaştırılmasından, iğdişleştirilmesinden, uşaklaştırılmasından kaynaklanıyor. Böyle fertlerden oluşan bir toplumda riya, sahtekârlık, güvensizlik, tutarsızlık, cücelik egemen olur. Bunların egemenliği ise karmaşa, bunalım ve nihayet kavga ve yıkımı kaçınılmaz kılar.
...

*



Devrim Kitaplar

Birkaç dilde yayınlanmış 60 küsur kitabımı bir kenara koyuyorum. ‘Allah İle Aldatmak’, ‘Arapçılığa Karşı Akılcılığın Öncüsü İmamı Âzam’, ‘Mâûn Suresi Böyle Buyurdu’, ‘Kur’an Penceresinden Kurtuluş Savaşına Bir Bakış’ adlı eserlerim, İslam düşüncesinde, özellikle Türk-İslam düşüncesinde birer devrimdir. Bunun böyle olduğu, yerli ve yabancı araştırıcılar tarafından da kabul ve itiraf edilmiştir. Bu eserler, Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer’in, ‘Allah İle Aldatmak’ kitabı vesilesiyle söyledikleri gibi, “Cumhuriyetin bugüne kadar yazılmamış manevî manifestosunu vücuda getiren eserlerdir.”
Yine hakkım ve görevim olarak söyleyeyim: Bu eserler, ‘Cumhuriyet devriminin eksik kalan diğer yarısı’nı tamamlayan eserlerdir. Bu eserler, bundan yetmiş-seksen yıl önce yazılmalıydı, yazılmamıştır, yazılamamıştır. Bu eserler kitlesel planda okunup hazmedilmeden Cumhuriyet devrimi gerçek rayına oturamaz ve emperyalizmle karanlığın işbirliği tarafından tezgâhlanan tehditlere açık olmaktan kurtulamaz. Ben bu gerçeği bir iman ve aydınlık emaneti olarak tarihin ve Tanrı’nın huzurunda halkımın vicdanına iletiyorum. Zamanın yanılmadığımı göstereceğinden de emin bulunuyorum.
Bu devrim kitaplara bir yenisi eklendi. Tam adıyla verelim: ‘Din Maskeli Allah Düşmanlığı: Şirk’. Adı bile ürpertici. Ve bu ad, Kur’an’dan alınmıştır.
Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk

*

Şirk nedir? Şirk neden en büyük günahtır?

Şirk ve şirket, ortaklık demektir. Aynı kökten gelen şerik ise ortak demektir. Kur’an bu şerik sözcüğünün çoğulu olan şüreka kelimesini Allah’a ortak koşulanlar anlamında defalarca kullanmaktadır. Şirke bulaşana müşrik denir. Çoğulu müşrikun veya müşrikin sözcükleridir.
Kur’anın bir numaralı düşmanı, hatta tek düşmanı şirktir. “Şirk gerçekten çok büyük bir zulümdür.” (Lukman, 13) Şirk bütün zulümlerin anasıdır. Allah’a karşı en büyük ihanet ve kahpelik de şirktir. Bunun içindir ki Allah, günahları affedeceğini yüzlerce kez tekrarlamakta, şirk dışındaki sürçmelerin (küfür de dahil) affedilebileceğini söyleyerek İslam Dini dışında kalanlara da ümit ve ufuk açmaktadır ama söz şirke geldiğinde, tavrını birden değiştirip şirke batık olarak ölenlerin ebediyen kurtulamayacağını hükme bağlamaktadır. (bk. Nisa, 48, 116)
Bu böyle olduğu içindir ki biz “Kur’an Mümini” sıfatıyla şunu duyurmak borcunda olduğumuzu düşünüyoruz: İslam’ın yozlaştırılmasında temel olumsuzluk, tevhidin bilinmemesi değil şirkin bilinmemesi oldu. İslam’ın bir numaralı yozlaştırıcıları olan Emeviler, tevhidin öğretilip öğrenilmesini engellemediler; şirkin doğru tanınmasını engellediler. Bu da Müslüman kitleler için en büyük felaket oldu.
Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk

*

Dil

Hiç­bir dil din­sel an­lam­da, öte­ki­ne gö­re da­ha kut­sal ve­ya da­ha üs­tün de­ğil­dir. Kut­sal olan, Al­lah'ın gön­der­di­ği buy­ruk­lar, vah­yet­ti­ği ger­çek­ler­dir. Dil, bu ger­çek­le­ri ilet­me­nin bir ara­cı­dır. Bu an­lam­da tüm dil­ler Al­lah'ın ayet­le­ri cüm­le­sin­den­dir ve hep­si eşit­tir. (Rum suresi, 22)
Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk

*

Gerçek aydının kimliği üstüne


Kur'an Hûd suresi 117. ayete göre, halkı iyilik ve ve barış için gayret gösteren bir toplum ve uygarlık batmaz, çökmez.

Bu ayeti ilişkili bulunduğu diğer ayetlerle birlikte değerlendirdiğimizde şu üç sonuç çıkıyor:

1.    Hiçbir toplum veya medeniyet, zulme sapmadan, yani yaratılış gerçeğine yabancılaşıp yozlaşmadan batmaz.

2.    Toplum ve uygarlıkların çöküşünde en büyük pay, servet ve refahla şımarmış zümrenindir.
3. Toplum ve uygarlıkların çöküşünde ikinci kötülük payı, uyarı yapma yetenek ve ehliyetine sahip olup da bunu yapmayanlardır.
Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk

*

Allah ile Aldatmak

Allah ile aldatmak;dini;çıkar,koltuk,baskı,egemenlik aracı yapan bir sanayi koludur.İşin esası bakımından ne dini vardır ne de imanı.Onun dini-imanı,Tanrısı,ibadeti hep çıkarı ve hesabıdır.
Allah ile aldatanlar dokunulmaz,eleştirilmez bir “tahakküm teolojisi” oluşturmuşlardır.Türkiye’de bu teolojiyi egemen kılmak istiyorlar ve bunda büyük ölçüde başarılı olmuşlardır.
Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, Allah ile Aldatmak

*

Çağın Gerisinde

''Yıllardan beri altını çizerek sunduğumuz mesajlardan biri de şudur: Çağ, Kur'an'ın gerisinde, biz Müslümanlar da çağın gerisinde..
Daha açık bir ifadeyle, şunu demek istiyoruz: Kur'an'ın getirdiği ve insanın yücelmesine sebep kıldığı değerleri hayata geçirmek bakımından, Müslüman olmayan dünya, Müslüman dünyadan öndedir.''

Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, Yeniden Yapılanmak, Kur'an'a Dönüş

*

4 yorum:

  1. Merhabalar Sabahattin Hocam,

    Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk'ü de sürekli izler ve takip ederim. Onun da İslam dini ile ilgili saptamalarının büyük bir kısmında isabet vardır. Ancak, onun şu son zamanlarda Show tv. de Saba Tümer ile yaptığı proğramlarda ilim adamlığına, yaşına ve başına yakışmayan davranışları ilmine değil de şahsına gölge düşürmektedir. Herkes ilmin kıymetini bilemez. İlmin kıymetini bilmeyenler, onun bu davranışından dolayı şahsına duymadığı gibi ilmine de saygı duymaz. Bir insanın şahsi ve ilmi değerlerini ayrı ayrı değerlendirecek insanımız çok azdır. Yaşar hocanın bu nedenle tevhid inancına verdiği değeri koruyabilmesi için davranışlarına dikkat etmesi gerekiyor. Bizim yöremizde şöyle bir atasözümüz vardır: "Okur alim, tutmaz zalim" diye. Bu atasözü, her ne kadar bire bir örtüşmese de birazcık Yaşar hocaya da atfedilebilir. Ben bu yorumu yazmakla birlikte Yaşar hocaya gıybet etmiş oldum. Allah beni affetsin.

    Bu yararlı paylaşımınız için teşekkürlerimi sunarım.

    Selam ve dualarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Görüşünüze katılıyorum. Gerçekten herkes ilmin kıymetini bilemez. Ancak Diyanet İşleri Başkanlığında görevli değerli ilahiyatçılarımızın Öztürk'ün ileri sürdüğü düşüncelere açık ve anlaşılır bir açıklama getirmemelerini veya getirememelerini anlayamıyorum.
      Yorumunuz, elbette Yaşar Hocaya gıybet değildir. İlim adamının kullanması gereken dil ve hareketlerine bir gönderme yapmış oldunuz. Bu hususu ben de çok düşündüm. Ama Yaşar Hoca Kur'an söylemini kullandığını söylüyor ve az bile söylediğini ifade ediyor. Tabii, ben bu hususları değerlendirebilecek durumda değilim. "Eğrisiyle doğrusuyla" yazılarına köprü kuruyoruz.İnşallah yararlı olur.
      Hayırlı günler dileğiyle.


      Sil
  2. Merhabalar Sabahattin Hocam,

    "Diyanet İşleri Başkanlığında görevli değerli ilahiyatçılarımızın Öztürk'ün ileri sürdüğü düşüncelere açık ve anlaşılır bir açıklama getirmemelerini veya getirememelerini anlayamıyorum."

    Tabi anlayamazsınız sayın hocam. Yaşar hocanın dedikleri çok doğrudur. Ama diğer tarafta atalarımızdan miras kalan 1000 yıllık bir diğer İslam dini vardır. Birden bire onu nasıl terk edebilirler ve birden bire nasıl ondan vazgeçebilirler ki... Bu konuda ilim tahsil etmiş bir çok ilim adamı konuyu biliyor, ama kimse Y.Nuri Öztürk, Hüseyin Atay ve Süleyman Ateş vb. işin doğrusunu açıklama cesaretinde bulunamıyorlar.

    Yüce Allah'dan, iyi niyet ve ihlasla çalışan ilim adamlarımızı başarıya ulaştırmasını niyaz ederim.

    Selam ve dualarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Tekrar ziyaretiniz ve açıklayıcı yorumunuz için teşekkür ederim.
      Kur'an-ı Kerimi anlama çabasındayız. Bu konuda bizlere yardımcı olanlardan Allah razı olsun.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil