16 Mart 2013 Cumartesi

Kanalım, Kanmayalım

celi-sulus-serbest-harf-kompozisyon-calismasi/

Sabah sabah internetteyim. Daldan dala atlıyorum. Yazılar, görseller iç konuşmamı tetikliyor sadece. İç konuşmalarımı yazıya dökmem öyle kolay değil. Aslında kolay da yayınlamak yararlı değil. Öyle ya okuyucunun odaklandığı konuları dinamitlemeye hakkımız yok.
Bu dinamitleme sözü de nerden çıktı diye sormayın.  Ben de bilmiyorum. Parmaklarım klavyede özgürlük arıyor olmasın. Ya da…
Uzatmadan yazayım. İşin doğrusu şu: Erken saatte internede girdim.  Celi sülüs sanatı ile ilgili yazılar okudum. Bu arada kalemi hiç kullanmadığımızı düşündüm durdum. Eskiden böyle miydi? Okullarda güzel yazı dersleri de vardı. “Şair ve yazar arkadaşım Kazim Memiç,  Yazısı güzel olanın kendisi de güzel olur.” derdi öğrencilerine. Ben de az önem vermezdim yazı çalışmalarına. Geleneksel sanatlar üzerindeki çalışmaları elbette takdir ediyorum; ama okullarımızda yazı çalışmaları üzerinde birazcık durabilsek iyi olacak gibime geliyor.
( Klavye ile yazmanın da güzel yanları var. Örneğin satır aralarına ek yapabiliyorsunuz.  Birkaç cümle ekleyelim: Yazıdan söz ederken ilköğretmen okulunda gördüğümüz yazı dersleri aklıma gelmişti. O günlerin duyguları içimi sarmıştı. Bu yazımı bitirdim. En sonda tarih yazdım. Sonra 16 Mart’ın öğretmen okullarının kuruluş yıldönümü olduğunu hatırladım. Bu da güzel bir rastlantı değil mi. Bu rastlantıyla yazıyı yeniden yazmak vardı, ya da yazı sonuna not düşmek . Biz satır arasına yazmayı yeğledik. )
İnternette öykü üzerine, şiir üzerine yazılar da okudum. Bunların da iç konuşmaların biçimlendirilerek su yüzüne çıkanlar olduğunu yazanlar da var.
Acaba doğru mu yazılanlar? diye düşünüyorsunuz ister istemez. Düşünüp dururken, başka biçimde söyleyelim; düşünerek konudan konuya geçerken  bir yazı çıktı karşıma. Böyle de yazılmaz ki demeyin. Belli bir konu, belli bir yazar falan aradığım yoktu. Tamamen rastlantı. Şimdi de yazı insanın karşısına çıkmaz mı diyeceksiniz. İsterseniz ekrandan zihnime aktığını düşünün. Ya da hiçbir şey düşünmeden şu alıntıyı okuyun:
“Bilinçlenme Yolunda…
Bilinçlenme yolculuğunu ele aldığım bu yazı dizisinde, bir yandan düşünüp bir yandan sohbet etmeyi umuyorum.
Fazla iddia taşımaksızın diyebiliriz ki, bütün insanlığın çalışmalarına temel oluşturmuş olan etkenler; soru zanaatı, öykü zanaatı ve el zanaatıdır.  C. Estes’e göre tüm bunlar bir şey yapar ve o bir şey ise ruhtur. Yeterince yakınlaşırsak bunların, eski yaraların kabuklarını yumuşatmak, onlara merhem sürmek, yenilerini önceden görmek, böylece ruhu gerçek dünya için görünür kılan eski becerileri yeniden canlandırmak için kullanılan somut yöntemler olduğunu görebiliriz.” ( http://sibelatasoy.com/?p=10458 )

Biz de farkında olmadan el sanatlarından başladık, öykülerle ve de sorularla devam ettik. Açık deyişle öyle zannedildiği gibi fazla dağıtmadık; bilinçlenme yolunu işaret etmiş olduk.

Bazen böylesine, gelişi güzel yazıldığı sanılan, parmakların klavye üzerinde dolaşmasıyla oluşan yazılar planlı, oturaklı yazılardan daha yararlı oluyor gibime geliyor. Kendimi mi kandırıyorum?

Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli, 16. 03. 2013

2 yorum:

  1. Merhabalar Sabahattin Hocam,

    Hiç de kendinizi kandırmıyorsunuz. Gerçekten gelişigüzel klavyede raks eden parmaklar harika bir şeyler çıkardığının farkına yazı bitince varıyor.

    Sizi kutlarım. Çok güzel, keyifli ve zevk alarak okunacak bir makale olmuş.

    Selam ve dualarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Hayırlı günler dilerim.

      Sil