31 Aralık 2012 Pazartesi

Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk

   Prof. Dr. Yaşar Nuri  Öztürk

(d. 22 Haziran 1951, Sürmene-Trabzon)
Türk ilahiyat profesörü, felsefeci, tasavvufçu,
hukukçu, yazar, eski milletvekili



                                                                                                                                                               

Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk'ün Kuran-ı Kerim'le ilgili çalışmaları



Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk



   
Alak Suresi

***
Kur'anı Kerime göre Cennet





Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk İmam-ı Azam Ebu Hanefi'yi anlatıyor



Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk


  • (Dinle)
    İmam-ı Azam                             
            (Sıra dışı)                   01   02   03   04    05   06   07   08   09  10   

    Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk aydınlatıyor (sesli)



    Yaşar Nuri Öztürk
    çeşitli kanallarda sorulanları cevaplandırıyor...
    (Videolar)

        


    Mustafa İslamoğlu ile          01    02   03   04   05   06   07   08   09  10
                                             11    12   13   14  15


    İmam-ı Azam                             
            (Sıra dışı)                   01   02   03   04    05   06   07   08   09  10       
           
            
             
    Yerden göğe                    01   02   03   04     05    06    07    08    09



    Saptırılan Din (Teketek)
    1. Miraç, Kadir Gecesi
    2. Miraç, dinin manifestosunun yanlış düzenlenmesi
    3. Miraç, uydurmalar
    4. Mescidi Aksa, tarihi belgeleri tahrif
    5. Miraç, ilk kıble
    6. Camide Peyganberimizin uygulaması dışında ibadet ihtas edilemez, Mevlid
    7. Kadir Gecesinin yanlış anlatılması
    8. Miraç, peygamberlerin rüyası
    9. Salad ve namaz kavramları, Emevi melaneti
    10. Bütün vahiyler bu alemde geldi, Cevşen
    11. Örf dinini Kur'anın üzerine oturttular
    12. Mukaddes Emanetler
    13. Ne dediğini anlayarak ibadet
    14. Tevhidde tahribat
    15. Diyalog adı altında tahrifat
    16. Örtünme, adetler, şirk
    17. Allahı tanımak
    18. Cennete kimler gidemeyecek?
    19. Oruç, ibadet zamanları
    20. Melamet
    21. Tekkelerin bozulması
    22. Alkollü içkiler
    23. Beşerin zaaffları
    24. ?

    Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk aydınlatıyor (düz yazıları)

     
     Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk
    Çeşitli gazetelerde yazdığı  yazılardan 

    Çeşitli yazılarından...      
  • Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk'ün yazılarından seçmeler 3



    Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk

    Kitaplık Çapta Tespitler
    …..
    Bu dâhi insanla (Prof. Dr. Hüseyin Atayla) her sohbetimde olduğu gibi bu sohbette de yepyeni fikir ufukları açan tespitler kondu ortaya. Bunların birkaçına temas edeceğim:

    Bugün 'İslam' adı altında ortada birkaç din var: Ulemanın dini, tarikatların dini, saray sofralarında oluşturulmuş din ve nihayet Kur'an'ın dini. Bu İslamların bugün en az itibar göreni, hatta bazı zeminlerde hiç itibar görmeyeni, 'Kur'an'ın dini' yani gerçek İslam'dır. Müslümanların iki yakalarının bir araya gelmemesinin sebebi de işte budur.

    Kur'an, yanlışları tek tek sıralamak yerine, doğruyu bulmada akıl ve ilmi rehber yapar: Eski kutsal metinler, yanlışları ve doğruları tek tek sayar. Kur'an, böyle saymak yerine, doğruları bulmanın zaman ve mekân üstü rehberini gösterir. Bu rehber, akıl ve onun ürünü olan ilimdir.

    Kur'an, dini ilme denetletir ama ilmi dine denetletmez: İnsanlık tarihinin en büyük devrimidir bu. Yahudi-Hıristiyan gelenek bunun tam tersini yapmıştır. Ne yazık ki, Müslümanlar, Kur'an'ın yolundan gitmek yerine, Yahudi-Hıristiyan geleneğin yolundan gittiler ve mahvoldular.

    Kur'an, imana noksanlık ve çirkinlik izafe eder ama ilme hiçbir çirkinlik ve noksanlık izafe etmez: Kur'an, ilmi kutsalların kutsalı, kutsallıkların denetçisi ve rehberi yapmıştır. Onun için tek mürşit ilimdir.

    Sahabenin eleştiri üstü tutulması, peygamber yaşadığı sürecedir: Çünkü Peygamber yaşarken sahabede bir yanlışlık olsa Peygamber onu düzeltir; bize düşen bir şey olmaz. Peygamber'in ölümünden sonra ise bütün sahabîler eleştiriye açıktır, eleştirilirler. Özellikle kamu görevi yapanları mutlaka eleştirilmelidir; çünkü eleştirilecek birçok iş yapmışlardır.


    Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, Hüseyin Atay ile sohbet
    *
    Şekil ve Öz
    …..
    Şekil-öz ayırımı, insan için de geçerlidir. İslam Peygamberi: “Bedenleriniz sizin bineklerinizdir. Onlara iyi bakın ki, sizi iyi taşısınlar” diyor. Beden çirkin değildir. Onu hor göremezsiniz. Ama süvariye tanınan onuru bineğe tanımak akıl işi olmayacaktır. Bu yüzden, Kur’an, insanın yüceliğini ve üstünlüğünü şeklin uzantıları olan renk, ırk ve nesepte yani, binekte aramaz; insanın niyet, hizmet ve sevgisinde yani, özde arar. Değerlerin kaynağı, binek değil, süvaridir.
    Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk
    *
    Şimdi Mustafa Kemal'e ihanet zamanı!
    …..
    Ucuz şövalyeyi cepheye sürmek için belli ki yine ‘İslam’ kullanılacak ama bu sefer İslam’ı İslam’a karşı kullanmak söz konusu olduğundan haçlı iblisliği bile çare bulmakta zorlanıyor.

    Nasıl yapacaklar bunu?

    Önce, bir numaralı direnç noktası olabilecek değerleri yıkmak, Türkiye’nin ve Türk insanının omurgasını kırmak lazım. Omurga, Türkiye’yi farklı kılan Kemalist mirastır. Onu işe yaramaz hale getirmek gerekiyor. Onun petrolden daha güçlü olduğu anlaşılmıştır. Petrolün işini bitirdiler ama Kemalist mirasın işini bitiremiyorlar.
    …..
    Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk
    *
    Diyanet teşkilatı
    .....
    Diyanet Teşkilatı, hurafeye karşı bilgilendirici, bilinçlendirici, irticaya karşı ise uyarıcı ve mücadele edici bir yapıya ulaştırılmalıdır.
    Ne yazık ki, bugünkü Diyanet Teşkilatı, İslam'ın gerçek yapısıyla, evrensel-hümanist değerlerle çelişen ve çatışan, geleneksel hurafeci din anlayışının hoşnutluğunu öne çıkaran idarei maslahatçı bir yapıdadır.
    Diyanet, bir mezhebin kurumu olmaktan çıkarılmalıdır. Diyanet, Türkiye?de sadece Hanefîlik'in değil, tüm Müslümanların Diyaneti haline getirilmelidir.
    Müslümanların Diyaneti, İslam'ın vahye dayalı gerçekleriyle uyuşmayan bir din anlayışını yaşatmanın kurumu olarak sürdürülemez.
    Bu yapı âcilen ıslah edilmelidir. Diyanet, bir meslek kuruluşu olmaktan çıkarılmalıdır. Bunun için de dinin bir meslek olmadığının açıkça söylenmesi ve dindarlığın bir meslek olmaktan çıkarılması gerekir. Din, tüm insanları kavrayan, kucaklayan bir tanrısal rahmet ve sevgi kurumudur.
    Kaynak

    Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk
    *
    Muhammed İkbal ve Mollaizm
    İslam'ın Kuran'a dayalı yapısını dejenere ederek geleneklere ve çıkarlara dayalı bir sömürü dini oluşturan ve bunu ‘‘İslam’’ patenti altında insanlığın önüne çıkaran karanlık-egoist tipi İkbal, ‘‘molla’’ diye anmakta ve onu Allah'ın dinine musallat olmuş illetlerin en büyüklerinden biri olarak görmektedir. Bu illetin oluşturduğu sahte din, ‘‘İslam’’ diye anılsa da o esasında, Kuran'ın dini değil, bir ‘‘mollaizm’’dir. İkbal'in iki büyük mürşidi olan Hallac ve Mevlana tarafından da şiddetle eleştirilen bu tip, Türk düşüncesinde İkbal'in benzeri bir işlevi üstlenmiş olan Mehmet Akif tarafından da ağır biçimde eleştirilmiştir. Akif de, tıpkı ülküdaşı İkbal gibi, bu karanlık tipi, Kuran dininin patentini kullanarak Kuran dışı bir sömürü ve kin dini kurmakla suçlamaktadır.
    Devamı
    Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk
    *
    Muhammed İkbal
    21 Nisan, şair-düşünür Muhammed İkbal'in ölüm yıldönümüdür. 1938'de öldü İkbal. İkbal, ortak kanıya göre 20. yüzyılın, bana göre son yedi yüzyılın en büyük İslam düşünürüdür. Ben ona, ‘‘Kuran dininin vicdan adamı’’ diyorum. Ve şunu söylüyorum: İkbal'i tanımadan İslam adına mutlu ve başarılı bir gelecek kurmak çok zordur. İkbal, bunu söylememizi haklı gösterecek bir çile çekti ve bir ‘‘eser’’ bıraktı. Bu çileyi çekip bu eseri bırakırken İkbal'in bir tek düşmanı ve belası olmuştur: Kuran dinini keyfine, beyinsizliklerine ve çıkarlarına alet ederek yozlaştıran ve dünyanın önünde rezil eden dinci karayobaz... Yani, İslam'ın ve Müslümanlar'ın 12 asırlık kara belası ve kara talihi... Bugün Müslüman ve gayrimüslim kitlelerin ittifakla ‘‘yüzyılın en büyük Müslüman düşünürü’’ diye anıp yücelttiği İkbal, daha düşünce hayatının ilk günlerinde, kara bela karayobaz tarafından resmi fetva ile ‘‘káfir’’ ilan edilmişti.
    Devamı
    Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk
    *
    Dinci servetlerin kaynakları

    Türkiye’de ‘Allah ile aldatmayı din-iman ve meslek haline getirmiş dinci taifenin servetlerinin tamamına yakını Maun ihlalleri ile yani ‘kamu haklarının, devlet hazinesinin talanı’ ile edinilmiştir. Kur’an bu tür talan suçlarına ‘gulûl’ (kamu malına hıyanet) demekte ve bu suçu işleyenlerin imanlarının yok olup gittiğini bildirmektedir. Bu konu üzerinde ayrıca duracağız...

    Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk
    *
    Batı çapulculuğu Atatürk ve Doğu maneviyatı

    ABD dış politikalarının filozofu, rota çizicisi ve CIA’nın beyin adamlarından biri olan Samuel Huntington, medeniyetleri çatıştırmaya ve Doğu’nun Batı uygarlığından yararlanmasını engellemeye me- mur edilmiş bir istihbaratçı-bilgindir. Huntington’a göre, Batı’nın bugün temsil ettiği değerler sadece Batı’nındır; dünyanın ortak malı değildir. Batı bu değerleri üretmede tek olduğu gibi, bunlardan yaralanmada da tek hak sahibidir. Bu değerlerden yararlanan ötekiler, bunun faturasını ödemek zorundadırlar. Bu değerlerden Batı’ya fatura ödemeksizin yararlanmak kimsenin hakkı ve haddi değildir.
    İslam dünyası, Haçlı Batı’ya tüm servet kaynaklarını verse de (ki büyük ölçüde vermiştir) bu olgu değişmez.
    Batı’nın tüm diplomasi kodamanlarının ortak kanaati olan bu sav, bu egoizm, teoride Muhammed İkbal, uygulamada ise Atatürk tarafından kırılmıştır. Büyük Atatürk şunu göstermiştir:
    Evrensel bilim ve fikir değerlerinin esas sahipleri Doğululardır.
    Atatürk bu değerlere ‘maneviyat’ diyor ve ‘Doğu maneviyatı’ tâbirini gündeme getiriyor.
    Atatürk’e göre, biz esasında Doğu maneviyatına bağlıyız.

    Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk
    *
    Kurtuluş Savaşı’ndan intikam alıyorlar

    Bir kez daha tüm ciddiyet ve inancımla tekrar etmek istiyorum ki, emperyalist Haçlılar; İslam âlemi diye anılan dünyaya gelip Kâbe’nin yıkılması şartıyla Anıtkabir’i yıkmayı teklif etseler, gözünü kırpmadan “Evet!” diyebilecek ‘Müslüman’ yaftalı pek çok imansız alçak bulurlar.
    Kurtuluş Savaşı’nı kirletme operasyonu, ABD ve İngiliz gizli servisleriyle eşgüdümlü çalışan Haçlı strateji merkezlerinin çizdiği rota ve belirlediği program çerçevesinde çok sinsi ve şeytanî bir süreç izlenerek yürütülmektedir.
     Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk
    *
    Beslenmenin kişilik yapısına etkileri

    ...

    Yirminci yüzyılın önemli bilgin düşünürlerinden biri olan, Nobel sahibi Fransız Alexis Carrel (ölm. 1944), bu konuyu eşsiz bir vukufla ele alan ilk hekim-düşünürdür. Ona göre, mevcut bilgilerimiz henüz gıdaların zihinsel ve fizyolojik yapımız üzerindeki kimyasal etkilerini tam olarak açıklığa kavuşturmaktan uzaktır. Bilinen bir şey varsa, aldığımız gıdaların zihin yapımız ve karakterimiz üzerinde, tıbbın tespitlerinin ötesinde etkiler yaptığıdır. (Carrel, l’Homme C’est Inconnu, 100 vd. 369 vd.)

    Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk
    *
    Kur’an devrimcilik şirk muhafazakârlık ister
    ...
    Kur’an, peygamberlerle onların karşısına dikilen şirk zümreleri arasında tarih boyunca sürüp giden kavganın esasını, ecdatperestlikle akıl ve bilginin mücadelesi olarak tescil etmektedir.
    Temelde iki tez söz konusudur:
    1. Şirkin tezi:
    Güvenilir, dokunulmaz ve kutsal olan, atalardan bize devredilen gelenek ve kabullerdir. İyinin, doğrunun ve güzelin ölçütü bu geleneksel değerlerdir. Bunların muhafaza edilmesi ise dinin ta kendisidir.
    2. Tevhidin tezi:
    Güvenilir, dokunulmaz ve kutsal olan, aklın ve bilimin verileridir. İyinin, doğrunun ve güzelin ölçütü bu verilerdir.
    Bu iki tezin kavgası çok zorludur. Birinci tezin temel söylemi şudur:
    “Ayetlerimiz, karşılarında açık seçik kanıtlar halinde okunduğunda, delilleri sadece şöyle demek olmuştur: ‘Doğru sözlüler iseniz atalarımızdan kanıt getirin.” (Dühan, 36; 45/25)
    İkinci tez, yani peygamberler tezi ise şu söylemi öne çıkarmaktadır:
    “Eğer doğru sözlü kişiler iseniz bundan önceki bir kitap yahut bir bilgi kalıntısı getirin bana!” (Ahkaf, 4)
    “Eğer doğru sözlü iseniz bana ilimle haber verin.” (En’am, 143)

    *



    Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk'ün yazılarından seçmeler 2


                                                                     
    Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk
    Gemi su alıyor

    İçinde bulunduğumuz bâdirenin bugünkü dünya diliyle ifadesi, Türkiye’nin bağımsızlığını yitirme noktasına geldiğidir.

    Türkiye, acılı-kahırlı bir kıvranışın içindedir.

    Günahın baş sorumluları şu dört zümreyi oluşturanlardır:

    1. Politikacılar,
    2. İşve Para çevreleri,
    3. Din temsilcileri,
    4. Sözde aydınlar (veya hainler).

    Bu dört grup verimli bir dayanışma ile çıkarlarını garantilemek için bin türlü oyun sergilemenin zevkini yaşarken, geminin su almaya başladığını söyleyen gerçek aydınları hayalperestlik, ‘ulusalcılık’, abartmacılık, ‘aşırı idealistlik, ‘statükoculuk’ gibi ithamlarla susturmak yolunu seçtiler.

    Sayılan dört zümre zümreler, ülkenin ve insanımızın yarınlarını değil, günlerini gün etmeyi, iç ve dış imkân odaklarından ulûfe ve alkış almayı düşündüler. Programlarını, projelerini, kadrolarını hep özel menfaatlerinin hesabına bağlı tuttular.

    Yediler, yedirdiler, soydular, soydurdular. Alkışçıları hesabına durmadan "iş bitirdiler." Ne mideleri doydu ne de hırsları. Demagojiyi, yalanı, aldatmacayı, maske üzerinden tebessüm dağıtmayı hüner sandılar.
    Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk,  Hürriyet, 22. 12. 2008
    *

    İmamı Âzam

    Dinciliğin en ağır zulmüne uğrayıp sonra da dinciler tarafından putlaştırılan aydınların en tipik örneklerinden biri İmamı Âzam’dır.
    İslam dünyasının en büyük mezhebinin kurucusu olan, bugünkü Türkiye’de de ‘dokunulmaz, tartışılmaz’ kabul edilen İmamı Âzam (ölm. 150/767), yaşadığı günlerde, ‘dindışılık’, ‘dini tahrip etmek’, ‘peygamberin sözlerine ve sünnetine kafa tutmak’, ‘Mürcie, Cehmiyye gibi sapık mezhep mensup olmak’la suçlanmış, sonunda da ‘kâfir’ ilan edilmiştir.
    İmamı Âzam’a yapılan zulmün ibret verici yanlarından biri de şudur: İmamı Âzam’ın, kendisinden 150 yıl sonra yaşamış meslektaşlarından biri, hadisçi İbn Hibbân (ölm.354/965), ‘Kitabu’l-Mecrûhîn adlı eserinde, İmamı Âzam’ı ‘itikadı bozuk’ yani ‘kâfir’ ilan ederken, iddialarını, İmamı Âzam hakkında görülen bazı rüyalara dayandırmaktadır.
    Sebeplerin başında, İmamı Âzam’ın şu iki tavrı gelmektedir:
    1. İmamı Azam İslam’da akılcı akımın öncülerinden biridir. Akılcılığı öne çıkarmak, her devirde saltanat dincileri tarafından ‘en büyük günah’ olarak görülmüştür.
    2. İmamı Âzam, Hz. Muhammed dışında eleştirilmez kişi, Kur’an dışında eleştirilmez kitap kabul etmiyordu,
    3. Hadis diye nakledilen sözlerin Kur’an’a aykırı olanlarına Peygamberimizin sözü olarak itibar etmiyordu. Ona göre, tartışmasız biçimde ve her kelimesiyle Hz. Peygamber’in sözü olan hadislerin (mütevâtır hadislerin) sayısı onyedi tanedir. Ötekilerin tümü az veya çok, şu veya bu yönden tartışmaya açıktır.
    4. Dine sonradan sokulan kabullere (bid’atlara) şiddetle karşı çıkmıştır.
    Bazı insanları ve bazı kitapları ‘dokunulmaz’ ilan eden, Peygamberimize mal edilerek nakledilen her sözü ‘hadis’ diye dayatan dincilik zihniyeti İmamı Âzam’ı, işte bu düşünceleri yüzünden, biraz da kıskançlıkların itişiyle, ‘kâfir’ ilan etmiştir.
    Bu gerçekleri bu halkın öğrenmesi kaçınılmazdır.
    Devamı

    Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk,   03. 11. 2008
    *

    Kitap, yeniden en yüce değer olacaktır.

    Bunun, daha kısa bir cümle ile ifadesi şudur, sevgili okuyucularım: "Oku" emri, yeniden öncelik kazanıyor.

    Kur'an bağlıları için bu, hem bir bahtiyarlığın hem de bir ürperiş ve üzüntünün habercisidir. Bir bahtiyarlığın habercisidir; çünkü Tanrısal kitabın ilk emri çağın öne çıkan değeri olarak belirginleşmiştir. Bu olgu, bir ürperişin de habercisidir; çünkü bu, "Oku" emriyle bağlantısı asgariye inmiş bir İslam dünyasının kendi değerler kaynağına ne denli ters düştüğünün acı bir belgelenişidir...

    Kur'an'la beyin ve gönül dostluğu olanlar bilirler ki, "Oku" emri, gazete okumaktan, göklerin sırrını okumaya kadar bütün bir ilim-fikir-hikmet-estetik dünyasını kaplar. Başka bir deyimle,"Oku" emriyle bize, insan, evren, vahiy kitaplarının okunması, yorumlanması, değerlendirilmesi, eşya ve olayların, tüm varlığın didik didik edilmesi görevi yüklenmiştir.

    İslam-Doğu, artık öğrenmiş olmalı ki, zaman ona, bağlı olduğu Kitab'ın ölümsüz tespitlerinin, yaşanan bütün devirlerin üstünde ve önünde gittiğini göstermiştir. Öğrenmiş olmalı ki, "ilim
    Çin'de de olsa gidip alınız" diyen Peygamber'in buyruğuna ters düşerek, evinin içine, elinin altına girmiş ilimleri bile değerlendirememenin faturasını ödemek çok ağır istiraplara mâl olmaktadır. Amerikalı yazar Henry Clausen'in, esası bakımından Kur'an kaynaklı olan şu sözünün ölümsüzlügü, zaman tarafından bir kez daha doğrulanmıştır:

    "Öğrenmek pahalıdır; ama cehalet çok daha pahalıdır."

    İnsanin üstünlüğü, onuru evrensel olduğu için, onun cehalete yenik düşmesinin doğuracağı musibetler ve felaketler de evrensel olacaktır. Çünkü insanın onurunun da gücünün de zeminini bilgi oluşturuyor. Büyük Sokrat'ın büyük sözlerinden biri de, onun, "Bilen insanın bilgisiz insana üstünlüğü neye benzer?" sorusuna verdiği şu muhteşem cevaptır:

    "Bilgi sahibi insanin cahil insana üstünlüğü, diri insanın ölü insana üstünlüğü kadardır."
    Prof.Dr.Yaşar Nuri Öztürk, Okuyabilmek


    *
    Kurtuluşu olmayan tek felaket: Şirk

    Hz. Peygamber, “Ümmetim adına en çok tedirginlik duyduğum şey, gizli-maskeli şirktir ve o da riyakârlıktır” diyor. Mâûn suresi, riyanın insanı dinden-imandan koparıp en melun inkârcılar arasına nasıl koyduğunu anlatan mucize beyyinelerin suresidir. Mâûn suresi, insan hakları ihlali-riyakârlık-ibadetle aldatmak-din yaftalı dinsizlik arasında irtibat kurmaktadır. İnsan haklarını ihlal edenler, özellikle kamu haklarına musallat olanlar ve bu tasallutu kıldıkları namazlarla kamufle edenler, dini fiilen inkâr etmiş ve bunun için de lanetlenmeye müstahak hale gelmiş Allah düşmanlarıdır. (Bu hayatî mesajların ayrıntıları için ‘Mâûn Suresi Böyle Buyurdu’ adlı eserimizin okunması lazımdır.)
    Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, Yazar oku, 19. 08. 2012,
    *
    Türkiye gizli şirkin pençesinde kıvranıyor

    İn­sa­noğ­lu­nun şu­u­ral­tı as­la te­miz­len­mi­yor. Şu­u­ral­tı kir­li­li­ği­ne de­ği­şik açı­lar­dan ba­ka­bi­lir­si­niz. Gör­mez­lik­ten ge­le­me­ye­ce­ği­niz ger­çek, ça­ğı­mı­zın dev­le­rin­den bi­ri olan psi­ko­log Jung'un şu tes­pi­ti­dir: İn­san­lı­ğın şu­u­ral­tı, bir kol­ek­tif ba­tak­lık gi­bi sü­rek­li ko­ku çı­ka­rır. Kol­ek­tif geç­mi­şin en iyi te­miz­len­miş ya­ra­la­rı bi­le bi­rer irin ve pas ka­lın­tı­sı ha­lin­de şu­u­ral­tı de­po­sun­da sak­la­nır ve yüz­ler­ce mas­ke kul­la­na­rak ha­ya­tı­mız­da ar­zı en­dam eder.
     Bu­nun için­dir ki Kur'an, ge­le­nek­le­ri ve es­ki­yi put­laş­tır­ma­yı in­san­lı­ğın yo­lu­nu vu­ran na­mert şirk zu­lüm­le­rin ba­şın­da gö­rür ve yüz el­li­yi aş­kın aye­tin­de in­san­lı­ğın dik­ka­ti­ni bu zul­me çe­ker. Şirkin omur­ga nok­ta­sın­da, ge­le­nek­le­ri ilah­laş­tır­mak var­dır. Ko­lek­tif şu­u­ral­tı­nın iri­ni bu­dur. Bu irin­den bün­ye­si­ni te­miz­le­me­yen bir ben­li­ğin şirk marazından kur­tul­ma­sı ha­yal bi­le edi­le­mez.
    Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk,  yazaroku.com, 20. 09. 2012 
    *

    En şerir mahlûk: Mürai Tip

    Müraî, sadece inanç tiplerinin en şeriri değildir, o aynı zamanda mahlûkların da en şeriridir. Çünkü müraî, Hz. Peygamber tarafından Allah düşmanı ilan edilmiştir. Allah düşmanından daha şerir bir mahlûk tasavvur edilebilir mi? 
    …..
    Müraî, inanç durumu menfaatlerine göre sürekli değişen kahpe tiptir. Müraî tipin taşıdığı temel inanç tutarsızlıkları şunlardır:

    1. Görünürde inanmışlık,
    2. İbadete, özellikle namaza devam,
    3. Riyakârlık,
    4. Din ve ibadetle sağladığı itibarı halkın malını, özellikle kamu kaynaklarını talan etmek için kullanmak, yani çıkarcılık.


    Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, 29. 07. 2012, yazar oku,
    *
    Temel ibadet okumaktır,  namaz değil

    Kur’an’a göre, mesela, okumak, özellikle Kur’an okumak namazdan daha önemli, daha öncelikli ve daha erdirici bir ibadettir. Kur’an’ın emrettiği temel ibadet okumaktır, namaz kılmak değil. Dahi ilahiyatçı Prof. Hüseyin Atay’ın ifadesiyle, “Din meselesinde namaz zurnanın son deliğidir. Onu ilk delik yapanlar İslam’a kötülük ettiler.” (Ayrıntılar için bizim, Kur’an’ın Temel Buyrukları adlı kitabımıza bakılmalıdır)
    Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, 09. 09. 2012, yazaroku.com
    *
    Mutluluk için eylem şart
    …..
    Türkiye’de en büyük bunalım, ‘gerçek aydın bunalımı’dır. Gerçek aydın, konuşup aydınlatan, yani gerçeği apaçık, kılık değiştirmeden, maske giydirmeden, olduğu gibi söyleyen aydınlık öncüsü, uyarıcı adamdır. Aydın; sadece bilgi çokluğuyla, hatta muhtemel tehlike ve tehditleri önceden görmekle aydın olmaz. Aydın, fark ettiği gerçekleri, algıladığı tehlike ve tehditleri topluma hiç geciktirmeden haber veren, toplumu uyandıran,bilinçlendiren öncüdür.

    Bu öncülüğünü yapması için, evirip çevirmeden, gevelemeden konuşması gerekir.

    Aydın bilinçlendirecektir ki, siyasetçi bu bilinci eyleme çevirsin. Aydını susan veya konuşma adına geveleyen toplumun siyasetçisi durumu idare etmek üzere halkı aldatmakla yetinir.

    Türkiye’de, bu söylediğimiz anlamda konuşan aydın sayısı çok azdır. Bu sayı, toplumsal bilincin eylem yaratmasına yetmiyor.
    …..
    Türk halkı, bizzat kendi aydınları tarafından yalana, kendi siyasetçileri tarafından da talana mâruz bırakılmıştır.Türkiye, siyaset ve basında bu kırılmayı aşmadan rahat nefes alamaz. Çözülmesi gereken temel sorun, işte budur.

    Haçlı tasallutunun ensemizde ateş yakmasının esas sebebi de budur.
    Prof.Dr.Yaşar Nuri Öztürk, 03.12.2005, Türk Lider,
    *

    Ahlak ve slogan.

    Rahmetli Ali İzzet Begoviç, eserinde, Kur'an'ın temel mesajlarından birini ifadeye koyarken şöyle diyor:

    "Kur'an'da, imana gel ki, iyi insan olasın denmiyor; iyi insan ol ki, imana gelesin deniyor." (Begoviç; Doğu ile Batı Arasında  İslam, 158.)

    Begoviç, bu sözüyle ahlakı slogan ve iddianın üstüne çıkaran Kur'ansal diyalektiğin ruhunu çok güzel bir biçimde dile getirmiştir. Kur'an o diyalektiği verirken şöyle diyor:

    "Mutluluk, hayır ve başarı, yüzlerinizi doğu veya batı yönüne dönmeniz değildir; mutluluk, hayır ve başarı o kişinin tavrıdır ki Allah'a, âhiret gününe, meleklere, kitaba, peygamberlere inanır; malı, içinden gelerek yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, yardım dileyenlere, özgürlüğüne kavuşmak için didinenlere verir; namazı kılar, zekâtı öder. Böyleleri, ahitleştiklerinde sözlerine sadıktırlar. Ferahlık ve sıkıntı zamanlarında olduğu gibi, şiddet ve savaş zamanlarında da sabredenlerdir onlar. Özü-sözü bir olanlardır onlar. Sakınanlar da işte onlardır." (Bakara, 177)

    Bu tanrısal açıklama iman ile iddia ve inadı birbirinden ayırırken ahlaksal üretime dönüştürülmemiş bir dinin gösterişten öteye geçemeyeceğini de gözler önüne koymaktadır.

    Ahlak halinde yaşanmayan din, şekil ve slogana; şuur haline gelmeyen iman ise iddia ve inatçılığa mahkûm olur.

    Slogan, değer üretmekle  övünme imkânı bulamayan benliklerin, değer üretenleri övme veya sövme hedefi yaparak tatmin bulmalarının aracıdır.

    Slogancılığı, şekli ilahlaştırma tutkusu izler. Ve bu tutku yerleşince de din barış ve huzur olmaktan çıkar, nefsin iştah ve kinini tatmin aracı haline gelir.

    O halde, imanın, daha geniş bir çerçevede dinin gerçek anlamda yaşanması nasıl olmalıdır?

    İslam peygamberi bu sorunun cevabını, ölümsüz bir ifadeye büründürmüştür:

    "Ben, ahlaksal güzellikleri tamamlamak için gönderildim."
    Devamı

    Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk
    *
    Kader alın yazısı mı, tabiat kanunları mı?

    …..
    Kader sözcüğü, Kur'an'da  11 yerde geçmekte ve tümünde de 'ölçü' anlamında kullanılmaktadır.

    Tanrı, her şeyi belli bir ölçü içinde indirmektedir. (Hicr, 21) Gökten su ölçüyle iner (Müminûn, 18; Zühruf, 11); inen suyun yeryüzünde vadilerde dolaşması bile ölçüyledir.(Ra'd, 17) Topraktan pınarlar fışkırması, fışkıran suların birleşmeleri yine belli bir ölçüye göredir. (Kamer, 12)

    Tüm bu ölçüye bağlılıklar, kader kelimesi veya türevleri kullanılarak ifade edilmiştir. Ve bu ifadelerle önümüze konan kader kavramının temel amacı, insanın fiillerinin belirlenmiş olduğunu değil, varlık ve oluşta raslantının bulunmadığını göstermektir.

    Kur'an, kader kavramıyla 'sünnetullah' da denen tabiat kanunlarını kastetmektedir.

    Kader kökünden gelen ve ölçüye bağlamak anlamında olan 'takdîr' sözcüğü de tabiat kanunları, değişmez ölçüler anlamında kullanılmıştır. Bu kullanıma göre, Ay ve Güneş'in belirlenmiş ölçülere göre seyretmeleri, her türlü iş ve oluşun, her türlü yaratılış ve yaratışın seyri Allah'ın bir takdiri yani ölçülendirmesidir.(En'am, 95; Furkan, 2; Yâsîn, 38; Fussılet, 12)

    Biz burada bir satranç benzetmesi kullanıyoruz. Kader diye anılan tabiat kanunları, satrancın nasıl oynanacağına ilişkin kurallara benzer. Bu kuralları Yaratıcı koyar.

    Bize düşen, bu kuralları değiştirmek değil, satrancı onlara uygun oynayarak kazanmaktır.

    Allah, satrancın galip veya mağlubunu önceden belirlemez, ilan etmez. Ama Allah, sonsuz bilgisiyle satrancın galip ve mağlubunu ilk bakışında anlar, bilir.

    Beceriksiz oynayanın yenilgisinin sebebi O'nun bilmesi değildir, kendisinin yanlış oynamasıdır.
    Devamı

    Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk
    *
    Akıl
    Kur'an'a göre, en büyük peygamber akıldır. Bu gerçek, halk ve din adamları tarafından pek bilinmez. Bilen din adamları ise, bunu pek itiraf etmezler.

    Esas peygamber, ilk ve içsel peygamber, akıldır. Diğer peygamberler onun görünen temsilcileridir. Esas peygamber olan akıldan nasibi olmayanların, öteki peygamberlerden bir hayır görmeleri mümkün değildir.

    Hayatın ve insanın komutanı da akıldır.
    Ebu Hâmid Gazalî (1058-1111) gibi, aklı mahkûm eden ve İslam'da akılcılık dönemini kapatan bir zat bile, "Akıl ile nakil (kutsal metinler) çeliştiği zaman, aklın söylediğini öne almalıyız" demektedir.

    Kur'an işlevsel akıl istediği için, akla yollama yapacağı her yerde, akıl kelimesini değil de taakkul (aklı işletmek) tâbirini kullanır. Kur'an bu konudaki uyarısını çok açık ve sert yapmaktadır:

    "Allah, aklını işletmeyenler üzerine pislik atar." (Yûnus Suresi, 100).

    Kur'an dilinin ölümsüz ustalarından biri olan Isfahanlı Râgıb, anıt eserlerinden biri olan 'ez-Zerîa ila Mekârimi'ş-Şerîa'da 'Peygamberlerin ve Aklın İnsanları Gerçeğe ve Tanrı'ya İleten İki Kılavuz Oluşu' başlığı altında şu muhteşem satırları yazmıştır:
    Kur'an'ın gösterdiği 5 temel adres
    Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk

    *


     

    Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk'ün yazılarından seçmeler 1

     

    Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk
    Ana kaynakta birleşmek

    İs­lam'da, olmazsa olmazların esa­sı­nı ve çer­çe­ve­si­ni, Kur'an be­lir­ler. Ana kaynak, zamanüstü kaynak odur. Kaynakların kaynağı odur. Gazalî, el-Müstasfa’sında bu noktaya değinirken, “Mülzim yani bağlayıcı olan Kur’an’dır. Öteki kaynaklar sadece muzhir yani açıklayı-cıdır” diyor.

    ‘Müs­lü­man’ adı­nı al­ma­nın bi­ri­cik şar­tı Kur'an'a inan­mak ya­ni onun, ölüm­süz ilkelerin kay­na­ğı ol­du­ğu­nu ka­bul­len­mek­tir. Ancak Kur'an'a iman, küllî ola­cak­tır. Kıs­men be­nim­se­me yet­mez. İkin­ci­si, Kur'an'da yer alan ilke, kav­ram ve hü­küm­le­re yo­rum ge­tir­mek iman gerçeğini ze­de­le­mez. Bu yo­rum­la­ma faaliyeti Kur'an'ın sa­de­ce izni değil, em­ri­dir.
    Kaynak 


    Prof. Dr. Yaşar Nuri öztürk
    *
    Kutsal metinleri nasıl okumalıyız ?
    …..
    'Sevap için okumak' deyimi Kur'an dışı bir şark tâbiridir. Kur'an, kendisini sevap için okumak diye bir kavrama yer vermez. Kur'an'a göre, okumak, tedebbür (derin derin düşünmek), taakkul (aklı işletmek), tezekkür (öğüt almak), tefekkür (derin derin düşünmek), tefehhüm (kavramak), tefakkuh (inceliklerine vakıf olmak), ibret almak için yapılır. Eğer okuma yoluyla bir ibadetten söz edeceksek bu ibadet ancak tedebbür yoluyla gerçekleşir. Kur'an'ın yüzlerce ayeti bu gerçeğin altını çizmektedir. 

    Kutsal metinler, insanlığa en eski zamanlardan başlayarak bilgi vermekte, ışık tutmaktadır. İnsan, özellikle ilk dönemlerde, sahip bulunmadığı bu bilgileri kavrayamadığı için kutsal metinler sürekli olarak semboller mecazlar kullanmıştır.

    Kutsal metinlerden gereğince yararlanmanın temel koşullarından biri de, dinin sembolik diliyle bilim dilini barıştırmak, başka bir deyişle dinin dilini bilimin diline tercüme edebilmektir. Bu yapılmadan kutsal metinlerin taşıdıkları bilgi ışık değerlerini hayatımıza sokamayız.
    …..
    Kutsal metinler, onlarca yan ürünü bulunan bir ham cevhere benzer. Bu cevher, bilim paleti üzerine konup iyi niyet, sabır ve bilgiyle izlendikçe değişik aşamalarda değişik ürünler elde edilir.
    Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk
     
    Allah’ın vaatleri şartlara bağlanmıştır

    Kur'an, müminlerine hayatın bu yanı için de ölüm sonrası için de başarı ve mutluluk vaat etmektedir. Allah bunu kendine özgü bir yeminle taahhüt etmiştir:
    "Hiç kuşku yok, kurtulmuştur müminler." (Müminûn, 1)
    Bu taahhüdün hemen arkasından koşullar sıralanmıştır. Aynı vaat, yine koşullara bağlı olarak ve çok daha çarpıcı biçimde, Bakara Suresi, 177. ayette gündem yapılmıştır. Bu noktada, sarsıcı ayetlerden biri de Nur Suresi, 55. ayettir:
    "Allah; sizin, iman edip barışa/hayra yönelik işler yapanlarınıza şu vaatte bulunmuştur: Onlardan öncekileri halef kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka halef kılacak. Onlar için beğenip seçtiği dinlerini yine onlar için güç kaynağı yapacak; onları korkularının arkasından mutlaka güvene ulaştıracak. Onlar, bana ibadet edecekler, hiçbir şeyi bana ortak koşmayacaklar. Bundan sonra inkâr ve nankörlüğe sapanlarsa akıl ve fıtrattan uzaklaşanların ta kendileridir." (Nur, 55)
    Koşullar son derece açık:
    1. Barışa, hayra yönelik işler yapmak.
    2. Allah'a, yalnız Allah'a ibadet etmek.
    Yapay ilahlara-putlara yani türbelere, şeyhlere, şeytan evliyasına, despotlara, Allah ile aldatan Mâûn Suresi ihlalcilerine değil...
    3. Allah'a ortak koşmamak yani şirke bulaşmamak.
    Bu demektir ki riyakârlıktan, dini araç yaparak insanları bastırıp sindirmekten, başkalarının dini-imanı hakkında kalite kontrolcülüğüne girişmekten, dinde olmayan hükümleri uydurma hadisler veya ulema fetvalarıyla dine sokmaktan uzak kalmak.
    Kaynak  http://www.hurdusunce.com/index.php?topic=5496.0;wap2
    Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk
    *
    Allah ile aldatanların şiddet duygusu

    Hiç kimse bir dine girmeye zorlanamayacağı gibi, girdiği dinin içinde de baskı ve zorlamaya maruz bırakılamaz. Baskı ve zorlama, ister içte olsun, ister dışta, bizatihi dinsizliktir. Dinsizlik araç yapılarak dine hizmet edilebilir mi?
          Dinden çıkma (irtidat) halinde de aynı ilke geçerlidir. Mürtedin hesabı Allah tarafından ölüm sonrasında görülecektir. (Kur’an, 2/217)
          Hemen hemen bütün siyasal İslamcı şiddet ve terör örgütlerini Batı oluşturup teşkilatlandırdı; besledi, büyüttü ve bir biçimde kullandı.
    http://ahmetdursun374.blogcu.com/allah-ile-aldatmak-prof-dr-yasar-nuri-ozturk-2-bolum/3722012
    Metnin alındığı kaynak
    Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, Allah ile Aldatmak
    *
    Allah ile aldatmanın sosyal demokrasiye karşı kullanılması

          Sosyal demokrasi Türkiye’de, üç karmaşanın (veya saplantının) gölgesi altında bulunuyor. Bu üç karmaşa şu başlıklar altında verilebilir:
          1. Dinci karmaşa (Allah ile aldatma veya siyaset dinciliği),
          2. İdeolojik karmaşa (solculuk),
          3. Sömürgeci karmaşa (küresel sömürü).
          Bir zamanlar, Türkiye’ye, Yeşil Kuşak islamı denen Amerikan marka bir İslam ile kullanan ABD, bugün aynı oyunu Ilımlı İslam ve BOP söylemiyle yürütüyor. Bu son oyunun önemli sloganlarından biri de “Sosyal demokrasi bir sol söylemidir” iddiası olmaktadır.
          Bugün, okyanus ötesi politikaların hizmetinde yol alan dinci aldatılmışlar, Türkiye aleyhine sergiledikleri takkeli-sarıklı hıyaneti “Sosyal demokrasi solculuktur” sloganıyla da pazarlamaktadırlar. Arkalarındaki güç, Yeşil Kuşak’ın arkasındaki gücün ta kendisidir.

    Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, Allah ile Aldatmak

    *
    Allah ile aldatmak
    Allah ile aldatmak; dini; çıkar, koltuk, baskı, egemenlik aracı yapan bir sanayi koludur. İşin esası bakımından ne dini vardır ne de imanı. Onun dini-imanı, Tanrısı, ibadeti hep çıkarı ve hesabıdır.
    Allah ile aldatanlar dokunulmaz, eleştirilmez bir ‘tahakküm teolojisi’ oluşturmuşlardır. Türkiye’de bu teolojiyi egemen kılmak istiyorlar ve bunda büyük ölçüde başarılı olmuşlardır.
    Bu bir Haçlı-İngiliz siyasetidir. Atatürk bu şeytanî siyaseti, ta 1920′de Müslüman dünyaya tanıtıyor; İngilizlerin siyasetinin ‘İslam’ı İslam’la yok etme siyaseti’ olduğunu ilan ediyor.

    Kaynak
         
    Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk
    *
    Ilımlı İslam' hangi dinin adı?
    ‘Ilımlı İslam’ isimlendirmesi altında ortaya çıkan son gelişmeler, sadece şaşırtıcı değil, aynı zamanda ürperticidir: Örneğin, ‘ılımlı İslam’ın Türkiye teorisyenleri, İsa’nın geri gelip insanlığı kurtaracağını ‘İslamcı’ (!) dergilerine kapak yapmışlardır. Bir başka deyişle, ‘ılımlı İslam’ın Türkiye mümessilleri, ABD'deki Evanjelistlerin, okyanusun ötesinden terennüm edip durduklarını aynen tekrarlıyor: “İsa gelecek ve insanlığı kurtaracak.”
    Böyle bir iddiada bulunmak, Hz. Muhammed’in devrinin bittiğini varsaymak, onun kabullerini saf dışı etmek anlamına gelmektedir. Bu önermenin, Kur'an'ın olmazsa olmazlarıyla bağdaşması mümkün değildir.
    Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk

    Ahlak, din ve dürüstlük

    Dinin de ahlakın da esası dürüstlüktür. Yani olduğun gibi görünmek veya göründüğün gibi olmak...
    Akıl, Kur’an ve Peygamber bize şunu söylüyor:
    Müslümanlık namazsız olur ama ahlaksız olmaz.
    Türkiye’de dayatılan Arap-Emevî yapımı din, bunun aksini iddia ediyor. Ona göre, Müslümanlık namazsız olmaz ama ahlaksız olur.
    Meseleye Kur’an penceresinden baktığınızda şunu görüyorsunuz: Zaafların bulunması insanı ahlaksız yapmaz, hatalı yapar, günahkâr yapar. Hatalar tamir edilir, günahlar ise tanrısal rahmet tarafından affedilir. Hatalı olmak bir zaaftır, sürçmedir. Ahlaksızlık ise kötü niyet ürünüdür, bir temel çürümedir.
    Türkiye’deki akıl almaz çarpıklıkların başında din-ahlak ilişkisindeki çelişki gelmektedir.
    Türkiye, görülmedik bir hızla dincileşirken, görülmedik bir hızla da ahlaksızlaşmaktadır. Yalancılık, dolandırıcılık, yolsuzluk, düzenbazlık... gibi temel bozukluklar listesinde her gün biraz daha yukarılara çıkışımız, dünyanın izlediği ve bizim de önümüze koyduğu bir gerçektir.
    …..
    Kaynak
    Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk
    *
    Avrasya idealini tehdit eden temel olumsuzluk: Din istismarı

    Dinin bir yıkım ve bölücülük aracı olmasını önlemenin ilk şartı, tarihten ders almaktır. Tarih, bir anlamda, din kavgalarının döktüğü kanların ve akıttığı göz yaşlarının serüvenidir. Bu kanlardan ve göz yaşlarından ders almak zorundayız. Bu dersi alabilirsek, bugün artık şu veya bu teolojinin öne çıkmasını değil, “tarihin teolojisi”nin öne çıkmasını hareket noktası yaparız. Ben buna “teolojilerin teolojisi”ni öne almak diyorum. Bunun daha açık anlamı şudur:

    Dinlerin ortak değerleri olan sevgi, paylaşım, hoşgörü, şefkat, yardımlaşma gibi evrensel değerleri ve kategorik ahlak ilkelerini birlikte almak, bunun dışında kalan alt meselelerde birbirimize hoşgörülü davranmak...Herkes öteki din mensubunun mabedine ve ibadet şekline hoşgörülü davranacak ama herkes şunu da bilecek:

    Gerçekte tüm yeryüzü mabet, tüm meşru fiiller ibadettir. Taş-toprak duvarlar arasına sığdırılan bir Tanrı’nın insanoğluna hiçbir şey vermediği artık anlaşılmış olmalıdır.

    Kaynak
    Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk
    *

    Güneş ve katran
    Bugün dünyanın hemen her yerinde ‘Müslüman ve Müslümanlık’ dendiğinde insanlar şöyle bir ürperiyor ve içlerinden âdeta “İyi ki ben bunlardan değilim” diyor. Çünkü ‘Müslümanlık’ geriliğin, kirliliğin, sahteliğin, sürünmenin, şiddet ve dehşetin alâmeti farikası haline getirilmiş.
    Müslüman dünyanın bugün kendisine Allah rızası kazandıracak bir tek ibadeti olabilir: Hz. Muhammed’in bıraktığı ışık-aydınlık dine bulaşan (veya bulaştırdıkları) kir ve karanlığı bu dinin bünyesinden temizlemek.
    Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk
    *
    Günümüz insanlığı açısından (Hacı Bektaş-ı Veli’nin) yeri ve mesajının önemi

    Artık insanlık büyük bir ailedir. Dünya bir uçtan bir uca, her gün, herkesin nefes alışını aynı anda duyan bir ev konumuna gelmiştir. Bu insanlık ailesi içinde, kim güzel bir şey üretirse, o bütün bu aileye hizmet veriyor demektir.
    Biz Kur'an-ı Kerim'e getirilecek Türkmen yorumu ile kendi insamıza, daha sonra da İslâm dünyasına birtakım güzellikleri tanıtır ve sunarsak insanlık bundan nasibini alacaktır.
    Bu bakımdan Hacı Bektaş Velî'den bir yığın boşluk, acı ve ıstırap içinde kıvranmakta olan insanlığın yaralarma bir şefkat ve merhamet eli uzanacaktır.
    O, insanlık âşığı bir Hak adamı, rahmet adamı. Elverir ki, onu kendi içimizdeki birtakım saplantılarla sağa sola çekmeyelim. Kucağını kısmayalım. Pencerelerini daraltmayalım. O açık pencereden ve geniş kucaktan, sadece bizler değil, bütün insanlar yararlansın.

    Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk
    *