24 Kasım 2012 Cumartesi

Bir emekli öğretmenden öğretmen oğluna mektup / Sabahattin_Gencal


İlköğretmen okulundayken “öğretmen bahçıvandır” sözünü çok duyardık. Öğretmenin öğrencilerini yetiştirirken tıpkı bir bahçıvan gibi özenli olmasını vurgulayan bu sözü hiç unutmadım.
Bahçıvanlık bayağı zor bir sanattır. En azından hangi toprakta, hangi mevsimde, hangi hava koşullarında; hangi sebze veya meyvelerin niçin ve nasıl yetiştirileceğinin bilinmesi gerek. Toprağın havalandırılması, sulanması, gübrelenmesi; bitkilerin ilaçlanması… vb. de ihmal edilmemeli.
Bahçıvanlığın zor bir sanat olduğunu komşumuz olan bir bahçıvanı gözleyerek öğrenmiş oldum. Gözlemlerimi bir yana bırakarak bir ibret verici anıdan söz edeceğim.
Bursa’dayken hemen bitişiğimizdeki bahçeye bir bahçıvan gelirdi. Her sabah, affedersiniz eşeğinin üzerinde görürdüm onu. Eşeğin sağında bir küfe,  solunda bir küfe,  tam sırtında nur yüzlü ihtiyar bahçıvan hafızama büyük bir sanat eseri gibi kazındı. Belirli bir müddet çalıştıktan sonra bahçeden ayrılan bu çalışkan insanla konuşmuşluğum yok. Keşke sohbetinden de yararlanabilseydim.
Bu eli nasırlı, bu eli öpülesi bahçıvan’ın yarım dönümlük bahçeden elde ettiği kazancı biz iki dönümlük bahçeden elde edemiyorduk.  Bunun sırrını daha sonra öğrenebildik:
Rahmetli babam bir gün bahçıvanı ağlar gördü. İlgilendi kendisiyle. Ağlamasının nedenini sordu. Domateslerin suyunu fazla verdiği için ağladığını öğrendi babam. Burada durup düşünmek gerek. Biz suyu ölçüsüz veriyorduk. Diğer hususlarda da ölçü nedir bilmiyorduk. Bu olaydan sonra babam bahçede çalışmadı; dayımla beraber bakkal dükkânı açtı. Ben bugün vicdanı rahat olarak bir emeklilik yaşıyorsam biraz da bu bahçıvandan aldığım ders yüzündendir;  Öğretmenlik hayatım boyunca domateslerin suyunu ölçülü vermeye çalıştığımdandır. Rahmetle andığım bu bahçıvanı örnek göstererek tüm öğretmenlerimize birkaç öğüt vermek isterdim; ancak bir mevkimiz, bir statümüz  yok. Sonra ukalalık da yapmak istemiyorum.
Oğlum, bu anda çalışan bir bir öğretmendir. Tüm öğretmenler yerine oğluma, başka deyişle oğlumun şahsında tüm öğretmenlere yazacağım birkaç satırın düşünülerek okunacağını umuyorum:
Baba - Oğul
Emekli Türkçe Öğretmeni Sabahattin Gencal ve İngilizce Öğretmeni Ahmet Gencal
***********************************************************

Sevgili Yavrum Ahmet, Değerli Meslektaşım,
 Ne mutlu sana ki öğretmensin. Ne mutlu sana ki kutsal öğretmenlik mesleği ile şereflenmiş bulunuyorsun. Bu şerefe, hayatının her döneminde layık olacağından emin olarak size birkaç öğüt vermek istiyorum:
Öğretmenin bir bahçıvan olduğunu unutma.
Tohumların genetiğini değiştirenlerden, ilacı ve gübreyi hileli yapanlardan, aşırı hormon kullananlardan kısaca doğallıktan ayrılanlardan söz etmediğimi anlamışsınızdır. Bu benzetmelerden hareketle Milli Eğitimdeki zararlı değişimleri akıl edebileceğini umuyorum.
Hatırlayacaksın, çocukluğunda ve öğrenciliğinde evden çıkarken “Aklını kullan.”derdim sadece. Şimdi de benzer öğütler vereceğim:
Her fırsatta, öğrencilerine hayatta en hakiki mürşidin ilim olduğunu, aklı kullanmak gerektiğini,  kendilerine güvenerek, kendileri ve ulumsuzla övünerek çok çalışmaları gerektiğini öğretmelisin.

Öğretmenliğin ağır sorumluluğunu taşıyabilecek güçtesin. Bu gücünü azaltmaya çalışanlar er geç, sabırlı olmanız, birlik ve dayanışmanız sayesinde yok olacaklardır.
Son olarak “Sen senin öğütçün ol.” derken senin ve senin şahsında tüm öğretmenlerimizin öğretmenler gününü kutlar; sevgiyle ve başarı dileklerimle gözlerinizden öperim.
Baban
Emekli Öğretmen Sabahattin Gencal,
Başiskele-Kocaeli, 24. 11. 2012

Ek:1

Anneciğim, Babacığım sizlerin de öğretmenler gününü kutlar, hürmet ve saygıyla, anlatamadığım, yazamadığım duygular ile ellerinizden öperim. Klavye üzerinde ıslanan parmaklarımı görüyorsunuz eminim... Duygularımı çok iyi anladığınıza eminim...

Evet, "Öğretmen bir Bahçıvandır" sevgili babacığım, bu sabahki yazınızı okuduğumda çok mutlu oldum, çok duygulandım. Hatta artık öğretmenler birer tezgâhtar, pazarda limon, çorap satıcısı, taksi şoförü ve değişik meslek erbapları da olabiliyorlar, ama maalesef hesap uzmanlığını beceremiyorlar...

Maalesef eskiden sahip oldukları maddi manevi değerlere sahip değiller. Toplum içinde hem madden, hem manen mum gibi eriyip gidiyorlar. Kurda kuşa, çakala yem oluyorlar, namerde muhtaç oluyorlar... Büyük bir gerileme dönemindeler... Birilerinin dediği gibi yan gelip yatıp maaş alıyorlar...
Çok sert ve fütursuz demeçlerle hatta cezalarla yüzleşiyorlar... Yeri geliyor hor görülüyorlar, ikinci sınıf insan, üvey evlat muamelesi görüyorlar. Neler var neler, hep olmuştur tabi, şimdi de olacaktır ama bir şey söyleyeyim mi? Bilirsiniz hiç ilgilenmem bazı konularla ama içinde yaşadığım için çok iyi hissedebiliyorum bu geçen on beş sene zarfında dahi öğretmenler uçurumun kenarına iyice yaklaştılar...
Devamı
Ahmet Gencal, İstanbul, 24. 11. 2012
Ek:2

Ah yavrum, ah öğretmenim, derdini, sıkıntısını kimselere açamayan kuzularım sizleri böyle mi görecektik. Klavye üzerinde ıslanan parmaklarınızı görmekle, o dolaylı avazlarınızı işitmekle kalmıyor sizi yaşıyoruz. İçimiz kanıyor, ciğerimiz yanıyor.
Bu ciğer yangınından çıkan alevlerin ışığında bazı vecizeleri okuyorum. Umuyorum ki siz de, yetkililerimiz de payınıza düşeni alırsınız.  
Bahçesinde çiçek yetiştiren adam çiçekten bir şey bekler mi? Adam yetiştiren adam da, çiçek yetiştirendeki hislerle hareket edebilmelidir. Ancak bu şekilde düşünen ve çalışan adamlardır ki memleketlerine ve milletlerine ve bunların geleceklerine faydalı olabilirler. Bir adam ki, memleketin ve milletin saadetini düşünmekten daha fazla kendini düşünür, o adamın değeri ikinci derecededir.
Mustafa Kemal Atatürk
*
Okullarda öğretim vazifesinin güvenilebilir ellere teslimini, ülke çocuğunun, o görevi kendine hem bir meslek, hem bir ülkü sayacak üstün ve saygı değer öğretmenler tarafından yetiştirilmesini sağlamak için öğretmenlik, diğer serbest ve yüksek meslekler gibi, aşama aşama ilerlemeye ve her halde zenginlik sağlamaya uygun bir meslek haline getirilmelidir. Dünyanın her tarafında öğretmenler, insan toplumunun en öz verili ve saygı değer unsurlarıdır. Mustafa Kemal Atatürk, (1923, Ankara) (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi, C. I, s. 317)
*
 Ulusları kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden yoksun bir ulus henüz ulus adını almak yeteneğini kazanmamıştır. Ona basit bir kitle denir, ulus denemez. Bir kitle ulus olabilmek için mutlaka eğiticilere, öğretmenlere gereksinim duyar. Mustafa Kemal Atatürk, (1925, İzmir) (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi, C. II, Ankara, s. 243)
Öyle bir ortamda yaşıyoruz ki söz de yazı da para etmiyor. Ses telleri geriliyor, kalemler kırılıyor. Her şeyden önce adam gibi oturup sorunlar üzerinde düşünmeli ve gereğini yapmalıyız.
Atalarımızın kanı ve canı pahasına kurdukları Cumhuriyetimizin, değerlerini kaybetmeden sonsuza dek yaşayabilmesi için kısır çekişmelerden, gerginliklerden uzaklaşmalı ve gündemi ikide bir saptırmadan halkımızın sorunlarına eğilmelidir.
Vakit henüz geçmemiştir; ama geçmek üzeredir. Bilelim ki bu halk oyalanmayı kaldıramaz.
“Halkın sorunu öğretmenin sorunudur.”düşüncesiyle böyle bir uyarıyı dile getirmiş oldum. Umarım ki yararlı olur.
Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli, 24. 11. 2012
 


23 Kasım 2012 Cuma

Öğretmenlerin Fırça izleri / Sabahattin Gencal

Cahit Sıtkı Tarancı’nın hesabına göre yolun sonuna geldik.

        Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.
        Dante gibi ortasındayız ömrün.
        Delikanlı çağımızdaki cevher,
       Yalvarmak, yakarmak nafile bugün.
       …
“Yaş yetmiş iş bitmiş.”demeden düşünüyorum. Daha doğrusu geçmişe dalıyorum. Şimdilerde zaman tüneline girmekten söz ediyorlar; ama nedense tünelde fazla kalamıyorum.  Tünelden hemen çıkıp bazı yargılara varmaya çalışıyorum.

Bugün öğretmenlerin üzerimdeki etkilerini düşündüm.
Her insanın üzerinde öğretmenlerin etkisi vardır; ama benim üzerimde öğretmenlerin etkisi çok fazla. Öyle ki “Ben öğretmenlerimin eseriyim.”diyebilirim. Öğretmenlerimizin verdiği bilgiden söz etmiyorum. Duygu ve düşüncelerimin oluşmasında, konuşmamda,  yazmamda, çalışmamda, selam vermemde, gezmemde; her şeyimde öğretmenlerimin etkisi var. Bu konu ayrı bir inceleme konusu. Bu konu kitaplara sığmayacak kadar geniş.
Bu konunun ayrı bir çalışma konusu olduğunu söyledim; ama işin doğrusu bu işi beceremeyeceğim. Delikanlılık çağındaki cevher kalmadı gibi. Üzülerek söylüyorum,  bazı öğretmenlerimin isimlerini bile unuttum. Gözümün önüne geliyorlar sanki “İsmimi nasıl unutursun.” diyorlar. Hepsi isimsiz kahraman oluyorlar. Hepsine minnettarım. Hepsinden Allah razı olsun. Vefat eden öğretmenlerimize  Allahtan rahmet diliyorum.

Öğretmenlerimden söz etmeyeceksem bu yazıyı ne diye kaleme aldım?  Malum 24 Kasım Öğretmenler Günü . Bu güne benim de bir katkım olsun istedim. Onun için Damla’da öğretmenlerle ilgili derlemelere yer verdim . Geçen yıllarda da Öğretmenler Günü Özel Sayısını çıkarmıştım. Bu yıl farklı bir çalışma olsun istedim. Ressam Öğretmenler konusunu işlemek için interneti taramaya başladım.  Gördüm ki, bu konuya hâkim olamayacak kadar çok ressam öğretmen var. O zaman kendi kendime dedim ki ” Konuyu sınırla. Seni en çok etkileyen ressamları ele al.” Öyle de yaptım.
*
1956-1957 öğretim yılında Erzurum Yavuz Selim İlköğretim okuluna girdim.
İlk resim öğretmenim Burhan Alkardı.
Resim yeteneği olanları 3. Sınıftan sonra Çapa’ya gönderiyorlardı. Kazananlar Çapa İlköğretmen Okulunda okuyorlar. Buradan da Gazi Eğitim Enstitüsü Resim Bölümüne girebiliyorlardı. Öğretmenimiz sınıfımızdan dört kişiyi seçti. Ben de bu dört kişi arasındaydım. Ders dışında Resim atölyesinden yararlanabilecektik.

Bu sırada bir üst sınıfta bulunan yakın köylüm olan bir ağabeyimiz kendisinin akrabası Mustafa Ayaz’ın Çapa’ya gittiğinden söz etti bana. Gıyaben tanıttı bana Ayaz’ı.
İkinci sınıfa henüz başlamıştık ki resim öğretmenimiz Burhan Alkar Bey okulumuzdan ayrılarak Gazi Eğitim Enstitüsüne asistan olarak gitti.Öğretmenimiz gidince Çapa işi yatmış oldu.
Kütüphane memurumuz İbrahim İbrahimhakkıoğlunun oğlu Fehim’den de söz etmeliyim. Bir üst sınıfta okuyordu. Resimleri dikkat çekiyordu. Ağaç üzerine yaptığı resimler benim de dikkatimi çekti doğrusu…
Okulumuzda her alanda öyle cevherler vardı ki anlatılamaz. Yalnız o zamanlar cevherlerin arasında olduğumuzun farkında değildik.
Diğer resim öğretmenlerimize, diğer ressam arkadaşlarımıza haksızlık yapmış olmuyorum inşallah. Ben, bana ilk tesir edenlerden söz ettim sadece.  İlk tesir önemli midir?

Şimdi tesir mesir diyoruz; ama o zaman bu tesirlerin farkında değildik. Örnek vereyim: İlk öğretmen olduğum zaman üç yanı fermuarlı, koltuk altına da sığabilen kırmızı bir deri çanta almıştım. Acaba neden? Yoksa Burhan Bey’in etkisi mi olmuştu? Burhan Bey’e “Blok” adını vermişti öğrenciler. Çok temiz, çok düzenliydi. Koltuğundan çantası da eksik olmazdı. Gariptir. İlk gözlük çerçevem de onun gözlüklerine benziyordu. Bu benzerliği çok çok sonraları anladım.  Eminim ki birçok arkadaşımıza da olumlu etkileri olmuştur.  En azından güven aşılamıştır. Kurşun kalemlerimizi de fırçalarımızı da güvenle tutardık.  Uzun yıllar sonra Burhan Bey hocamıza, gıyaben sağlık ve selamet diliyorum ve ellerinden öpüyorum.  Tabii, Mustafa Ayaz’a da, Fehim İbrahim Hakkıoğlu’na da sağlıklar diliyorum. Uluslar arası üne kavuşmuş bu sanatçıların öyle ya da böyle etkilerini unutamam. Mustafa Ayaz’ın resim tarzı tarzım değil; ama anlıyorum ki fark yaratmak önemli. Fehim İbrahimhakkıoğlu da fark  yaratanlardan. 

Neden sonra anladım ki sanatkâr olmak demek farklı olmak demektir. Biz hiçbir zaman farklı olamadık. Bundan sonra yakınmak nafile.

Üzerimizdeki öğretmen izlerinden söz edecekken fırça izlerinden söz ettik. Ressam öğretmenlerin izleri de anılmaya değer, okunmaya da değer.
Tüm öğretmenlerimizin öğretmenler gününü kutluyorum.
Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli, 23. 11. 2012
Yukarıda adı geçen ünlüler için
*******************************
*******************************


Öğretmen ressamlar (1)


(Kendi Ağzından) Burhan Alkar

1928 (l930 tashih) yılında Filibe ‘ de doğdum. l951 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümünden mezun oldum.1958 yılında aynı bölümün açtığı Modelaj Asistanlığı sınavını kazandım. l960 yılında Fransız bursu ile gittiğim Paris’te,Jülien Akademisinde Heykeltıraş Monsieur Mougene’in atelyesinde 1 yıl Heykel ve röliyef çalışmaları yaptım.. Devamını oku
Ayrıca bakınız

Burhan Alkar Heykel Atelyesi

*****

Mustafa Ayaz
Çağdaş Türk Resim Sanatının önde gelen isimlerinden biri olan Mustafa Ayaz, 1938 yılında Trabzon’un Çaykara kazası Kabataş köyünde doğar. II. Dünya Savaşı’nın bunalımlı yıllarına rastlayan çocukluğu, yoksulluk ve hastalıklarla geçer. İlkokula ancak 10 yaşında iken başlayabilme olanağı bulan Ayaz’ın resme ilgisi o sıralarda başlar.1953’de Erzurum Pulur Köy Enstitüsüne girer. Orta sınıf son sınıfta iken hocalarının dikkatini çeker ve İstanbul Çapa İlk öğretmen okulunun Resim Semineri sınavlarına girmesi önerilir. Sınava girer ve kazanır. Ta o zaman yolu belirlenmiş olur. Bu yol sanat yolu olacaktır.1959 yılında Çapa İlk öğretmen okulunu bitirir. Bir yıl ilkokul hocalığından sonra, 1960’da Gazi Eğitim Enstitüsünün Resim Bölümüne girer ve oradan 1963’de mezun olur. Devamını oku
Ayrıca bakınız 

İsmail Fehim İbrahimhakkıoğlu
1940 yılında Erzurum’da doğan İbrahimhakkıoğlu, ilk resim çalışmalarına Öğretmen Okulu’nda başladı. Resim öğretmeni Burhan Alkar’ın teşvikleri ile insan figürleri üzerine desen çalışmaları yaptı. Daha sonra ressam Cemal Bingöl’den iki yıl ders alarak renk anlayışını geliştirdi. Önceki tablolarında yağlı boya kullanan İbrahimhakkıoğlu, 1963′den sonra çakıl taşları ile resimler yaptı. Devamını oku
Ayrıca bakınız



*****
"Sanatkar, alnında ışığı ilk duyan insandır..."
*****

Öğretmen ressamlardan birkaçı


*****
*****
azeki-005_t1.jpg
*****
*****
*****
Umut Kapısı
*****
001
***********************************************************
Sanat
hiçbir ayırım gözetmeksizin
tüm insanları ortak bir paydada birleştirebilen bir olgudur.

Sanatın herhangi bir alanında, sanatsal üretim gerçekleştiren
sanatçı, bireyleri ve toplumları birleştirici bir bağ görevi üstlenmektedir.

Bu bağın gücü
yaratılan eserin özgünlüğü ve ulaştığı insan sayısı ile doğru orantılıdır.
************************************************************
*******************************
************************
**************

22 Kasım 2012 Perşembe

H.Yağmur Niğde'de (2012) "Yılın Öğretmeni" seçildi

Milli Eğitim Bakanlığı 24 Kasım Öğretmenler Günü'nde "Öğretmen Mesleğinde Fark Yaratanlar" başlığı ile yayımlandığı genelge ile "Yılın Öğretmeni" Niğde’nin Alay Kasabası İlkokulu'nda Sınıf öğretmeni olarak görev yapan Hatice Yağmur seçildi.


Ben bardağı her haliyle dolu görebilen (ya havayla ya da içecekle), tohum eken, insan yetiştiren bir suretim ben Hatice Öğretmenim...
Kalem tutamaz diyenlerin inadına 'Eli kalem tutanların' sitesi  DefterK.com ailesinin bir üyesiyim...
Ben eğitim ordusuna dört tane pırlanta gibi nefer yetiştirmiş, sevgi, hoşgörü ve umudun huzurun her daim demlendiği bir ailenin eseriyim...
Ben öğretmenim… Hatice Öğretmen…

*******************************
******************************* 

21 Kasım 2012 Çarşamba

6 başarı hikâyesi




Milli Eğitim Bakanlığı 700 bin öğretmen arasından 6 başarı hikâyesi seçti.
"Yılın Öğretmenleri", 24 Kasım'da Ankara'da Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan tarafından da kabul edilecek


24 Kasım Öğretmenler Günü'nde yılın öğretmenlerinin hikâyeleri Türkiye'yi sarsacak.
MEB, 700 bin öğretmen arasından mesleğine hayatını atayan, öğrencilerinin hayatını değiştiren ve farkındalık yaratan modern çalıkuşu hikâyeleriyle 6 öğretmeni yılın öğretmeni seçti.

Devamı



*******************************
******************************* 

Öğretmenlik Mesleği


Öğretmen, bir eğitim kurumunda bilgi, görgü ve yaşantıları ile çocukların veya gençlerin öğrenme yaşantılarına rehberlik eden veya yön veren kişi olarak tanımlanabilir. Öğretmen, öğrenmeyi kılavuzlayan kişidir. Çeşitli yöntem ve tekniklerden yararlanarak öğrenme yaşantıları düzenler ve öğrencilerin istendik davranışları kazanıp kazanmadığını değerlendirir.
*
         Öğretmenin adı bayan Thompson'du ve 5. sınıf öğrencilerinin önünde ayakta durduğu ilk gün onlara bir yalan söyledi. Çoğu öğretmen gibi, onlara baktı ve hepsini aynı derecede sevdiğini söyledi. Bu mümkün değildi, çünkü orada en önde, sırasına adeta çökmüş gibi oturan küçük bir öğrenci vardı.
*
Çıkarın kâğıt kalemi. Sınav yapıcam.
Coğrafya: Öğretmenlerin Hanya’yı Konya’yı gördüğü ülke hangisidir?
Edebiyat: Failatün failatün failatün failün şeklinde… Yani, üç vurup bir sayılarak, aruz vezninde dövülen öğretmenlerin fail’i kimdir?
         Devamı
Yılmaz Özdil
         *
         Öğretmen eserinde alenen imzası bulunmayan sanatkardır. Ünlü Heykeltıraş Rodin’e sormuşlar:’’Böylesine güzel heykelleri nasıl yapıyorsunuz?’’ O da demiş ki:

’’Çok kolay, her kaya parçasında, bir heykel gizlidir, ben fazlalıkları atıp o heykeli ortaya çıkarıyorum.’’işte gerçek, samimi, işini seven öğretmen de Rodin gibi, insanda gizli olan cevherleri, güzellikleri, yetenekleri tıpkı heykeltıraş hüneri ve sabrıyla ortaya çıkarıp, fazlalıkları atar, çirkinlikleri yok eder ve şah eserini ortaya çıkarır.
        Devamı
        Mahir Odabaşı

*************************************
*************************************

Öğretmenlerle ilgili Karikatürler


Bakınız:
*
*

*************************************
*************************************

 

20 Kasım 2012 Salı

Öğretmenler Gününün amacı


(Madde 4-) Öğretmenler Gününün amacı;

a) Bütün öğretmenlerin Atatürk inkılâp ve ilkeleri ile Atatürk'ün eğitim ve öğretime ilişkin düşünce ve idealleri doğrultusunda birlik ve beraberliklerini sürekli kılmak,
b) Öğretmenler arasındaki sevgi ve saygı bağlarını kuvvetlendirmek ve meslekî dayanışmayı canlı tutmak,
c) Mesleğe yeni giren aday öğretmenlerin yemin etmelerini sağlamak, mesleklerinin yüceliği şuurunu vermek,
d) Mesleğe ömür vererek emekli olmuş öğretmenlerin hizmetlerini şükranla anmak,
e) Öğretmen ve öğretmenlik mesleğinin kamuoyuna daha iyi tanıtılmasını sağlamak ve bu konu hakkında kamuoyunu bilinçli ve duyarlı hale getirmek,
f) Öğretmenlik mesleğinin toplumumuzdaki değerini korumak, yüceltmek ve saygınlığını artırmak,
g) Öğretmen, öğrenci ve veli bütünlüğünü canlı tutmak,
h) Öğretmenlik mesleğinde çevresinde tanınan, sevilen ve üstün başarısı bilinenlerin bu niteliklerini diğer meslektaşlarına örnek olacak şekilde tanıtmaktır.


**************************
******************* 

19 Kasım 2012 Pazartesi

Öğretmenler Günü yaklaşıyor

  
Merhaba,
Damla, sanal yayın hayatına ilk adımlarını (2010) Öğretmenler Günü Özel Sayısı ile attı. Damla, gerek ilk adımların atıldığı sırada, gerekse yayın hayatı boyunca Damla’ya yazılarıyla, yorumlarıyla ya da okuyucu olarak destek verenleri unutmadı, unutmayacak. Yardımcı olan herkese bir kere daha açık teşekkürlerimi sunarım.
24 Kasım 2012 Öğretmenler Günü yaklaşması dolayısıyla 2010 Öğretmenler Günü Özel Sayısına destek verenlerin yazılarını bir kere daha okudum. Umarım sizler de okursunuz.( Köprüler aşağıda)
Saygı ve sevgilerimle…    
Sabahattin Gencal


Eğitim-Öğretimde ziller acı acı çalıyor, çınlıyor; kafamızda, yüreğimizde, beynimizde... Öğretmen, öğrenci, veli, anne-baba, yönetici, vatandaş olarak, ziller aslında hepimizi uyarıyor, düşünmeye yöneltiyor...  
Makbule Abalı
*
Okullarda öğretim vazifesinin güvenilebilir ellere teslimini, ülke çocuğunun, o görevi kendine hem bir meslek, hem bir ülkü sayacak üstün ve saygı değer öğretmenler tarafından yetiştirilmesini sağlamak için öğretmenlik, diğer serbest ve yüksek meslekler gibi, aşama aşama ilerlemeye ve her halde zenginlik sağlamaya uygun bir meslek haline getirilmelidir.
Dalgaları Aşmak
*
Bir yandan da yarın ki öğretmenler gününü düşünmeye başladım. Yarın benim günümdü. Geçen yıl aldığım hediyeleri düşündüm. Köy yumurtaları, patikler, yazmalar ...
Hediyeler değildi derdim ama  hiçbir zamanda unutmadım yirmi üç nisanda pencerelerde ki süsleri alıp evindeki perdeye asan aileleri….
Dağınık Oda
*
Öğretmenim harçlığımla ancak bunları alabildim. Öğretmenler gününüz kutlu olsun."
Bu anıyı şimdi çok meşhur bir hastanede yönetici olarak çalışan bir yakınımın öğretmeni "Aldığım en güzel hediyeydi, o gün çok duygulanmıştım" diyerek anlatmıştı bize.
T.He
*
Rıdvan Öğretmen askere gidiyor. İlkokul üçüncü sınıftayım. Yaşamımın ilk büyük ayrılık acısını yaşıyorum. Dizimin yaralanması, ödevimi yetiştiremiyeceğim korkusu ve hastalık dışında döktüğüm ilk esaslı gözyaşı. Yaşadığım ilk ayrılıl
Asuman Yelen
*
Siyah önlük giydiğimiz beyaz yıllardı...
Kimimiz bodye, kimimiz önlük kimimizde karalık derdi üzerimizdeki okul formasına.
Bir türlü, dilleri öğretmen demeye dönmeyen, öğretmenin tüm ikazlarına rağmen her seferinde ''ürtmenim'' diyen arkadaşlarımız vardı.
Newbahar
*
Edebiyat öğretmeni Ramiz Bey ortaya atılarak :
"Karıncalarım, hayattaki ideallerinize, seçtiğiniz doğru yolda ilerlemenize mani olmak isteyecek bir sürü Sami Beyler, bir sürü hainler çıkabilir, fakat siz inandığınız yoldan, doğru yoldan ayrılmayın."
Mehmet Osman Çağlar
*
İçimde bir yaradır Abbasiye abla.Geriye dönüp baktığımda,öğretmenlik yaşantımda içime kor gibi düşen bir yara.
Ramazan Işık
*
Eğer böyle masum bir neden için ektiğimiz çiçekler yok oluyorsa... İnanmak istiyorum böyle olduğuna... Helali hoş olsun! Umut doğru söylüyor... Ölüler çiçek koklamaz ki
Vildan Ceyhan
*
Olay kahramanı çocuklar lise biter bitmez esnaf, vb. olup hayata atıldılar. Hala saygıda kusur etmez, ceketlerini düğmeleyip hal hatır sorarlar. Ve tabii ardından da o kırmızı minibüsü hatırlar, ama sadece bakışlarımızla anlatır ve tebessüm ederiz
Zeugma
 *
En sonunda birisi dedi ki, ağlamaklı bir sesle "Öğretmenim çok acıktım ne zaman yemek yiyeceğiz acaba?"
Tuğba Demirer


Öğretmenim

Ona, Allah sabır vermiş
Gönlüne merhamet vermiş
Çocukları sevsin diye
Kocaman bir yürek vermiş.
 Recep Altun
***
Canım Öğretmenim

Kalemi elinle tutturdun bana
Bazen baba gibi bazen de ana
Bilgiyi paylaşmak kalsın bir yana
Severek öğretin sevmeyi bana.
Gülay Kaya Turanlı

****************************************************
****************************************************