19 Temmuz 2012 Perşembe

Zamanımızı Değerlendirelim / Sabahattin Gencal

Bazı haber yazıları bir makale  değerinde olabilir. Anlatılmak isteneni somut olarak açık seçik biçimde sergileyen, içinde yorum da olan Zafer Öztürk’ün bir haber yazısı oldukça dikkatimi çekti. “Zaman kavramı” üzerinde yıllarca durdum, çeşitli benzetmelerle bir  “an”ın bile ne kadar değerli olduğunu  vurgulamaya çalıştım; ama  etkili olamadım. Etkili olamamanın burukluğu içinde sözünü ettiğim haber yazısını paylaşıyorum: 
Madonna’nın fişi çekilecek
Bu akşam Hyde Park’ta 50 bin kişiye seslenecek olan Madonna’yı konserini zamanında tamamlaması konusunda uyaran Westminster Belediye Yetkilileri “Tam 10.30’da bitir yoksa fişi çekeriz. Yasalara uymak zorundayız” notası çekti.
Geçen cumartesi aynı parkta 80 bin kişi önünde Bruce Springsteen ve Paul McCartney konserinde anfilerin fişini çekerek konserin bir saniye bile uzamasına izin vermeyen belediye, yasaların uygulanması konusunda ne kadar ciddi olduğunu göstermişti.
Konser gecesi sadece bir kişiden şikayet alındığı ve ses desibeli sınırlamanın üzerinde olmadığı bilgisi ise yine ihlal ve şikayetlerden çok  yasaların uygulanması konusundaki hassasiyeti ortaya koymuş oldu.

TT Arena’da 55 bin Türk hayranı ile 8 Haziran’da  coşan Madonna 45 dakika gecikmeli çıkarak hem hayranlarının protestosuna yol açmış hem de konsere ayrılan saatleri ihlal etmişti. Bu kez ise aynı Madonna’yı yasaların tartışmasız uygulandığı İngiltere’de  ‘fiş çekme korkusu’ sardı.
Zafer Öztürk ,  Londra,  17 Temmuz 2012,  Hürriyet    

Zafer Öztürk, bu yazısında sadece zamanın değeri üzerinde durmuyor. Yasaların her türlü değerin üzerinde olduğunu belirterek haberi veriyor:

”İngiltere’de yasalar ünlü, politikacı, zengin hatta Pop Kraliçesi demeden her türlü değerin üzerinde olduğunu bir kez daha kanıtlamak üzere devreye girdi.” diyen Öztürk, ayrıca İngiltere ve Türkiye’deki anlayışlar da karşılaştırılmış oluyor. .

 “Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.” sözü ile yazıyı sonlandırmak varken  nedense zamanı harcamaya devam etmek istiyorum:
Öğretmenken öğrencilerime, ellerindeki kalemi, defteri kaç liraya aldıklarını sorardım. Pencereden gördükleri binanın kaç liraya alınabileceğini sorardım. Sora sora her nesnenin alınabileceği; ancak geçen bir “an”ın  dünyanın bütün hazineleri verilse bile geri alınamayacağı  sonucuna varırdık.
Okul yöneticiyken, yaygın olan  beş ve beşin katları biçimindeki derse giriş saatlerini değiştirmek istedim. Örneğin birinci derse giriş 08.28… Ayrıca, yine beş ve beşin katları biçiminde gösterilen toplantı saatlerinde de düzenleme yapmak istedim; ama yapamadım. Saniyenin askatlarını öğrettiğimiz yerde bile dakikaları kullanamıyorduk. Bu ifadelerden de zaman konusunda çok hassas olduğumu anlamışsınızdır. Saat gibi hareket ederdim. Koridorda göründüm mü hademe zili çalardı. ( O zamanlarda otomatik  düzen yoktu; ama otomatik davranan öğretmenler vardı.)
Batıyı görmediğim için doğu batı karşılaştırması yapmazdım. Gerçi Goethe’nin
“ Bir işi zamanında yapmazsan eğer
Azalır taşımış olduğu değer.”

 Sözünü sık sık kullanırdım.Ancak ayrıntıya girmezdim. Aslında ayrıntıya girmek gerekir. Doğulu ulusların zamana ve yasalara uymaması ağırıma gidiyor. Oysa  bizim kültürümüzde ve dinimizde zamana ve kurallara, yasalara uymak her şeyden önemli olmalıdır.  Vereceğim örnek ne derece doğrudur bilmiyorum; ama Ramazana girdiğimiz için aklıma geldi: Oruç tutanlar iftarlarını bir dakika önce yapsalar; sahurda yemenin sonlandırıldığı vakti bildiren toptan sonra yense ne olur. Aynı şekilde namaz vakitlerine uyulmasa … Demek ki zaman konusu  ibadetlerimizde de bizlere hatırlatılıyor.
Yasalara, kurallara uyma konusuna hiç girmeyelim. Biz yasalara uyma yerine yasaları  kendimize  uyduruvermeye çalışıyoruz.
İşin en kötü yanı nedir biliyor musunuz?  Zaman ve kurallara uymayanları hiç ama hiç yadırgamıyoruz. Bu konuda da yavaş yavaş alıştırıldık. Bir toplantıya, belirtilen saatten geç gelenleri alkışlarla karşılayabiliyoruz. Konuşma konusunun dışında, akla gelenleri söyleyenlerin sözlerini dinleyebiliyor, hatta manşet yapabiliyoruz.
Olumsuz alışkanlıklarımız saymakla bitmez. Daha fazla zaman almadan özetle konuyu sonlandıralım:
En kıymetli kavram olan zamanı değerlendirmesini bilelim. Huzurlu yaşamanın sigortası olan kurallar konusunda azami hassasiyeti gösterelim.

Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli, 19. 07. 2012

  

18 Temmuz 2012 Çarşamba

Tevfik Fikret'ten bir beyit



Gafletlere, zilletlere, zülmetlere lanet
Sen doğ bize, sen doğ bize ey fecr-i hakikat.

Tevfik Fikret



17 Temmuz 2012 Salı

Çoban Çeşmesi / Faruk Nafiz Çamlıbel


Çoban Çeşmesi

Derinden derine ırmaklar ağlar,   
Uzaktan uzağa çoban çeşmesi,   
Ey suyun sesinden anlıyan bağlar,   
Ne söyler şu dağa çoban çeşmesi.   
       
"Göynünü Şirin'in aşkı sarınca   
Yol almış hayatın ufuklarınca,   
O hızla dağları Ferhat yarınca   
Başlamış akmağa çoban çeşmesi..."   
       
O zaman başından aşkındı derdi,   
Mermeri oyardı, taşı delerdi.   
Kaç yanık yolcuya soğuk su verdi.   
Değdi kaç dudağa çoban çeşmesi.   
       
Vefasız Aslı'ya yol gösteren bu,   
Kerem'in sazına cevap veren bu,   
Kuruyan gözlere yaş gönderen bu...   
Sızmadı toprağa çoban çeşmesi.   
       
Leyla gelin oldu, Mecnun mezarda,   
Bir susuz yolcu yok şimdi dağlarda,       
Ateşten kızaran bir gül arar da,
Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi,   
       
Ne şair yaş döker, ne aşık ağlar,   
Tarihe karıştı eski sevdalar.   
Beyhude seslenir, beyhude çağlar,   
Bir sola, bir sağa çoban çeşmesi...   

Faruk Nafiz Çamlıbel

Bağlantılar

  • Önemli bağlantılar 
Sözlükler
Çeşitli Bloglar
Yazılı ve görsel basın

  • Müzik ruhun gıdasıdır
Videolar

16 Temmuz 2012 Pazartesi

İz bırakmak / Mehmet Akif Ersoy



Bir canlı izin varsa şu toprakta, silinmez;
Ölsen, seni sırtında taşır toprağın altı.

Mehmet Akif Ersoy

15 Temmuz 2012 Pazar

Bilgi / Sabahattin Gencal



İplik olmadan kumaş dokunamadığı gibi
bilgi ve beceri olmadan
filozof da sanatçı da olunamaz.

( Sabahattin Gencal )




14 Temmuz 2012 Cumartesi

Ezan Çiçeği / Sabahattin Gencal

35 yıllık öğretmenliğimde plansız olarak derse girdiğim çok nadirdir. Basit günlük yaşantımda da yazılı olmasa da plan yaparım. Plan yapma takıntısı demeyelim alışkanlık diyelim buna. Ama bazen bu alışkanlıktan saptığım oluyor. Örneğin bugün, bu çalışmayı sunarken plan milan yaptığım yok. O kadar ki biraz öncesine kadar hiç mi hiç aklımda olmayan ezan çiçeğine takıldı kafam.
Bahçemiz, komşuların yetiştirdiği çiçeklerle dolu. Çoğunun ismini bile bilmiyorum. Böyleyken sabah sabah gazete okurken gözüme ezan çiçeği takıldı. Kimilerinin yakasına çiçek takılır, bizim de gözümüze takıldı.
Google bakayım dedim. Yüzlerce yazı var. Birkaçını okudum. Nedense paylaşmak geldi içimden.
Çiçeği paylaşmıyorum. İçinde bulunduğum durumu paylaşıyorum. Aslını ararsanız içinde bulunduğum durum da denmez buna. Öyle ya kendimi anlatacak olsam dün dişçiye gittiğimi yazardım, sıcaklardan bunaldığımı, halsiz düştüğümü yazardım. Bunları pas geçiyorum. Arada bir Türkiye'mizin içinde bulunduğu duruma dolaylı olarak dokunurdum bunu da pas geçiyorum. Bu anda pas geçme zamanı herhalde. Bakıyorum da tüm köşe yazarları da bıktı herhalde yazmaktan ki eften püften meselelerle geçiştiriyorlar.  Yine konuyu saptırıyoruz.
Bugünkü konumuz ezan çiçeği. İnsan hiç görmediği bir çiçeği konu eder mi? Ediyoruz işte bak. Genellikle hep bilmediğimiz konuları irdeleriz. Bildiklerimizi, kişisel gözlemlerimizi yazma alışkanlığı edinemedik gitti.
Ezan çiçeği gün battığında açarmış. Ertesi gün öğlene doğru daha açmamak üzere kapanırmış.
Ezan çiçeğinin bir günlük saltanatı olduğunu bilmiyordum. Gazetedeki yazıyı okuyunca ezanla açılıyor, güneşle kapanıyor; açılıyor, kapanıyor sanmıştım. Bir kaç yazı daha okuyunca sandığım gibi olmadığını anladım. Bunu niye yazdım? Demek ki her şey sandığımız gibi olmayabiliyor. Araştırmak lazım. Diyeceksiniz ki  nasıl araştıracağız? Resmi kuruluşlar bile aynı konuda çok değişik, çelişik açıklamalar yapıyorlar.
Bugün açıklamalardan, haberlerden, şunlardan bunlardan değil ezan çiçeğinden söz etmeliyiz. Başka deyişle akşam sefası çiçeği hakkındaki alıntılara göz atmalıyız. Gerekirse çiçeklere sormalıyız. "Yunus Emre miyiz ki soracağız sarı çiçeğe. En azından düşünmeliyiz; çiçeklerin hassasiyetlerini düşünmeliyiz.
Bu sıcak günler de düşünmek de yoruyor insanı en iyisi alıntılara bakın, ya da kendinizi yormayın.
Böylesine bir girizgah yapmadan çiçeğe dikkat çekecektim. Bir türlü sonuç cümlesi yazamadım. Hep beraber yazalım: Çiçeklerden de ibret alalım.

Sabahattin Gencal, Başiskele- Kocaeli, 14. 07. 2012.

Ayrıca bakınız

Güneş battığı anda aniden açılarak şaşırtıcı bir gösteri sunar. Ezan okunduğu sırada aniden çiçek açarak görenleri etkiler. Ertesi gün öğlene doğru sönen çiçeklerin ömrü bir gündür. Ertesi sabah bir önceki gün açan çiçekler kapanır ve aynı çiçek bir daha açmaz. Ancak bol tomurcuk verdiği için problem olmaz. Baharda rozet biçimi etli ve tüylü yaprakların ortasından uzun bir sap çıkarır. Bu sapın üzerinde yaz boyu açacak olan tomurcukları taslak halinde bulunur. 1.5 metre uzayabilir. Devamı 

Ezan çiçeği, akşam ezanı okunmaya başladığında tomurcuk haline gelip. ezan okunduktan sonra 5 dakika içerisinde açılıyor.

Tomurcuktan açılmaya başlayan çiçek, pıtır pıtır ses yapınca da görenleri hayretler içerisinde bırakıyor Akşam Ezanı ile Yatsı ezanı arasında sarı renkte açan çiçek, sabah gün açtığında renk değiştirerek güneş ışığı ile birlikte kırmızı olup yine güneş ışığı ile kuruyor.  Devamı

Ezan Çiçeği (Oenothers Biennis): Bu bitki çok eski zamanlardan beri, Kuzey Amerikalı şifacı Kızılderililer tarafından, kaynatılarak, yaraları iyileştirmek için kullanılıyor. Devamı


Halk arasında ezan çiçeği olarak bilinen akşamsefası, şu sıralar yurdumuzun dört bir yanında sefa yapıyor. Akşam ezan vakti geldiğinde açıp sabah dinlenmeye çekiliyor. Elbette bunun bilimsel bir açıklaması var. Devamı


Akşam safası, çiçeklerini pek ilginç şekilde açar: Güneşli günlerde akşama doğru açtığı çiçekleri bütün gece açık kalır ve sabah güneşini görür görmez kapanır. Oysa bulutlu günlerde bitki çiçeklerini sabahleyin açar ve bütün gün çiçekli kalır. Kimi zaman bir bitkide iki ayrı renkte açan çiçekler görülür, işte bitki bu şekilde açtığı çiçeklerin her biriyle, karabiberinkilere benzeyen siyah renkli birer tohum verir. Devamı

Ezan çiçeği açarken, http://www.vidivodo.com/
Ezan çiçeği,http://www.dailymotion.com/
Ezan çiçeği (Google görselleri)

12 Temmuz 2012 Perşembe

Yeşilcedir anlamsızlığım / Sahahattin Gencal



?
Kuş cıvıltılarıyla sallanan yaprağın
Güneşte parlayan yeşiline bakın.

O yeşildir içimde ta ötelerden
Su içilmez mi dupdurgun gözelerden?

Yeşilcedir anlamsızlığım anlayın
Yürekli eylemcilere bel bağlayın.

O yüreği ararım içimde ben de
Gözeden su içip yanıma gel sen de.

Sabahattin Gencal, 1973

11 Temmuz 2012 Çarşamba

O / Sabahattin Gencal


O
Sözcüktür: O
Küçüklüğüne bakmayın
Uçurur beni imgelere.
Sözcüktür: O
Sessizliğine kanmayın
Düşürür beni dillere.
*
O
Ben sen karışımı
Savaş barış
O
Uykulu gözler
İçli sözler
Ben sen  O
Ben O
O

Sabahattin Gencal, 19. X. 1973

10 Temmuz 2012 Salı

Tillo Methiyesi / Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri


İbrahim Hakkı Hazretleri, hocası Fakirullah Şeyh İsmail Tillovi'nin yaşadığı Tillo ve hocasına duyduğu sevgiyi ifade eden methiye yazmıştır. Arapça yazılan şiirin kısmi tercümesi şöyledir:





Tillo'nun büyük değeri vardır. Çünkü orada hikmet sahibi bir kutup ortaya çıktı.
Kerem sahibi bir gavs sayesinde Tillo'nun saygın bir yeri vardır.
Tillo'nun açık bir şerefi vardır. Mekânların ve sakinlerin en şereflisidir.
Tillo, evliyâ, etkiyâ ve ezkiyâ makâmıdır.
Tillo, âriflerin, tevekkül ve yakîn ehlinin mekânıdır.
Tillo, asfiyâ makâmıdır. Evliyânın urucu oradandır.
Tillo, takvâ sahiplerinin sığınağıdır. Evliyânın arzuları oradadır.
Tillo, arzuların yurdudur, halkı da kemâl ehlidir.
Tillo, safâ yurdudur, halkı da vefâ ehlidir.


Tillo şehirlere yakın, içinde her türlü bolluk var.
Tillo'nun binası sağlam, evleri ve bahçeleri mamurdur.
Tillo, şeyhler mezarlarıdır, onların feyzinden şeref buluyoruz.
Tillo'yu ziyaret cenneti ziyarettir, halkı da güven ehlidir.
Tillo'yu ziyaret kabirler ziyareti gibidir, ölüleri de mutludur.
Tillo, afiyet sarayıdır; Hakkı burayı vatan edin ve burada öl.
Şeyhine her daim komşu ol da feyzinin gölgesinde uyu.
Hatta kıyâmet gününde, dirilme vaktinde huzurda ol.
Yaratılmışların en hayırlısına bizden salât ve selâm olsun.
Metnin alındığı yazının tamamını okumak için tıklayınız

http://tillo.8m.com/

9 Temmuz 2012 Pazartesi

Merdiven / Ahmet Haşim

Merdiven

Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,
Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak...

Sular sarardı... yüzün perde perde solmakta,
Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta...

Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller;
Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller,
Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?

Bu bir lisân-ı hafîdir ki ruha dolmakta,
Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta...

Keçe ve keçecilik



  • Sıkıştırma Işleri (Keçe)

Türklerin günlük yaşamında önemli bir yeri olan "keçe" sözcüğü, "kidhiz / kidiz / kiz / kiiz / kiyiz" şeklinde adlar almıştır. Kullanılan bu tekniğin ilk örnekleri Uygur dönemine ait örneklerde görülmektedir.Tepme keçe veya fabrikasyon olarak üretimi yapılan keçe yapımında, koyun yünü dışında tavşan, yünü, deve yünü, tiftik, keçi kılı da kullanılmaktadır.
Yünün elle veya makinelerle atılarak, genellikle doğal yün renginin (beyaz, siyah, kahverengi) zeminde kullanıldığı, desenlerin ise sentetik boyalarla renklendirilen keçeler ile oluşturulduğu görülmektedir. Desenlerde çoğunlukla geometrik bezemelerle birlikte figürlü, doğadan stilize motifler de kullanılmaktadır.
***


Keçe, koyun, tavşan, deve, lama gibi memeli hayvanların yünleri ile tiftik keçisinin kıllarının su, sabun ve ısı yardımıyla oluşturulan alkali bir ortamda liflerinin birbiri arasına girmesi ile elde edilen atgısız-çözgüsüz sıkıştırılmış tekstil örneğidir.(Vikipedi, özgür ansiklopedi)

Keçecilik: Eskiden insan gücü ile hamamda pişirilerek yapılan keçe, bugün makinalarda pişirilerek yapılmaktadır. Yapılan keçeye, yapan ve yaptıran kişilerin adları yazılmakta, keçelerin üzerine mavi, kırmızı, yeşil renklerden oluşan motif ve şekiller işlenmektedir. Demiryolu, göbek, yıldız, tavan, ay yıldız Afyon keçelerinin üzerine işlenen motiflerden bazılarıdır. 
Keçe çeşitlerinin bazıları şunlardır: Kepenek, nakışlı keçe, bebe keçesi, belleme, fes, mevlevi zikkesi, yelek, at keçesi, seccade. Geçim kaynağı keçecilik olan keçelerini eski usül ile yapan keçeci esnafı bu mesleğini “Keçeciler Çarşısı’nda sürdürmektedir.(www.afyonkulturturizm.gov.tr/)

Çoban Keçesi (Kepenek): çobanların ve yük taşıyan katırcıların soğuktan, yağmur ve kardan korunmak için örtündükleri, bir tür kaba keçe olan kebeden yapılmış kolsuz, bütün vücudu kaplayan üstlük. Biri sırtta, ikisi önde olmak üzere üç parçadan yapılır. İkisi yanlarda, ikisi de omuzlarda dört düz dikişi vardır. Bazı yörelerde omuzlar üstüne tutturulmuş başlığı olan kepenekler de yapılır.
***
Keçe Sanatı
Kaşgarlı Mahmut'un ünlü eseri, Divanü Lügatit Türk 'te de "keçe" den bahsedilmiştir.Araştırmalara göre; keçe Göktürkler zamanında "kidiz" olarak adlandırılıyordu.Ve çadırlar keçeden yapılmaktaydı.
***



Keçe Sanatı geri  mi dönüyor?

İngiltere'nin başkenti Londra'da 15 yılı aşkın süredir keçeyi hayata döndürme operasyonunu yürüten moda tasarımcısı Selçuk Gürışık, koyunculuğun yaygın olduğu Kars'ta yok olmaya yüz tutan keçe sanatını hayata kazandırmak için kolları sıvadı. Kars'ta kadınlardan oluşan bir keçe atölyesi çalışması başlatan Gürışık, Anadolu Kültür A.Ş. ve Kadın Merkezi'nin (KA-MER) ortaklaşa yürüttüğü proje kapsamında iş istihdamına kazandırılmaları için bölgede keçe ustası artıyor.                     
***
Afyonkarahisar Unutulmaya Yüz Tutmuş El Sanatları Derneği (AFKED) 
Yeni kurulan dernekte yaklaşık 500 eseri bulunan Dilek Doğar, bugüne kadar kepenek ve yer yaygısı olarak kullanılan keçeden, başta birbirinden şık tablolar olmak üzere, mutfak takımları, masa örtüleri, çocuk halıları, battaniyeler, klozet takımları, şapka, atkı, portre, hat yazıları, dekoratif ev eşyaları ve benzeri birçok şaheser üretiyor. Yıllardır el emeğiyle, dikiş makinesi kullanmadan keçe üzerine eserler üreten Doğar, AFKED adında bir dernek kurarak, atölyeleşmek istiyor. Bayanlara da böylelikle boş vakitlerini değerlendirme fırsatı da doğmuş oluyor.
***


Unutulan keçeyi, duvar halılarında yaşatıyor..
Isparta'nın Yalvaç ilçesinde yaşayan Doktor Melek Günbey, keçe üzerine, yapağı kullanarak birbirinden ilginç motifler işliyor. 
Yazının tamamı
***
Keçe resimleriyle ilgilenenler
Usta öğretici ve aynı zamanda emekli öğretmen Oya Karakız, keçe hakkında şunları ifade etti: "Anadolu'da keçecilik oldukça yaygınmış. Bu ürünü zaman içinde resimde kullanmaya çalıştım. Araştırmalarımda bunu kullanan birkaç ressamın olduğunu gördüm. Şu anda Türkiye'de yaklaşık 11 kişi ilgileniyoruz keçe resimleriyle. Keçe resim dediğimiz, keçeye desen verme, renkli desen verme ve hayalimizdeki herşeyi keçede ifade etme. Keçenin üzerine yayarak ifade etme amacımız bu güzel işin unutulmaması."
***

Konya’da Arjantinli bir keçe ustası…
Konya’da duyulmamış bir aşk hikayesi.

Arjantin’den gelen turist kadın kilim almak için girdiği dükkandaki esnafa aşık olunca Türkiye’de kaldı ve keçe ustası oldu.
Hikaye 17 yıl öncesine dayanıyor. Rabia Girgiç (Silvia İnes Garoselli) tatil amacıyla geldiği Türkiye’de Konya iline uğradı. Kilimlere bakmak için bir dükkana girdi, kendisine kilimleri gösteren eşiyle yakınlaştı ve ona aşık oldu.
***

Orta Asya'dan Günümüze Tepme Keçeler

Tepme keçeciliğin tarihi gelişimine ilişkin literatür incelendiğinde, bu alana yönelik bilgilerin yeterli düzeyde olmadığı görülür. Orta Asya'dan (Hun, Göktürk ve Uygur), Anadolu'da Selçuklu ve Osmanlı Dönemi ile Cumhuriyetten sonra tepme keçecilik sanatı; Türk kültür ve sanat gelişimi içerisinde incelenmeye çalışılmıştır.
***
araştırma konusu ile ilgili olarak incelenen müzelerde 19. Yüzyıla ait tepme keçe seccadelerden bulunduğu tespit edilmiştir. Yine tepme keçeden yapılmış çizme, arakiye, sikke ve fes çeşidinde ürünler genellikle müzelerde bulunan geç dönemin keçe örnekleri arasındadır.

***

 resim
Kafkas Keçesi
----------------------
Videolar
------------------------------------------

*********************************
*********************************

8 Temmuz 2012 Pazar

Yeis / Mehmet Akif Ersoy




Ye´sin sonu yoktur, ona bir kerre düşersen
Hüsrâna düşersin; Çıkamazsın ebediyyen!

Mehmet Akif Ersoy

7 Temmuz 2012 Cumartesi

Aydın mısın? / Rıfat Ilgaz


Mehmet Rıfat Ilgaz 
1911 Kastamonu - 7 Temmuz 1993 İstanbul
Şiir, roman ve öykü yazarı
************************************

AYDIN MISIN?


Kilim gibi dokumada mutsuzluğu
Gidip gelen kara kuşlar havada
Saflar tutulmuş top sesleri gerilerden
Tabanında depremi kara güllelerin
Duymuyor musun

Kaldır başını kan uykulardan
Böyle yürek böyle atardamar
Atmaz olsun
Ses ol, ışık ol, yumruk ol 

Karayeller başına indirmeden çatını
Sel suları bastığın toprağı dönüm dönüm
Alıp götürmeden büyük denizlere
Çabuk ol
Tam çağı ise başlamanın doğan günle
Bul içine tükürdüğün kitapları yeniden
Her satırında buram buram alın teri
Her sayfası günlük güneşlik
Utanma suçun tümü senin değil
Yırt otuzunda aldığın diplomayı
Alfabelik çocuk ol 

Yollar kesilmiş alanlar sarılmış
Tel örgüler çevirmiş yöreni
Fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende
Benden geçti mi demek istiyorsun
Aç iki kolunu iki yanına
Korkuluk ol

Rıfat Ilgaz



Bakınız:
Rıfat Ilgaz'ı saygıyla anıyoruz, http://fotoanaliz.hurriyet.com.tr/
Rıfat Ilgaz'ın hayatı ve eserleri,http://www.turkceciler.com/
Rıfat Ilgaz şiirleri, http://www.siirperisi.net/
Rıfat Ilgaz şiirleri, http://www.e-sehir.com/

5 Temmuz 2012 Perşembe

Karadeniz Yaylaları (1)

Kaynak.http://ardesenrecepoztabak.blogcu.com/

Karadeniz yaylaları görselleri (Geogle)
Tufa Yaylası, http://www.youtube.com
Tufa ve Zeno yaylalarından görüntüler,
Çahmut Yaylası, www.youtube.com/
Çahmut yaylasından manzaralar, http://www.youtube.com/
Çahmut yaylasından görüntü, www.youtube.com/
Çahmut ve Tufa  Yaylası, //www.youtube.com/
Çahmut, Tufa, Manoşera, Kama yaylalarından, www.yesilalan.net/
Mağlakamboz Yaylası, /www.forumcaykara.com/
Sarıkaya yaylası, /www.youtube.com/
Sarıkaya yaylası,http://www.youtube.com/ 
Yente yaylası, http://www.youtube.com/
Haldizen yaylası, http://www.youtube.com/
Haldizen ve yedi göller, http://www.caykaragazetesi.com/
Haldizen Yaylası, www.forumcaykara.com/
Haldizen Yaylası, ://www.fotokritik.com/
Demirkapı (Haldizen),http://www.karalahana.com/
Demirkapı (Haldizen) yaylası,www.panoramio.com
Haldizen Yaylası, www.google.com.tr
Kurkuruçta karda yürüyüşe davet, www.youtube.com/
Kurkuruçta güzel bir gün, http://www.youtube.com.
Ancumah, http://www.dailymotion.com/
Foto Galeri, http://www.zenolular.com/
Hanlut Yaylası,www.panoramio.com/
Sultan Murat, forum.caykaragundem.com/
Balim.net
Mehmet Yaşinle Karadeniz yaylaları
      Hangi yaylaları mutlaka görelim?, Uzman Tv. 
      Karadeniz yaylalarında nerede kalabiliriz?, Uzman Tv.
      Karadeniz yaylalarına hangi mevsimde çıkılır?, Uzman Tv
      Karadeniz yaylalarında aktiviteler., Uzman Tv.
Karalahana.com
Engelsiz Dostlar. com
Akköse Köyü, http://www.youtube.com/
Gülen Köyü
Ulucami Köyü,http://www.youtube.com/
İsmail Türüt, Karadeniz yaylaları, video
Bukla.com
Karadeniz yaylaları,//www.ezberim.com/
Bulutlara doğru: Karadeniz yaylaları, video
Aylak.com
Karadeniz yaylaları sizleri bekliyor, video
Kaçkar.org
Ustaoğlu filim yapım
Mustafa Dinç, Karadeniz yaylaları, video
Karadeniz emlak.com
Doğu Karadeniz yaylaları, Youtube, video
Karadeniz yaylalar, bölüm 1, You tube, video
Farklı haber
Zirve dağcılık
Veli Ünlü.com
Haber 61.net
Tatil takvimi
Panoramio
Patikaour
Sabah.com.tr

***********************************************
Karadeniz yaylaları 2
***********************************************

3 Temmuz 2012 Salı

A+A' ( Şiir mi?) / Sabahattin Gencal


A
Göze, pınar, çeşme…
Yüreğim, yüreğin, yüreği.
Su, su, su…
Yaşam gereği.
Durgun, akıntılı, kesik
Evren geleneği.

A’
İnanç, kuram, kural…
Yüreğim, yüreğin, yüreği.
Sevgi, sevgi, sevgi…
Yaşam gereği.
Katı, sıvı, gaz…
Evren geleneği.

Sabahattin Gencal, Mayıs 1974

2 Temmuz 2012 Pazartesi

Namık Kemal'den bir beyit


Sana senden gelir bir işte dad lazımsa
Zaferden ümidin kes gayriden imdat lazımsa.
Namık Kemal

1 Temmuz 2012 Pazar

Değişik bir yazı / Sabahattin Gencal


Bugün de okudum köşe yazılarını…  Bugün de bazı satırların altını çizdim… Bugün de sistemsiz olarak düşündüm…
Okumak, seçmek, düşünmek yeter mi? Yetmez elbet.
Yaratmak gerek.
İşte biz bunu yapamıyoruz.. Yaratıcı olamıyoruz. Yüzyıllardır yerimizde saymamız bundan mı dersiniz. Yüzyıllardır seviyesiz tartışmalarımız bundan mı dersiniz.
Yakınıp duruyoruz hep. Yüzyıllardır yakınmadayız.
Yakınmak kolay.
Yakınmalarımızı edebi bir üslupla yazarsak gel keyfim gel. Meşhur da oluruz, mutlu da oluruz.
Peki, ama bu nereye kadar devam edecek?
Yakınmayalım.
Yakınmıyorum, yakınmıyorsun, yakınmıyor.
Yakınmayıp da ne yapmalı demiyoruz.
Yap işte bir şeyler.
Şunu yap, bunu yap desem tadı kaçar.
Ne yazarsan yaz; ama tadını tuzunu kaçırmamaya bak.
Yukarıda yazdıklarım devede kulak. Kafamda neler yazdım bir bilseniz.
Aşağıdaki alıntıları okuyun hele bir. İhtimal kafanız dolar da taşar. Dikkat ettiniz mi, kafanız şişer demiyorum. Eğer kafanız şişerse o sizin sorununuz.
 Alıntılardan hareketle ne yaptığımı paylaşayım:
Önce kendime kahve ısmarlar gibi bir değişiklik ısmarladım. Ne yani bu yazımız değişik değil mi?
Sonra “ifade özgürlüğünü” rafa kaldırdım. Ne olur, ne olmaz.
Ya sonra Itriyi mi dinledim. Dinlemedim doğrusu. Eşimi uyandırmak istemediğim için dinlemedim. Daha sonra inşallah. Müziği bu yaşıma dek erteledim. Keşke keşke demeseydim.
Ölçüyü kaçırmadıysak ne mutlu bize.
Aslını ararsanız, aşağıdaki Pazar alıntılarını yorumsuz olarak vermeyi düşünüyordum.
Bu konuda bir iç çatışma yaşadım. Ve nihayet üç beş satır karaladım.
Üç beş satır beni size hatırlatır.

Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli, 01. 07. 2012

Ve… alıntılar….


Bir de pek havalı bir edayla etrafındakilere "kendine yeni bir hayat ısmarlamalısın!" diye tavsiyelerde bulunanlar var. Sanki hayat dediğin köşedeki terziye üç günde diktiriliyor, lüks bir restoranda yemek olarak sipariş ediliyor falan...
*
Bir robotun “ifade özgürlüğü “ olabilir mi? Olmalı mı?
Biliyorum bu soru bizlere fazlasıyla fantezi gelen bir soru…
*
UNESCO 2012’yi “Itri yılı” ilan etti.
Bugün ıtriyi dinleyin, büyük besteciyi bir kere daha tanımış olursunuz.
Sevdim Seni….., Sözsaz İstanbul, DLR Müzik
Sislendi Hava…, (Vol 1-2), Sözsaz İstanbul, TFM Müzik
Yenikapı Mevlevihanesi, 1597- 1925 / Itri’nin 300.yılı anısına, Sözsaz, İstanbul, TFM Müzik
*
Ne mutlu, konunun gerektirdiği kadar yazan, ne fazla ne eksik bırakan, deyim yerindeyse edebiyatın altın ölçüsünü bulan yazarlara!