29 Şubat 2012 Çarşamba

Mehmet Akif'in Bazı Şiirlerini ithaf ettiği kişiler


İthaf etmek  en genel anlamı ile .”(birinin) adına sunmak, armağan etmek” demektir. Daha geniş bir ifade ile İthaf etmek “ Birine karşı saygı, sevgi gibi bir duyguyu anlatmak veya onu ululamak için bir eseri manevî olarak ona bağışladığını söylemek (sunulama, İthaf, Dédicace).” anlamındadır.
İthaf yazılarında saygı, sevgi, ululama duyguları veciz bir biçimde belirtilir. Birbirinden güzel ithaf yazıları vardır. Bu yazıları şahsen incelemiş değilim. Bu konuda köşe yarı Cevat Akkanat’ın bir çalışması okunmaya değer.
Akkanat,   “İthâf timsâli” başlıklı yazısında Mehmet Akif Ersoy’un ithaf yazılarını  güzel bir örnek olarak sunuyor, ayrıca ithaf edilen kişiler hakkında kısa bilgiler sunuyor. Akkanat’ın yazısından etkilendim. Akif’in saygısına, sevgisine mahzar olan kişilerle ilgili olarak Google’de kısa bir araştırma yaptım. Sözü edilen kişilerin yaşam öykülerini okudum. Eserlerinden, seçtiğim demeyeyim bulabildiğim bir yazıya da bağlantı kurdum. “Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.” yaygın sözünü hatırlayarak bu kişileri bir kere de Mehmet Akif’in gözü ile incelemek gerekirse de bu konuda bir becerimiz olmadığı için isimleri sıralamakla yetineceğiz. (Kısa açıklamalar Akkanat’ın yazısında zaten var.)

Akif’in arkadaş ve dost çevresi çok geniştir. En sade vatandaştan preslere, öğrencilerden profesörlere, memurlardan amirlere, sanatçılardan bilim adamlarına kadar bir çok dostu var. Akif’in bazı şiirlerini ithaf ettiği kişiler de elbette dostlarıdır. Onun için bu çalışma Akif’in dostları yazısıyla verilebilirdi; ancak ithaf edilen kişilerden bazılarını gördüğü bile söylenemez. Örneğin “Sanatkâr” şiiri “Mister Archibald Bullok Roosevelt Cenablarına” şeklinde bir ithâfı taşımaktadır. İthafına düştüğü dipnotta Âkif şunları söyler: “Vaktiyle Amerika’da iki defa reîsicumhûr intihâb edilmiş meşhur Roosevelt’in oğludur. Afrika’daki her münzevînin, böyle, Yeni Dünya evlâdından birine eser ithâfına kalkışması garip görünmesin: Şerif Muhyiddin Beyefendi, New-York’ta iken, bu asîl genç kendisine karşı ihlâsın, mihmanperverliğin, biz Şarklıları bile hayran edecek derecesini gösterdi. Bunun için gıyabâ minnetdârıyım.” Demek ki Akif bazı kişilere gıyaben de minnettarlık duyuyor. Demek ki Akif adam gibi adamları takdir ediyor.
Akif’in ithafları ayrı bir çalışma konusu olsa gerek. Onun ithaf ettiği şiirleri, onun ithaf cümleleri, şiir  ithaf ettiği kişilerle münasebetleri …vb birçok konu araştırmayı bekliyor.
Biz araştırma yapamadığımız gibi teknik bakımından da fotoğrafları bir türlü yerleştiremedik. Fotoğrafları  atamadık  da..  Oysa Akif, gençliğinde yazdığı bir çok şiiri imha etti; bazı şiirleri de Safahat’a almadı, yani seçici davrandı. Biz de seçici olmalıydık.
Böyle –meli, -malı cümleler kullandığımız sürece Mehmet Akif’i anlayamayız.

Sabahattin Gencal, Başiskele – Kocaeli, 29. 02. 2012

Not. "Mehmet Âkif’in değer verdiği şahısları şiirine başlık yaptığı da görülmektedir. Bunlar da bir çeşit ithâf sayılır. Âkif bu yolla o şahsı anlatır, onunla ilgili bazı değerli hususları dile getirir. Bu anlamda, şu şiirler özellikle okunmalıdır: “Merhum İbrahim Bey”, “Süleyman Nazif”e”, “Hüsam Efendi Hoca”, “Said Paşa İmamı”, “Hersekli Ârif Hikmet”…" C. Akkanat'ın yazısından alınan bu paragrafta adı geçenler de şüphesiz ki incelenmeye değer.

********************************************
********************************************

                        
   Mithat Cemal Kunday                            Ali Ekrem Bolayır                 
   (Türk Öğretmenlerine)                            (Gül On para)
------------------------------------------------------------------------

HÜSEYİN AVNİ BEY
Hüseyin Avni Ulaş                               Şerif Muhiddin Targan
( Büyük güç Meclistir.)                        (Uşşak Saz Semaisi )
----------------------------------------------------------------------------------------

 stiklâl Marşı’nın yazılışında  dahli)     


--------------------------------------------


    
------------------------

**************************************************************

Mehmet Akif le ilgili haberlerden

Yakılmamış

Mehmet Akif Ersoy'un yazıp, yakılmasını vasiyet ettiği Kuran meali, şu an Milli Kütüphane'de. Ama damadının imzasıyla
İddiaya göre milli şair Prof. İhsanoğlu'nun babası Mehmet İhsan Efendi'ye, "Eğer ömrüm vefa etmez de meali bitiremezsem onu yakmanı istiyorum" diye vasiyet etmişti. Ancak Mehmet İhsan Efendi'nin gönlü bu meali yakmaya el vermemiş, o da bunu oğluna vasiyet etmişti. Geçtiğimiz günlerde konuyla ilgili açıklama yapan Prof. İhsanoğlu 1961 yılında Kahire'de Mehmet Akif Ersoy'un yazdığı Kuran mealini yakarak vasiyeti yerine getirdiklerini açıklamıştı. Prof. İhsanoğlu konuyla ilgili sorularımıza "Bu konuda söyleyecek başka sözüm yok" diye yanıt verdi.
Bülent Günal
*

Akif Atmosferi
Yazar İsmail Hakkı Şengüler Mehmet Akif Külliyatının birinci cildinde şunları anlatıyor:
 "Mısır'da yüksek tahsilimi yaparken Akif'in oradaki en samimi iki dostundan biri olan Yozgatlı Prof. Mehmet İhsan Efendi, bana Akif'le ilgili bazı değerli bilgileri aktarmıştı. Mehmet Akif'in Kahire Üniversitesi'nde başlatıp vefatına kadar sürdürdüğü Türk Dili ve Edebiyatı Dersleri ile Üniversite çevresinde bıraktığı " Akif Atmosferi"ni aynı derslerle devam ettiren Mehmet İhsan Efendi'nin bu hizmetlerine hasbelkader ben de katılmış, o dersleri okutma şerefine ererek beş yıl Mısır'da "Akif Atmosferi"ni teneffüs etmiş ve onu yaşatmaya çalışmıştım. "
*
Yazar İsmail Hakkı Şengüler Mehmet Akif Külliyatının birinci cildinin 15. sayfasında Mehmet Akif ve Yozgatlı Mehmet İhsan Efendi'den şöyle bahsediyor: " Mısır'daki ilim erbabı arasında çok değerli Türk alimler vardı. Bunlardan biri de Sultan Mahmut Medresesi'nin müderris ve müdürü Yozgatlı Mehmet İhsan Efendi idi. (İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) Genel Sekreterliği gibi dünya çapında önemli bir görevi başarıyla yürüten Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu'nun babası.) Bu zattaki yüksek ahlak ve kemale hayrandım. Kendisine sonsuz saygı duyardım. O da beni severdi. Bilindiği gibi merhum Akif, hazırladığı meşhur Kur'an Mealini bu zata teslim etmişti. Bu zatla sık sık görüşürmüş. Mehmet İhsan Efendi Mısır'da onun, Prens Abbas Halim'den sonra gelen en önemli dert ortağı, en büyük teselli kaynağı, en güvendiği insanmış. 
Yazının tamamını okumak için tıklayınız.
kaynak.http://www.yozgatfrm.com/
Mehmet Akif Külliyatı, http://www.goncakitap.com/
*

Yoksul Mehmet Akif'in emekli maaşı

İstiklal Marşımızı yazdığı için ödül olarak verilen 500 lirayı orduya bağışlayan ve sırtında paltosuz dolaşan Âkif'e vefatından 7 ay önce emekli maaşı bağlandığı bulunan cüzdanla bulundu. Akif'in aldığı maaş da belli.
Yakın tarihimiz üzerine yaptığım çalışmalar sırasında Mehmet Âkif’in emekli cüzdanını buldum. Basında ilk defa bugün Milliyet‘te yayımlanıyor.

Âkif’in emekli aylığı 478 lira 20 kuruştu.
Emekli maaşı, 1 Haziran 1936 tarihinden geçerli olmak üzere bağlanmıştı. Vefatından 6 ay 26 gün önce...
Demek ki sadece 7 aylık maaş alabilmişti.
Biliyordum ama gözümle görünce, Âkif’in hasta yatağında titreyen ellerinin değdiği emekli cüzdanına dokununca hüzünlendim, efkârlandım...

Taha Akyol
***
Mehmet Akif'in naaşından mulaj alınmış

M. Akif’le ilgili okumalarım sırasında, Türk Edebiyatı Dergisi’nin 1983 yılı Mart ayında çıkan ‘Mehmet Akif Özel Sayısı’nda yayınlanan Macit Bumin imzalı yazıda ilginç bir anekdota denk geldim.
Şu satırlar o yazıdan :
“Mehmed Akif’in tabut mezara indirildikten sonra görmek isteyenler için merhumun yüzü son bir kere açıldı. Tam bu sırada Güzel Sanatlar Akademisi''nden bir genç mezara atladı ve alçılı bir bezle merhumun o nazik yüzünün mülajını aldı. Ona müdahale edenler olduysa da genç heyecanlı tavrıyla: İlerde bir gün belki heykeli yapılırsa lazım olur dedi.”
Yukarıdaki satırları okurken aklınızdan; “Acaba Güzel Sanatlar Akademisi öğrencisi o kişi kimdi, Akif’in cesedinden aldığı mülajı nerede, nasıl muhafaza etti, yaptığı bir heykelde kullanmış olabilir mi?  türünden sorular geçti mi bilemem...
Prof. Dr. Osman Özsoy
***
'Mehmet Akif Ersoy Müze Kütüphanesi' açıldı
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Hamamönü'ndeki kütüphanenin açılışında, kütüphanenin Altındağ Belediyesi işbirliğiyle yapıldığını söyledi,
Bakan Günay, şunları kaydetti:
''Binanın birinci katında Akif ile ilgili ne kadar yazılmış kitap varsa, onları bulabileceğiniz, yani bir Akif başvuru kitaplığı olacak. Üst katta, başka bir alanda da Ankara üzerine yazılmış, Ankaralı yazarların yazdığı kitaplar olacak. Hem bilgi kütüphanesi hem de ismini taşıdığı kişiyle ilgili araştırma merkezi haline gelecek. Güzel bir başlangıç olduğunu umuyorum. Akif'in yılına, memlekete bir eser katarak başlamanın anlam kattığını düşünüyorum..”
***

M. Akif'in son günlerinin şahidi: Mısır Apartmanı...

Abbas Halim Paşa, kışları da Kâhire'ye bağlı Hilvan'daki "Kasr-ı Gülşen" isimli köşkünde geçirirdi. Akif, 1923 yılında Mısır'a ilk gidişinde bir yıl kadar bu köşkte misafir olarak kalmıştı. Akif, her kış giderdi Mısır'a. Hilvan'daki köşkte halvete çekilir gibi, Prens'le edîbâne sohbetler yapar, prenseslere edebiyat öğretirdi. Altın yaldızlı tavanlar altında kâh şöminenin yanında, kâh köşkün balkonunda, ehramların heybetini ve Nil'in büyülü güzelliğini seyrederek geceler boyu süren sohbetler yapılırdı. Kur'an tercemesine de Mısır'da başlamıştı Akif. Bazen bütün Ramazan, hatimle terâvih kıldırırdı Mısır'da. Fakat bu terâvih namazlarına her zaman cemaat bulamaz, sâdece oğlu Tâhir'den oluşan tek kişilik cemaate hatimle terâvih kıldırırdı.

Bir zaman sonra Mısır'da sıtma ve siroza yakalanan Akif zayıflamış, âdetâ bir deri bir kemik kalmıştı. Tedâvi olmak maksadıyla tekrar İstanbul'a döndü. Evvelâ Şişli'de husûsî bir hastânede tedâvî, arkasından Mısır Apartmanı'nda istirahat. İstanbul'dayken dahi Mısırlı paşanın misâfiriydi.
Ve 27 Aralık 1936 Pazar Akşamı Millî Şâirimiz Mehmed Akif'in rûhu artık bu dünyada değildi.
Yazının tamamını okumak için tıklayınız
***
Not: Mehmet Akif'in Kur'an Meali ile ilgili diğer derlemeleri okumak için tıklayınız
***


Ayrıca bakınız

Mehmet Akif'in Dostları

Mehmed Âkif ve Eşref Edip dostluğu

Yine Eşref Edib’in belirttiğine göre Akif’in “Muhtelif sınıfta, muhtelif ahlâk ve tabiatta dostları vardı.” Bunlar arasında kimler yoktu ki… Ahmet Naim Bey’den Hersek müftüsü Ali Fehmi Efendi’ye; Miralay Baytar İbrahim Bey’den, büyük bestekar Şerif Muhiddin Targan’a; Fatin Hoca’dan Süleyman Nazif’e, Ferid Kam’dan Hafız Kemal’e, Hasan Basri Çantay’dan Neyzen Tevfik’e kadar onlarca isim Âkif’in dost halkasında idi.
Bunlar arasında bazıları ise daha özel bir yerde durmaktadır. Bu kişiler, Âkif’in mücadelesinde yol arkadaşlarıdır. Hayatları boyunca fikir ve aksiyon olarak onunla birlikte hareket eden kişilerdir.
İşte bunlardan biri, çeşitli özellikleri itibariyle belki de en başta geleni Eşref Edip’tir.
Mustafa Özçelik
***
Şerif Muhiddin, Mehmet Âkif'in de yakın dostlarındandı

Şerif Muhiddin, Mehmet Âkif'in de yakın dostlarındandı. Nitekim Mehmet Güntekin'in hazırladığı albümde büyük şairin ona gönderdiği "Beyim, efendim" hitabıyla başlayan bir mektubu ve bir fotoğrafı (bu, bilinmeyen bir fotoğraftır.) yer alıyor. Eşref Edip'in verdiği bilgiye göre, Şerif Haydar Paşa bir gün oğullarının hocası İsmail Hakkı Bey'e, gıyaben tanıdığı ve şiirlerini büyük bir zevkle okuduğu Mehmet Âkif'le tanışmak istediğini söyler, bunun üzerine İsmail Hakkı Bey yakın dostlarından Âkif'i alıp Çamlıca'daki köşke götürür. O gün udunu ilk defa dinlediği Şerif Muhiddin, Âkif'i farklı mızrabı ve üstün tekniğiyle büyüler. Artık Safahat şairi de, birçok âlim ve sanatkârın uğrak yerlerinden biri olan Çamlıca'daki köşkün müdavimlerindendir ve Şerif Muhiddin'i dinlemekten çok büyük bir zevk almaktadır.

Midhat Cemal'in sözünü ettiği bir mektubundaki şu cümleler, Âkif'in Şerif Muhiddin'e duyduğu sevgi ve hayranlığın temelinde, virtüozitesinin yanısıra peygamber torunu olmasının da rolü bulunduğunu gösteriyor: "Cedd-i muazzamınızın mukaddes namına yemin ederim ki hayatımda muhalled, maddiyattan mücerred bir zevk duydumsa onu sizinle geçen âlemlerde duydum".

Âkif, Şerif Muhiddin'i ömrünün sonuna kadar büyük bir dikkatle takip edecek ve başarılarıyla kendi başarısı gibi gururlanacak, hatta Gölgeler'i, yani yedinci Safahat'ı ona ithaf edecektir.
***

***
'Âkif' olanların anlayacağı 'dostluğun' yol haritası
Mithat Cemal, Mehmet Akif Ersoy'un, dostlarına karşı tutumundan bahsederken "Dostunu, sevmek kelimesinin noksansız mefhumu ile seviyordu. Öldüğü zaman; düştüğü zaman; dünya aleyhine döndüğü zaman; yanında olmadığı vakit ve sevmeyenlerin yanında bulunsa bile" demekten kendini alamıyordu. Çünkü dost, insan için bir gıdadır, gözlerine fer, dizlerine derman, dertlerine devadır. Efendimiz'de zirveleşmiş bir temadır, dostluk. "Yar-ı Gar"ının "Sonsuz Nur"un istirahatına canını, malını fedadır dostluk.. "Şems-i Tebrizî geliyor" yalanına cübbesini hediye ederken "Haber gerçek olsaydı canımı verirdim." diyen Mevlânâ'nın muhteşem cevabıdır... Mehmet Akif'in müskirattan vazgeçemeyen Neyzen Tevfik'in üzerine titremesidir dostluk... Ferid Bey için evini Beylerbeyi'ne taşımasıdır. Dostlarına yakın olabilmek için, sohbetlerinden istifade etmesi, lazım olduğunda yardımına koşması için oturmadığı semt kalmamasıdır dostluk. Birisiyle dost olmak için çağını da aşarak asırlar öncesinin ışık insanı Sadi'yi kucaklaması, zaman zaman binlerce kilometre uzaktaki İkbal ile beraber gözyaşı dökmesi, aynı ıstırabı yüreğinde hissetmesi. Bir veteriner hekim olması hasebiyle yüzünü, memleketini görmediği, cebinde fotoğrafını taşıdığı Pastör'e saygı duyması, zamanında yakın olmanın tehlike görüldüğü Namık Kemal'i her mahfilde övüp gıpta etmesidir Mehmet Akif dostluğu...
Nevzat Bayhan
***

Mehmet Akif’in Neyzenliği ve Neyzen Tevfik 

Âkif sayesinde Neyzen Tevfik, Ahmet Mithat Efendi, Muallim Naci, Şair Şeyh Vasfi gibi edebiyatçılarla tanıştı. Mehmet Akif'le dostluğu süren Neyzen, Mehmet Akif'e ney öğretti; Mehmet Akif de Neyzen'e Arapça, Farsça ve Fransızca öğretti.
Neyzen Tevfik'in yeni yaşamı, gönlüncedir. Giderek genişleyen bir "tanıdık alanı" vardır. Dönemin önde gelen ailelerince köşk, yalı ve konaklarına çağrılan, dahası saray çevresine bile sokulan bir neyzendir artık. Tanıştığı ve beğenisini kazandığı kişiler arasında Sultan V. Mehmet Reşat, Hidiv Abbas Hilmi Paşa, Sadrazam Sait Halim Paşa, kardeşi Abbas Halim Paşa, II. Abdülhamit'in kızı Zekiye Sultan, damadı Gazi Osman Paşa'nın oğlu Nurettin Bey... anılabilir.
....
Dostu Eşref Edip Akif ve Neyzen’in dostluğunu anlatırken şöyle der:
Mütareke zamanında idi. Bir gün Sebilürreşad  idarehanesinde üstadla oturuyorduk. Neyzen Tevfik çıkageldi. Üstbaş perişan, selâm, vererek içeri girdi. Şöyle bir tarafa yıkıldı. Çok sarhoştu. Biraz geçtikten sonra rakı dolu matradan birkaç yudum aldı. Fakat artık işba haline gelmiş, bir yudum bile içecek hali kalmamıştı. Biraz sonra matradaki rakıdan avucuna boşalttı. Kolonya gibi yüzüne, gözüne, başına, saçlarına içirmeye savaştı.
Nihayet neyini alarak üstadın oturduğu koltuğun önünde, üstadın dizi dibinde yere oturdu, üflemeye başladı. O halde muhrik bir taksim yaptı. Baktık, üstadın gözlerinden sessiz sessiz yaşlar dökülüyordu. Neyzen bunu görünce Neyi bıraktı, üstadın boynuna sarıldı. Sakalından, yanaklarından öpmeye başladı. Öptü, öptü...
Biz bu manzara karşısında mebhut kaldık. Üstad neye ağladı? Neyin hazin sesine mi? Neyzen’in bu haline mi? Artık ne bizim sormamıza lüzum vardı, ne onun söylemesine! Şimdi ne vakit Neyzen’i görsem bu levha hatırıma gelir.
***
Mehmet Akif Ersoy ve Aziz Dostları
Büyük Şairimiz Mehmet Akif Ersoyun Aziz Dostları arasında, hakkında kitap yazan ünlü yazarlar bulunuyor.
Bunların başında ise Eşref Edip, Mitat Cemal Kuntay, Süleyman Nazif gibi ünlü isimler geliyor. Ayrıca Mahir İz, Fatin Gökmen, Hasan Basri Çantay, Ferit Kam gibi yazarlar Akif’in dostluklarından hoşlandığı, sohbetlerinden zevk aldığı kalem şahidi kimseler olarak tanınıyor
***
Mehmet Akif'in prens dostları
Beşir Ayvazoğlu'nun Türk Edebiyatı'nın bu sayısındaki (Türk Edebiyatı, 458.Aralık 2011) Mehmet Akif'in Prens Dostları yazısında Ayvazoğlu şöyle demektedir: "Said Halim Paşa, 6 Aralık 1921 Salı günü akşamı bir arabayla Roma'da ikamet ettiği evin önüne geldiği sırada alnından tek kurşunla vurularak şehit edildi. İtalyanların, sonradan Arşavir Çıracayan adında, Taşnaksutyun mensubu bir komitacı olduğu anlaşılan katili yakalamak için kıllarını bile kıpırdatmadılar. Cenazesi, kendisi gibi Malta sürgünü olan ve Türkiye'ye dönmesine ses çıkarılmayan kardeşi Abbas Halim Paşa tarafından İstanbul'a getirildi ve 29 Ocak 1922 günü Yeniköy'deki yalısından alınarak II. Mahmud Türbesi'nin bahçesinde, babası Abdülhalim Paşa'nın yanında toprağa verildi... Said Halim Paşa'dan ziyade ondan üç yaş küçük olan kardeşi Abbas Halim Paşa'yla Akif arasında sarsılmaz bir dostluk kurulmuştu. Abbas Halim Paşa, geniş ufuklu, edebiyat, resim ve musikiden anlayan, daha da önemlisi sanatkârları koruyup kollayan hayırsever bir prensti... Roma'dan döndükten sonra İstanbul'a yerleşen Abbas Halim Paşa, kış aylarını Mısır'da geçirir ve ticaretle uğraşırdı. Şiir, resim ve musikiden çok iyi anladığı için bu alanlarda kabiliyeti olan gençleri desteklerdi. Feyhaman Duran'la Fikret Mualla'nın yurt dışında resim eğitimi almalarını da o sağlamıştı. Akif'le dostluğu adeta bir 'ezelden aşina'lıktı; birbirlerini çok iyi anlar ve çok iyi anlaşırlardı. Zevkleri, dünya görüşleri, hayata bakış tarzları birdi. Aralarındaki en önemli fark: Akif fakir bir şairdi, Abbas Halim Paşa Karun gibi zengin bir prens... 'Akif ne zaman olsa bir Abbas Halim bulur, fakat ben bir Akif bulamam. Akif benim için bir talihtir' diyen Paşa'nın Akif'e karşı minnettarlık hisleriyle dolu olduğu fark edilmiştir."
Akif'in albümünden bir sima: Ispartalı Hakkı
Ispartalı Hakkı, Ticaret ve Nafia Nezareti tarafından Nisan 1896'da Suriye, Beyrut vilayetleriyle Kudüs Sancağı Ziraat Bankası müfettişi olarak atanıyor Aynı tarihlerde Orman Nezareti Hey'eti Fenniyesi'nde Beşinci Şube Muavini 'Baytar Mehmet Akif Efendi' de ordunun ihtiyacını karşılamak için gerekli alımları yapmak üzere Şam'da Henüz 20'li yaşlarının başlarındaki Akif, kendisinden 6 yaş büyük Hakkı Bey'in adını Ispartalı bir dostundan duymuş ama hiç karşılaşmamışlar

Hakkı Bey'in vefatından sonra oğlu tarafından elden çıkarılan evrak arasındaki mektuplara göre tanışıklık için ilk adımı Mehmet Akif atıyor 17 Teşrinievvel 1312 (29 Ekim 1896) tarihinde yazdığı mektuba 'Azizim' diye giriyor Akif 'Acizinize karşı alel gıyab bir hüsn-ü teveccüh göstermekte olduğunuzu ziraat talebesi Şevki Efendi'den istişbar eylemiş idim' girizgâhının ardından 'Burayı ne vakit teşrif edeceğinizden kulunuzu haberdar buyurursanız cidden minnettar olurum efendim' diyerek bağlıyor kelâmı İmza; Şam'da hayvan mübayeasına memur Baytar Mehmet Akif
Şam'da başlayan tanışıklık, ikilinin İstanbul'a dönmesiyle yerini dostluğa bırakıyor
Yazının tamamını okumak için tıklayınız.
***
İmân ve fikir adamının başlıca arkadaşları
Daima ölçülü olan, hiçbir konuda aşırıya kaçmayan, fikirlerindeki yanlışları görünce, geri dönmesini bilen bu imân ve fikir adamının başlıca arkadaşları arasında, sırasıyla; Abbas Halim Paşa, Dr. Adnan Adıvar, Babanzade Ahmet Naim, Ali Ekrem Bolayır, Ali Emirî, Ali Şefki Efendi, Recaizade Ekrem, Fuat Şemsi, Elmalı Hamdi Efendi, İbnülemin Mahmut Kemal Bey, Hüseyin Kâzım, İbrahim Bey, İsmail Hakkı İzmirli, Mithat Cemal, Prof. Fatin Gökmen, Eşref Edib, Mahir İz, Hasan Basri Çantay, Süleyman Nazif, Neyzen Tevfik, Ömer Lütfi Bey ve Ömer Rıza Doğrul gibi, yaşadıkları devre damgasını vuranlar vardır.
***

Ayrıca bakınız:

Hasbihal / Mehmet Akif Ersoy




Akif'le Hasbihal
Mehmet Akif, seyrek de olsa yıllarca sürdürüyor Ispartalı Hakkı'yla yazışmayı 
Mektuplarını kısa tutan İstiklal Marşı Şairi, beraberine eklediği şiirlerle dostlarının 
gönlünü alıyor  Safahat'a almadığı bu şiir Ispartalı'ya gönderilmiş




Bugün yaşım otuz üç; ben demek otuz üç yıl
Kapılmışım bu serab-ı hayata; hem de nasıl:
Bütün kavafil-i âmâl önümde can berleb,
Durur iken yine ben sîne çâk çâk taleb,

Uzakta şöyle heyülâda görsem ümmidim
Teşahhus etti sanır da hemen seğirtirdim!
Hayale peyrev olup döndüğüm bu feyzada
Değildi bir demim olsun belâdan âzâde

Adım başında felâket; adım başında muhat
Ne bir kenâr-ı selâmet; ne bir tarîk-ı necat
Sağımda ağzını açmış amîk bir uçurum;
Solumda inmede dehşetli bir kasırga hücum!

Gidilse leyle-i âtî kadar karanlık çöl!
Dönülse devre-i mâzî gibi kapanmış yol!
Fakat tereddüde, ârâma var mıdır imkân?
Sürüklenir gider elbette dalgaya kapılan

Uğraştım onca muhacimle bir zaman heyhat
Sonunda tâb ü tüvânım kesildi bitti sebat
Karardı gözlerim artık ne oldu bilmiyorum
Açıldı pîş-i hayalimde başka bir uçurum

Yuvarlanıp düşecektim o cah-ı muzlime ben
Önümde nur-ı ilâhî gibi göründün sen
Yarıp o zulmeti sâyende işte kurtuldum
Dalâle doğru giderken reşâde doğruldum

Göründü dîde-i hakbîne şimdi âlem-i ruh
Uyandı leyle-i ruhumda bir sabah-ı fütuh
Hayat namına ben gerçi sersericesine
Dolaşmışım bu fezâ-yı hayâli bunca sene

Fakat bugün o geçmiş demlerin nihâyetidir
Hayat varsa benimçün bugün bidâyetidir
Felekte ben de acep gün görür müyüm derken
Sabah-ı sermede kalb eyledin leyâlimi sen

Sen ey nigâhımı bîdâr eden ilâhî nur
Kemâl-i feyzin ile olduğun zaman manzur
Degişti sanki muhitim, açıldı başka cihan
Çekildi ufkumu tazyik eden sehab-ı giran

Baharlar uçuyor şimdi asümânımda
Teraneler ötüyor tâ samîm-i cânımda
Muhabbetin ne kadar mucizata mazharmış
Bugün ben anlıyorum başka bir cihan varmış

Gülzâr-ı hayalime suret veren musavver ruh
Kitab-ı sineme bir bak ne dilfirib vuzuh
İçinde gösteriyor âlem sabahatini
O safhadan oku gel sen de kendi hikmetini

Bu kâinatta görmekteyim bütün seni âh
Biraz da gel edeyim sende kâinâta nigâh
Ümidi, ye'si,maişet bela-yı hâilini
Bu kârzâr cihânın bütün gavailini

Hülasa her ne kadar kayd varsa cümlesini
Hayalden silerek yazdım işte sade seni
Bugün düşünm(üy) orum hiç kendi âtimi
Düşünmek istemiş olsam da nerde kabil mi?

Senin fezaları lebriz eden hayalinle
Sığar mı başka endişe tenknâ-yı dile?
Seninle başladı mâdâm bende feyz-i hayat
Hüda bilir edemem bir de masivâ isbat

Mehmed Âkif
 23 Mayıs 321 / 5 Haziran 1905
Ayrıca bakınız.

Mehmed Akif’te Musiki


Bir Türk Musikisi Aşığı Olarak Mehmet Âkif Ersoy

Mehmed Âkif’in öz sesini, yani klasik musikisini beğenmesi ve onu dinlerken heyecanlanması pek tabiidir. O musikiyi çok severdi. Musikiyle doğrudan ilgilenmiş ve bir ara nısfiye -neyin aslından biraz daha kısa olan çeşidi- ile dahi meşgul olmuştur. Bu meşguliyetini şöyle anlatır: “Tahsili bitirdikten sonra ney üflerdim. Kulağım sesleri iyi ayıramadığı için muvaffak olamadım, bıraktım.” (M. Ertuğrul Düzdağ, Mehmed Âkif Ersoy Hakkında Araştırmalar 1, İstanbul 2000, s.31.)

Öte yandan birçok ağır şarkı ve besteleri meşketmişti. Gençlik devrinden itibaren musiki üstadlarının meclislerinde bulunmuş, yüksek eserleri dinlemiş ve çoğunu öğrenmişti.

Tanburî Ali Efendi, oğlu Tanburî Aziz, İzmirli Hafız Ahmet, Bursalı Hafız Emin, karantinadan Sadilerle çok zaman beraber bulunmuş, onlardan çok istifade etmiştir. Neyzen Tevfik’in Fatih’te ondan ney meşk ettiği ve ayrıca üstadın Ankara’da Taceddin Efendi dergâhında yalnız kaldığı zamanlar, bir Mevlevî dedesinin verdiği nısfiyeyi üflediği zikredilir.

Eşref Edip şöyle der: “Güzel sesli arkadaşlar gelince onlara ya bir gazel ya bir şarkı ya bir kaside yahut bir ilâhi… Mutlaka bir şey okuttururdu. Basri (Hasan Basri Çantay)’nin yanık sesi üstadın pek hoşuna giderdi. Basri, üstadın Âmin’ini pek güzel okurdu. Üstad bu şiirini çok severdi. Basri bunu pek müessir bir tarzda okuyunca üstat çok mütehassis olurdu.” (Eşref Edip, Eşref Edip, Mehmed Âkif, Hayatı, Eserleri ve 70 Muharririn Yazıları, s. 515-524)
Hasan Aksoy
***

  Mehmed Akif’te Musiki 
 Safahât’ta “edebiyat“, “musiki“, “resim“, “tiyatro“ gibi sanatlara ancak dolaylı olarak yer verilmiştir. “Musiki“ ile ilgili birkaç örnek:
“Şerîf Muhyiddîn’e“ başlıklı  şiirinden:
       1.
       Yanık bağrında, yıllardır, kanar mızrâbının yâdı;
       Gel_ey bîçâre Şark’ın, Şark’a küsmüş, gitmiş_evlâdı.
       4.
        Evet, yüksek; senin ùdun kadar yüksek figaan_ister;
        Gel_ey Dâvùd-ı san’at, Sùr-i mahşerden nevâ göster.
        10.
        Melez, soysuz, şerefsiz parçalardan başka şey yok hîç;
        Ne düşkün zevk-i millî.. besteler piç, şâheserler piç!..

“ Said  Paşa  İmamı „  başlıklı  şiirinden :

          Başlanır Mevlid’e mu’tâd olan_âdâbıyle,
          Önce Tevhîd okunur.. gaşy_ile dinler herkes;
          O, güzel.. Sonra müessir sekiz-on parlak ses,
          Kimi yerlerde İlâhî, kimi yerlerde Durak,
          Kimi yerlerde cemâatle berâber coşarak,
          Kalan üç Bahr’i terennümle, çekerken  ‘’ âmiiin ! ‘’,
          Tâ uzaklarda çıkar zulmet_içinden bir_enîn.

       Bunların dışında, Safahât’da, ‘’ musıki ‘’ ile ilgili kelimeler, motifler mevcuttur.  Örnek olarak : KÖR NEYZEN, İSTİBDAD, EZANLAR, BERLİN HÂTIRALARI, ÂSIM, SAN’ATKÂR, CENK ŞARKISI başlıklı şiirleri..
       *    
       Mehmed Akif, gençliğinde yazdığı, Şarkı formunda bestelenebilecek karakterde olan şiirlerini imhâ etmiş, Safahât’a almamıştır. 
Dr. Cahit Öney  
***

Uğurlar Ola / Mehmet Akif Ersoy

Uğurlar Ola
Ey sürüden arkaya kalmış yiğit
Arkadaşın gitti haydi sen de git
Bak ne diyor ceddi şehidin işit

Haydi git evladım uğurlar ola

Haydi git evladım açıktır yolun
Zalimlere karşı bükülmez kolun
Bayrağı çek ön safa geçmiş bulun

Uğurun açık olsun uğurlar ola.


Eşele bir yerleri örten karı
Ot değil onlar dedenin saçları
Dinle şehit sesleridir rüzgarı

Haydi git evladım uğurlar ola


Haydi git evladım açıktır yolun
Zalimlere karşı bükülmez kolun
Bayrağı çek on safa geçmiş bulun

Uğurun açık olsun uğurlar ola


Haydi levent asker uğurlar ola
Yerleri yırtan sel olup taşmalı
Dağ demeyip taş demeyip aşmalı
Sende ki coşkunluğa er şaşmalı
Kahraman askerim uğurlar ola

Haydi git evladım açıktır yolun
Zalimlere karşı bükülmez kolun

Bayrağı çek ön safa geçmiş bulun
Haydi levent asker uğurlar ola
Haydi git evladım uğurlar ola

M.Akif ERSOY





28 Şubat 2012 Salı

Mehmet Âkif Ersoy'u bilmek, anlamak

Mehmet Âkif Ersoy'u bilmek, anlamak 

Mehmet Âkif Ersoy inançlı bir insandır. Fakat herhalde onun kadar softalığa, tembelliğe, batının bilim ve tekniğinden ders çıkartmamaya kızan, öfkelenen, bu cehalet ve içe kapalılık karşısında ortaya sert eleştiriler koyan birisini, klişeler üzerinden düşünen insanlar anlamakta zorlanacaklardır. 
Ersoy, dönemi fikir dünyasında etkili olan, özellikle Müslümanların dikkatle takip ettiği Cemaleddin Afganî ve Muhammed Abduh'u takdir ve tebrik ile anar. Çünkü Afganî ve onun tilmizi sayılabilecek Abduh, tıpkı Âkif gibi tembelliğe, cehalete karşı çıkmakta, Müslüman ümmetini uyanmaya davet etmekte, sömürülmeyi bir kader olmaktan çıkartacak olanın ancak bilim ve teknikte gerçekleştirilecek atılımlar olduğunu ifade etmektedirler. Âkif bu konuları hem şiirlerinde hem nesirlerinde yoğunlukla işlemiştir. 
Burada takip ettiği yöntemin, batıyı eleştirel bir şekilde okumak, olumlu ve olumsuz yanlarını ortaya koymak biçiminde olduğunu belirtmeliyiz. Batının özellikle sömürgeci yanı, bilim ve teknikten aldığı gücü haksızlık ve adaletsizlik istikametinde kullanması siyaseti şiddetle telin edilmekte ve ironik bir şekilde "tek dişi kalmış medeniyet canavarı" olarak tanımlanmaktadır. Ona göre batının iyi fikirleri bütünüyle kitaplardadır, kitapları aşarak hayatın konusu olamamıştır. Ama Müslümanlara düşen, batının kitaplarında olan bu güzel fikirleri alıp, kendi dünyaları, kendi medeniyetleri içinde hayata taşımaktır.
Prof. Dr. Naci Bostancı
***
Mehmet Âkif'in fikir dünyası 
Âkif, eserlerinde bize bol malzeme vermiştir. 
O, taklitle değil, kendimize dönerek, mazimizin altın sayfalarından yararlanıp çıkış yolu bulmamızı istiyor. 
"Mahiyyet-i rûhiyye" dediği bizi biz yapan değerler toplamı olan kültürümüzü bozacak, bulandıracak uygulamaları benimsemiyor. 
Dilimiz, dinimiz, ahlâkımız, hayata bakışımız, insan sevgimiz, sonsuzluğa varış hedefimizde sapma istemiyor. 
O, medeniyetimizin insanını iyiye, doğruya, güzele yönlendiriyor. Fenaya, eğriye, yanlışa, çirkine kapılmamak için korunma yollarını gösteriyor.
 Prof. Dr. Celal Tarakçı
***
Türk'ün vicdanı: Mehmet Akif Ersoy  


Akif, hem alim, hem şair, hem hoca, hem devlet memuru, hem arif, hem gazeteci, hem milletvekili, hem daha pek çok sıfata sahiptir. Ama bütün bu sıfatlardan ürettiği bir sentezle o bilinçli, uyanık bir Türk aydınıdır.



Gerçek münevver aydın olmanın gereklerini harfiyyen yerine getirmiş, sorumluluğunun gereğine uygun şerefli, haysiyetli bir hayat yaşamış ve alnının akıyla Rabbinin huzuruna çıkmıştır. Bir aydının en büyük sınavı, Hâlıkına ve halkına karşı alnının akıyla hesap verebilmesidir. Akif bu konuda sınavı başarıyla geçmiş nadir şanslılardan biridir.

Türk’ün uyanık vicdanlarından biri olan Akif, mensup olduğu milletinin derdiyle dertlenmiş, bütün cahilliklerine, tembelliklerine, ayrılıklarına, ümitsizliklerine, geriliklerine karşı canhıraş bir gayretle savaş açmıştır. 


Akif, dışarıdan ve içerden gelen bütün tehlikelerin farkına varmış, milletini anında uyarmış bir ufuk adamdır. 

Akif’in gerek Safahat’ında, gerek diğer eserlerinde gündeme getirdiği bütün meseleler bugün de geçerliliğini ve güncelliğini korumaktadır. 

Prof. Dr. Nurullah Çetin
***
Mehmet Akif ve Çağdaş Bilim
Yeteri kadar çalışmıyor, okumuyor ve düşünmüyoruz. Bir Norveç’li bir Türkiyeliden 300 kat daha fazla kitap okumaktadır. Nüfusu 8 milyon olan Çek Cumhuriyeti’nde bir yılda yayınlanan kitap sayısı 65 milyonluk Türkiye’dekinden daha çoktur.
Bundan yaklaşık 40 yıl önce Kore Savaşı bittiğinde, Güney Kore az gelişmiş, endüstrisini kuramamış, fakir bir tarım ülkesiydi. Demokrasisi hastalıklıydı. Bu ülkede demokratikleşmeyle birlikte bilim ve teknoloji yükselişe geçti ve Kore kaynaklı mallar dünya pazarlarında başa yarışır oldular.

Ancak, yukarıda çizilen karanlık tablo bizi umutsuzluğa düşürmemelidir. Acı gerçeklerimizi yansıtan bu tabloyu değiştirebilmek için Akif’in mesajını anlamaya muhtacız. O’nu tam olarak anlayanlardan meydana gelen “Asım’ın nesli,” şimdi dünyanın her köşesinden yurdumuza ışık taşımaktadır. Daha önemlisi, Asım’ın nesli şimdi dünyanın her köşesine bilgi ve sevgiyle birlikte bozulmayan, eskimeyen ve solmayan mutlak gerçeği ulaştırmaktadır. İşte bu nedenle yarınlara güvenle bakmalıyız.
Altmış dördüncü ölüm yıldönümünde Akif’i rahmetle anarken özet olarak diyebiliriz ki, Milletin her kesimi, genç-yaşlı, yöneten-yönetilen, ama her kesimi, yeniden ve can kulağıyla Akif’i dinlemeli veanlamalıdır. Çünkü, Akif’i anlamak çağı anlamaktır. Akif’i anlamak çağı yakalamaktır.
Prof. Dr. Cafer Marangoz
***
Mehmet Âkif’te “Medeniyet”
F. Kadri Timurtaş, "Mehmet Akif ve Cemiyetimiz" adlı eserinde, bu hususta şunları söyler: "Akif, daima tırnak içine aldığı "medeniyyet" kelimesi ile, Batı emperyalizmini kastediyor. Onun kaleminde "medeniyyet", müstevli, saldırgan, insaniyetsiz, zalim Avrupa karşılığı hususi bir mana ifade etmektedir. Bir kelimeye gerçek anlamı dışında hususi bir mana vermek, edebiyatta bir sanattır. Buna mecaz-ı mürsel denir. Edebî sözün ne olduğunu bilmeyenler ancak, 'Medeniyyet dediğin tek dişi kalmış canavar' mısraından dolayı O'na medeniyet düşmanı diyebilirler. Akif'e medeniyet düşmanlığı isnad etmek, bilgisizlik ve anlayışsızlık eseri değilse, muhakkak kötü niyet ve hususi maksattan ileri geliyordur." (Timurtaş, 1987, s. 65)
Ahmet Dursun
***
Akif’in hayatı Safahat’tan da kıymetlidir.
Akif’in hayatı Safahat’tan da kıymetlidir. Çünkü o yaşayarak gerçek İslamiyet’i gösterdi.
Mithat Cemal Kuntay, Mehmet Akif isimli kitabında diyor ki:
“Otuz üç senedir Mehmet Akif’in bir tek bayağı halini görmedim. Onun iç yüzüne baktığım vakit gökyüzüne, denize bakar gibi ferahlardım. Onun 63 senelik hayatının siyah ve pis tek bir dakikası yoktur.”
Şuurlu Müslüman’ın varlığının sebebi, İslamiyet’i öğrenmek, anlamak ve yaşamaktır. Mehmet Akif, “demir hafızdı”, yani Kur’an-ı Kerim’i hiç hata yapmadan okurdu. Müfessirdi. Böylece hayatının her noktasını ayet ve hadislere uydurduğundan her an İslamiyet’i yaşadı. Mehmet Akif, yaşı ilerledikten sonra, Kur’an’ı unutmamak için, her sabah soğuk suyla duşunu yapar, sonra ezbere bir cüz okurdu. Mısır’da bazen bütün Ramazan hatimle teravih kıldırırdı.
Zeynep Kaçmaz'ın Hekimoğlu İsmail ile röportajından
***
Mehmet Akif Ersoy'un İlmi ve Fikri Kişiliği, 
Mehmet Akif, kendisi ile yapılan bir mülakatta;  “Bence iki kutsal şey vardır: Din ve dil” demektedir. Bu sebeple olmalı küçük yaştan itibaren din ve dil öğrenimine büyük önem vermiş ve bu hususta başarılı da olmuştur. M.Akif, ana dilini edebiyat tarihine geçecek derecede öğrenip kullanmanın yanında kendi gayretleri ile Farsça ve Fransızcayı da öğrenmiştir.  
 Mehmet Akif, her ne kadar baytarlık okumuş olsa da din ilimlerinden alakayı hiç kesmedi,  yüksek okulu bitirdikten sonra hafız oldu. 

Mukadder Arif Yüksel
***

Yalansız ve Haramsız Bir Adamdı

Kız kardeşine ve annesine bakmak için hayallerinden vazgeçecek olgunlukta idi. 17 km uzaklıktaki okuluna yürüyerek gidip gelen Akif Dede, bu durumuna yardım etmek isteyen sınıf arkadaşlarına “Ben parasızlıktan değil, sporcu olduğum için yürüyorum” dedi. Ancak üzerinden çok geçmeden düşündü: “Sen koca Tahir Efendi’nin oğlusun. Yakıştı mı sana sıkışınca yalan söylemek?” O gece uykuları kaçtı Akif Dedenin. Sırf yalancı çıkmamak için güreş öğrenerek sporcu olmaya karar verdi. Bunu öğrenmek için hocasına verecek bir şeyi yoktu ama. İşte ilk hocalığa burada başladı. Akif hocasına okuma-yazma, hocası Akif’e güreş öğretti. Akif Dede spor uğruna okul hayatından vazgeçmemek gerektiğine de büyük bir örnek olmuştur.
Vehbi Vakkasoğlu
***
Mehmet Akif Ersoy ve Kuranın Birlik Mesajı  
İstiklal Marşı ile Safahât’in yazarı olan Mehmet Akif Ersoy, aynı zamanda dini ilimlere ilgi duyan, Kur’ân tefsiri ile meşgul olan ve bunun yanında halkı çok yönlü aydınlatmaya çalışan bir mürşit yani bir vaizdir. 
O, gerektiğinde halkı camilerde toplamış, onlara Kur’ân’dan ayetler okuyarak dini açıdan bilgi vermiş; şiir ve nesir yazılarında çeşitli ayetleri yorumlayıp tefsir etmiştir. 
Mehmet Akif’in üzerinde önemle durduğu ayetlerden biri de, Alu İmran suresinin birlik mesajı veren 103’üncü ayetidir. O, 6 Şubat 1920 Cuma gününde, Balıkesir’in Zağanos Paşa Camisinde, Cuma namazından önce halka bu ayeti okuyarak tefsir etmiş ve bu konuda etkili bir vaazda bulunmuştur. Toplumun pek çok kesiminde birlik mesajı verilmekte; siyasiler, cemaatler, hemen hemen tüm sosyal kuruluşlar, birliği sağlama çağrısında bulunmaktadırlar. Ancak Kur’ân’da haber verildiği ve Mehmet Akif Ersoy ’un da yorumladığı gibi birlik, hak, adalet ve eşitlik ilkelerinde sağlanmalıdır. Bu ölçülerde sağlanacak birlik, tüm insanların huzur, saadet ve mutluluklarının sağlanmasında son derece etkili olacaktır
Doç. Dr. Nurettin Turgay
***
Mehmet Akif ve Milliyetçilik

Milliyet en kısa ifadesiyle tarih ve toprak şuurudur.” Milliyetçilik ise, millet hayatını oluşturan bütün değerlerin, temellerin, millete hayat katan bütün kaynakların, vatanın, tarihin, dilin ve dinin herhangi bir yeniliğe feda ve terk edilmemesidir. Binaenaleyh, Mehmet Âkif”in milliyetçiliğini, tarih ve toprak şuurundan ayırmak mümkün değildir.  O, tarih, mazi, mefahir ve ecdat duygusunu bütünüyle ruh yapısına katmıştır. O, dinle ilgisi olmayan bir milliyetçilik anlayışına şiddetle karşıdır. O’nun milliyetçiliğini dindarlığından, dindarlığını da milliyetçiliğinden ayırmak mümkün değildir. Âkif’te din ve millet, ayrılmaz bir terkip oluşturmaktadır.  
***