9 Aralık 2012 Pazar

Pazar Sohbeti / Sabahattin Gencal


     Torunlarla sohbetin ne kadar tatlı olduğunu anlamanız için dede veya büyük anne olmayı beklemeye gerek yok. Dedenizi ve büyük annenizi düşünün yeter.
     Sohbet deyince aklınıza ne geliyor bilmem. Eskiden yazarların okuyucularıyla samimi olarak, konuşur gibi yazdıkları yazılara sohbet derdik. Sonraları, şimdi bile oluyor dini konularda veya herhangi bir konuda yapılan konuşmalara sohbet denilir oldu. Peki, ya şimdi? İnternet ortamında karşılıklı yazışmalara sohbet, internet terimi ile chatleşme diyorlar. Bizim sohbetimiz ise bayağı konuşma. Belirli bir konuda olmayan, kurgulanmayan, doğal söyleşiler…
     Bu açıklamaları yapmam ilgiyi dede torun konuşmalarına odaklandırmak içindir.  Daha önce de “Sohbetlerin En Güzeli” (1) diye bir yazı yazmıştım. Bu yazıyı okuyanlar bizi daha iyi anlayabileceklerdir.
     Pazar kahvaltılarını torunum hazırlar genellikle. Ama bu Pazar ben de mutfağa girdim. Torunum ve okulda arkadaşları Karadeniz yemekleri, özellikle de mıhlamanın yapılışı konusunda konuşmuşlar. “Annemden tarif alıp yapayım.” dedi. “Tarifi sonra alırsın.”diyerek öne geçtim. Beraber mıhlama yapmaya başladık. Mıhlamanın tarifini vereceğimi sanmayın. Mutfakta, masadaki konuşmalarımızın ana başlıklarını vereceğim sadece.
    “Rahmetli dedem (2)  beni, belki de benim onu sevdiğimden çok daha fazla severdi.”dedim ve Onun bana, ben 7-8 yaşlarında iken yapmaya çalıştığı mıhlamayı hatırlattım torunuma. Dedemin,  yağı çok fazla kullandığı için mıhlamayı /kuymağı açtığı bir çukura döküp üzerini kapattığını anlattım. Haa, demek ki malzemeleri ölçülü kullanacağız. Malzemeleri ölçülü kullandık. Bu yeter mi? Torunuma, rahmetli anneannemden de söz ettim. Herkesten çok daha güzel yemek yapardı. Bir gün ona yaptığı mıhlamanın bu kadar lezzetli olmasının sırrını sordum. Devamlı karıştırdığını söyledi. Biz de oluşacak kazıtı bozmayacak biçimde karıştırdık. Bu kazıt meselesi de önemli. Ne kadar da lezzetli olur kazıt… Zaman meselesi de önemli bir tarih birkaç dakika fazla pişireyim dedim, bu sefer de kazıt yanmıştı. Onun için kaynamaya başladıktan sonra dakika tuttuk.  Ölçülere uygun malzeme, malzemeleri sıralı kullanma, yapma şekli, zamanlama…vb. hususlardan hareketle bir iş yapma, bir eser yaratma üzerinde konuştuk. Daha doğrusu dolaylı olarak iş başarabilme üzerinde durduk.
     Yaptığımız mıhlamayı afiyetle yerken, mıhlamanın, süt havicinin, karalâhananın İsviçre’de ve Avrupa’da güzellik merkezlerinde kullanıldığını bir kitapta okuduğumu söyledim. “Hangi kitapta?”diye sordu. Bayılıyorum bu tür sorulara. Kaynak ve belge soruyor. Keşke hepimiz böyle olabilsek.
Çaktırmadan derslere geçtim. Haftaya hangi yazılıların olduğunu sordum. Arapça, Matematik ve Edebiyat yazılıları varmış. ( Torunum Fatmanur’un Anadolu İmamhatip Lisesi 10. Sınıfta okuduğunu da ekleyeyim.)
Bu arada, bu sabah okuduğum bir yazıyı gündeme getiriverdim. Can Dündar Ada’nın Yaşamını tekerlekli sandalyede sürdüren beyin araştırmacısı Ordinaryüs Profesör Onur Güntürkün, güvercin beyni üzerine yaptığı araştırmalarla, “Almanya’nın Nobel’i” sayılan Leibniz Bilim Ödülü’nü kazanmasıyla ilgi yazı üzerinde durdum.
      “Beyin nasıl karar alıyor?
      Güntürkün’ün önemli çalışma alanlarından biri de beynin sağ ve sol lobları...
      Güntürkün, 10 yıl önce Kemal Yalçın’a beyin loblarının işleyişini anlatırken şöyle demişti:
     “İki beyin yarıküresini, içinden 200 milyon sinir lifi geçen, parmak kalınlığında bir köprü birbirine bağlıyor. İki beyin yarıküresi, birbirinden haberli olarak karar veriyor.”
10 yılda bu tezin tamamen yanlış olduğunu ortaya çıkarmış Güntürkün...
Şimdi iki lobun birlikte değil, tersine birbiriyle rekabet içinde karar aldığını savunuyor. Diyor ki:
     “Beynin bir yarısı, ‘Sağa gitmek istiyorum’ derken, diğer yarıküre, sola gitmek isteyebilir. Bu durumda nasıl karar veriliyor?
     Bana öyle geliyor ki, birbiriyle tartışıp karara bağlamıyorlar, her iki hemisfer, kendi kararını veriyor ve bu kararlar çelişkili olabiliyor. Bu durumda baskın olan hemisfer, öbürünün karar verme hızını yavaşlatıp işi bitiriyor.
      Bunu tam ispatlayamadık, ama ispata doğru önemli adımlar attık.”(3)

        Bu alıntıdan kendimize göre bir pay çıkardık. Örneğin Matematik çalışmaya karar verdik. Ama beynimizin rakip lobu başka bir şey diyor ve bir iç çekişme yaşıyorsak başarılı olamayız. Yalnız seçtiğimiz konuya odaklanacağız. Öteki loba şimdilik geçit vermeyeceğiz. Diğer yarı da bizim, ona da kadirlik yapmayacağız, bir başka sınavda da ona odaklanıp diğerini durduracağız. Bu beyin çalışma mekanizmasından anlamıyorum; ama odaklanma tavsiyesi uygun oldu gibime geliyor.
       Çalışırken nelere dikkat etmemiz gerektiği üzerinde de durduk. Dinlenmek gerektiğini de söyledim. İlk defa aklıma düşen bir örnek, bir benzetmeden söz ettim. Bir kalp gibi ritimli çalışacağız. Nasıl ki kalp 4-5 atıp bir duruyorsa biz de ona göre dinleneğiz. Kalp imtihan zamanlarında diyelim ki 20-30 atıyor, diğer zamanlarda da 4-5 atımlık bir zaman dinleniyor. Bu olur mu olmaz. Ritim bozukluğundan gider insan. Onun için çalışma düzenimiz bilimsel olmalı, bünyeye, ortama uygun olmalı… Torunum bu kalp benzetmesini çok beğendi. “kardiyoloji doktoru olmak isteyen birine bu örnek çok iyi oldu.” Dedi. İnşallah doktor olduğunu biz de görürüz.
       Sohbetimiz şahane amma yemeğimiz nasıl oldu dersiniz. Rahatsız olan eşim yatağında yedi ve iyi olduğunu söyledi. Torunum “Annem daha güzel yapar.” dedi. Çocukların, gençlerin böyle dosdoğru, içten konuşmaları ne güzel. Şunu söyleyeyim mi: Çocuklardan, hayvanlardan, bitkilerden çok şeyler öğrenebiliriz. Bunu sadece ben demiyorum. Araştırın da görün çocukların ne kadar büyük ve doğal bir hazine olduklarını.
     Torunumun annesinin yaptığı mıhlamayı övmesi kadar doğal bir şey yok. Gelinimin yemeklerini ben de beğeniyorum. Bu arada şunu da ekleyeyim oğlumun Türkiye’ye ve dünyaya hitap eden, benzerine çok az rastlanan bir yemek sitesi var. (Şifalı Yemek Tarifleri)(4)
Bizim Pazar kahvaltımız da inşallah şifalı olmuştur. Taa, 60-65 sene öncesine giderek büyüklerimiz andık. Almanya’ya giderek beyin konusundaki büyük buluşlardan söz ettik. Unuttuğum bir hususu da ekleyeyim. Torunum “Annemi de yad edeyim” diyerek bir tomurcuk çayı yaptı. Yemeğimizi ve sohbetimizi çay içerken yaptık.
     Bu yazı çay içerken okunursa daha anlamlı olur demek istemiyorum. Ama torun sevgisi düşünülerek okunursa daha verimli olur gibime geliyor.
     Hayırlı pazarlar.

     Sabahattin Gencal, Başiskele- Kocaeli, 09. 12. 2012
-----------------

2.      Dedem

2 yorum:

  1. Merhabalar Sabahattin Hocam,

    Çok güzel, keyifli ve zevkli bir pazar sohbeti olmuş. Ne yazık ki, bu sohbeti kahvaltı başında çaylarımızı yudumlarken okuma zevkine erişemedim. saat: 15.54 sularında okudum. Bu vakitte çok güzel aslında.

    Torununuzla birlikte sabah kahvaltısı hazırlığı ve onunla olan sohbetiniz ve çocuklarla ilgili saptamalarınız gerçekten çok yerinde ve güzeldi.

    Yaşamını tekerlekli sandalyede sürdüren beyin araştırmacısı Ordinaryüs Profesör Onur Güntürkün, güvercin beyni üzerine yaptığı araştırmalar sonucu aldığı ödül ve beynin nasıl karar aldığı ile ilgili paylaşımlarınız da çok keyifli ve yararlıydı.

    Güzel bir sohbet olmuş hocam, kalemine ve yüreğine sağlık ve mutluluklar dilerim. Size ve tüm ailenize sağlık, huzur ve mutluluklar dilerim. Eşinize de Cenab-ı Allah'tan şifalar dilerim.

    Selam ve dualarımla birlikte en Güzel'e emanet olun efendim, saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve tamamlayıcı yorumunuz için teşekkür ederim.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil