18 Aralık 2012 Salı

Günlüklerimi de günlerim gibi yok ettim / Sabahattin Gencal

Keşke keşkelerimiz  olmasaydı. Az çok benim de keşke dediğim olmuştur.
Keşke günlüklerimi yırtıp atmasaydım. Eşim kaç defa yırtmamamı, atmamamı söylemişti; ama nasıl bir duyguya kapılarak günceleri yok ettiğimi açıklayamıyorum. Oysa ben herkese “günlük/günce” tutmasını tavsiye ederdim. Bu bakımdan da kendi kendime mahcubum. Kaldı ki günceler iyiydi. İyi olmayan yaşantımın monoton olmasıydı. Bunda güncelerin kabahati yok ki. Neyi, nasıl, niçin yaşadığımı ayrıntılı yazmıştım. Asıl olan da böyle ayrıntılı yazmak değil mi? Neyse oldu bir kere. Sözün gelişi bir kere demiş oldum. Üçüncü defadır aynı şeyi yapıyorum. Bu pişmanlığım 2004’ten bugüne yazdığım 3 ajanda ve bir defteri dolduran günceler içindir. Birkaç yaprağı kurtardım.
Günümüz de birkaç paragraflık yazı bile okunamıyor. Öyle uzun uzun yazılan günceler hiç okunamaz. Hele de ünsüz kişilerin yazdıkları…
Günce yazmayı tavsiye ederken günce tutmanın birçok yararını dile getirirdim. Önceleri söylemediğim, benim de bu son yıllarda fark ettiğim bir yararını tekrarlamak isterim. Bu son zamanlarda “kalem”lerimizi hiç kullanmaz olduk. Günce yazmak bahanesiyle ellerimiz kalem tutuyordu hiç olmazsa. Bazıları günceleri de klavye ile yazıyordur ya onlardan söz etmiyorum. 
Belki klavyeyi doğru dürüst kullanamadığımdan olacak kalemle yazmak daha sıcak geliyor bana.
Günlüklerimi yırtalı daha 10 gün olmadığı halde “keşke” demeye başladım. İnşallah başka “keşke”lerimiz olmaz.
Aklımdan ne geçiyor bilir misiniz? Blogları günce gibi kullanmak… Ama olmaz. Öyle herkese açık olursa oto sansüre uğrar yazılar. Oto sansürlü, kusurlu yazılara da günce denmez. Ne denirse, artık böyle... Yani teknolojiye yenik düşüyor ve de güzel alışkanlıklarımızı bir bir terk ediyoruz. Bu günce yazmayı bırakmamız gibi nice güzel alışkanlık…
Yırtılıp çöplüğe atılmaktan kurtulan birkaç yaprak var, bunlardan birini ekliyorum. Eklemesem onların akıbeti de çöplük olacak. Okunmaları zaman kaybı olur mu bilmem. Bazılarının yararlanamayacakları yazı yoktur. O bazı kimselerdenseniz siz de okuyabilirsiniz.
Bu yakınma yazısını (16 Aralık)  saat 06.30’da yazmaya başladım ve 30 dakikada yazdım. Klavyeyi ne kadar yavaş kullandığım anlaşılmıştır. Klavyedeki harfleri takip ederken yazacaklarımı unutuyorum. Bu tuzu biberi unutmaya benzemiyor, gerekli malzemelerin de eksik olmasına neden oluyor.  
Blogda yazmamış olsaydım, böyle “Tuzsuz oluyor, eksik oluyor.” diye yazar mıydım. “Nasıl oluyorsa oluyor.”der ve karalardım.
Son  bir şey söyleyeyim mi  bu son 10 senemiz hep aynı geçiyor. Bir günümü şöyle teferruatlı biçimde yazabilsem az çok bir fikir vermiş olurdum. O da olur inşallah…
Sabahattin Gencal, Yuvacık-Başiskele/ Kocaeli, 16. 12. 2012, 0700
**********************
Takvimden bir yaprak gibi…
Yuvacık, 23. 12. 2004, 12.45
Bu defter ne karalama defteridir, ne not defteridir, ne de güncedir. Belki de hepsidir. Ya da sadece bir defterdir.
Öğrenciliğimde karalama (müsvette) defteri tutardım. Ancak, öğretmenlerimizden biri “Hayatın müsvettesi olmaz. Önce müsvette ayakkabı alıp sonra temiz ayakkabı mı alınır. Önce müsvette…”dedi. O andan sonra karalama defteri tutmadım. O an dediğim an öğretmen okulunda okuduğum andı; ama yılını hatırlamıyorum.
Notlar alırdım. Yığın oluşturmaktan öte bir yararları olmazdı. Sonra kart ya da fiş sisteminin yararlı olduğu söylendi. Ancak fiş sistemini de beceremedim.
Günce de tuttum. 1973-1975 yılları arasında öğretmen olarak görev yaptığım Vanın Muradiye ilçesindeki orta okuldayken3-4 defter doldurdum. Duygu ve düşüncelerimi, gözlemlerimi olduğu kadar işittiklerimi de yazmıştım. Çok ilginç gözlemler ve olaylar vardı.
1975’te İzmit Bahçecik Ortaokul Müdürlüğüne tayin oldum. Deftere ara verdim. Daha sonra Muradiye’de deprem oldu. 6000 kişi öldü. Bu beni üzdü, duygulandırdı. Nedense defterleri yaktım. “Keşke yakmasaydım.”dediğim çok oldu. Adları, olayları değiştirerek yazardım. Faydalı olurdu…
Bahçecikte de bir iki defter doldurdum. Gönlümce olmadı yaktım.
Kâğıtlara, defterlere yazdığım alıntılar, notlar, duygu ve düşünceler yok olup gitti. Hafızamdakiler de gitti. Unutkanlık var bende. Doktorlar “Bu yaşta olur.”diyorlar.
Geçenlerde aklıma geldi. “Yılbaşından itibaren bir defter tutayım. Alıntıları, duygu düşünce ve gözlemleri ayrı ayrı renklerde kalemlerle yazayım.”dedim. Sonra düşündüm: böyle biçimçilik doğru olmaz; onun için herhangi bir deftere, elimde olan kalemle serbestçe yazmak istedim ve bugün başlamayı uygun buldum.
Yatakta otururken yazıyorum. Eşim Nurhayat gördü beni. “Hatıra defteri mi yazıyorsun?” diye sordu. “Hayır.” dedim. Biraz sonra tekrar yanıma geldi. Yazdığımı okumamı istedi. Bir paragraf okudum. Güldü. Ben de okumayı kestim.
Başkaları için yazacaksam, kendime güldürmemek için yazmaya çalışacağım. Böylesi sıkıcı olacak. Onun için kendim için yazacağım.
Bu gün saat 09.00’da TGRT’de Prof. Dr. Osman Ünlü hocayı dinledim. Arkadaştan söz etti. Arkadaş demek mutlaka bir kişi demek değildir. Meşgul olduğunuz, beraber olduğunuz şey demekmiş. Kitap, televizyon, internet…  İyi arkadaş seçmek gerektiğini vurguladı.
Benim arkadaşlarım, Allaha şükür iyidir. Kitaplarım, girdiğim internet programları… iyidir. Televizyon da iyi midir? Bazen zamanımın boşa gittiğini anlıyorum.
Belki bu andaki çalışmam, yazmam da vakit harcamaktır. Ama yapacak bir şeyim yok ki.
Birkaç gün İzmit’e inmiştim, yorulmuştum. Şimdi dinleniyorum. Önceki günleri yazmamaya çalışacağım. Yazamam da zaten uzar gider.
Bugünü yazayım yeter; daha doğrusu yazabileyim yeter.
Sabahleyin, yıl boyunca topladığım fişleri şöyle bir sıraya koydum. Tahminen 2 milyarlık fiş var. 7-8 milyar olması gerekirdi. Bu fişleri yazmak da zaman alacak. Bankaya teslim etmek de… Değer mi bilmiyorum.
Komedin üzerinde kitaplarım var. Birini alıyor, birini bırakıyorum. Bazılarının altını çiziyor, bazı cümleleri de kâğıtlara yazıyordum. Artık bu deftere yazacağım.
Bu satırları yazarken eşim ŞOW Tv’de Aydın’ın sunduğu programı izliyor. Ben de izlemiş oluyorum. Kitap, gazete, tv ve yaşantımız. Karma karışık. Bu defter de haliyle karma karışık oluyor. Karışık da olsa, yararsız da olsa yazmaya çalışacağım.
14.00
Kuran-ı Kerim ve Türkçe Açıklamalı Tercümesi’ni okumaya devam ediyorum. Abdestli olduğum ve başka şeylerle meşgul olmadığım zamanlar birkaç sayfa da olsa okuyorum. Tam anladığımı söyleyemem. Anlamak, hıfsetmek, uygulamak isterdim:
Muhammed/36, “Doğrusu dünya hayati ancak bir oyun ve eğlencedir. Eğer iman eder ve sakınırsanız Allah size mükâfatınızı verir. Ve sizden mallarınızı tamamen sarfetmenizi istemez.” (istenen sadece zekât ve sadaka gibi cüzi bir miktardır.)
Dünya hayatının ne olduğunu anlayabilmiş değilim. Ahrete elbette inanıyorum. İnşallah ahretimiz mamur olur.
21.30
Akşamüzeri ekmek ve gazete almaya çıktım. Okumak ekmek gibi benim için. Şeker riski var bende; onun için fazla ekmek yememem gerekir. Fazla okumak da zararlı mı acaba?
Gelişi güzel okuma alışkanlığını bırakamıyorum. İzmit’teki büromdan (Avukatlık bürosundan) kitap getirip getirip okuyorum. Kitapları sanki yeni almışım gibi. Unutkanlık var ya…
Talat Sait Halman’ın Dört Gök, Dört Gönül adlı rubailerinden okudum. Fazla tad almadım.
Akşam namazından sonra yatsıya kadar Nurhayatla tavla ve kâğıt oynadık. Yenildim. Son birkaç gündür yeniliyorum.
Saat 20 00’de STV’de Büyük Buluşma adlı film seyrettik. Hadisleri, vecizeleri hatırlattı bana. Yardım severlik, vefa, dostluk, pişmanlık…vb. faziletleri hatırlatıyor. Ölümle uykudan uyandığımızı vurguluyor. Hesap gününü de hatırlatıyor…
Bı anda TV 41’de Psikiyatri doktoru Alev Hanım soruları cevaplandırıyor. Kartikal antropi (beyin küçülmesinden) de söz etti…
Gazete, dergi, kitap zamanımızı alıyor mu? TV’de alıyor mu? İyi ki bunlar var. Z…
22.00
Cümleyi tamamlamadan telefon çaldı. Kocaeli Tıp Fakültesinden aradılar. Nurhayat yarın Konseye çıkacakmış. Endoktrin bölümü hormon yüksekliğini görüşecekmiş… Hayırlı olur inşallah.
İnsan yatakta bile olsa çok şey yazabiliyor. Ama çok şey yazmak önemli değil, önemli olan okunabilecek bir şeyler yazmaktır.
Sabahattin Gencal, Yuvacık, 23. 12. 2004, 12.45

12 yorum:

  1. Sevdiğiniz bir şey olduğuna göre yaptığınızdan pişman olsanızda kaldığınız yerden devam etmenizi öneririm. Saygılar sunuyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve öneriniz için teşekkür ederim.
      Bakalım zaman ne gösterecek...Sağlık olursa, yazabilirim de...
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil
  2. Samimi olmak gerekirse ben sizin kendinizi anlattığınız yazıları daha çok seviyorum. Çünkü daha sıcak, bilgiye başkan yerden de ulaşabilirim çünkü. Ben keşke günce tutsaydım diyorum çünkü ayrıntıları unuttum. Bloğumda yazdıklarımda bir nevi anı/ deneme olduğu için kimse okumada benim için değerli.
    Güncelerinize kıymayın :) Saygılar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve samimi düşünceleriniz için teşekkür ederim.
      Aslında blog çalışmalarına başlarken söylediğiniz gibi anı, günce, deneme...vb. yazılar yazmak istiyordum. Damla'yı her gün 500'ün üzerinde öğrenci tıklayınca durumdan vazife çıkararak özel sayılara, özel sayfalara yer vermek zorunda kaldım. Ancak,sağlık olursa 2013'ten sonra Damla'da bir değişiklik düşünüyorum.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil
  3. Sağlık olursa, sağlık olursa demişsiniz yorum cevaplarınızda. Sağlıklı güzel günler dilerim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Sizlere de sağlıklı, huzurlu ve hayırlı günler dilerim.

      Sil
  4. yazılarınızı çok beğendim,sağlıklı uzun ömür diliyorum ve nerden başlasanız kardır yazmaya... yeterki kalem kağıda değsin.hayırlı günler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      "Kalem kâğıda değsin" deyişini çok beğendim. Başlarsam eğer, ilk güncemde bu deyişi kullanacağım.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil
  5. Merhabalar Sabahattin Hocam,

    Anılarınızla bizlerin buluşmasını sağlayacak güncelerinizi, günleriniz gibi yok ettiğinizden bahsediyorsunuz. Ben de sizin dediğiniz gibi diyeceğim, "keşke bir tarafa atsaydınız da yırtmak suretiyle yok etmeseydiniz." İnsanın o zamanki ruh hali öyle gerektiriyor ve o an da gerekeni hemen uyguluyor. Sizin güncelerinizi de yok ettiğiniz an işte öyle bir andır.

    Günce yazmak hem biraz cesaret işidir, hem de biraz sabır işidir. Cesareti ve sabrı olanlar yazabilir.

    Elimde Adalet Ağaoğlu'nun "Daml Damla Günler" isimli bir anı kitabı var. Arada sırada elime alır okurum. Bu kitabı da bana Milliyet Blog'da tanıştığım Ata Kemal Şahin, kendi yazdığı "Ben Olmanın Issızlığında" isimli romanı ile birlikte göndermişti.

    Parmaklarımızın arasına kalemi alarak ajandalara günlüklerimizi özetlemek te fayda var. Hem parmaklarımız kireçlenmez, hem de birazcık klavyeden ve ekrandan uzaklaşmış oluruz diye düşünüyorum.

    Sayın hocam çok güzel, keyifli bir paylaşımdı. Teşekkür ederim.

    Selam ve dualarımla birlikte en Güzel'e emanet olun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      "Parmaklarımızın kireçlenmeden korunması, klavye ve ekrandan uzaklaşma vesilesi" olarak da kabul ettiğiniz 'günce'lere yakın zamanda tekrar başlarım inşallah.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil
  6. Ben de çok beğenerek okudum. İçten, son derece samimi duygular... içinizden geldiğinde buna benzer yazılar yazmanızı umuyorum. Uzun yıllar sağlıklı ve mutlu nice blog paylaşımlarına...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve iltifatınız için teşekkür ederim.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil