2 Ekim 2012 Salı

Sohbetlerin en güzeli / Sabahattin Gencal



Sohbet güzeldir. Sohbet torunla yapılırsa daha güzeldir. 
30 Eylül 2012 Pazar günü kahvaltıyı torunum hazırladı. Sucuklu yumurta yaptı. Soframızın demirbaşları zeytin, peynir, yağ ve bal da vardı sofrada. Eşim, rahatsız olduğu için kahvaltıya katılamadı. Torunum Fatmanurla baş başa yedik. Torunum bana fark attı. Cumartesi kahvaltıyı ben hazırlamıştım. Melemen yapmıştım.  Benim sofram da güzeldi;  ama torunumun sofrasındaki sunum başkaydı. Hele de sohbetimiz.  Sohbetimiz sucuklu yumurtadan daha yararlı, yağ ile baldan daha tatlıydı.
Sohbetimizin konusu ne parti kongresiydi, ne operasyonlardı, ne de güncel sıkıntılardı. Derslerden, özellikle fen derslerinden söz ediyorduk. Torunum Anadolu İmam hatip Lisesi ikinci sınıfta (fen bölümünde)  okuyor. Fen derslerini, özellikle biyolojiyi seviyor.
“Kendimizi de öğreniyoruz .” diyor. İnsanın, dünyanın ve evrenin bir modeli olduğundan söz ediyor. Daha önemlisi bütün bu bilgilerin şifrelerinin Kuran-ı Kerimde olduğunu da ekliyor. Bayıldım. 
Allah izin ederse doktor olmak isteyen torunuma bilim adamlarının özellikle doktorların Kuran-ı Kerimi daha iyi anlayabileceğinden söz ettim.  Doktorların bu konuda eserlerine rastlamadığını söyledi. Ben “Kendimizi Görme Denemesi” adli bir (bastıramadığım) eser imi yazmak için onlarca eser okudum; ama ne hikmetse hatırlayamadım Onkoloji doktoru Prof. Dr. Haluk Nurbaki’yi rahmetle andım. Hücre ile ilgili yazıları ve kitabı olduğunu söyledim. Torunum hücre konusu kitaplarında 50 sayfada anlatıldığını belirtti. Bu anda enerji dönüşümü konusunu işlediklerini ekledi.  Atom âlimi Prof. Dr. Ahmet Yüksel Özemre aklıma geldi. Bir ara, çalıştığım özel okulda danışmanlık yapıyordu. Oradan biliyorum. “Emekliliğinde bile, hasta halinde bile ancak birkaç saat uyabilirmiş. Diğer zamanlarda halk hizmeti verirmiş. Yanına gidenlere, telefonla soranlara cevaplar verirmiş… “dedim.  Torunuma, böylesine yararlı olması için sonuna kadar gitmesi gerektiğini hatırlattım. “Ben özel hayatımı da ihmal etmeyeceğim.” dedi. Doğru söze ne denir. İçimden düşündüm. Ben gece gündüz demeden, izin kullanmadan kendimi okula verdiğim zamanlarda bir yerde okumuştum. Avrupa’da mesai dışında çalışılmaz, tatil yapmadan durulmazmış. Ancak mesailerini tam yaparlar, bizler gibi gelişi güzel çalışmazlarmış…  “Çocuklar doğal olarak doğruyu buluyorlar.” dedim içimden.
Ders çalışma yöntemlerinden de söz ettik. Peygamberimizin (sav) nefis muhasebesinden söz ettik. Bu arada Atatürk’ün “ Her gün, ‘bugün ne yaptım, yarın ne yapacağım.’ deyiniz. Yararını göreceksiniz.” Mealindeki sözünü hatırlattım.  Zaten öyle yaptığını söyledi.  İşlediği konuyu da işleyecekleri konuyu da gözden geçirirmiş.  Bu arada biyolojiden çık fiziğe, oradan çık matematiğe… Bunun kafa karıştırdığını ekledi. Ben de bilgisayar çalışmalarını hatırlattım. Bilgisayarda “kaydet” düzeneğini nasıl kullanıyorsak derslerin sonunda da öyle yapalım dedim. Öğrencilerime de hep hatırlatır ve kayıt işlemlerini beraberce yapardık. Öyle kolay olmadığını söyledi. Bir dosya değil ki, bir klasör, içinde klasör, içinde dosyalar… Demek ki program yapanlara büyük görevler düşüyor.
Sohbetimiz daldan dala biçiminde yorumlanmasın. Kahvaltıda nasıl ki bir zeytin alıyoruz, bir peynir alıyoruz… kahvaltı sohbeti de böyle.

Bir ara ders dinlerken öğretmene odaklanmasından, derse katılımından söz etti.  Çin bilgesinin “Duyarsam unuturum, okursam hatırlarım, yaparsam öğrenirim.” Sözü hatırlattım. “Ben derse katılmazsam, anlayamam…” dedi.  Öğrencileri iyi tanırsak öğrenme yöntemlerini de çıkarabiliriz gibime geliyor…
Sohbette klasik dedeler gibi, öğretmenler gibi olmamaya çalıştım. Sokrat gibi de olmadım, arkadaş gibi de… Torunum bizi nasıl algılıyordu Allah bilir.
Bu sohbeti, hafızamdaki anılar bölümüne kaydettim. Acaba torunum da kaydetmiş midir? Cumartesi sohbetlerini bilmem;  ama Pazar kahvaltılarını kendi hazırladığı için bu sohbetleri de hatırlar gibime geliyor.  
Acaba diyorum, sucuklu yumurtayı mı hatırlar, zeytin ekmeği mi? Fen bilimlerinin önemini mi hatırlar, insanın evrenin fihristi olduğunu mu?  Doktor olma yolunda azmini mi hatırlar, dedesinin özenini mi?
Bazı anları hatırlamak, yeniden düşünmek,  kendimize çekidüzen vermek ve ilerleme  kaydetmek için  önemli olsa gerektir.
Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli, 01. 10. 2012

6 yorum:

  1. Yazınızı tesadüfen okudum. Kahvaltı sohbetiniz, torununuz ve sizin için hem bedeni hem de fikri beslenme olmuş. Ne mutlu, sizin gibi dede olabilenlere.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil
  2. Merhaba Sabahattin Bey,

    Bu çok anlamlı sohbet yazınızı paylaştığınız için kendim ve blog dostlarınız adına teşekkür ederim.
    Birçok geleneğimizin yabancı bir potada eritildiği günümüz için tekrar tekrar okunası bir yazı.

    Rahmetli babam, "torun, evlatdan daha fazla seviliyor," derdi.

    Sevgi ve dostlukla...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Babanız çok doğru söylemiş. Allah rahmet etsin.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil
  3. Merhaba hocam,
    Ne güzel dede torun kahvaltınızı anlamlı bilgiler içeren sohbetle renklendirmişsiniz.
    Gerçekten de sohbetlerin en güzeli olmuş.
    Fatmanura geleceğin doktoru olarak başarılar diliyorum.
    Ayrıca eşinize de geçmiş olsun dileklerimle şifalar diliyorum.
    Saygılar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil