6 Ekim 2012 Cumartesi

Şiir sevenlere...

Önsöz
 
“Mürekkep Lekesi testi”ni duymuşsunuzdur.  Psikologların ve pisikiyatrislerin kullandığı bu testte bireylerin kişilik özellikleri ve duygusal işleyişleri incelenir.  Kişiler bazen duygularını anlatmak istemez ya da anlatamazlar özellikle bu durumlarda bilinçaltı çözümlemeleri için bu test kullanılır.
Her nedense şiir niyetine yazdıklarım için bu mürekkep lekesi testi aklıma geldi. 1960’lı yıllarda çok kullanılan bu testin alanını biraz genişletmiş oluyorum. Açık deyişle sadece okuyanlar için değil şiir yazanlar için de bu benzetmeyi kullanıyorum.
Şiirler genellikle duygu yüklüdür. Şairler duygularını açık seçik anlatmazlar, anlatamazlar. Leke örneği bazı kelimeler kullanırlar. Okuyucular da kendi duygularına göre anlam verirler şiirlere.  Yani“Herkes kendini okur şiirlerde, metinlerde.”  
Aslında daha basit benzetmeler bulunabilirdi durumu anlatmak için. Örneğin bulutlu bir havada gökyüzüne bakıyorsunuz. Her bulutu bir şekle benzetiyorsunuz.  Bir haritaya, bir hayvana, ya da birinin yüzüne… Islak yollardaki su lekeleri için de aynı şeyi söyleyebiliriz.  Her gün karşılaşılan bu durumlar varken niye tuttum İsviçreli Profesör Hermann Rorschach ‘ün mürekkep lekesi olarak bilinen Rorschach testinden örnek verdim. Anlatayım.
Mürekkep lekesi testinden haberdar olmadığımız yıllarda Erzurum Yavuz Selim İlköğretmen Okulundayken, 1958- 1959 öğretim yılında Resim dersiyle ilgili bir anım ilginçtir. Birkaç defa anlattım; ama asıl burada anlatmam anlamlı olacak. Öğretmenimiz çini mürekkeple bir çalışma yapmamız için ödev verdi bize. Birkaç arkadaş ısrarla yardım istediler benden. Adetim olmamasına rağmen bu ısrarlara dayanamadım mütalaada çarçabuk ödevlerini yaptım. Ertesi gün resim dershanesinde çalışmalarımıza not vermeye başladı öğretmeniz. Resmini yaptığım arkadaşlar, yalan olmasın, diğer arkadaşlardan yüksek not aldılar. 7 mi, 8 mi şimdi hatırlayamıyorum. Hatırladığım şu; arkadaşlar öğretmenin görmeyeceği açıdan bana işaretle sen 10 alısın diyorlardı ki tam bu sırada öğretmenimiz çalışmamı eline aldı, şöyle bir baktıktan sonra resmi yere attı. Bu sırada nasıl olduğumu anlatamam. Başımı öne eğdim. O andaki sınıfın durumunu da anlatamam. Sınıf öyle bir sessizliğe büründü ki… Öğretmen diğer arkadaşların resimlerini incelerken fırçamı mürekkebe daldırıyor ve önümdeki kâğıda gelişi güzel lekeler sürüyordum. Çok geçmedi öğretmenimin önümdeki kâğıdı aldığını fark ettim. Bir noktayı kapatıyor ve “İşte bu “diyordu. Ve dersin sonuna kadar resmimi övdü. Resmimden hareketle yeni bilgiler verdi…
Bu anıyı niçin anlattım dersiniz. Ben Türkçe öğretmeniyim. Öğrencilerimi şiir yazmaya teşvik ettim; şiirle ilgili yazılı kurallardan da az çok söz ettim.  Emeklerim boşa çıkmadı. Çok güzel şiirler yazan öğrencilerim oldu. Bu şiirlere not veren okuyucuların benim şiirlerimi yere atacaklarını düşünüyorum. Tıpkı resim öğretmenimin resmimi yere atması gibi. Ama sonra, şöyle bir düşündükten sonra şiirleri okumak üzere ele alacaklarını da tahmin ediyorum.
Şiirlerimde ölçü de yok, kafiye düzeni de yok. Şiirleri geleceğe taşıyan belirli formlara göre yazılmaları olduğunu bilmiyor değilim. Ama şiir niyetine yazdıklarımda gelece uzanmak kaygım yoktu. Şiir kitaplarına bakıyor ve görüyoruz ki duygu ve form benzerliği var. İnsanın hayat sürecinde böyle benzerlik var mı? Her gün değişik duygular kaplamaz mı içimizi.
Önsözlerin yazarın savunması olduğunu söyleyenler biraz da doğru söylemişler. Savunmadaymışım gibime geliyor. Aslında şiir yargılanmaz dolayısıyla savunulmaz da. Biz sözün gelişi böyle dedik.
Şiir niyetine yazdıklarım da bazı duyguları ve düşünceleri besleyebilir.  Nasıl besleyebilir? Okuyucuların mürekkep lekelerini yorumlamalarına göre. Mürekkep lekesini geçelim. Havadaki bulutları anlamlandırmasına göre bir şeyler olur. Yani bulutlar çözülür ince ince rahmet yağmurları yağabilir.
Bazı şiirlerimi bu esere almadım. Bazı şiirlerimi de henüz yazmadım. Nazım Hikmet’in deyişiyle söyleyelim: En güzel şiirlerim yazmadıklarımdır.
Sizleri  “Şiir Niyetine Mürekkep Lekeleri”yle baş başa bırakıyorum.
Düşüne düşüne,  içinizden tamamlayarak okumanız dileğiyle.
Sabahattin Gencal, Başiskele- Kocaeli, 06. 10. 2012
**********  İçindekiler **********



  •   Kalemle Dimağın Tutulması
  •   Şiir
  • Aklımla yüreğim
  •  Su gibi...
  •  Tutkularım
  •  A+A' ( Şiir mi?)
  •  Tutsak
  •  Yanılt Beni  
  •  Yeşilcedir anlamsızlığım 
  •   ?
  •  Meçhul Durak
  •  İnsanın sırrı
  • Canlılar düşündürmeli
  • Dört element
  •  Huzur
  •  O
  •  Varalım
  •  Çağdaş Bunalım
  •  İşlemeğe Geldim
  •  Veysel
  •   Uygarlaşmak Çabasındayız
  •   Yücel
  •  Yücel
  •   Yücel
  •   Ufkunu Aştık
  •   Yetişmelisin
  •   Yunus Emrem
  •   Kalkınan Güzel Yurdum
  •    Anıt Öğretmen
  •    İkini Zil de Çaldı Hocam
  •   Devrimler
  •   Yara
  •   Barış
  •    Öğün, Güven, Çalış    
  •    İlk Karne

  •  Dedeciğimiz 
    

    4 yorum:

    1. Mürekkep Lekesi anısına benzer olaylar, hepimizin geçmiş hayatında motive edici biçimde ortaya çıkmıştır. Kimse mükemmel olmadığı için içtenlik, dürüstlük olgusu ön plana çıkmaktadır. Sanatta sınır olmadığına inanıyorum. Dostlarla sık sık konuşuruz, bazen tek şiir, bir kişiye şair dememiz için yeterlidir. Büyük şair veya roman yazarı diye adlandırılan kişilerin üç beş yapıtı bilinir, diğer eserleri kişiseldir diye düşünüyorum.

      Şiir yazan kişinin o an yaşadığını, ne hissettiğini, neden yazdığını, neler hissettiğini bir tek kendisi bilir... çok haklısınız, biz okuyanlar, sadece kendimizi ilgilendiren kadar alırız. Bu konu çok göreceli ve daha önce bana yazdığınız gibi şiirlere yorum yazmak zordur... kendini yorumlamak, belki sorgulamaktır.

      Pazar günü şiirsever olarak okumak zevkti, paylaştığınız için teşekkürler hocam...

      YanıtlaSil
      Yanıtlar
      1. Merhaba,
        Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
        Bence şiir sevmek tüm varlıkları sevmektir. Şiir yazmak varlıkların iç dünyalarına dalmaktır. Bu söz de bu anda aklıma geldi, nerden geldiyse. Şiir yazamayız belki; ama şiir üzerine...
        Hayırlı günler dileğiyle.

        Sil
    2. Merhabalar Sabahattin Hocam,

      Ara ara vakit buldukça göz atıyorum blog sayfalarına. Evde hazırlanan ödevi yere atan ve o esnada moral bozukluğunuz ile gelişigüzel atılmış fırça darbeleri ile oluşan karalamayı da öven ve göklere çıkaran öğretmeni anlamak mümkün değil! Bir kere ödevin yere atılması çok hoş görülebilecek bir davranış değildi hocam. Siz de öğretmensiniz, ödevi beğenmeyebilirsiniz ama bu öğretmene, ödev kağıdını yere atma hakkını vermez. Ondan sonra gelişigüzel karalanan sayfayı da tutun göklere çıkarın ve beğenin. Makaleniz her ne kadar şiir ağırlıklı bir konuya yönelik olsa da, işte benim için de bu makalede öne çıkan burası oldu.

      Kaleminize ve yüreğinize sağlık ve mutluluklar dilerim.

      YanıtlaSil
      Yanıtlar
      1. merhaba Recep Bey Kardeşim,
        Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
        Yorumunuzu alınca mutlu oluyorum. Yorumunuz teşvik edici de oluyor.
        Değişik açılardan yorum yapılabilir. Sizin baktığınız açı da önemli kuşkusuz. Önemli olmasaydı yarım asır sonra bu anı hatırda kalır mıydı.
        Güzel anılar bırakmak ve hayırlı günler dileğiyle...

        Sil