18 Haziran 2012 Pazartesi

Mârifetnâme’de “Evrim”

Evrim Teorisi’ni Müslümanlar geliştirdi
Evrim Teorisi’ni Müslümanlar işlemiş ve geliştirmişlerdir. İlk defa Cahiz (ö. 255/868), göçlerin ve genel olarak çevrenin, kuşların hayatında yaptığı değişikliğe dikkati çekmiştir. Daha sonra İbn Miskeveyh (ö. 421/1030), el-Favzul-Asgar adlı eserinde bu evrim görüşüne daha belirgin bir şekil vermiştir. Evrim Teorisi’nin kurucusu Darwin’den (1809-1882) çok önce Erzurumlu İbrahim Hakkı (1703-1772), Marifetnamesi’nin 31-32’nci sayfalarında özetlemiştir.
Erzurumlu İbrahim Hakkı, Marifetnamesi’nde evrim hakkındaki görüşlerini şöyle özetlemiştir: 


“Varın yok olması, yoğun var olması mümkün değildir. Var daima var, yok da daima yoktur. Fakat var, bir mertebeden diğer mertebeye, bir halden diğer hale geçebilir. Allah’ın emriyle felekler ve yıldızlar hareket edip dört unsur (eleman), istihale (evrim) ile birbirine karışmış, unsurların izdivacından (karışımından) önce madenler, ondan bitkiler, ondan hayvanlar vücuda gelmiş ve hayvan kemalini bulunca insan meydana gelmiştir.
Prof. Dr. Süleyman Ateş
*
Hurmadan Evrim Palmiyeden Devrim
 “Eğitim kurumlarından ‘evrim’ kuram ve düşüncesini ve bu düşüncenin en seçkin kişiliği olan Darwin’i dışlamakla, bilimsel düşünce yerine dinsel düşünceyi geçirmeye girişen, böylece gerçekte ussal düşünceyi köreltmeye çalışırken dini de yozlaştıran Milli Eğitim Bakanlığı’na TÜBİTAK da eklendi.

Cahillik mi, Türk ulusuna ve İslam dünyasına karşı yüzlerce yıldır beslenen kasıtlı bir kötü niyet mi daha ağır basıyor, bilinemez.

Ama kesin olan şu ki, bir cahillikle bir kötü niyet aynı sonucu veriyorsa, aralarında ayrım yapmaya gerek yoktur.

Milli özelliğini yitirmiş bulunan Eğitim Bakanlığı ile TÜBİTAK yönetimine, Darwin doğmadan 50 yıl önce, 1756’da ‘Marifetname’ adlı eserini tamamlayan Erzurumlu İbrahim Hakkı Efendi’nin hem evrim konusunda, hem de sözde dini korumak gerekçesiyle bilimsel yönteme ve nesnel bulgulara karşı çıkma sapkınlığına dair yazdıklarını anımsatalım:

Erzurumlu İbrahim Hakkı, ‘Ögelerin uyuşup birleşmesinden ilkin madenler oluşup, ondan bitkiler, bitkilerden de hayvanlar ortaya çıkmış ve hayvan olgunlaştığında insan ortaya çıkmıştır,’ der ve ekler: ‘Ama hayvanlar ile insanlar arasındaki aracıların en belirgini maymundur. Çünkü kılı ve kuyruğundan başka dışı ve içi insana benzer...

Evrimi betimleyici sözleri ise şöyledir: ‘Hurma basamağından türlü hayvanlar basamaklarına yükselip nice yıllar (çağlar: Ö. O.) o basamaklarda yaşam sürdürmüştür. Ta, davranım ve biçim olarak insana benzeyen nesnas ve maymun basamağını bulmuştur. Ve o basamaktan da yükselerek insan biçimine gelmiştir.’ (Marifetname, Bulak Basımevi/ Mısır 1835, s. 28, 29)

1970’lerde Marifetname’yi günümüz abecesiyle Türkçeye aktaranlar, Milli Eğitim Bakanlığı ve TÜBİTAK’ın bugün yaptığı gibi, yukarıdaki bölümleri ve daha başka bölümleri çıkararak bastılar. Yani kitap, makaslanarak yayınlandı!

Oysa İbrahim Hakkı Efendi’nin kendisi, bilimin baskı altına alınmasına karşı, bu olaydan tam 221 yıl önce, aynı kitabında bilimsel yönteme dair şu uyarısını da yapmıştı:

‘Bu tür işleri (kitapta açıklanan doğa ve insan olgularını, Ö. O.) çürütmek için tartışmayı dinin gereği sanan kimse, dini zayıflatmış, değersizleştirmiş ve dine karşı cinayet işlemiş olur. Çünkü söz konusu edilen olayların gerçekliğini hendese ve hesap kanıtları gösterir. Bunu öğrenip doğrulamasını yapabilen ve nedenini, zamanını, tutarını ve süresini bildiren kimseye, bunun dine aykırı olduğu söylenirse, o kişi akıl yoluyla çıkardığı sonuçtan kuşkulanmaz, belki dinden kuşkuya düşerek: Akla aykırı din nasıl olur diye sormaya başlar. Dine yolu yordamıyla eleştiri getirenlerin verdiği zarara göre, dine yanlış biçimde yardımcı olanların verdiği zarar daha çoktur.’(Marifetname, s. 45)

Erzurumlu İbrahim Hakkı Efendi, zamanında kitabındaki bu görüşlerinden dolayı ne baskıya uğradı ne de kitabı yasaklandı.

Tersine, Türk halkı onu aslen peygamberler, pek seyrek olarak da çok yüksek değer verdiği kişiler için kullandığı, ‘Hazretleri’ sanıyla anmış ve benimsemiştir. Halk arasında söylenen biçimiyle tam adı, Erzurumlu İbrahim Hakkı Efendi Hazretleri’dir.” 
*
*

Mârifetnâme’de “Evrim” Açıklaması

İslamiyet ve bilim aynı şeyi söylemekte olup, 
arada yalnız isim farkı vardır.”
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz. 
(Mârifetnâme)

Evrim teorisinin kurucusu Darwin’den (1809-1882) yaklaşık bir asır önce Anadolu’da yaşamış olan Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri (1703-1772), canlı yaşamın tâbi olduğu “evrimi”, Marifetnâme isimli eserinde açık biçimde dile getirmiştir.
Gelelim bu konuya tasavvuf ehlinin bakışına. Evrim teorisinin kurucusu kabul edilen Darwin’den (1809-1882) yaklaşık bir asır önce Anadolu’da yaşamış olan Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri (1703-1772), canlı yaşamda bir “evrim” sözkonusu olduğunu Marifetnâme isimli eserinde şu sözlerle açık biçimde özetlemiştir:

“Hak Teala’nın emir ve tesiri ile felekler ve yıldızlar hareket edip, dört unsuru istihale (evrim) ile birbirine karıştırıp yoğurmuşlardır. Böylece, önce madenler, sonra bitkiler, daha sonra hayvanlar meydana gelmiştir. Hayvan kemalini bulduğunda insan zahir olmuştur. Bu bileşik cisimlerin dört mertebesi arasında yani maden, bitki, hayvan ve insan arasında aracı bileşik cisimler de vardır. Madenler ile bitkiler arasında vasıta ve geçit olan mercandır… Bitkiler ile hayvanlar arasında geçit hurma ağacıdır. Çünkü o bitki olmasına rağmen hayvan gibi erkeğine yakın olmadıkça (döllenme olmayıp) neticesi hurma olmaz. Hayvanlar ile insanlar arasında geçit olanların en açığı maymundur. Çünkü bütün organları, kıl ve kuyruğundan başka dışı ve içi insana benzer.  Mercan, hurma ağacı ve maymun gibi maden, bitki, hayvan ve insan arasında geçit olanların varlıklarındaki hikmet, her birinin kendi mertebesi aşağısından son yükseklik derecesine ulaşması, varlıklardaki mertebelerin o silsile yoluyla tertip edilmesi ve insanlık mertebesinde nihayet bulmasıdır. Zamanın devretmesinin tamamlayıcısı ve cihan varlıklarının özü insanın var olmasıdır. Yedi yüksek babanın (felekler) ve dört aşağı ananın (anasır-ı erba’a) ve üç bileşik cisimlerin (mevalid-i selase) neticelerinin özü insan bedenidir. Belki iki cihandan sebep ve gaye, ancak hazret-i insandır…
Bu şerefli vücudun yükselişinin başlangıcı madenler olmuştur. En önce kaygan çamurdur, sonra taş mertebelerine yükselmiştir, sonra kıymetli cevherler mertebesine vasıl olmuştur… o mertebeden de yükselerek tohumsuz biten bitkiler mertebesine varmıştır. Sonra tohum ile biten bitkiler mertebesine, oradan ağaç şeklini alıp hurma ağacına kadar varmıştır. Hurma mertebesinden hayvanların mertebelerine yükselip nice seneler o mertebede ömür sürmüştür. Oradan fiil ve şekil bakımından insana benzeyen yarı insan (nesnas) ve maymun mertebesini bulup daha da yükselerek insan şekline gelmiştir.” (Marifetname, Bedir Yayınevi, s.57-60)
Ahmet Baki
*
İbrahim Hakkı Hazretlerinin yaratılışla ilgili sözleri evrimle ilgisi var mıdır?
İbrahim Hakkı Hz.leri ilk insanın yaratılışıyla alakalı olarak da şu ifadeyi kullanmıştır:
"Cinlerin yaratılışından 20 bin yıl sonra Cenab-ı Hak. Hz. Adem (as)'i yaratmak isteyince Azrail (as)'i yeryüzüne gönderip ona, yedi iklimden toprak aldırmış ve sonra Cebrail (as)'i gönderip o kuru toprağı yoğurtup hamur haline getirtmiş ve 40 gün o şekilde bekletmiştir. Sonra Cenab-ı Hak bu hamura, Numan vadisinde, en güzel şekilde suret vermiş ve kendi ruhundan başına üfürerek diriltmiş ve melekleri ona secde ettirip, yeryüzünde evlatlarına peygamber yapmıştır"

Şimdi bu fikirleri, dile getiren bir alimi, insanın maymundan evrimleştiğini savunan bir kimse olarak takdim etmek, İbrahim Hakkı'yı kendi adına konuşturmak olur ki, bu da en azından tarafsız ilim ahlakıyla bağdaşmaz..
Yazının tamamını okumak için tıklayınız.
Prof. Dr. Adem Tatlı
*

Tekâmül (Evrim)
İbrahim Hakkı Hazretleri, insanı varlıklar hiyerarşisinde son, yani en yüksek mertebeye yerleştirir. Ona göre, Allah'ın yaratmasıyla, dört unsurdan (su, hava, ateş, toprak) madenlere, sonra bitkilere, derken hayvanlara ve nihayet insan nev'ine uzanan ıstıfa (saflaşma) ve istihale sürecinin her varlık basamağında bir 'ara' varlık türü yaratılmış olup, hayvanla insan arasındaki ara varlık da, insana en fazla benzeyen maymundur. Marifetname'nin eski baskılarının 19. sayfasında böyle bir tekâmül sürecinden söz eden İbrahim Hakkı Hazretleri, hemen 2 sayfa sonra ise, doğrudan doğruya hilkat (yaratılış) mevzuuna girer ve onu, şu-bu nazariye ile değil; âyet ve hadislerin zahirinden anlaşılan şekliyle izah ederek, şöyle der: "Allah (celle celâluhu), Âdem'i yeryüzündeki balçıktan derledi toparladı, (yani bir protein çorbası veya mürekkep bir macun yaptı) ve sonra ondan insanı halk eyledi (yarattı)".

İbrahim Hakkı Hazretleri'nin farklı gibi görünen bu iki tür yaklaşımında, esasen hiçbir farklılık yoktur. Onun önceki ifadesindeki kastı, kendisinden asırlarca önce yaşamış İbn Türke-i İsfahanî gibi zatlar ve bazı sofîler tarafından da ifade edilen aklî ve ruhî bir tekâmüldür. Yani, yeryüzünde varlıklar, aklî ve ruhî melekeler açısından hiyerarşik bir dizi arz etmektedir. Bu, Müslüman hikmet ehlinin paylaştığı bir değerlendirme olup, buna göre, varlık hiyerarşileri yeryüzüne kadar yukarıdan aşağıya doğru bir kavs-i nüzul (iniş yayı) takip edip, yeryüzünde cemadât (unsurlar), bitkiler, hayvanlar ve en nihayet insanla birlikte kavs-i uruca (yükseliş yayı) geçer ve bu kavis, insanda son bulur. Yoksa, üç asır önce, beş asır önce, on asır önce insanların, genlere, kromozomlara, mutasyonlara dayalı olarak iddia edilen bir evrimden söz etmiş olmaları düşünülemez. Bu bakımdan, 19'uncu sayfada böyle bir aklî-ruhî tekâmül çizgisinde varlıkları değerlendiren İbrahim Hakkı Hazretleri, 2 sayfa sonra yaratılışı dile getirmekte ve insanın üstünlüğünü açıkça ortaya koyduğu şu satırlarda, onun asıl maksadı ayan-beyan bellidir: "Allah, kendi nurundan bir latîf ve azîm cevher var edip, ondan bütün kâinatı vücuda getirdiğini, tedrîc ve tertip ile izhar etmiştir ve o, cevher-i evvel ve nûr-i Muhammedî ve levh-i mahfûz ve akl-ı kül ve akl-ı izâfî tesmiye olunur."

İbrahim Hakkı Hazretleri'nin, madde ve ruh için ayrı ayrı ele aldığı varlık gerçeğinin istihalesini (gelişmesini) anlatan ifadelerini, kendinden yaklaşık yarım asır sonra ortaya atılan Lamarck ve Darwin'in biyolojik evrimiyle aynı görmek, zannediyorum o büyük velinin ruhunu rencide edecektir. Bu gerçeğe rağmen, –(Allah taksiratlarını affetsin)– başta Cemaleddin Server Revnakoğlu olmak üzere, Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu ve Erzurumlu meşhur Cevat Dursunoğlu, onun nokta-i nazarının biyolojik tekâmül yönünde olduğunu iddia edebilmişlerdir.
Fethullah Gülen   


"Uzviyet türlerinin birbirlerinden meydana gelebileceğini, yani geniş anlamda tekamül fikrinin ilk izlerine Goethe'de rastlanır. Vakıa Mevlana ve Erzu rumlu İbrahim Hakkı (Marifetname) insanının maymundan geldiğini zikrederler" 
Ord. Prof. Dr. Sadi Irmak, .Veraset Biyolojisi, 
*

Ayrıca bakınız
Evrim ve İnanç Arasında Seçim Zorunlu Mudur? Sultan Tarlacı
İslam medeniyetinde evrim düşüncesi, http://www.sonsuzlukkulesi.com/
İbrahim Hakkı Erzurumi, Mevlana, İkbal ve Evrim Teorisi, A. F. Yüksel
İslamın Darvinleri, Kaan Göktaş, http://dinkulturu.kaangoktas.net/
Öztürk. Darvin evrim teorisini Müslümanlardan çaldı
Kainatta herhangi bir evrim var mı? Prof. Dr. Adem Tatlı
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri'nin evrimle ilgili görüşlerinin analizi, Prof. Dr. İsmail Yakıt,
Herkesin Evrimi Kendine, Hüseyin Akın
Fethullah Gülen Web Sitesi


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder