24 Haziran 2012 Pazar

Erzurumlu İbrahim Hakkı ve Adam Smith; Marifet ve Zenginlik Arasında İki Düşünce İki Dünya

[Birikim Dergisi'nden Pınar Demir Er’in Dr. Selma Karışman ile yaptığı söyleşi]

Okuyucularımız için kitabın sonuç bölümünden bir alıntı yapmak isterim:
“Osmanlı İmparatorluğu’nun taşrası Erzurum’dan iki asır sonrasında bile astronomi ve anatomi uzmanlarını hayrete düşüren şeyler öne sürerek, müspet ilim metotlarına itimat ve itikadın inanca ters düşmeyeceğini deklare etmek de; bin beş yüz kişilik nüfusuyla övünen ve para olarak hâlâ çivi kullanan bir kasabadan, ulusların refahı adına “iktisadî büyüme teorisi” geliştirerek, sadece ulusunu değil, ulusların refahını hedefleyen öngörülerde bulunmak da bizim için aynı derecede önemlidir. Fakat asıl önemli olan, bütün bunları, erdemli bir insan tipolojisi üzerine oturtmaktır. Dev şirketlerle, devasa serbest piyasayla, marjinal çıkar ağlarıyla Smith’in iktisadî teorisi, artık aklın ve ülkelerin sınırlarını aşmış bulunuyor. Fakat öyle görünüyor ki Doğu Batı arasında uluslar, hâlâ daha Zenginliği‘n değil,  Kuram‘ın ve Mârifetnâme‘nin moral desteğine ve birleştiriciliğine muhtaç!”
Dr. Selma Karışman
*
Marifet ve zenginlik arasında iki dünya
İlk bakışta, tasavvuf ikliminde yetişmiş, dünyevîlikten elini ayağını çekmek hususunda azamî gayret gösteren Erzurumlu İbrahim Hakkı ile Batı dünyasının zenginlikle birlikte dünyevîliği de tattığı İngiltere’sinde doğup büyümüş ve dönemin seküler Aydınlanma anlayışıyla yoğrulmuş Adam Smith arasında bir kıyas yapmak da, Pamuk’un tarifiyle orijinaldir. Birbirine hiç değmeyen, devâsa iki sütun gibi tasvir edilen bu iki şahsiyet, bugünden bakıldığında tamamen zıt iki kutup olarak algılanacaktır. Burada, Dr. Selma Karışman’ın çabası, Doğu’yla Batı’yı birbirinden koparan iktisadî gelişmeleri tekrardan aynı noktada buluşturacak bir arkaplana ulaşmak şeklinde özetlenebilir. Yazarın, Din-Ahlâk-İktisat sacayağına ikâme etmeye çalıştığı iki düşünürün, beslendikleri kaynaklardan, gaye-i hayallerine kadar varan farklılıkları bu çabayı güçleştirdiği ölçüde manasız da gösteriyor. Ancak, kitabın bir akademik disiplin içinden bakılarak, bir anlamda 18. yüzyıl düşüncesinin deşifresini yapma gayreti takdire şayandır.
Kemal Suskun

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder