25 Haziran 2012 Pazartesi

Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri'nin ilim anlayışı

İbrahim Hakkı, Mârifetnâme'sinde Din ilimleriyle müspet ilimleri en güzel şekilde te'life muvaffak olmuştur. O'na göre bunun böyle olması tabiîdir. Çünkü, insanın yaratılmasının amacı, Allah'ı bilmektir. Zira bir Hadîs'i Kutsî de, "Ben gizli bir hazine idim, bilinmeyi istedim ve beni bilsinler diye halkı yarattım" buyrulmaktadır .. Öyleyse yaratılan İçin en yüce gaye ve arzu Mevlâ'yı bilmektir. Nevar ki, her şeyin üstünde olan Marifetullah (Allah'ı bilmek-Allah'ı Tanımak), insanın kendi nefsini (özünü-neliğini) bilmeğe bağlıdır. Çünkü, Herkim kendi nefsini bilirse, Rabbını da bilir" . İnsanın kendisini bilmesi, kendi varlığını tanıması, bedeni ve ruhu hakkında bilgi sahibi olmasına dayanır. Bu da âlemin bilinmesine, âlemin bilinmesi ise "Ulum-u Halakiyye" adını verdiği müspet ilimlere bağlıdır

İşte bize göre, ibrahim Hakkı'ya gerçek bilim adamı vasfını kazandıran, ne başlıbaşına bir ansiklopedi olan Mârifetnâmesi, ne bu eserinde yer alan Matematik, Trigonometri, Astronomi, Anotomi, Psikoloji.... vb. konular, ne de O'nun "İnsanın nereden geldiği?" sorusuna verdiği cevapta formüle ettiği tekamülcü anlayıştır; bilhassa taşıdığı ilmî zihniyet ve müspet ilimlere yaklaşımı O'na bu niteliği kazandırmaktadır.

İbrahim Hakkı'ya göre ilim, cehaletten kurtarmağa, iyi ahlâk sahibi olmaya, olgunluğa erişmeğe, doğru yola (hidâyete) ve gerçeğe ulaşmağa bir vasıtadır. İnsan gaflet ve cehaletle hayvana benzer. Onu gerçek insan seviyesine yükselten özellik ise ilim ve irfandır. Dolayısıyla İbrahim Halka bir vesile ile ilim ve irfanı tavsiye etmiş ve bunu kendi nefsinde uygulayabilmiştir.

İbrahim Hakkı'da dikkatimizi çeken bir husus da, Onun Osmanlı-Türk bilim geleneği içinde yetişmesine ve Avrupa ile hemen hiç teması olmamasına rağmen, farklı amaçlarla da olsa, kendi dönemindeki Avrupa bilim ve tefekkürünün konularını yakalamış olmasıdır.

Sonuç olarak diyebiliriz ki, çok yönlü bir bilim adamı olan İbrahim Hakkı'nın müspet ilimler konularında verdiği bilgiler, zaman zaman kendi düşüncelerini içerse de, çoğunlukla sağlam kaynaklara dayalı bir takım nakillerden öteye geçememektedir. Bununla beraber, çağındaki durumu yansıtması bakımından bunlar elbette önemlidir. Ancak bize göre bundan daha önemli olan O'nun müspet ilimler karşısındaki tavrıdır. Yetişme tarzı ve çevresindeki hâkim zihniyetin baskısı dikkate alınırsa, İbrahim Hakkı'nın bu konudaki düşünceleri hiç de küçümsenemez. O, Gazzalî'den de ilham alarak, esas gaye olan Hikmet'e (Marifetullah'a) ulaşmada müspet ilimlere öncelik tanımakta ve bu ilimlerin kesin sonuçlarıyla çelişki söz konusu olduğu yerde dînî nasların te'vilini uygun bulmaktadır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder