9 Haziran 2012 Cumartesi

Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerine göre Allah’ı tanımak için dini ve ilmi konularda düşünmek gerekir


Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin  dini, mezhebi ve tarikatından söz ederken (Bakınız İbrahim hakkı Hazretleri'nin portresi) ister istemez tasavvuf akla geliyor.


"Erzurumlu İbrahim Hakkı’ya göre ise tasavvuf bir ilimdir ki
cenabı hakkın sıfatlarından ve ona nasıl erişileceğinden bahseder.
Kulu, bu ilmi öğrenmeye sevk eden Allah sevgisidir. Kalbinden
Allah’tan gayrisini temizleyen süfi bu ilmi öğrenir. Kişinin
Allahtan başkasına olan sevgiyi kalbinden atması ve gönlünü
yalnız Cenab-ı Hakk’ın muhabbetine bağlamasıdır. Kötü ahlakını
değiştirip en güzel ahlakı benimsemek, daimi ve içten gelen bir
duygu ile Allah’ın zikrine devam etmek ve bu yolla onun huzuruna
varmaktır." (Bakınız: Durmuş Tatlılıoğlu,http://www.dinbilimleri.com/ )
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin tasavvuf konularındaki düşüncelerini  kendisinin yazdıklarından  daha sağlıklı olarak öğrenebiliriz.
(Bakınız: Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerine göre tasavvufNefsim beni çok yemekle eyler pür-gam, Bir aşk adamı olarak İbrahim Hakkı, Hikmet, Alem, Cihanı ibret kitabı bil,  Can Ellerinden Gelmişem, âkıbet, Arifin tarifi, İbrahim Hakkı Hazretleri'ne Göre İnsan-ı Kâmil, Tasavvuf Kültüründe İntikam, Hayatın yüksek gayesiÖlüm,  Hakk'ın yüzüne aynasın sen, Gönül alemi ve üç çeşit insan)

Bütün bu konular  üzerlerinde tez yapılacak önemdedirler. Nitekim bazı üniversitelerde bu konular tez konusu yapılmaktadır.

Erzurumlu İbrahim Hakkı‘nın Marifetnamesinde Tasavvufi Hayat” başlıklı  Perihan Gökpınar’ın yüksek lisans tezini internet ortamında okudum. Anladığım kadarıyla Erzurumlu  İbrahim Hakkı Hazretlerinde İslam tasavvufu düşüncesinden farklı fazla bir şey yok.  Yüksek Lisans tezinin sonuç bölümünü verelim.

“İbrahim Hakkı, varlık sahnesinde görülen nâdir şahsiyetlerdendir. Sadece kendi döneminde değil kendinden sonraki dönemlerde de ışık olmaya devam etmiştir. Kanaatimizce bunu temelinde, İbrahim Hakkı’nın –diğer mutasavvıflarda görüldüğü gibi- inandığı gibi yaşama mücâdelesini sürdürmesi ve zâhir-bâtın bütünlüğünü kavrayıp daima huzûr-u ilâhî’de olduğu bilinciyle hareket etmesi yatmaktadır. Netice itibariyle o, hem dünyevî hem de uhrevî yönüyle örnek insan olma misyonunu yerine getirerek günümüze ve daha sonraki dönemlere bir isim bırakmıştır.”

Bu tezde şu satırlar dikkatimi çekti:

“İbrahim Hakkı’ya göre, kalbin merkezi yürektir. Yüreğin ortasında bir siyah
nokta vardır ki, sırları açan bir anahtardır. "Süveyda" denilen bu nokta, iç güneşinin doğuş yeridir.
Bu siyah nokta, cihânın ruhudur ki, ismi cenân (kalp, gönül)dır. Hislerin ve kuvvetlerin özlerinin özüdür. Beden hisleri çalışmadığında, canlı kalan ve rüya gören; iste burasıdır.( Mârifetnâme, s. 292)

İbrahim Hakkı, kalbin bu merkezinin iki yönlü bir ayna olduğunu ve bir tarafıyla gayb âlemini, diğer tarafıyla da şehadet âlemini yansıttığını belirtiyor. (Mârifetnâme, ss. 293) “

Dikkatimi asıl çeken yüreğin ortasındaki siyah noktadır. Birden aklıma evrendeki karanlık noktalar, karanlık maddeler, kara delikler* geldi..

Süveyda aşk şiirlerine, romanlarına konu oldu. Onlarca şair süveydayı kullandı. Ben bunları bir yana bırakıp süveydadan kara deliklere geçiyorum. Karadeliklerin ötesi iç güneşinin doğuş yeri midir, gayb alemine pencere olup olmadığını ancak Allah bilir. İnsan her aklına geleni yazıp kafa karıştırmamalı. Bunu biliyorum ya bir kere aklıma geleni yazmış bulundum.   

“İnsan evrenin fihristidir.” “Evrendeki tüm maddeler  insanda da mevcuttur.” diyorlar ya . Diyorlar deyip bırakmayalım Marifetnameden bir alıntı sunalım:

“Ey aziz, malûm olsun ki, ârifler demişlerdir ki: İnsan bedeni, küçük âlemdir. İnsan ruhu, büyük âlemdir. Zira ki, her ne ki âlemde yaratılmıştır, hepsinin benzeri insan vücudunda bulunmuştur. Şu halde insanın cisim ve canlı, bütün âlemin nüshasıdır. İki âlem tamamıyla insanda mevcut ve belirli bilinmiştir.
Mesela; 
bütün hissedilen cansızlara misal uzuvlarıdır.
Bütün canlılara misal, insan ahlakıdır.
Dört mevsime misal, insan dişleridir.
Berzah âlemine misal, insanın hatıra ve fikirleridir.
 Melekût âlemine misal, insanın gönül ve canıdır.
Bu misal ve benzerliklerin ayrıntısı sınırsızdır.
Bu kitaba değil, böyle yüz bin kitaba sığmaz. Ancak ârifin kalbine sığar. Biz burada, güneşten zerre, deryadan damla açıklarız. Ta ki bu insan, büyük âlem olduğunu öğrenip, nefsi bilmeye bürhan ola, Onunla Allah'ı tanıma kolay ola.
Marifetname, 43.bölüm, 5. bahis
http://www.islamvetasavvuf.org/kutuphane/node/1165”      
(Ayrıca bakınız: İnsan aleminin feleklere benzerliği)    

Marifetnamede yürekteki siyah noktanın neye tekabül ettiği yazılı mıdır? Ben Marifetnamede böyle bir bağlantı bulamadığım için yürekteki siyah noktaları kara deliklere öylesine benzeti verdim.

İbrahim Hakkı Hazretlerinin sözünü ettiği yüreğin ortasındaki siyah nokta  kara deliklere karşılık mıdır? Kara delikleri anlamamamız için astrofizikçi olmamız gerekir. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin sözünü ettiği siyah noktaları anlamak için de tasavvufçu olmak gerek. Ya da  hem tasavvufçu hem de astrofizikçi olmak gerek. Bilindiği gibi Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri çok kanatlıydı. (Bakınız.  zülecniha / kanatlar)

Bu, içime doğan, doğruluğunu da yanlışlığını da bilemediğim Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin sözünü ettiği yürekteki siyah noktaları kara deliklere benzetmem uygun olmadı belki; ama en azından tasavvufçuları bilimsel konularda, bilim adamlarını da tasavvuf konularında düşündürür. Aslında Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri gibi çok kanatlı olmak gerekir. Bugün, her zamankinden daha çok böyle kişilere ihtiyaç vardır.

Aklım yürekteki siyah noktalara ve göklerdeki kara deliklere takılı iken kütüphanemde olan, Mürteza Mutaharri’nin Kuranda İnsan-İman ve Ahiret adlı kitabına göz gezdiriyordum. Kitapta. Yunus Suresi Ayet 101’e dikkat çekiliyor:

De ki: “Göklerde ve yerde neler var, bir baksanıza.” Fakat âyetler ve uyarılar, inanmayan bir topluma hiçbir fayda sağlamaz” (Diyanet İşleri)

Mutaharri’nin adı geçen eserinin  70. sayfasından; Alman filozof Kant’ın kendi isteği ile mezar taşına kazılan bir cümlesi:

“ İnsanda korkunç derecede hayret uyandıran iki şey var. Yıldızlarla kaplı, başımızın üstünde duran gökyüzü ve içimizi kaplayan vicdan ve ruh.”

Mutaharri’den, Kant’tan şundan bundan söz edip konuyu saptırmadan  özetleyelim:

Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri,  Kuran-ı Kerimin mesajını almıştır. Cihanı ibret kitabı olarak görmüş ve her zerrenin ya da cismin harf olarak düşünülüp okunmasını öğütlemiştir. ( Bakınız: Cihan...)Açık deyişle  Allah’ı tanımak için dini ve ilmi konularda derinleşmeyi öğütlemiştir.

Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli,  09. 06. 2012

*Karadelikler için Bakınız

http://www.diniyazilar.com/2011/04/kara-delikler/

2 yorum:

  1. Merhabalar Sabahattin Hocam,

    Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin "Allah'ı Tanımak" konulu düşünce ve görüşlerini bizlerle paylaşarak bizleri bilgilendirdiğiniz için çok teşekkür ederim. Kaleminize, emeğinize ve yüreğinize sağlık ve mutluluklar dilerim.

    Selam ve dua ile.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Recep Bey Kardeşim,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Tasavvufi bir konuyu anlamak zor, bilimsel bir konuyu anlamak da zor; hem tasavvufi hem de bilimsel konuyu anlamak çok daha zor. Onun için fazla derine inmeden, kafaları fazla karıştırmadan düşünce ve derlemelerimizi paylaşmaya çalışıyoruz.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil