18 Haziran 2012 Pazartesi

En güzel eğitim metodu

..... İşte bu sıralarda Hanife Hanım vefat etti. Küçük İbrahim Hakkı yedi yaşında öksüz kaldı.  
Vefatına kadar, içindeki olanca erdemleri, güzellikleri oğluna aşıladı ve mübarek kadın, babasının yokluğunu İbrahim Hakkı’ya hissettirmemeye çalıştı. Bildiği ve inandığı bütün gerçekleri küçük yavrusuna hikâyelerle, masal ve kıssalarla vermeye çalıştı. En derin meseleleri, bir özsu gibi verdi oğluna. Onu daha çok küçük yaştan itibaren, efendi, zarif, kibar, ince, dikkatli ve çok saygılı bir kimse olarak görmeye başladı. İlmihal, tecvid öğretti ona; çok küçük yaşında rahatça Kur’an-ı Kerim okuyabiliyordu. Sonra hıfza başlandı. 

Hanife Hanımın, küçük İbrahim Hakkı’nın eğitiminde uyguladığı yöntem, sadece söz ve nasihat yoluyla telkin ve tembihlerden ibaret değildi. Hanife Hanım oğluna vermek istediği bilgileri ve örnek davranışları çocuğa sözlü bir telkinde bulunmadan, onun görüp fark edebileceği bir şekilde bizzat kendisi yaşıyordu. Yoksa en güzel eğitim metodu bu mu idi? Sözle nasihat vermek kolaydı. Basitti. Önemli olan fiili ile örnek olmaktı. İnsanlar tarih boyunca, sözü, dili ile değil, bizzat söylediklerini yaşayan, fiili ile örnek olan insanlara itibar etmişler, onlara uymuşlardı.

Hanife Hanım, o kadar dikkat ve itina ile oğlunu yetiştiriyordu ki, eğer bir hareket fark edilmemiş ise aynı hareketi fark ettirinceye kadar, ama aynı zamanda onun bıkıp usanmasına da imkân bırakmadan, zaman zaman tekrarlıyor, böylece çocuğun örnek davranışları, doğru bilgileri, edebi, inceliği, zarafeti telkinle değil, idrâkle öğrenmesini sağlıyordu. O zamanlar babalar sevgilerini, anneler şefkatlerini yalnız kendi çocuklarına hasretmezlerdi. Evde çocuklarına nasıl davranır, onların neler öğrenmelerini isterlerse, mahallede, sokakta diğer çocuklara da aynı sevgiyi, şefkati gösterirler, onların da kendi çocukları gibi yetişmeleri için ellerinden geleni yaparlardı.
Sabri Tandoğan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder