29 Mayıs 2012 Salı

Kendini bilen Rabbini bilir

1986’da “Kendimizi Görme Denemesi” adlı , yayınlayamadığım eserimi yazarken müracaat ettiğim kaynaklardan biri de Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’nin Marifetname'sidir.

“Ben cinleri ve insanları yalnız beni tanıyıp kulluk etsinler diye yarattım.“(Zariyat, 51/56) ayetini bazı mutasavvıflar “Beni tanısınlar” diye yorumlamışlardır.

Buna göre insanların,  yaratılış gayelerine uygun olarak en önemli görevi Allah’ı tanımalarıdır. 

Tasavvufta “kendini bilen Rabbini bilir.” İlkesini bir çok mutasavvıf eserlerinde işlemiştir.
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri de  Marifetname’de bu konuyu  ayrıntılı biçimde açıklamaktadır:

“Hak Teala iki cihanı insanoğulları için ve insanoğullarını da ancak kendisini tanımaları için yarattığını cümleye duyurmuştur. Nitekim lûtuf ve keremiyle: "Ben gizli bir hazineydim, bilinmeyi sevdim ve beni tanımaları için varlıkları yarattım," buyurmuştur. Şu halde âlemin ve insanın yaratılmasından nihaî maksat ve yüce istek, Mevla'nın bilinmesidir. Bu ebedî devlet ve tükenmez saadet, her şeyden öncedir. Ancak bu, nefsini bilmeye bağlı olup, nefsini bilmek de bedeni bilmeye dayanır. Bedenin bilinmesi, âlemin bilinmesiyle olur. Alemin bilinmesi ise hakiki ilimlerledir.” Marifetname

İnsanın kendini  tanımasından, anlatmasından zor ne var ki? Kendimizi Görme Denemesi’ni yazarken bir gösterişe mi kapılıyorum, günah mı işliyorum endişesini taşıdım hep. Biraz da bu endişeden ötürü “Ben bir gizli hazine idim, bilinmeyi sevdim/istedim…” kudsi hadisini yazdım. Yazdım; ama bu kez de “Allah’ın tanınmaya ihtiyacı mı var?” diye aklımdan geçmeye başladı. Her ne kadar bazı mutasavvıflar, Allah’ın kendini tanıtmak istemesinin kendi ihtiyacından değil kulun ihtiyacından olduğunu, kulluk görevlerinin layıkıyla yapılabilmesi için Allah’ı tanımak gerektiğini söyleseler de  konuya tam vakıf olamadığım için bu konuyu için içime sinmeye sinmeye yazdım. Çünkü bazı kişiler de böyle bir kudsi hadisin olmadığını yazıyorlardı.

Şimdi de, açık deyişle 2012’de de konuyu tam olarak öğrenebilmiş değilim; kafa karıştırmamak, yanlışlığa sebep olmamak için  Prof. Dr. Hayrettin Karaman’ın bir paragrafına yer vermekle yetinelim::

“Tasavvuf yoluyla iyi Müslüman, halis kul olmak isteyenler, irfan âleminde pek çok anlayış ve uygulamaya temel kıldıkları, hadisçiler sahih bulmasalar da kutsî hadis olarak rivayet edilen: "Ben bir gizli hazine idim, bilinmeyi sevdim/istedim; bu sebeple halkı yarattım ki, beni bilsinler" mealinde bir söze çok önem verirler. Kemale doğru ilerleyen mertebelerin zirvesinde bulunan "hubb-i sırf-ı zâtî" mefhumu, makamı ve hakikati, o rivayetin içinde geçen "bilinmeyi sevdim" cümleciğine dayanmaktadır. Daha yaratılmış bir şey yok, ama Allah onu yaratmayı seviyor; o ise, "evvel âhir Allah'ın sevgilisi ve insanlık için de sevgi rehberi olarak "Seçilmiş Zât". Bir sonraki aşamada onun özünü, ruhunu yaratıyor, Mevlid-i şerifte dile getirilen "intikal" , o nurun batından batına taşınarak en sonunda sahibini bulduğunu anlatıyor.” (Devamı için bakınız)

Bilmediğimiz sadece tasavvuf terimleri değildir. Erzurumlu İbrahim Hakkı,  Marifetname’de  anatomiden, astronomiye, tıptan psikoloji ve sosyolojiye, kimyadan biyolojiye, Matematik ve geometriden diğer bir çok ilime de yer verdi . Tabii, bu ilimleri de anlayamadık. Sonra abartılı üslubu değerlendiremediğim için  Marifetname’yi rafa kaldırdım.(1986’da) Tabii, yazmakta olduğumuz eser de düşündüğümüz gibi olmadı. 
Ben çalışmamda söz ve yazılarımdan; davranış ve anılarımdan hareketle nefsimizle ilgili bilim adamlarının yargılarına yer vermeye çalışıyordum. Erzurumlu İbrahim Hakkı çemberi çok geniş tuttu. (Marifetname önsözü) Bir ara ben de genişletmeyi düşünmedim değil; ama Ziya Paşa’nın dediği gibi bu sikledi çekemedik.
İdraki meali bu küçük akla gerekmez,
zira bu terazi bu kadar sıkleti çekmez..
                                                 Ziya Paşa
Marifetname’ye müracaat sebebini belirttikten sonra kendiliğinden bir terazi çıktı ortaya. Ne demeli şimdi?
Marifetname'yi bizim terazi çekmez.  Başka birinin terazisi çeker mi? Hiç kimsenin terazisi tek başına Marifetname’yi  çekemez. Ancak Marifetname’deki bilim dallarının uzmanları, kendi uzmanlık alanlarıyla ilgili konuları değerlendirebilirler. Biz de, alıntı kurallarına uygun olarak önemli noktaları vurgular ve asıl kaynaklara köprü kurarız. ( Bakınız: 
Köprüden geçerken düşenler boğulabilirler. Açık deyişle Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerini yanlış anlayabilirler. Sıkılabilirler, üzülebilirler. Onun için Marifetname çok dikkatli okunmalıdır. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin deyişiyle  Marifetname’yi “Alıcı gözüyle mütalaa edenleri, Mevla'nın âyetlerinin hakikatini bildirmiştir.

Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’ni tanıma ile ilgili olan bu çalışmamız umarım ki kendimizi ve Rabbimizi daha iyi tanımamıza vesile olur.

Sabahattin Gencal, Başiskele – Kocaeli, 24. 05. 2012



2 yorum:

  1. Merhabalar,

    Maddi özelliklerini imanla birleştirip, Cenab-ı Hakk'a kul olmakla mükellef olan insan, Cenab-ı Hakk'ın isimlerinin hepsini üzerinde taşıyabiliyor. İşte bu yüzdendir ki insan eşref-i mahluktur. Var olan kemal ve noksanlıklar ise Esma-ül Hüsna'nın yansıtılma derecesinin değişmesinden kaynaklanıyor.

    Yunus Emre:

    "İlim ilim bilmektir
    İlim kendin bilmektir.
    Sen kendin bilmezsen
    Ya nice okumaktır"

    deyişiyle kendimizi bilmek ve tanımakla Cenab-ı Hakk'ı bilme ve tanıma şerefine nail olacağımızın mesajını vermektedir.

    Yorumumu Erzurum'un manevi büyüklerinden Alvarlı Efe hazretlerinin: "Cenab-ı Hakk, bizleri insan eyleye." duasıyla bitirmek istiyorum.

    Selam ve dualarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve tamamlayıcı yorumunuz için teşekkür ederim.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil