22 Mayıs 2012 Salı

Harabat ehline hor bakma Şakir

Rivayet oldur ki;
Erzurumlu İbrahim Hakkı ( m. 1703-1780) Hazretleri’nin Şakir ve Mahir adlarında iki oğlu vardır.
Şakir, beş vakit namazlı abdestli bir sofudur. Gece gündüz ibadetle uğraşmakta ve adeta mescitte yatıp kalkmaktadır. Mahir ise onun tam aksine meyhaneden çıkmamaktadır. Mahir’ in bu derbeder hali Şakir’ in hiç hoşuna gitmemektedir ve az da olsa kardeşini hor görmektedir. Zaman zaman ona öğütler verip; yanlış diye düşündüğü bu yoldan onu döndürmek istemektedir. Mahir ise hiçbir zaman kardeşine kin tutmamakta ve onun bu öğütlerine saygıyla eğilmektedir. Fakat demlenmeyi bırakmamaktadır. Velhasılıkelam kendi halinde yaşayıp gitmektedir.
Zaman gelir yaş kemale erişir ve Şakir artık olgunlaştığına karar verir. Artık Kırklara karışıp erenlere yoldaş olmak istemektedir. Babasının karşısına gelip önce eğilir eteğini öper. Babası, Şakir’ in kararlı bir şekilde eğilip eteğini öptüğünü görünce anlar ki; ayrılık vakti gelmiştir. Şakir’ in gözlerine bakar.
— Baba, benim zamanım geldi. Destur verirsen artık Hasan Kalesine çıkıp Kırklara karışmak dilerim.
—Oğul bizden ayrılmak dilersin, aklınla kalbini tarttın mı?
Şakir bir an bir tereddüt yaşar fakat babasının bu sorusuna ‘evet’ diye cevap verir. Bu tereddüt sonrası babası onun henüz daha olgunlaşmadığını anlar fakat oğluna bu gerçeği söyleyemez. En iyisi onun bu durumu kendisinin tespit etmesidir.

Erenler karışmak kolay değildir ve zor bir deneyi geçmesi gerekmektedir.
Baba önde oğul arkada yola koyulurlar. Bir hayli yürüdükten sonra yolları bir meyhanenin önünden geçer. İbrahim Hakkı şöyle bir duraklar. Anlar ki oğlu Mahir içerde demlenmektedir. İçeri girerek Mahir’ e görünmeden meyhaneciye Mahir ‘ in borcu olup olmadığını sorar. Meyhanecinin var demesi üzerine Mahir’ in borcunu hemen öder. Meyhaneciye Mahir’ in borcunu kendisinin ödediğini söylememesini tembih ederek oradan ayrılır ve Şakirle beraber yola devam ederler.

Demlenmeyi bitiren Mahir artık yavaş yavaş evin yolunu tutmak üzere ayağa kalkar. Borcunu ödemek üzere meyhanecinin yanına varır fakat meyhaneci borcunun ödendiğini söyle. Mahir kim ödedi deyince meyhaneci ‘yaşlı, sakallı bir adam ödedi, benim ödediğimi söyleme diye de tembih etti, der. Mahir anlar ki; borcunu babası ödemiştir. Meyhaneciye ne tarafa gittiklerini sorar. Meyhaneci Hasan Kalesini gösterip” yanında bir de genç adam vardı. Oğluna benziyordu” der.

Mahir anlar ki kardeşi için hesap günüdür. Hiç beklemeden o da peşlerine düşer. Az gider uz giderler Hasan Kalesine varırlar. Ve sıra ayrılık vaktine gelmiştir. İbrahim Hakkı Şakir’ in bunu yapacak olgunluğa erişmediğine emindir ve oğlunun gözüne son bir defa daha bakar. Vazgeçeceğini ummaktadır, onun kendi kendine zarar vereceğinden korkmaktadır. Şakir’ in ise vazgeçmeye niyeti yoktur. Eğilir babasının eteğini öper ve
- Himmet eyle baba, der. İbrahim Hakkı biraz da üzgün bir şekilde
- Himmet çağırdığın yerde evlat, der.

Ve Şakir kırklara karışacaktır, erenlerle yoldaş olacaktır. Bunun için kaleden uçması gerekmektedir. Kollarını açar ve kalenin duvarlarından aşağı doğru ilerler; fakat ileriye gitmek yerine geriye savrulmaktadır. İbrahim Hakkı çocuğunun uçamadığına üzülür ama kaleden aşağıya düşmediğine de sevinir. Denemekten bitkin düşen Şakir büyük bir hayal kırıklığıyla olduğu yere dizleri üzerine çöker.
O anda hazır bulunan Mahir bu olaya şahit olmuştur. Kardeşinin uçamadığına üzülmektedir ve onun uçamadığı  kaleden kendi uçmak istemektedir. Ancak bunu babasına söyleyemez. İbrahim Hakkı, Mahir’ in yüzüne bakar ve yüzündeki bu ışığı görür.
— Haydi, evlat bir de senin gününü görelim.

Mahir bu selayet üzerine kalenin duvarına doğru yaklaşır;
“Ruhsat baba”, diyerek kollarını açar ve kaleden aşağı süzülmeye başlar. Tıpkı bir turna gibi kaleden süzülmektedir. Bu arada Şakir kardeşini hor gördüğünden utanmaktadır ve babası bu durumu fark etmiştir.

Mahir erenlere karışıp gözden kayıp olurken; İbrahim Hakkı da sazını eline alır ve Şakir’ e dönerek başlar sarı telden söylemeye. Görelim erenler ne söyler:

Şarabı lebinden nûş eden âşık
Ne gezer mescitte dem haneler var
Onun için bize olmaz erişik
Almış nasibini divaneler var


Kemenkeş olanın yayı sarsılır
Erenler kılıcı arştan asılır
Koç yiğit meydanda basar basılır
Gör niçe dünyada merdaneler var


Âşık olan aşk oduna alışır
Sadık olan erenlere karışır
Çıkar meyhaneden gelir ulaşır
Hak’ka vasıl olmuş divaneler var


Gel Hakkı sırrını eyleme zahir
Böyle bir yol tut ki olasın Mahir
Harabat ehline hor bakma Şakir
Defineye malik viraneler var

Erzurumlu İbrahim Hakkı


 “Marifetname” adlı eserin yazarı Erzurumlu, âlim İbrahim Hakkı Hazretleri gençliğinde evlenmeyi düşünmüyormuş, ibadetini aksatacağı düşüncesiyle. Her gün sabah namazını eda ettikten sonra mezarlığa gider, anne ve babasının mezarı başında Kur’an okurmuş. Yine bir kış günü sabah namazından sonra elinde Kur’anı yola düşmüş. Giderken karşısına bir sarhoş çıkmış.

“Ey İbrahim Hakkı! Nereye gidiyorsun?” diye sormuş.
 “Anne-babamın mezarına gidiyorum. Kur’an okuyacağım” demiş.
Sarhoş, kendi anne-babası için de okumasını istemiş. İbrahim Hakkı Hazretleri, sonra okumak için söz verdiyse de sarhoşu ikna edememiş.
“Ben oturmadan Kur’an-ı Kerim okuyamam, söz veriyorum eve gidince okuyacağım” demiş. Ama sarhoş laf anlamıyor. Yatmış çamurun içine,
“Üzerime otur, oku öyleyse. Ben şimdi okumanı istiyorum” demiş.
 Âlim, bakmış kurtuluş yolu yok, oturmuş, okumuş ve sarhoşun anne-babasının ruhuna bağışlamış.

Mezarlıktan evine dönünce kendi kendisine,
 “Bir sarhoş bile anne-babasının arkasından okutturuyor. Ben de evleneyim, benim de arkamdan okuyan çocuklarım olsun” diye düşünmüş.
Neticede evlenmiş. Çocukları olmuş. Bunlardan birisi Zâkir, çok ibadet eder, babasının peşinden ayrılmazmış. Birisi de, Şâkir, sürekli içermiş.

İbrahim Hakkı Hazretleri, hiç şikayet etmeden her gün meyhaneye gider, Şâkir’in içki borcunu öder, yıllar önce çamurun içine yatıp, Kur’an okutturan sarhoşu hatırlarmış,
 “Belki de ona güldüm, kınadım, o yüzden bu evladım sarhoş oldu” diye iç geçirirmiş.

Diğer, dindar olan oğul Zâkir ise, sürekli zikir meclislerinde, babasının peşinde dolanır, “Baba bana Kırkları göster” diye yalvarırmış. Babası, “Zamanı var” dermiş, her seferinde.

Yine bir gün babası dağa doğru tırmanıyormuş, Zâkir de peşinde... Şâkir de takılmış peşlerine. Dağın zirvesine kadar çıkmışlar. Kayalıkların içinden beyaz güvercinler uçmaya başlamış. Babası “Say” demiş.

 “Bir, iki,...,..., otuz sekiz otuz dokuz. Baba, hani kırkıncı uçmadı” demiş.
Babası,”Atla, kırkıncı da sen ol” demiş.
Zâkir, “acaba mı, recep ağa mı?” derken atlayamamış.
Babası Şâkir’e dönmüş,
”Sen atla” demiş. Şâkir düşünmeden atlamış, ak bir güvercin olmuş, Kırklara karışmış, o gündür bu gündür uçarmış.
İsteyen inanır, istemeyen inanmaz. Ama alınacak dersler çok… küçük görmemek, teslimiyet, sabır gibi, “Kimde ne var, kimse bilmez” diye söyleyen ne güzel söylemiş.

2 yorum:

  1. Merhaba! Sabahattin Bey. Yazınızı çok beğendim ve dostlarımla da paylaştım. Selâm ve saygılarımla.
    Tolga Al fotobulanik.com
    www

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil