23 Mayıs 2012 Çarşamba

“Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri, nev'i şahsına mahsus bilginlerimizdendir.”

Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’nin adını ilk kez Erzurum’da duydum.
1957 - 1962 yılları arasında 6 yıl, Erzurum’un Ilıcasında bulunan Yavuz Selim İlköğretmen Okulunda okudum.
Kütüphane memurumuz İbrahim Hakkı İbrahim Hakkıoğlu Beydi. Memurumuz, adı soyadı aynılığı ile değil çalışması ile dikkatimi çekmişti. Devamlı yazardı, çizerdi. Çoğu zaman ev (daire) projesi yapardı. Kütüphane memuru devamlı okusa dikkatimi bu kadar çekmeyecekti. Çekingenliğimden kendisiyle konuşamadım. Arkadaşlar anlattı.  Hasankaleli meşhur İbrahim Hakkıoğlu’nun bilmem kaçıncı göbekten (yanılmıyorsam 5.) torunuymuş. Memurumuzun oğlu da dikkatimi çekti:
Fehim İbrahim Hakkıoğlu bizden bir sınıf öndeydi. Güzel resim yapardı. Küçük ağaç kütüklerinin  eninden kesilen 1-2 cm. kalınlığında tahtalara yağlı boya yapardı. Ağaç kabukları tabii çerçevesi  içindeki resimleriyle herkesin de dikkatini çekmişti. Fehim, sınıfta kaldığından mı neden hatırlamıyorum okulumuzdan ayrıldı; ama resimlerini unutmadık. Günümüzde çakıl taşları ressamı olarak Türkiye’de ve dünyada anılıyor. (Bakınız: http://arsiv.sabah.com.tr/)

Kısaca farklı olan dikkati çekiyor.  Acaba İbrahim Hakkıoğlu da farklı mıydı? Ord. Prof. Dr. Sa'di Irmak’ın dediği gibi İbrahim Hakkı, nev'i şahsına mahsus bilginlerimizdendir.

Erzurumun’dan 40 km. kadar uzakta olan, İbrahim Hakkıoğlu’nun  doğduğu Hasankale’ye birkaç defa gittim. Hasankale’li arkadaşlarımdan, oralarda yaygın olarak anlatılan  İbrahim Hakkı’ın oğlu’nun nasıl kırklara karıştığı efsanesini dinledim:
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’nin Şakir ve Mahir adlı iki oğlu vardır. Şakir  zikirle meşgul, salih biridir. Mahir ise sarhoşun biridir. Baba ve çocukları Hasan Kalesindedirler.
İbrahim Hakkı Şakir’e: kırklardan birinin vefat ettiğini, kaleden atlarsa kırklara karışacağını söyler. Havada otuz dokuz kuş dönmektedir. Şakir ilmine rağmen terettüt eder. 
Bu sırada Mahir babasından helallik dileyerek atlar ve kırklara karışır. 
İbrahim Hakkı  Şakir’in şaşkın bakışları arasında meşhur sözlerini sözler:

Gel Hakkı sırrını eyleme zahir
Böyle bir yol tut ki olasın Mahir
Harabat ehline hor bakma Şakir
Defineye malik viraneler var

Benzer bir çok efsane var. İsimler de de farklılıklar var; örneğin bazı kaynaklarda Zakir ve Şakir adları, diğer bazı kaynaklarda Şakir ve Mahir olarak geçiyor. 
İsimler pek önemli değil. Bunları anlatmak kıssalar çıkarmak ayrı bir çalışma konusudur. Ancak birkaç satıra aklım takılı kaldı: Kırkların kuş olup uçmaları... 
Kuşlar bir çağrışım yaptırdı bana. Kuş tek kanatla uçar mı? Erzurumlu İbrahim Hakkı da Allah’a kavuşmak için dini ve ilmi bilgilere, benzeterek söylersek iki kanada ihtiyaç olduğunu yazar. Bunun için ona  zülcenâheyn  demişler.  Daha ileri giderek,  bazı yazarlar ona zülecniha   demişlerdir: 

Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri zülcenâheyn değil, zülecniha/kanatlar sahibidir. O sadece ulûm-i İslamiyede, ulûm-i meârifte değil, bütün tabiî ilimlerde; fizikte, astronomide, astrolojide ve medreselerimizin uzun bir süre ihmal ettiği hendese ve benzeri müspet ilimlerde de zirve olmuş bir şahsiyettir. Bu yüzden o “zülcenaheyn” değil “zülecniha”; kanatlar sahibi bir gönül insanıdır. “
( Hasan Kamil Yılmaz) Bakınız   (http://hasankamilyilmaz.com/)

Çift kanadın gerekliliği günümüzde de vurgulanmaktadır. Örneğin Oktay Sinanoğlu Gençlere  verdiği öğütlerde  “Maddiyat ve maneviyatı dengeleyin. Formülünüz 'bilim' + 'gönül'dür. Bu iki kanadın biri eksik olursa ne kendinize ne de insanlığa hayrınız dokunur.”diyor. 
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri üç yüz yıl önce kanatlar sahibiydi. Osmanlı İmparatorluğunun gerileme devrinde olduğu düşünülürse Erzurumlu İbrahim Hazretleri daha iyi anlaşılabilir. 
Gerileme döneminde Osmanlı bilim adamları da araştırmacı kimliklerini kaybetmişlerdi. Bu konuda anlatılan  Fecr-i Şimali denen meteorolojik olay  Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin farkını ortaya koyar.

Sabahattin Gencal, Başiskele - Kocaeli, 23. 05. 2012

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder