17 Nisan 2012 Salı

Sanat / Sabahattin Gencal

Sanat
         Sanat güzellik duygusunu, güzellik biçimi, biçim ritmi, ritim ahengi çağrıştırır. Açık deyişle sanat güzellik duygusunu uyandırır, canlandırır.
Canlanan Duygu Hanım biçimi görür, ritmi duyarsa gönül kapıları açılır. Gönül güzel duygularla dolarsa, Duygu Hanımın dili açılır; yeni sanat ürünleri doğar. Yani sanat sanatı doğurur. Doğum olunca beyin de parıldar. Beyin parıldayınca aydınlatma da başlar.
          Duygu Hanımın kör, sağır ve dilsiz olması üzüntü verir. Duygu Hanımın baskı altında yaşaması, uyuması istenmeyen bir durumdur. Ya Duygu hanımın ölmesi?
          Duygularımızı dengeli olarak besleyelim. Gözümüzü dört açalım, kulaklarımızı eğitelim. Başka deyişle sanata önem verelim.
         Sanata önem vermeyen kişilerin, toplumların geleceği yoktur.

          Sabahattin Gencal, 26. 12. 2008                   
*

Yaşamak Bir Sanattır

        Bugün, (2012) 17 Nisan Salı.  Bugün yeni bir gün. Öyle derlermiş; her gün yeni bir günmüş. Varsa kaygıları, üzüntüleri  düne bırakarak yeni güne yepyeni biri olarak; kuş gibi hafiflemiş, umutla, neşeleyle dolu biri olarak başlamalıymışız.
        -miş’li geçmiş zaman kullanıyorum, çünkü  bu güzel öğütleri kimlerin, niçin verdiklerini unuttum gitti.
Uzun zamandan beri unutkanlık var bende. Hatta bunun için doktora da gitmiştim. Doktor “Şimdiki gençlerde de unutkanlık var.” demişti bana. Ben de  beni başkalarıyla kıyaslamamasını, eski bene göre unutkanlığımı ele almasını söylemiştim. Gerçekten eskiden başkaymışım. Yanlış anlaşılmasın, bu konuda başkaymışım demek istiyorum. Bir kere çok okurdum. Okuduklarımı da kolay kolay unutmazdım. Bunu bir meziyet gibi söylemiyorum. Tam aksine,  gençlere benim gibi olmamalarını öğütlüyorum: “Sistemli okuyunuz. Okuduklarınızı ezberlemeyin, özümseyin. “
        Kaçıncı defa yazdığımı hatırlamadan yazmaya devam ediyorum.
“Güneş altında söylenmedik söz yoktur.” der bir yazar. Doğru gibi bir söz.  Okuduklarım yazmamı, hatta konuşmamı öyle engelledi ki sormayın.
Bir şey yazacak oluyorum, ya da bir şey söyleyecek oluyorum  tam o sırada aklıma geliyor, falan düşünür, falan yazar da böyle düşünüyor.  Eee, gel de yaz, gel de söyle. O kişinin ismini anmazsam sanki düşünce aşırıyormuşum gibime geliyor. Anınca da olmuyor.
        Bir anımı tekrarlayayım. 1979’da TODAİE’de Lisans üstü programı giriş sınavlarında Türkiye’nin enerji politikalarını sormuşlardı bana. Falan Prof’a göre şöyle, filan Profa göre böyle, falan bakana göre öyle…vb. anlatıyorum. Komisyon ağızları  açık dinliyor. Sözüm bitmemişti ki bir profesör:” Peki, sen ne düşünüyorsun.” Demesin mi. İşte o an, dersimi aldığım an olmuştu.
“Dersimi aldım.” dediğime bakmayın. Lisans üstü programından sonra, başka bir fakülte daha bitirdim. Yani referanslar çoğaldı.
        Sizlere bir şeyler anlatmak istiyorum; ama anlatamıyorum. Ta başa döneyim. Gençliğimde bir kitapta okumuştum. Arılar bir damla bal için bin bir çiçeğe konar. Bir damla bal yerine bu bin bir çiçeği ortaya koysalar ne olur? Ya, gördünüz mü? Ben bal yapamıyormuşum. Doğrusu bu. Bunun dışında tüm söylediklerimiz bahane.

        Yaşlanınca konduğumuz çiçekleri unuttuk. Artık, “o dedi, bu dedi.” diyecek durumda değiliz. Sözleri de doğru dürüst hatırlamaz olduk. Kendi kendime “Bal ürettiğimi söyleyemezsem de, söylediklerimin bana ait olduğunu söyleyebilirim.” dedim.
        Unutuyoruz; ama unuttuklarımızı hatırlatacak materyaller var. Hele internet. Bir tıkla her şeyi hatırlatıyor insana. Onun için ne yaptım biliyor musunuz? Yazarken tamamen kendimle baş başa kalmaya karar verdim. Kütüphanemde 30’dan çok sözlük çeşidi var. Onları da dolaplarında hapsettim. Yaptığımı bir marifet gibi anlatmam da doğru değil. Gençler yanlış anlarsa vebal altında kalırım. Benimkisi bir kötü yazma hastalığından kurtulma çaresidir sadece.
        Bu anlattığım iki sene önceydi. Kendi kendime “Kültür, her şeyi unuttuktan sonra akla kalandır.”dedim ve ara ara yazmaya başladım. “Temel Kavramlar” başlığı altında yayınladığım yazılar işte böyle yazıldı.
Bir şey daha söyleyeyim mi? Aslında Damla’da hep böylesine yazılar yazacaktım. Derlemeler yapmayacak, köprüler, bağlantılar kurmayacaktım; ama yapamadım. Büyük bir sorumluluk duydum. Damla’yı her gün 400 - 500 kişi okuyor. Okuyuculara da faydalı olmalı  değil mi?
Ya, ben bu yazıyı niçin yazdım?
        Ben, her sabah namazından sonra internet dünyasına girerim. Bu gazete, şu dergi, o blog derken zamanımı öldürürüm. Bu arada yararlı bulduklarımı paylaşırım. Arada özel derlemeler de yaparım. Hep böyle.. Yazıya “her gün yeni gündür.”deyişiyle başladım. “Her gün böyle.” derken çelişkiye düştüm. Bu çelişkiyi nasıl düzelteyim? Yeni günün önceki günlerden farklı yanlarını keşfetmeye çalışanlar mutlu olur. Nasıl bir söz; filozof gibi söyledik değil mi? İnsan öyle düşünüp dururken değil yazarken yeni şeyler bulabilir. Bu da veciz bir söz gibi oldu.

        Yine uzattık. Kim demiş, “ Zamanım yoktu, uzun yazdım.” Benim zamanım yok değil, buna rağman kısa ve öz yazamadım. Bu yazıyı niçin kaleme aldığımı dahi anlatmayı beceremedim.
        Biliyorsunuzdur. 15 Nisan Dünya sanat günü, Belki de bilmiyorsunuzdur. Öyle ya Dünya sanat Günü ilk kez kutlanıyor.  2011’in Nisan ayınında Guadalajara/Meksika’da gerçekleşen IAA/International Associations of Art Genel Kurul Toplantısı’nda   UPSD/Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği adına Bedri Baykam’ın önerisi üzerine, Leonardo da Vinci’nin doğum günü olan 15 Nisan’ın ‘Dünya Sanat Günü / World Art Day’ (WAD) olarak saptanması, oybirliği ile kabul edilmişti.
        Gazetelerden Cumhurbaşkanının mesajını, Kültür ve Turizm Banının ve diğer kişilerin mesajlarını okudum. Bunları, her zamanki gibi okuyucuya kolaylık olsun diye yazıp paylaşacaktım, ama yazamadım. Sanat üzerine bir yazı yazacaktım.Yine yazamadım. Kendimi zorlasam yazardım belki; ama ne olurdu? Sipariş bir yazı gibi olurdu. Onun için önceden yazdığım bir yazıyı servise koydum. Yukarıda yayınladığım yazı, kendimle baş başa iken yazdığım yazılardan biri.
        Bu arada, yine dayanamayıp köprüler de kurdum. Bu sabah okuduklarımı köprülerden / bağlantılardan geçerek okuyabilirsiniz.
        Okumak bir sanattır. Okuduklarımızı değerlendirmek bir sanattır. Düşünmek bir sanattır. Yazmak bir sanattır. Yaşamak bir sanattır.
        Sabahattin Gencal, Başiskele – Kocaeli, 17. 04. 2012 
-----------------------------------------------

Cumhurbaşkanı Gül, Dünya Sanat Günü mesajı yayınladı,http://www.hurriyet.com.tr/

Dünya Sanat Günü nedeniyle Cumhurbaşkanlığı'nda resepsiyon

''Dünya Sanat Günü'' açılışı, http://www.stargazete.com/

Dünya sanat günü kutlandı,http://www.beyazgazete.com/


Dünya Sanat Günü, Alaettin Karaer

Leonardo da Vinci, Vikipedi, özgür ansiklopedi


6 yorum:

  1. İyi bir kaynak oluşturmuşsunuz, teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Özellikle kaynak yaratmaya çalışmıyoruz. Bizimkisi doğal kaynak.
      hayırlı günler dileğiyle.

      Sil
  2. Güzel bir yazıydı,en çok da kısa yazamıyorum demeniz hoşluk yarattı bende,hani bir kaç kez yazmıştınız bana nasıl kısa yazabiliyorsunuz diye,belki sizin anlatacak daha çok şeyiniz olmasındandır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Kısa ve öz yazabilmek ayrı bir sanat; bizde olmayan bir sanat. Sizler kısa yazıyorsunuz. Bu alışkanlığı sürdürün.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil
  3. Günaydınlar hocam, öncelikle unutkanlığı hafife almayın derim benim de var, annem de alzheimer hastasıydı o yüzden bol ceviz,bol yeşil kıvırcık,bulgur pilavı(folik asit çokmuş hafıza için faydalıymış)sofranızdan eksik etmeyin..

    Sanat dünyanın en güzel şeyi,insana özgü bir şey, insanı diğer canlılardan ayıran bir nitelik..sanatın bir ülkede olması için o ülkede her çeşit düşünce özgürlüğünün olması gerek, yani İran'da sanatçılar kaçtılar çünkü resim yapmak günah, hele hele şu Mona Lisa'yı bile görseler göğüs ve boyun kısmı, saçları açık olduğu için mozayikleyerek yayınlarlar...o yüzden sanat ancak ÖZGÜR ülkelerde yeşerir...

    Böyle bir günde İstanbul belediyesinin şehir tiyatrolarının oyunlarını fazla açıksaçık bularak bundan sonra şehir tiyatrolarında oynanacak oyun ve oyuncu seçiminin AKP Belediyesinin karar vermesi herhalde acıklı-güldürü oluyor...o yüzden Gül'ün vs. bu konuda bir şeyler söylemesi de o kadar acıklı-güldürü..

    sağlıcakla kalın..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz, yorumunuz ve tavsiyeleriniz için teşekkür ederim.
      Sanat ortamı konusundaki düşüncelerinize katılmakla birlikte özgür olmayan ortamlardaki birikimlerin de zamanla bir volkan gibi ortaya çıkabileceğini düşünüyorum.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil