10 Mart 2012 Cumartesi

Yazmak / Sabahattin Gencal

Yazmak içten geçenlerden, okunmak üzere seçilenlerin bir nesne üzerine, kelime, rakam, işaret… vd. şekillerle  aktarılması   eylemidir.
            Akıl, fikir, zihin, kafa, beyin, alt beyin, bilinç, bilinçaltı, gönül… vb. kavramların sınırları ve işlevleri tam belli değil. Duygu, düşünce, haber, bilgi, tasavvur,  hayal, düş … vb. kavramların tümünü içeren bir kavram yok, onun için “içten geçenler” sözü kullanılmıştır.
           İnsanın içinden geçenler o kadar çoktur ki atmosfere, kültür ufku genişse uzaylara sığmaz. Onun içindir ki hiçbir insan içinden geçenleri tam olarak anlatamaz, yazamaz; ama okunmak üzere seçilebilenler yazılabilir.
 İnsan, “Okunmak için yazmıyorum.” diyenler de dahil okunmak için yazar.
            Mağara duvarlarına, dağa taşa, papirüslere, tabletlere, derilere, kuma, cama, kâğıtlara… vb. nesnelere yazan insan bugün bilgisayar aygıtlarına da yazıyor.
            Kelime, rakam, işaret ve şekil kullanılıyor yazmak için.
Geniş çerçevede yazmak eylemini tam olarak anlatmak olası değil. Ama dar anlamda, “Al eline kalemi, yaz aklına geleni.” anlamında yazmak konusunda sayısız eser yayınlanmıştır.
            *
 İnsan içinden geçenleri, kendi uzayından seçip kelime denen kaplara (sandıklara, kutulara...) kor. Kelimelerden de cümleler oluşturur. Bu oluşum kolay olmaz. İçten geçenler uygun bir sandığa konamaz bazen. Sandık bazen boş kalır, bazen de taşar.
 Sandık camdan olursa içindeki anlam görünür. Sandık buzlu camdan, kirli camdan olursa içine konan anlam görülmez, anlaşılmaz.. Hele yabancı cisimden oluşursa anlam hiç görülmez. (Sömürge ülkelerde sandıklar ne hikmetse hep yabancı cisimlerden oluyor. Onun için de ezberleme zorunluluğu ortaya çıkıyor. Ezberle, taklitle de kalkınma olamıyor… Bir kısır döngüdür gidiyor.)
           Bazen de içten geçeni koyacak sandık olmuyor. Kelime hazinesinin zengin olmaması da yazmaya engel olmaktadır.
            Sandığa konan anlam zamanla eksilebilir, hatta tamamen boşanabilir. Tersi de olabilir, kelime yeni anlamlar kazanabilir. Böyle olunca yazılanların bir değeri kalmaz. Bazı sanatçıların zamanla unutulmasının bir sebebi de bu olsa gerek.
             Büyük sanatkârların kullandıkları sandıklar camdan, kilitli de üstelik. Bunun için hem anlamlar açıkça görülür-anlaşılır, hem içindekiler boşalmaz.
 Cam sandık kirlenirse içindekiler görülmez. Öğreticilerin görevi sandığın camlarını kirlettirmemek, kirlenenleri temizlettirmektir.
 Bazı sandıkların anahtarları öğreticilerde bulunabilir; ama bazı sandıkların anahtarları, birkaç âlim hariç hiç kimsede bulunmaz. Onun için okuyucu kelimenin içindekini şöyle bir görür, anlar; ama tam olarak anlama vakıf olamaz. Herkes kendi ufkuna göre yorumlar sandığın içindekini.
            Sandık yerine kutu benzetmesi, belki de daha yararlı olurdu. Bazı sandıklar büyük olabilir, ağır olabilir. Herkes bu sandıkları kaldıramaz. Kelimelerin bütün anlamlarını sandıklara koymaktansa, kelimenin bir anlamını küçük bir kutuya koymak daha iyi olur. Mücevher kutuları daha güzel görülebilir.  Bazı sanatçıların sandıkları çeyiz sandığı gibidir. Bazı sanatçılar da kuyumcu gibi kelimeleri işleyerek mücevher kutularına koyarlar. Kutuları da özel olarak süsleyebilirler. Sandıkların, kutuların içinde mücevher yoksa hayal kırıklığı olur; yazılar da kelime yığını olur sadece. Yazılanları kelime yığını olmaktan kurtarmak için bazı hususları bilmek gerekir.
            *
Yazabilmek için ufkun geniş olması gerekir. Kültürlü, bilgili be deneyimli olan kişilerin ufukları genişleyebilir.
            Kelime hazineleri fakir olanlar yazamaz. Kelime hazinesi mücevher hazinesinden daha önemlidir. Onun için kelime hazinelerini zenginleştirmek gerekir.
Kelime hazinelerini zenginleştirmek demek birçok sandık ya da kutu almak değildir. Camdan, kilitli ve taşınabilir sandıklar alanların, bu sandıkların içinde ne olduğunu bilenlerin kelime hazineleri zengin sayılır. Bu sandıklar marangozlardan değil, ancak sanatkârlardan alınabilir.
             Ufkun geniş olması, kelime hazinesinin zengin olması da yazmak için yetmez.  İçten geçenlerin uygun sandıklara koyulması gerekir. “Öyle demek istememiştim; sözüm maksadımı aştı… vb.” mazeretler geçersizdir. Ayrıca bazı yazılarda kelimelerin terim anlamlarını, bazı yazılarda mecaz anlamlarını, deyim anlamlarını öne çıkarmak gerekir…
           İçten geçenlerin sandıklara uygun biçimde konması da yazmak için yetmez. Sandıkların yan yana dizilmesi de önemlidir. İçleri dolu da olsa, camdan ve kilitli de olsalar sandıklar gelişi güzel bir yere atılırlarsa işe yaramazlar. Bir cümlede kelimelerin dizilmesi önemlidir. Aynı kelimeler değişik biçimlerde dizilirlerse anlamları da değişik olur. Kısaca dil bilgisi ve yazım kurallarının iyi bilinmesi gerekir.
            Ufkun geniş olması, kelime hazinesinin zengin olması,  kelimelerin anlam özelliklerinin bilinmesi, terimlerin, deyimlerin yerinde kullanılabilmesi yazı yazmak için yeterli değildir. Dil bilgisi ve yazım kurallarının tam olarak bilinmesi de yeterli değildir. Ne yazılacağı, hangi amaçla yazılacağı, kimin için yazılacağı, nasıl yazılacağı, ne kadar yazılacağı… vb. hususların bilinmesi gerekir. Bir edebiyatçı için nasıl yazıldığı önemlidir. Bir hukukçu için ne yazıldığı önemlidir. Bir öğretmen için nasıl anlaşıldığı önemlidir. Bir sanatçı içinse ne yazıldığı, nasıl yazıldığı, nasıl anlaşıldığı önemlidir; daha doğrusu önemli olmalıdır.
           Yazmak için her şeyden önce de istekli olmak gerekir. Yazma isteği bazılarında aşka, tutkuya dönüşür. Bu tutkuyu beslemek gerekir.
           Kompozisyon tekniklerini, kurallarını bilmek elbette yararlıdır. Ancak yukarıda çizilen genel çerçeve ve dünyada il kez tarafımdan yapılan benzetmelerle verilmeye çalışılan hususlarda fikir yürütmek gerekir. Tabi çokça alıştırma yapmak da gerekir.
Kitap okumakla, kural ezberlemekle değil bizzat yazı yazma çalışmaları yapmakla yazar olur kişi.
           Yazma eylemi kişinin içini ısıtan, aydınlatan bir eylemdir. Yazma uğraşı tutkulu, tutkulu olduğu kadar sıkıntılı, sıkıntılı olduğu kadar zevkli bir uğraştır.
           İçi ısınan, aydınlanan, tutkulu, sıkıntıyı da zevki de tatmış kişilerin, kısaca olgun kişilerin bir köşeye çekilme, sessiz kalma hakları yoktur. Olgunluğun bir şartı da faydalı olmak için yazmaktır; daha da önemlisi yazanları bilgilendirmek ve yüreklendirmektir.

Sabahattin Gencal, Yuvacık,  19. 04. 2010 

6 yorum:

  1. Ey yıldızlar aydınlattıklarınız olmasa nice olur haliniz der Nietzsche,evet hepimiz önce okunmak için yazıyoruz ,yoksa nice olur halimiz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Yazma eylemini bir cümle ile özetleme başarısı gösterdiniz.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil
  2. Merhabalar Sabahattin Hocam,

    Çok yönlü bir şekilde ele aldığınız "Yazmak" konulu makalenizi büyük bir keyifle zevk alarak okudum. Bu tür bilimsel makalelerinizle ufkumuzu genişlettiğiniz ve önümüzü aydınlattığınız bir gerçektir. Bu nedenle size teşekkürlerimi sunar, başarılarınızın devamını dilerken, bloğunuza bir katkıda bulunmak için ben de karınca kararınca müsaadenizle aşağıdaki birkaç satırımı sizlerle paylaşmak istiyorum.

    İnsan olarak duygularımızı, düşüncelerimizi, tasarılarımızı, sezgilerimizi, görüşlerimizi dışa vurmak zorundayız. Bu dışa vuruş her şeyden önce var oluşumuzun bir gerçeği olup, bu nedenle yazmaktan asla vazgemeyiz!..

    Selam ve dualarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Recep Bey Kardeşim,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Yazmak eylemini var oluşun bir gereği olarak ele alışınızı çok güzel ve isabetli oldu. Çünkü bazı yazarlar "Yazmazsam yaşayamam, ya da yazmazsam çıldırırım...vb." gibi ifadelerde bulunmuşlardır.
      hayırlı günler dileğiyle.

      Sil
  3. Çok az okuyan bir millet olmamıza rağmen çok iyi yazarlarımız oldu.. eğer okumayı öğrenebilsek, geliştirebilsek çok daha iyi yazarlarımızın ortaya çıkacağından eminim.. onların da okunuyor olması daha iyi yazanların ortaya çıkmasına neden olacaktır... diye düşünüyorum.
    ellerinize gönlünüze sağlık ..böyle bir yazı için..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Dayatılanla Yaşamak,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Yorumunuzdaki düşüncelerinize katılıyorum.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil