1 Mart 2012 Perşembe

Mehmet Akif Ersoy’u Tanımak / Sabahattin Gencal



Mehmet Akif Ersoy  veteriner hekim (01), memur (02), sporcu (03), hafız (04), musikişinas, hatip, mütercim (05), Kuran mütercimi, şair ve yazar, seyyah (06),  öğretmen (07), mütefekkir, cemiyetçi (08) ve millet vekili (09) kimlikleri  / sıfatlarıyla anılırsa da şair ve yazar yönüyle daha çok tanınır.

Akif’in, çeşitli dergilerde (10)  yayınladığı makaleleri, Kuran-ı Kerimin meali ve tefsiriyle ilgili yazıları (11), anıları, mektupları, vaazları (12) ve konuşmaları varsa da  O, aruzla yazdığı şiirleriyle daha çok tanınmıştır.

Akif’in şiirleri yedi kitaptan oluşan Safahat’ta (13) toplanmıştır. Safahat’ta olmayan bir çok şiiri de vardır. Safahat başucu kitabı olarak takdir toplamışsa da Akif en çok İstiklal Marşı’yla (14)  tanınmıştır.
İstiklal Marşı Atatürk’ün deyişiyle, bizim inkılâbımızı anlatır, İnkılâbımızın ruhunu anlatır. Milli Marşımız, tüm  mazlumların da milli marşı olsa yeridir. O derece güzel, o derece emsalsiz bir marştır.

Akif gerek İstiklal Marşı’nda, gerek Safahat’ta gerekse diğer bütün eserlerinde sadece mevcut olumsuz durumu tespitle yetinmemiş çözüm önerileri de geliştirmiştir:

Emperyalist güçlerin hain entrikalarıyla parçalanmış Osmanlı İmparatorluğunun son kalesi Anadolu’nun da işgalden, parçalanmaktan kurtarılması; milletimizin kalkınması gerekir. Bunun için  Akif’in her eserinde, her konuşmasında ve her fırsatta Milletimizin her şeyden önce kendine güvenmesi gerektiği, imanlı olması, birlik olması; Kuran’ı rehber (15) kabul etmesi ve çok çalışması gerektiği vurgulanmıştır. 

Akif önerilerini kuramsal olarak söyleyip yazmakla yetinmemiştir. Halkın kurtuluş heyecanını duyması ve harekete geçmesi için bizzat çabalayarak büyük bir aksiyon adamı olduğunu göstermiştir.

Akif’in tüm çabası İslam uygarlığının yeniden dirilmesi ve ilerlemesi; milletimizin istiklali ve medeni milletler gibi kalkınması içindir. O’un eserleri bu amacın gerçekleştirilmesi için birer vasıtadan ibarettir. (16)
Akif’in sosyal, didaktik, lirik, hiciv…vb. konulu manzum hikayeleri, hitabet şiirleri, didaktik şiirleri  vb. şiirleri ve yazılarının hepsi halk kültürüne uygundur ve halkın anlayacağı biçimde sunulmuştur. Bu başlıbaşına bir sanat olsa gerek. Kısaca Akif’in eserleri, hiçbir sanat kaygısı  güdülmemesine rağmen sanat şaheserleridir.(17)

Akif’in en büyük eseri kendisidir. Sözleri ile uygulamaları tutarlıdır. Sevmeyenleri dahil, Onu herkes bir dürüstlük abidesi olarak görmektedir. Bu dürüstlük abidesini tanımak gerekir.

Akif’in 20 Aralık  1873’te  İstanbul, Fatih Sarıgüzel Mahallesi’nde doğduğunu , 27 Aralık 1936’da İstanbul’da öldüğünü yazmak, başka deyişle Akif’in yaşam kronolojisini sıralamak O’nu tanımak değildir.
Babasının müderris İpekli  kasabasında doğmuş Temiz Tahir Efendi (Arnavut) olduğunu, annesinin ise Buharalı Mehmed Efendi’nin kızı H. Emine Şerife Hanım olduğunu belirtmek de O’nu tanımaya yetmez. Yaşadığı dönemin yani Osmanlı İmparatorluğunun çöküş döneminin yarattığı çözülme, umutsuzluk ve panik havasını da bilmek gerekir. Tesirleri altında kaldığı yazar ve şairler ile diğer kişileri (18) de bilmek gerekir. Akif’i tanımak için bu bilgiler de yetmez.  Bu  bilgileri objektif olarak değerlendirmekle (19) İslamcı şair ve yazarımız, düşünür Mehmet Akif Ersoy’u tanımak doğru orantılıdır.
Mehmet Arsoy’u tanımak O’nun önerilerini uygulamakla anlam kazanır.

Sabahattin Gencal, Başiskele – Kocaeli, 01.03. 2012
____________________________

(01) Mehmet Akif 22 Aralık 1893’te, o zaman “Halkalı Baytar ve Ziraat Mektebi” adını taşıyan Veteriner Fakültesi’nden birincilikle mezun oldu.
Mehmet Akif’in veteriner hekim yönüyle uluslar arası alana tanıtılması ölümünün 20.yılına rastlar. PTT Genel Müdürlüğü 1956’da Akif’in fotoğrafı üzerinde İstiklal Marşından birer mısra bulunan üç seri pul çıkarmıştır. Bu pullar, Alman Hoechst İlaç Firmasının dünyaca ünlü ve üç dilde (İngilizce, Almanca, Fransızca) çıkarılan yayın organının 1971 yılı sayılarında yer almış ve Mehmet Akif Ersoy’un biyografisine de yer verilmiştir. Bu yayında bahsedilen Pasteur, Koch, E.V. Behring, Erlich, Roux, Marex, Cruz, Calmette, Henle, Ramon gibi dünyaca ünlü alimlerin arasında Akif’in de yer alması gerçekten büyük bir önem taşır. Denebilir ki Akif memleketine ve mesleğine ölümünden 20 yıl sonra da uluslar arası anlamda bir şeref kazandırmıştır.

(02) Mehmet Akif, “Mülkiye Baytar Mekteb-i Alisini” birincilikle bitirdikten sonra 26 Aralık 1983 günü Orman, Meadin ve Ziraat Nezareti Beşinci Umur-i Baytariye ve Islah-ı Hayvanat Şubesi (Orman, Maden ve Ziraat Bakanlığı Beşinci Veteriner İşleri ve Hayvan Islahı Şubesine) memurluğuna tayin edildi. Birkaç ay sonra aynı bölümün Müfettiş Muavinliğine getirildi. Akif’in bu görevi 7 Eylül 1909 tarihine kadar devam etmiş. 7 Eylül 1909 tarihinde Umur-ı Baytariye Müdür Muavinliği (Veteriner İşleri Müdür Yardımcılığı)’ne terfi ettirilmiş  Akif’in Orman, Meadin ve Ziraat Nezareti’ndeki toplam memuriyeti yaklaşık yirmi yıldır.

Abdullah Bey, Alfort Veteriner Okulundan (Fransa) mezun olmuş, Akif’e hocalık yapmış, zamanının aydın ve ilmi yönü kuvvetli bir şahsiyetidir. O yıllarda bugün Pendik’te bulunan Veteriner Bakteriyoloji Enstitüsü inşası kararlaştırılmıştır. Ancak Bakan’a baskılar sonucu Enstitünün başka yerde yapılması kararlaştırılmıştır. Abdullah Bey’in itirazı üzerine kendisi memuriyetinden azledilmiştir. Bu olay üzerine o zaman yanında muavinlik yapan Mehmet Akif de 24 Mayıs 1913’de “Umur-i Baytariyye Müdür Muavini” imzasıyla verdiği istifasında “Abdullah Beyin yerden göğe kadar haklı olduğu” gerekçesini ileri sürerek mesleğinden ve memuriyetinden ayrılmıştır. Onun ayrılış sebebi mesleğine ya da meslektaşlarına küskünlüğü değil; haksızlığa, baskıya isyan eden kişiliğidir. Zamanın idaresine karşı ödün vermemiştir.

(03) Akif, okul yularlında spora büyük ilgi gösterdi; mahalle arkadaşı Kıyıcı Osman Pehlivan'dan güreş öğrendi; "Pehlivanlığım, on altı on sekiz yaşlarında oluyor. Hatta Halkalı’da Baytar Mektebi’nde iken cumaları tatil günleri savuşur, etraf köylerde düğünlerde güreşirdim. Yüzmek, atlamak, taş atmak, koşmak gibi bedenî mümâreselerle meşgul oldum" ( Mehmet Akif Ersoy, http://www.haber7.)

(04) Mehmet Akif, “demir hafızdı”, yani Kur’an-ı Kerim’i hiç hata yapmadan okurdu.

(05) Mehmet Akif Ersoy'un Tercümeleri
 “Mehmet Âkif, 1908’den sonra, hepsi de dergisinde yayınlanmış ve 268 tefrika devam etmiş olan 55 ayrı tercüme yapmıştır. Bunların birkaçında “Sa’di” takma adını kullanmıştır.
 Tercümeler, beşi Arapça ve biri Fransızca yazmış olan altı yazardan yapılmıştır. Tercümelerin yazar ve tefrika sayısı bakımından dağılışı şöyledir: Ferid Vecdi: 7 tercüme, 73 tefrika/M. Abduh: 31 tercüme, 48 tefrika / A. Refik: Bir tercüme, 3 tefrika / Şeyh Şiblî: Bir tercüme, 10 tefrika/A. Câviş: 13 tercüme, 122 tefrika/Said Halim Paşa (Fransızca): 2 tercüme, 12 tefrika… 
Kitap olarak basılmış tercümeleri:
 1. “Müslüman Kadını”, Ferid Vecdi; 2. “Hanoto’nun Hücumuna Karşı Şeyh Muhammed Abduh’un İslâm’ı Müdâfa’ası”; 3. “İslâmlaşmak”, Said Halim Paşa; 4. “Anglikan Kilisesine Cevap”, Abdülaziz Câviş; 5. “İçkinin Hayât-ı Beşerde Açtığı Rahneler”, Abdülaziz Câviş.”
(www.yenimakale.com/)

(06) Akif’i, dönemin Veteriner Dairesi Müdürü Abdullah Bey tarafından 1913 yılı başında Mısır’a iki aylık süreyle görevlendirilmiştir.
1914’te Devlet tarafından  Alman Ordusunun bildirilerini Arapça’ya çevirme göreviyle  Almanya'ya gönderildi.
Akif, Orman, Meadin ve Ziraat Nezareti’ndeki 20 yıllık hizmetleri esnasında sık sık Bakanlık adına seyahatler yapmış, zaman zaman da ek görevler yüklenmiştir. Görevi İstanbul’daki Bakanlık merkezi olmakla beraber, dört yıl kadar Rumeli’de, Anadolu’da, Arabistan’da bulaşıcı hayvan hastalıklarıyla mücadele çalışmaları yapmıştır.
Mehmet Akif Edirne’den sonra, orduya alınacak atları seçmek için teşkil olunan heyetle, görevli olarak Şam, Halep ve Adana illerine gitmiştir.

(07) Akif, Orman, Meadin ve Ziraat Nezareti’ndeki 20 yıllık hizmetleri esnasında sık sık Bakanlık adına seyahatler yapmış, zaman zaman da ek görevler yüklenmiştir. Yine bu süre içinde “Dar’ül Edeb” adını taşıyan bir özel okulda fahri olarak dört-beş sene ders verdiğini bizzat kendisi bildirmektedir.
17 Ekim 1906 da Halkalı Ziraat Mekteb-i Alisi Kitabet-i Resmiye (Halkalı Yüksek Ziraat Okulu Resmi Yazışmalar) hocalığı ek görev olarak sorumluluğuna verildi. Bu göreve 25 Ağustos 1907 de Çiftlik Makinist Mektebi Türkçe Öğretmenliği de eklendi.

İttihat ve Terakki Cemiyetinin Şehzadebaşı İlmiye Mahfelinde Arap Edebiyatı dersleri veren Akim, Kasım 1908’de, Umur-i Baytariye Müdür Muavinliği görevini sürdürürken Darülfünun’da Edebiyat-i Osmaniye dersleri vermeye başladı.
1926 yılından îtibâren Mısır Üniversitesinde Türkçe dersleri verdi.

(08) Mehmet Akif, Ağustos 1908’de “Osmanlı Cemiyet-i İlmiye-i Baytariyesi” (Osmanlı Veteriner Bilim Derneği) adıyla kurulan ilk veteriner derneğinin kurucularından olup, bu cemiyetin yönetim kurulunda başkan yardımcısı olarak görev almıştır.
İstanbul’da 25 Şubat 1910’da “Baytar Mekteb-i Alisi Mezunin Cemiyeti” (Yüksek Veteriner Okulu Mezunları Derneği) kurulur. Bu cemiyet Osmanlı Cemiyet-i İlmiye-i Baytarıyesi’nin yerini alır. Cemiyetin başkanı Mehmet Akif’tir. Cemiyet, 16 Haziran 1914 ’e kadar devam eder. Cemiyetin “Risale-i Fenn-i Baytari” adlı yayın organı Mehmet Akif, Cafer Fahri ve Civani Bey tarafından idare edilmiştir.

II. Meşrutiyet ilan edildiğinde Mehmet Akif, Umur-ı Baytariye Dairesi Müdür Muavini idi. Meşrutiyet'in ilanından 10 gün sonra arkadaşı rasathane müdürü Fatin Hoca onu, on bir arkadaşı ile birlikte İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne üye yaptı. Ancak Mehmet Âkif, üyeliğe girerken edilen yeminde yer alan "Cemiyetin bütün emirlerine, bilâ kayd ü şart (kayıtsız şartsız) ittaat edeceğim" cümlesinde geçen "kayıtsız şartsız" ifadesine karşı çıkmış, "sadece iyi ve doğru olanlarına'" şeklinde yemini değiştirtmişti.

1913’te kurulan Müdafaa-i Milliye Cemiyeti'nin halkı edebiyat yoluyla aydınlatma amacı güden neşriyat şubesinde Recaizade Ekrem, Abdülhak Hamid, Süleyman Nazif, Cenap Şahabettin’le beraber çalıştı

Lübnan’da yaşayan Mekke Emiri Şerif Ali Haydar Paşa’nın daveti ile 1918’de bu ülkeye giden Akif, Lübnan’da iken Şeyhülislamlığa bağlı Dâr ül-Hikmet il-İslâmiye Cemiyeti başkatipliğine atandı.

(09) Mehmet Akif Ersoy I.dönem Burdur Millet Vekili olmuştur.Mehmet Akif'in Burdur'dan mebus seçilmesine, o sırada yeni seçilmiş olan bir mebusun istifa etmesi ve Mustafa Kemal Paşa'nın onun yerine Akif Bey'in yazılmasını istemesi, sebep olmuştur.
Ankara'ya 24 Nisan'da gelmiş olan Akif Bey'in seçilmesi, Paşa'nın 29 Nisan 1920 tarihli bir telgrafı ile Burdur'un bağlı bulunduğu Konya vilayetinin vali vekili ve kolordu kumandanı olan Albay Fahreddin Bey'e bildirilmiştir. Burada yapılan seçim sonucunda en fazla oyu Akif Bey almıştır.
Daha önce de Biga'dan seçilen Akif Burdur millet vekilliğini tercih etmiştir.

(10) Ebulula Zeynelabidin (Mardin) ve Eşref Edip’in kurduğu (1908) Sırat-ı Müstakim, 183. sayısından itibaren Sırat-ı Müstakim Sebilürreşad adını alarak mücadeleye kaldığı yerden devam eder. Mehmet Akif Bu derginin baş yazarıdır.
Akif daha önceden de  10 Şubat  1898'den itibaren şiirleri, tercümeleri, Resimli Gazete’de yayınlanmaya başladı."İlk şiirlerim, “Resimli Gazete”de çıktı. Takriben 313, 314 Rûmî seneleridir. O şiirler Safahat’ta yoktur. Bunlar kemiyet itibariyle Safahat’a muâdildir. Mevzuları muhteliftir. En çok ahlâkî, dinî, pek az gârâmî idiler."( Mehmet Akif, http://www.haber7.com/)
Servet-i Funun dergisinde yazıları yayınlandı.
Mektep Mecmualarında ve Maarif dergilerinde yazıları yayınlandı.

(11) 23 Şubat 1925 TBMM'de yapılan müzakerelerde Kuran'ı Kerim'in tercüme ve tefsiri ile muteber hadis kitaplarından birinin tercümesinin yaptırılmasına, bu işle de Diyanet İşleri Başkanlığının görevlendirilmesine karar verilir.…..
Mehmed Akif, dönemin bütün bilginlerinin ve aydınlarının ittifakı ile Kur'an çevirisini yapabilecek tek adam olarak görülüyordu. Çünkü Akif, Türkçe'yi döneminin en iyi bilen aydınlarından biri olduğu gibi Arapçayı da en iyi bilen bir kaç kişiden biridir. Ayrıca hafızdır. Daha önemlisi bütün bunlarla birlikte Arap edebiyatını çok iyi bilen güçlü bir şairdir. Bütün bu özellikleri üzerinde toplamış bir aydın ve ilim adamı günümüz Türkiyelinde de yoktur.
Mehmet Akif, Sebillürreşatta da Kuran tefsiri yazıyordu.

Akif Mısır'da kaldığı 11 yıl boyunca Kur'an'ı Kerim çevirisi ile uğraştı. Defalarca yazdıklarını gözden geçirip yeniden yazdı.

Türkiye'ye dönerken yaptığı çeviriyi yakın dostu, Yozgatlı İhsan'a teslim etti.
Akif'in kendi ifadesiyle Kur'an çevirisini yeterli bulmadığı için, bazı iddialara göre Türkçe ibadet projesinde kullanılacağı endişesiyle tercümeyi teslim etmediği görüşü ileri sürülür.

(12) Milli mücadele hareketlerine moral aşılamak için vaaz veren bir adam olduğu ve bu sebepten milli mücadele güveni duyulmayan her bölgede Akif’in konuşma yapması için davet edildiği bilinmektedir. Akif’in camilerde yaptığı vaazlar, ordu komutanları tarafından çoğaltılarak, cephelere dağıtılıp askerlerde yeniden direniş gücü, vatan sevgisi canlanmıştır.
Akif'in Balıkesir Zağanos Paşa Camisindeki, Kastamonu Nasrullah Camisindeki vaazları, Çorumdaki hitabesi,  çok etkili vaaz ve hitabelerdir. Mehmet Âkif 'in  her gittiği yerde halkı coşturan ve gözyaşlarına boğan konuşmaları Milli Mücadeleye büyük destek olmuştur.
......

"Mehmet Âkif Ersoy’un bir tanesi kitap içinde yayınlanmış, diğerleri konuşma sırasında Eşref Edib tarafından tesbit edilmiş olan, dokuz konuşması, va’azı (mev’izası) vardır. Bunlardan birincisi, bir kulüpte konuşma şeklinde yapıldıktan sonra, “Mevâiz-i Dîniye” kitabında yayınlanmıştır. Kalan sekiz va’azın üçü Balkan Harbi içinde İstanbul’un üç büyük camiinde (Beyazıt, Fâtih, Süleymâniye); birisi Balıkesir Zağnos Paşa Camii’nde; üçü ise Kastamonu’da Nasrullah Camii’nde ve şehrin kazalarında verilen va’azlardır. Her bakımdan çok önemli konuşmalardır"( www.yenimakale.com/)


(13) Safahat, İçerdiği kitaplar hakkında Yedi cildin birinci kitabı olan Safahat, Mehmet Akif’in ilk şiir kitabı olarak 1911’de yayınlanmıştı. Kitap, “Safahat” diye anılan başlıksız bir giriş şiiri ile; bu şiir ise “Oku” kelimesi ile başlar. Manzum hikaye özellikleri taşıyan 44 şiir içerir.

Ayrı bir kitap olarak 1912’de yayımlanmış olan “Süleymâniye Kürsüsünde”, 1002 mısralık tek bir şiirden oluşur. Şairin dostu vaiz Abdürreşid İbrahim’in ağzından yazılmıştır. Mehmed Âkif’in bütün Safahat’a yayılan İslam birliği idealinin şekillendiği kitaptır.

Safahat’in üçüncü kitabı “Hakk’ın Sesleri”, yazıldığı sırada (1913) henüz bitmiş olan Balkan Savaşı’nın acılarıyla yazılmış 10 şiirden oluşur. Sekiz ayet ve bir hadisin açıklaması ile toplumsal sorunlara çare göstermeye çalışır.

İlk defa 1914’te yayımlanmış olan “Fatih Kürsüsünde”, 1692 mısralık tek bir şiirden oluşur. Hakk’ın Sesleri ile aynı konuları işler. İkinci kitapta olduğu gibi tek bir uzun şiirden oluşur.

Safahatin beşinci kitabı “Hatıralar”, 10 şiirden oluşur. Balkan ve 1. Dünya Savaşı’nın acılı anıları ile, şairin savaş sırasında yaptığı seyahatlerdeki gözlemleri anlatılır.

Altıncı kitap “Âsım”, karşılıklı konuşma şeklinde yazılmış 2292 mısralık tek bir manzum hikâye içerir. “Çanakkale Şehitleri” adıyla meşhur olan şiir, bu eserin sonunda yer alan bir bölümdür.

7. Safahat: Diğer adı ise Gölgeler‘dir. Umumi harp sonu yazılan ve bizi çalışmaya teşvik eden manzumeler barındırıyor.
Son olarak ise dikkatinizi bir şeye çekmek istiyorum. İstiklal Marşı Mehmet Akif’in hiçbir eserinde yoktur. Çünkü şair bu marşı halkın olarak görüyor ve hiçbir eserine koymuyor ve dile getirmiyor


(14) Meclis'in bir İstiklâl Marşı güftesi için açtığı yarışmaya katılan 724 şiirin hiçbiri beklenilen başarıya ulaşamayınca Maarif vekilinin isteği üzerine  Akif’in 17 Şubat 1921'de yazdığı İstiklal Marşı, 12 Mart'ta birinci TBMM tarafından kabul edildi.

(15) Mehmet Akif'e göre milletin uğradığı hezimetin 6 sebebi vardı: atalet ( tembellik ), hissizlik, yeis (umutsuzluktan doğan karamsarlık), yolsuzluk, cehalet ve tefrika ( ikilik, ayrılıkçılık ).
 Milletimizin hezimetten kurtulması için her şeyden önce aydınlanması, bilinçlenmesi gerekir. Akif'in eserleri hep bilinçlendirmek amacındadır:

"Karşında ziya yoksa, sağından ya solundan,
Tek bir ışık olsun buluver,kalma yolundan,
Alemde ziya olmasa halk etmelisin halk,
Ey elleri böğründe yatan şaşkın adam, kalk!"

"Girmeden tefrika bir millete düşman giremez,
Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez."

Birlik için, bilinçlenme için, bilim ve din için de Kurana sarılmayı önermektedir Akif:

Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı,
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm’ı.

İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyla bilin;
Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için.

(16) Türk edebiyatında Akif kadar devrinin aynası olmuş, devrinin hemen bütün içtimai meselelerine sahip çıkmış başka bir şair yoktur… Şiirini milletimizin dertlerinin terennümü için kullanan Akif, hemen hiçbir şiirinde ferdi duygularını dile getirmemiştir. Esasen böyle bir devirde o, milleti ile öylesine bütünleşmiştir ki şahsi hayatını tamamen silmiştir. (Kazim Yetiş)
Akif, “edebiyat” başlıklı yazısında edebiyata ve sanata nasıl baktığını çok açık bir şekilde tarif etmiştir: 
“Şiir için, edebiyat için “süs”, “çerez” diyenler var. Karnı tok, sırtı pek milletlere göre bu söz belki doğrudur. Lakin bizim gibi aç, çıplak milletlere süsten, çerezden evvel giyecek, yiyecek lazım. Onun için ne kadar süslü, ne kadar tatlı olursa olsun, libas hizmetini, gıda vazifesini görmeyen edebiyat bize hiç bir şey söylemez.” ( Ahmet Çolak)
Sanatla birliktedir fakat o bir ruh adamıdır.( İhsan Şenocak)

(17) Mehmet Akif Ersoy’un hem şahsiyetinin, hem estetiğinin/bediiyatının kökleri, bu topraklardan beslenmiştir. O, kendi topraklarımızdan üreyen sanat ve edebiyat fidanlarını/düşüncelerini, modern zamanların kazanımlarıyla beslemeyi de bilmiştir. Bu sebeple onun estetiği, gittikçe yaygınlaşan postmodernizmin bulanık ortamında sanat dünyamıza bir fener olacaktır." (Recep Duymaz)


(18) Mehmet Akif’e en çok tesir eden kişiler:
İpeklizade ArnavutTahir Efendi, Hersekli Hoca Mehmet Kadri Efendi, Baytar İbrahim Bey, Bakteriyoloji öğretmeni Rıfat Hüsamettin Paşa, İsmail Safa, Sadi Şirazi, Muallim Naci, Victor Hugo'yu, Lamartine, Muhammed Abduh, Cemaleddin Efgânî …vd.

(19) Mehmet Akif Ersy'u ancak uzmanlardan oluşan bir kurul değerlendirebilir.
Arapça, Farsça, Fransızca ve Türkçeyi  çok iyi tercümeler yapabilecek kadar bilen Mehmet Akif Ersoy Kuran dilini de biliyordu. Ayrıca edebi sanatları da çok iyi bildiği için kendisine Kur'anın meali ve tefsirini yapması görevi verildi.
Kahvedeki vatandaşın  konuşmalarını bile aruzla yazabildi. Sanatını düşüncesini yayma vasıtası olarak kullandı.
İlahiyatçı olmadığı halde Yaşar Nuri Öztürk'ün deyişiyle Milli Mücadelenin İmam-ı Azamı kabul ediliyordu.
Bir çok cemiyete girdi. Teşkilatı Mahsusa tarafından kendisi yurt dışına gönderildi. Bağlı bulunduğu Bakanlık da onu yurt içinde ve dışında görevlendirdi. Ayrıca orduya at seçmek için bir çok yerde görevlendirildi.
Gazete ve dergilerde baş yazarlık yaptı. Millet vekiliyken bile irşat görevi için yurdu dolaştı.
En sade vatandaştan prenslere kadar, şairlerden, yazarlardan bilim adamlarına kadar bir çok kişiyle arkadaşlık, dostluk kurdu.
Tüm çalışmalarında dinimizi ve milletimizi kurtarmayı amaç bildi. Bu kutsal amacından zerre kadar sapmadı.
Sevmeyenleri tarafından bile dürüstlük abidesi olarak kabul edildi.
Böylesine komle bir kişiyi değerlendirmek için bir kere ilgili tüm belgelere, yazılara ulaşmak gerekir. Ayrıca uzman olmak gerekir.Sadece edebiyat dalında değil, sadece yabancı diller alanında değil, tarih, kültür, ekonomi, askerlik ve siyasal alanlarda uzman olmak gerekir. Bir kişinin bu değerlendirmeyi yapması imkansız. Onun için bir enstitünün kurulmasında yarar görülmektedir.
Sabahattin Gencal, 01. 03. 2012

4 yorum:

  1. Merhabalar Sabahattin Hocam,

    Mehmet Akif Ersoy'un tanıtımı ile ilgili bu güzel faaliyetinizden dolayı sizi kutlarım, saygılarımı sunarım.

    Bu kadar çok yönü ve güzel meziyetleri olan bu eşsiz ve mümtaz şahsiyeti bize tanıtmak için epey emek verdiniz. Emeğinize ve yüreğinize sağlık ve mutluluklar dilerim. Çalışmalarınızda başarılar dilerim.

    Selam ve dualarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Recep Bey Kardeşim,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Nihayet Mehmet Akif ile ilgili özel derlemeyi tamamlamış olduk. Yorumlarınızla beni desteklediniz. Ne kadar teşekkür etsem azdır.Sağolun, var olun.
      Bu arada ziyaretçi sayısında büyük artışın gözlenmesi de memnun edici oldu. Bu memnuniyetle çalışmalarımıza başka başka konularda devam edebiliriz inşallah.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil
  2. emeğinize sağlık, ne çok şey öğrendim sayenizde Mehmet Akif hayatı, düşünceleri ve eserleri hakkında

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Damla kadar bile olsa,katkım olmuşsa mutluluk duyarım.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil