28 Şubat 2012 Salı

Sanatkâr / Mehmet Akif Ersoy


“Sanatkâr” şiiri “Mister Archibald Bullok Roosevelt Cenablarına” şeklinde bir ithâfı taşımaktadır. İthafına düştüğü dipnotta Âkif şunları söyler: “Vaktiyle Amerika’da iki defa reîsicumhûr intihâb edilmiş meşhur Roosevelt’in oğludur. Afrika’daki her münzevînin, böyle, Yeni Dünya evlâdından birine eser ithâfına kalkışması garip görünmesin: Şerif Muhyiddin Beyefendi, New-York’ta iken, bu asîl genç kendisine karşı ihlâsın, mihmanperverliğin, biz Şarklıları bile hayran edecek derecesini gösterdi. Bunun için gıyabâ minnetdârıyım.”
(Cevat Akkanat, İthâf timsâli, Milli Gazete, 21. 02. 2008)
***********************************************************

Sanatkâr
-Mister Archibald Bulok Roosevelt Cenablarına

Şu mâcerâyı işittim birinden, üç sene var,
Olur ki dinleyecek bir meraklı kimse çıkar.

... Zevâli beş geçe, Boston´dan ayrılınca tiren,
Vagonda volta vuranlar dağıldılar birden.
Demek: Sekiz kişilik hücre, şimdi, sâde benim...
O halde yan gelirim, dinlenir başım, beynim.

Dışarda vecd ile dönsün semâ, ufcık toprak,
Gömüldüğüm köşe sâbit değil mi, sen şuna bak!
Aman ne zümrüt ağaçlar!.. Ne dalga dalga ekin!..
Çiçek mi, ev mi .. Ne köyler: Şehir kadar zengin!..

Yolun güzelliği lâkin!.. Aman ne manzaralar!..
Ne çok da fabrika! .

- Derken, içim yavaşça dalar;
Deminki hâtıralardan ne iz kalır, ne de yer.
Batar, çıkarken uzaklarda ben zavallı meğer,
Bizim sekiz kişilik hücre durmamış yalnız:

Meğerse karşıma doğmuş ki bir civan yıldız,
Nazar - kamaştığı berkıyle bî-mecâl-i şühûd -
Kalır ayaklannın ta ucunda gaşy-ı sücûd!
Yanında - âşığı hiç şüphe yok - sevimli, kibar,

Bütün hutûtu yüzün gösterir ki: San´atkâr;
Uzunca boylu, ağırbaşlı, bir necîb erkek.
Bu çifte kumrular ürkerse, pek yazık diyerek
Köşemde ben yine sessizce bir zaman tünedim;

Lüzûmu hiç bile yokmuş ya, sonradan denedim!
Bulutlu gözleri cânanda, kendi müstağrak;
Fezâ yıkılsa, kızın rûhu belki duymayacak!
Bu âşığınsa - vakûr alnı çizgi çizgi fütûr -

Derin bakışları dalmış semâya dûrâdûr.
O, şimdi cevvi süzerken, yanında Leylâ´sı,
Gözünde kurduğu âtîlerin heyûlâsı,
Senin bu gölge vücûdunla nerden uğraşacak

Unut da kendini artık, ne söylüyor, kıza bak:
-Emîr! O sonraki üç parça yok mu, pek müdhiş;
Bu şâheserleri ömründe sahne dinlememiş.
Nasıl, bulutlara yangın verir de yaz güneşi,

Yakarsa gökleri şimşeklerin seri´ ateşi;
Senin de çalmadı parmakların, tutuşturdu,
Ziyâ adımları altında haykıran ûdu!
Ne hisle inledi karşında sîneler, bilsen,

Kümeyle tellere birden alev dökerken sen!
Kanar, yanar gibi yüzlerce bülbülün kalbi,
O perde perde tüten nevha neydi, yâ Rabbi!
Evet, bizim medenî Garb´ın ilk işittiği ses,

Çölün yanık yüreğinden kopup gelen bu nefes,
Nidâ-yı Hak gibi edvârı haşreden bu hitab
Hudâ bilir ki, inerken o yıldırım mızrab,

Gelirdi hep bana: "Mısr´ın, Irâk´ın, Îrân´ın,
Tihâme´nin, Yemen´in, Gazne´nin, Buhârâ´nın,
Hülâsa, Hind ile Şind´in serâb-ı mâzîsi,
Duman duman, tütüyor her harâbeden hissi!"

-Fakat, bu sözleri aczim nasıl benimseyecek
Teşekkür etmeye insan hicâb edeı:..

-Ne demek
Tevâzu´un da olur bir nisâbı, haddini bil!

-Benimse ancak odur bildiğim.
-Hiç öyle değil!

Dehânı gizlemenin artık ihtimâli mi var
Bugünkü konseri hayretle dinleyen kafalar,

-Ki san´atin yaşayan belli başlı devleridir -
Ne manzaraydı: Nihâyet, eğildiler bir bir!
Zaman zaman kopan alkışların içinde, hele,
Godoski´nin seni tebrîk edip de hürmetle:

"Emîr! O kudrete eş varsa, nerde, bilmiyorum,
Ne muhteşem çalıyorsun! Seninle mağrûrum.
Bütün senâlann üstündesin, bugün" demesi.
O şaheser ki, tutulmuştu herkesin nefesi!
.....
Devamı
Mehmet Akif Ersoy

2 yorum: