27 Şubat 2012 Pazartesi

Mehmet Âkif ve Nâzım Hikmet

 Mehmet Âkif ve Nâzım Hikmet
Lise yıllarında elime nasılsa İktisat Sosyolojisi Bakımından Sosyalizm (1965) adında bir kitap geçmişti. Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu’nun o yıllarda pek de anlamadan okuduğum bu kalın kitabının dipnotlarından birinde, Nâzım Hikmet’in Mehmed Âkif ve İstiklâl Marşı’ndan söz ettiği şu mısraları zikrediliyordu:

Saat beşe on var
Kırk dakika sonra şafak sökecek
“Korkma sönmez bu şafaklarda yüzel al sancak”
Bilmem ki nasıl anlatsam,
Âkif, inanmış adam,
büyük şair!

Yıllar sonra, şairlerin başka şairler hakkındaki şiirlerine merak sardım ve bu şiirleri bir antoloji hazırlamak amacıyla toplamaya başladım. Tabii aklıma ilk gelen şiir, Nâzım’ın Âkif için yazdıklarıydı. Cevdet Kudret tarafından hazırlanan ve 1968 yılında Bilgi Yayınevi’nce yayımlanan Kuva-yı Milliye’de söz konusu mısraları buldum, fakat net bir şekilde hatırladığım “büyük şair” mısraı yoktu. Herhalde hâfızam beni yanıltıyor diye düşünerek o tarihte üzerinde durmamıştım. Ancak daha sonra bir vesileyle aynı eserin Kurtuluş Savaşı Destanı (1965) adıyla yapılan ilk baskısında ve Nâzım Hikmet’in bir ses kaydında yer alan “büyük şair” mısraının büyük şairliği Mehmet Âkif’e yakıştıramayanlar tarafından sansür edildiğini öğrendim. Hayretler içinde kalmıştım.
Beşir Ayvazoğlu
***
Nazım Hikmet ve Mehmet Akif
Akif de, Nazım da, yurt kaçkını birçok Türk aydınının yaptığı gibi Batı’yı değil, her şeye rağmen kendi ideallerine dair olan bir ufku tercih etmişlerdir, kendi vatanlarından uzaklaşmak için. Onları bu kaçışa zorlayan ise, takibatlarından bıktıkları yeni rejimden öte, içine düştükleri o derin hayâl kırıklıklarıdır. Batı’ya karşı verilen “millî mücadele”den, bu anti emperyalist savaşımdan, biri İslamî, diğeri ise sosyalist bir cumhuriyet çıkacağını ummuşlardır. Bu umutlarını yitirdikleri noktada ise ikisi de artık kendilerine ait olmadığını hissettikleri bu toprakları terk etmişlerdir. Ama Nazım’ın kaçmak için tercih ettiği belde, aydınları ve muhalifleri insafsızca katleden Stalin’in Moskova’sıdır ve burada sonuna değin el üstünde tutulacak, dünya çapında bir ozan olmanın keyfini sürecektir. Stalin’in kirli ellerini sıkacak ve ona övgü dolu şiirler yazacaktır. Bir aşktır onunki ve her âşık gibi sevdiğinin çirkinliklerini görmez, görmek istemez.
Akif ise kendisine, ideallerine bir ölçüde de olsa uygun düşen, gidebileceği bir belde bulamaz; bir dostun himmetine sığınarak Mısır’a gider ve orada sıkıntılı bir hayat sürer. Her şeye rağmen onurlu tavrını sürdürür ve ölmek için döndüğü İstanbul’la irtibatını koparmadığını koyar ortaya.
Nazım’ın bedeni ise Moskova’da, ideallerinin yurdunda kalır belki; ama vatan hasretiyle yanarak. Ve şimdi, o ideallerin de öldüğü bir ülkede Nazım, büsbütün öksüzdür.
Ümit Aktaş

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder