14 Şubat 2012 Salı

Mehmet Akif Ersoy'un Hayatından...


Mehmet Akif Ersoy'un Hayatı

Mehmet Akif, 1873 yılı sonunda, İstanbul’da Fatih’te Sarıgüzel mahallesinde ailesine ait evde doğmuştur. Hicri takvime göre 1290 yılı Şevval ayında olan doğumun miladi takvimde karşılığı 1873 yılı 22 Kasım-20 Aralık günleri arasına rastlamaktadır. Doğum yeri İstanbul olmakla birlikte nüfus kağıdı, daha sonra bir ziyaret için gidilen Bayramiç’te çıkartıldığı için “Bayramiç” olarak kayıtlıdır. Mehmet Akif’in babası Tahir Efendi, oğluna “ebced” hesabıyla doğum yılını gösteren “Ragıyf” (غىف) adını vermiştir. 



Ev ve mahalle halkı bu ismi anlayamamış ve onu Akif şekline dönüştürmüştür. Fakat Mehmet Akif’in babası onu “Rağıyf” diye çağırmaya devam etmiştir. 


Babası, Arnavutluk’un İpek Kasabası Suşisa Köyünden gelerek İstanbul’a yerleşen Fatih Medresesi Hoca Tahir Efendi’dir. Annesi ise Buhara’dan Tokat’a gelmiş köklü bir ailenin kızı Emine Şerife Hanımdır. Mehmet Akif, 1Eylül 1898’de yirmi beş yaşındayken Tophane-i Amire veznedarı Mehmet Emin Bey’in kızı İsmet Hanımla evlenmiştir. Mehmet Akif’in ilk üçü kız olmak üzere altı çocuğu olmuş, dördüncü çocuğu bir buçuk yaşındayken vefat etmiştir. 

Yrd. Doç. Dr. Ekrem Ayan
***
Mehmet Akif Ersoy'un tahsil hayatı
Mehmet Âkif, dört yaşında iken Fatih’te Emir Buhârî mahalle mektebine (yuva) gönderildi
ve tahsil hayatına başladı. Burada iki sene ve sonra sırasıyla üç sene ibtidâî (ilkokul), üç sene
rüşdiye (orta okul) ve üç sene mülkiye idâdîsine (lise), sonra da iki senesi (gündüzcü olarak)
Ahırkapı’da ve iki senesi (yatılı olarak) Halkalı’da olmak üzere, dört sene de Baytar Mektebi’ne
(Veterinerlik Fakültesi) devam etti. 
1893’te mektebin ilk mezunu ve birincisi olarak diploma aldı.
Mehmet Âkif, resmî tahsilin dışında, çok bilgili ve şuurlu bir zat olan babası başta olmak
üzere birçok âlimden devamlı olarak ders okumuş ve kendisini yetiştirmiştir. 
Lisana karşı bilhassa kabiliyeti bulunduğundan, devamlı çalışarak Arapça, Farsça ve Fransızca’yı,
edebiyatlarını takip edecek ve tercümeler yapacak kadar iyi öğrenmiştir. 
Çocukken başladığı hâfızlık çalışmalarını, bir müddet ara verdikten sonra, yirmi yaşında iken kendi kendine
tamamlamış ve Kur’an-ı Kerîm’i ezberlemiştir. Mısır’daki son seneleri de Kur’an meâli ile
meşgul olarak geçmiştir.  
Kaynak:meb.gov.tr/
***
Mehmet Akif veteriner okuluna girişini şu şekilde anlatır:

“…Fatih Merkez Rüştiyesi’ni bitirince babam beni tahsil yolumu tayinde serbest bıraktı. Ben de Mülkiye’ye girmeyi tercih etmiştim. O yıl Mülkiye Mektebinin teşkilatı değişti. Üç yıl idadi kısmı, iki yıl yüksek kısım oldu. Yüksek kısmın birinci sınıfına geçtiğim zaman babam ölmüş ve evimiz de yanmıştı. Dişimi sıkıp Mülkiyeyi bitirebilirdim, ama o yıl sivil Baytar Mektebi kurulmuştu. Bu mektebe girmeyi gençleri teşvik için olacak, mezunlarına 800 kuruş maaş verileceği vaat ediliyordu. Mülkiye’den çıkanlara bundan daha az maaş verilirdi. Birkaç arkadaşla beraber bu mektebi tercih ettik ve oraya kaydolduk.”

Dört yıllık Sivil Veteriner Okulu, Ahırkapı’daki sivil tıbbiye okulunda açıldı. Burada gündüzlü olarak iki yıl okuyan ilk baytarlık talebeleri, 1891 yılında inşası tamamlanan Halkalı’daki okula geçtiler ve kalan iki yılı da yatılı olarak burada okudular.

Mehmet Akif, Sivil Veteriner Okulu’ndaki eğitimi sırasında, çoğu doktor ve dindar kişiler olan hocalarından müspet tesirler almış, okulun mescidine de, laboratuarlarına da aynı şevk ve arzu ile devam etmiştir.
***
Mehmet Akif Ersoy'un memurluk hayatı
Okulu bitirdikten hemen sonra Ziraat Bakanlığı’nda (Orman ve Maadin ve Ziraat Nezareti) memur olan Mehmet Âkif, memuriyet hayatını 1893–1913 yılları arasında sürdürdü.
Bakanlıktaki ilk görevi veteriner müfettiş yardımcılığı idi. Görev merkezi İstanbul idi ancak memuriyetinin ilk dört yılında teftiş için Rumeli, Anadolu, Arnavutluk ve Arabistan'da bulundu. Bu sayede halkla yakın temas halinde olma imkânı buldu.
kaynak: Yenişehir Wiki
***
Mehmet Akif'in Evlenmesi
Akif, 1314 senesinde Ismet Hanım'la evlendi. Ismet Hanım Tophane-i Amire veznedarı Mehmed Emin Beyin ve Hamdi Efendi kizi Hasibe Hanımın kızıdır. Mehmed Emin Bey, hali vakti yerinde. kibar ve değerli bir adamdı. Hırka-i şerif'teki konağı Veznedar Konağı diye maruftu. Akif'le Ismet Hanımın düğünleri bu konakta yapılmış, karı koca bu konakta bir ay kadar yaşamışlar, daha sonra kendi evlerine, yani Emine Serife Hanım'ın, yangından sonra muceddeden inşa olunan evine geçmisler ve izdivaclarının ilk yılında birinci çocukları olan Cemile doğmuştu.İsmet Hanım, tam manasıyla kibar bir istanbul kızıydı. Alımlı, derin duygulu, ince ruhlu, zeki ve görgülü bir kadındı Akif'le evlendikten ve cocukları doğduktan sonra, Şerife Hanımın küçük evi aileye dar geldiğinden, karı koca bu evden ayrılmak zorunda kalmışlar ve İstanbul'un muhtelif semtlerinde ikamet etmişlerdir. Merhum Akif, İstanbul'da ikamet etmediğim bir semnt kalmadı diyerek sık sık ev değiştirdiklerini anlatırdı. 
Muhammed İslamoğlu
***
Mehmet Akif'in  yurt dışı gezileri 
1913'te Mısır’a iki aylık bir gezi yaptı. Dönüşte Medine’ye uğradı. Bu gezilerde İslam ülkelerinin maddi donatım ve düşünce düzeyi bakımından Batı karşısındaki zayıflıkları konusundaki görüşleri pekişti. Aynı yılın sonlarında Umur-u Baytariye müdür muavini iken memuriyetten istifa etti. Bununla birlikte Halkalı Ziraat Mektebi'nde kitabet ve Darülfununda edebiyat dersleri vermeye devam etti. İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne girdiyse de cemiyetin bütün emirlerine değil, sadece olumlu bulduğu emirlerine uyacağına dair and içti.

I.Dünya Savaşı sırasında ittihat-ı terakki Cemiyet’nin gizli örgütü olan  Teşkilat- ı Mahsusa tarafından Berlin'e gönderildi. Burada Almanlar'ın eline esir düşmüş Müslümanlar için kurulan kampta incelemeler yaptı Çanakkale savaşı’nın akışını Berlin'e ulaşan haberlerden izledi. Batı uygarlığının gelişme düzeyi onu derinden etkiledi. Yine Teşkilât-ı Mahsusa'nın bir görevlisi olarak çöl yoluyla Necid'e ve savaşın son yılında profesör İsmail hakkı İzmirliyle birlikte Lübnan’a gitti. Dönüşünde yeni kurulan Dâr-ül -Hikmetül İslâmiye adlı kuruluşun başkâtipliğine getirildi. Savaş sonrasında Anadolu'da başlayan ulusal direniş hareketini desteklemek üzere Balıkesir'de etkili bir konuşma yaptı. Bunun üzerine 1920'de Dâr-ül Hikmet'deki görevinden alındı.

İstanbul Hükümeti Anadolu'daki direnişçileri yasa dışı ilan edince Sebillürreşad dergisi Kastamonu’da yayımlanmaya başladı ve Mehmed Âkif bu vilayette halkın kurtuluş hareketine katkısını hızlandıran çalışmalarını sürdürdü.
***
Mehmet Akif'in Ankara'ya gelmesi
Âkif, üzerindeki baskının daha da artması üzerine bu defa yönünü kesin olarak Ankara'ya çevirdi. Bu sıralarda zaten Anadolu'daki düşmana karşı koyuş hareketleri güçlendikçe kimi olumsuz gelişmeler de görünmeye başlanmıştı. Halk arasına ayrılıkçı tohumlar ekiliyor, din düşmanları İslamiyet- 'e hücum ederek bu güçle sürdürülen mücadeleyi sarsmak, durdurmak istiyorlardı. Akif, üstelik bu meseleler yüzünden Milli Mücadelecilerden Ankara'ya gelmesi konusunda bir davet de almıştı.

Akif, l920 yılının 10 Nisan'ında İstanbul'dan ayrıldı. Üsküdar Özbekler Tekkesi Şeyhi Şeyh Atâ Efendi'nin yardımıyla Üsküdar-Alemdağı yoluyla İzmit-Adapazarı üzerinden Geyve'ye ulaştı. Burada kendilerine Kuşçubaşı Eşref Beyle Enver paşa'nın yaveri Yenibahçeli Şükrü Bey de katıldı. Heyet daha sonra trenle Eskişehir üzerinden Ankara'ya geçti. Aralarında Akif'in de bulunduğu bu heyetin nisan sonlarında Ankara'ya gelişi sevinçle karşılandı. Hatta oğlu Emin'in hatıralarında belirttiğine göre Âkif, trenden iner inmez meclisin önüne gelmiş bu arada Mustafa Kemal'le karşılaşmışlardır. Mustafa Kemal kendisine “ Sizi bekliyordum efendim, tam zamanın- da geldiniz..” dediğini nakletmektedir. Öte yandan Âkif'in Ankara'ya gelişi “28 Nisan 1920 tarihli Hakimi yet-i Milliye” gazetesinde haber olarak yayımlandı ve Âkif'in 30 Nisan Cuma günü Hacı Bayram Camiinde vaz vereceği okuyuculara duyuruldu.
Mustafa Özçelik
***
Mehmet Âkif Ersoy’un Meclis Çalışmaları 
Ankara Hükümeti ile birlikte çalışan Mehmet Âkif sıradan bir vaiz değildir. O gerektiğinde İrşat Heyeti Üyesi gerektiğinde Ankara Hükümeti’nin bir görevlisi olarak inceleme heyeti üyesi olarak da görev yapmıştır. 
Milli Mücadele esnasında çıkan Bozkır isyanlarının çıkış sebepleri ve sonuçlarını araştırmak, muhtemel isyanı önlemek için Ankara Hükümeti tarafından bir kurul oluşturulur. Meclisin seçtiği komisyon da Antalya Mebusu Hamdullah Suphi, Trabzon Mebusu Ali Şükrü ve Konya Mebusu Refik Beyler ile birlikte Mehmet Âkif de vardır. Milletvekilleri bu isyanın ardından de “İrşat Heyeti” olarak Konya’ya gider.
Konya’ya “İrşat Heyeti” üyesi olarak giden Âkif’in Konya’daki Milli Mücadele lehine yaptığı çabaları oğlu şu cümlelerle anlatır: 
“Babam Konya’da Kuva-yi Milliye’yi takviye edebilecek gönüllü kafilelerini çoğaltmak, bu yol uğrunda milletin gönlünde heyecanlar yaratmak maksadıyla nutuklar söyledi. Konferanslar verdi. Kalabalık insan kitleleri onu huşu içinde dinliyor, sözlerine hak veriyorlardı.”

Tahsin Yıldırım

***
İstiklal Marşı'nı Yazması 

Aynı dönemde Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Bey'in ricası üzerine ulusal marş yarışmasına katılmaya karar verdi. Konulan 500liralık ödül nedeniyle başlangıçta katılmayı reddettiği bu yarışmaya, o güne kadar gönderilen şiirlerin hiç biri yeterli bulunmamıştı ve en güzel şiiri Mehmet Âkif'in yazacağı kanısı mecliste hâkimdi. Mehmet Âkif'in yarışmaya katılmayı kabul etmesi üzerine kimi şairler şiirlerini yarışmadan çektiler. Şairin orduya ithaf ettiği İstiklal Marşı, 17 Şubat günü Sırat-ı Müstakim ve Hâkimiyet-i Milliye'de yayımlandı. Hamdullah Suphi Bey tarafından mecliste okunup ayakta dinlendikten sonra 12 Mart 1921 Cumartesi günü saat 17:45'te ulusal marş olarak kabul edildi. Akif, ödül olarak verilen 500lirayı Hilal-i Ahmer bünyesinde, kadın ve çocuklara iş öğreten Dar’ül Mesai vakfına bağışladı.  
***
Mehmed Akif Mısır’a neden gitti?

Mehmed Akif Mısır’a neden gitti? Bu soruya verdiğim cevap şu olmuştur: 
Büyük zaferden sonraki TBMM, Lozan’ı Misak-ı Milli’yi sağlayamadığı için tasdik etmiyordu.
Kurtuluş Savaşı Meclisi feshedilerek yeniden seçilen TBMM’ye Akif sokulmamıştı. Akabinde çıkarılan Takrir-i Sükûn Kanunu ile de yazdığı mevkuteler kapatılmıştı. Üniversitedeki hocalığına da son verilmişti. 
Tam o sıradadır ki Akif’e Mısır Üniversitesi’nden Türk Edebiyatı Müderrisliği için teklif gelir, gitmesin mi? 
Ayrıca Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa tarafından tam o sırada kendisine Kuran’ın Türkçeye çevrilmesi hususunda bir de teklif yapılır. Yirmi bin lira da avans verilir. 
Akif, Mısır’da bulunduğu on bir yıl içinde bu tercümeye devam eder. Konu ile ilgili bilgiler Hikmet Bayur’un TTK’nın yayımladığı Necati Lugal Armağanı adlı abide eserin 151 vd. sahifelerinde kayıtlıdır. 
Hikmet Bayur ile olan yazışmalarımızın TTK’daki belgelerinde de bu konuda geniş bilgiler vardır. Akif Mısır’da bulunduğu zamanlarda fes de takmamıştır. Bunun sebebini yine zikrettiğimiz Şair Mithat Cemal’e şöyle anlatır: 
“-Mısır’da fesi Hıristiyanlar takarlar da ondan...”

 Kaldı ki Safahat’ında fesin bazı yerlerde alay konusu olduğu mısralar vardır. Mehmed Akif gibi büyük bir Türk aydınının, Doğu ve Batı kültürlerine olduğu kadar dillerine de aşina olan, hatta yakın arkadaşlarının da anılarında zikrettikleri gibi Fransızcayı bütün nüanslarına kadar bilen bir kişinin şapkaya körü körüne karşı olması mümkün değildir.
Muhittin Nalbantoğlu
Kaynak :http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr
***                         
Akif, derin bir üzüntü içinde, Mısır'a gidiş sebebini şöyle anlatmıştır
"Arkamda polis hafiyesi gezdiriyorlar. Ben vatanını satmış ve memlekete ihanet etmiş adamlar gibi muamele görmeye tahammül edemiyorum ve işte bundan dolayı gidiyorum." (s. 323)” “Evet, siyasetin getirdiği şartlar... Ama Atatürk isteseydi bir göz işaretiyle Akif'in "İstiklal Marşı"nı değiştirtip mesela Behçet Kemal'e bir marş yazdırabilirdi. Bunu yapmamıştır.”
***
Karakter Âbidesi ve Bir Çığlık Olarak Mehmet Akif Ersoy
İslâm coğrafyasının hemen her tarafından ilim ve sanat adamlarıyla diyalog hâlindedir; düşünsel ve siyasal gelişmeleri izler. Siyasî olarak İslâm düşüncesi, Afganî, Abduh, Reşit Rıza, İkbal gibi modern yönelimleri izler; Âkif’in İslâmcılığına yapılan vurgunun izlerini buralarda aramak gerekir. Tasavvufî düşünce geleneğinden çok Selefî düşünüşe yakın durur. Siyasal konjönktüre denk düşen, kendi belirlediği özel bir tüzükle ve mesafeli de olsa İttihatçılarla bir ilişkisi olmuştur. 
Amacı; İslâm birliği için ümmet bağlamında topyekûn antiemperyalist siyasal bir mücadedir. Bu amacının karşısındaki engelleri de bellidir: Batıcılık, din düşmanlığı ve ayrılıkçı ırkçılık. Âkif’in İslâm Birliği idealinin, siyasal düşüncelerinin ve sanat, edebiyat anlayışının kaynağı, İslâm coğrafyasının toplumsal, inanç ve kültür yapısı; bizzat kendi toprağıdır. 
Bu toprağın yeşermesini, Ankara’da da bekledi Mehmet Âkif. Tacettin Dergâhı’ndaki çalışmaları, yazıları, şiirleri ve İstiklâl Marşı, bütünüyle bu umudu besler. Milletvekilliği ve ondan sonra devam eden süreçteki toplumsal, siyasal gelişmelerle bu umudunu yitiren Mehmet Âkif, hem rûhen hem de fizik olarak fiilen, ölünceye kadar sürgünde yaşadı.

M. C. Kunday
***
Hastalığı, Ölümü ve Mezarı
Âkif Bey, son üç yılında Kahire Üniversitesi’nde Türkçe öğretmenliği yapmıştır. AncakMısır’da uzun müddet kalan yabancılara bilhassa musallat olan “siroz” hastalığına tutulmuş vedurumu ağırlaşınca, 17 Haziran 1936’da İstanbul’a dönmüştür.
İstanbul’da yine Abbas ve Said Halim Paşa ailelerinin yardımıyla tedavi olunmuşsa daşifa bulamayarak 27 Aralık 1936 tarihinde vefat etmiştir. 
Hastalığında da resmî bir alakagörmeyen İstiklâl Şiairi’nin cenazesi, birkaç kişi ve çıplak bir tabutla Beyazid Camii’ne getirilmiş;ancak vefatını duyan ve ağlayarak koşup gelen üniversiteli gençler tarafından bayrağa ve Kâbeörtüsüne sarılarak, etrafında nöbete durulmuştur.Namazdan sonra mezarlığa kadar tabutu omuzlarda götürülen bu büyük insan ve büyükMüslümanın naaşı, kefenin üzerine bayrak sarılarak ve “İstiklâl Marşı” okunarak kabrinekonulmuştur.
Kabri – bugün - Edirnekapısı’ndaki “fiehidlik”te “Mehmet Âkif Ersoy Meydanı”ndadır.

***
Akif’in Cenaze Töreni

Mehmet Akif’in Cenaze törenine bir hukuk fakültesi öğrencisi iken katılan Prof.Dr.Sulhi Dönmezer  5 Ocak 1987 de Tercüman gazetesinde  “ Akif’in Cenaze Töreni” başlıklı yazısında o günü şöyle anlatıyor :

‘…O zamanların ülkemizde egemen tek partinin otoriter düzeni içinde kimse idare ile çelişkiye düşmek istemediği için basında Mehmet Akif’in yurda dönüşü ve hastalığının seyri hakkında pek fazla haber yayınlanmazdı…. Bizler alana geldiğimizde, namaz saatinin yaklaşmış bulunmasına rağmen bir tabuta rastlamadık, hep birlikte bekliyoruz. Birden lokantanın ön kısmını bir cenaze otomobilinin geldiğini gördük, iki kişi üzerine örtü dahi konmamış bir tabutu indirdiler. Yoksul bir fakirin cenazesinin getirildiğini düşünerek bir kısım arkadaşlar yardıma teşebbüs ettiler. Fakat tabutun Mehmet Akife ait bulunduğu anlaşılınca bir anda yüzler genç ağlamaya başladı. …Gençler hemen Emin Efendi Lokantasının bayrağını alarak tabutun üstüne örttüler. Sonra merhumun bir kısım arkadaşları gelmeye başladı ama ne vali,ne belediye reisi ve ne de tek partinin zimamdarlarından hiç kimse ortalarda yoktu.”

2 yorum:

  1. Merhabalar Sabahattin Hocam,

    Mehmet Akif Ersoy, asla unutulmayacak bir değerimizdir. Onu devamlı gündemde tutup unutturmayanlara da şükranlarımı sunarım.

    Selam ve dualarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Recep Bey Kardeşim,
      Ziyaretiniz, yorumunuz ve iltifatınız için teşekkür ederim.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil