28 Şubat 2012 Salı

Mehmet Âkif Ersoy'u bilmek, anlamak

Mehmet Âkif Ersoy'u bilmek, anlamak 

Mehmet Âkif Ersoy inançlı bir insandır. Fakat herhalde onun kadar softalığa, tembelliğe, batının bilim ve tekniğinden ders çıkartmamaya kızan, öfkelenen, bu cehalet ve içe kapalılık karşısında ortaya sert eleştiriler koyan birisini, klişeler üzerinden düşünen insanlar anlamakta zorlanacaklardır. 
Ersoy, dönemi fikir dünyasında etkili olan, özellikle Müslümanların dikkatle takip ettiği Cemaleddin Afganî ve Muhammed Abduh'u takdir ve tebrik ile anar. Çünkü Afganî ve onun tilmizi sayılabilecek Abduh, tıpkı Âkif gibi tembelliğe, cehalete karşı çıkmakta, Müslüman ümmetini uyanmaya davet etmekte, sömürülmeyi bir kader olmaktan çıkartacak olanın ancak bilim ve teknikte gerçekleştirilecek atılımlar olduğunu ifade etmektedirler. Âkif bu konuları hem şiirlerinde hem nesirlerinde yoğunlukla işlemiştir. 
Burada takip ettiği yöntemin, batıyı eleştirel bir şekilde okumak, olumlu ve olumsuz yanlarını ortaya koymak biçiminde olduğunu belirtmeliyiz. Batının özellikle sömürgeci yanı, bilim ve teknikten aldığı gücü haksızlık ve adaletsizlik istikametinde kullanması siyaseti şiddetle telin edilmekte ve ironik bir şekilde "tek dişi kalmış medeniyet canavarı" olarak tanımlanmaktadır. Ona göre batının iyi fikirleri bütünüyle kitaplardadır, kitapları aşarak hayatın konusu olamamıştır. Ama Müslümanlara düşen, batının kitaplarında olan bu güzel fikirleri alıp, kendi dünyaları, kendi medeniyetleri içinde hayata taşımaktır.
Prof. Dr. Naci Bostancı
***
Mehmet Âkif'in fikir dünyası 
Âkif, eserlerinde bize bol malzeme vermiştir. 
O, taklitle değil, kendimize dönerek, mazimizin altın sayfalarından yararlanıp çıkış yolu bulmamızı istiyor. 
"Mahiyyet-i rûhiyye" dediği bizi biz yapan değerler toplamı olan kültürümüzü bozacak, bulandıracak uygulamaları benimsemiyor. 
Dilimiz, dinimiz, ahlâkımız, hayata bakışımız, insan sevgimiz, sonsuzluğa varış hedefimizde sapma istemiyor. 
O, medeniyetimizin insanını iyiye, doğruya, güzele yönlendiriyor. Fenaya, eğriye, yanlışa, çirkine kapılmamak için korunma yollarını gösteriyor.
 Prof. Dr. Celal Tarakçı
***
Türk'ün vicdanı: Mehmet Akif Ersoy  


Akif, hem alim, hem şair, hem hoca, hem devlet memuru, hem arif, hem gazeteci, hem milletvekili, hem daha pek çok sıfata sahiptir. Ama bütün bu sıfatlardan ürettiği bir sentezle o bilinçli, uyanık bir Türk aydınıdır.



Gerçek münevver aydın olmanın gereklerini harfiyyen yerine getirmiş, sorumluluğunun gereğine uygun şerefli, haysiyetli bir hayat yaşamış ve alnının akıyla Rabbinin huzuruna çıkmıştır. Bir aydının en büyük sınavı, Hâlıkına ve halkına karşı alnının akıyla hesap verebilmesidir. Akif bu konuda sınavı başarıyla geçmiş nadir şanslılardan biridir.

Türk’ün uyanık vicdanlarından biri olan Akif, mensup olduğu milletinin derdiyle dertlenmiş, bütün cahilliklerine, tembelliklerine, ayrılıklarına, ümitsizliklerine, geriliklerine karşı canhıraş bir gayretle savaş açmıştır. 


Akif, dışarıdan ve içerden gelen bütün tehlikelerin farkına varmış, milletini anında uyarmış bir ufuk adamdır. 

Akif’in gerek Safahat’ında, gerek diğer eserlerinde gündeme getirdiği bütün meseleler bugün de geçerliliğini ve güncelliğini korumaktadır. 

Prof. Dr. Nurullah Çetin
***
Mehmet Akif ve Çağdaş Bilim
Yeteri kadar çalışmıyor, okumuyor ve düşünmüyoruz. Bir Norveç’li bir Türkiyeliden 300 kat daha fazla kitap okumaktadır. Nüfusu 8 milyon olan Çek Cumhuriyeti’nde bir yılda yayınlanan kitap sayısı 65 milyonluk Türkiye’dekinden daha çoktur.
Bundan yaklaşık 40 yıl önce Kore Savaşı bittiğinde, Güney Kore az gelişmiş, endüstrisini kuramamış, fakir bir tarım ülkesiydi. Demokrasisi hastalıklıydı. Bu ülkede demokratikleşmeyle birlikte bilim ve teknoloji yükselişe geçti ve Kore kaynaklı mallar dünya pazarlarında başa yarışır oldular.

Ancak, yukarıda çizilen karanlık tablo bizi umutsuzluğa düşürmemelidir. Acı gerçeklerimizi yansıtan bu tabloyu değiştirebilmek için Akif’in mesajını anlamaya muhtacız. O’nu tam olarak anlayanlardan meydana gelen “Asım’ın nesli,” şimdi dünyanın her köşesinden yurdumuza ışık taşımaktadır. Daha önemlisi, Asım’ın nesli şimdi dünyanın her köşesine bilgi ve sevgiyle birlikte bozulmayan, eskimeyen ve solmayan mutlak gerçeği ulaştırmaktadır. İşte bu nedenle yarınlara güvenle bakmalıyız.
Altmış dördüncü ölüm yıldönümünde Akif’i rahmetle anarken özet olarak diyebiliriz ki, Milletin her kesimi, genç-yaşlı, yöneten-yönetilen, ama her kesimi, yeniden ve can kulağıyla Akif’i dinlemeli veanlamalıdır. Çünkü, Akif’i anlamak çağı anlamaktır. Akif’i anlamak çağı yakalamaktır.
Prof. Dr. Cafer Marangoz
***
Mehmet Âkif’te “Medeniyet”
F. Kadri Timurtaş, "Mehmet Akif ve Cemiyetimiz" adlı eserinde, bu hususta şunları söyler: "Akif, daima tırnak içine aldığı "medeniyyet" kelimesi ile, Batı emperyalizmini kastediyor. Onun kaleminde "medeniyyet", müstevli, saldırgan, insaniyetsiz, zalim Avrupa karşılığı hususi bir mana ifade etmektedir. Bir kelimeye gerçek anlamı dışında hususi bir mana vermek, edebiyatta bir sanattır. Buna mecaz-ı mürsel denir. Edebî sözün ne olduğunu bilmeyenler ancak, 'Medeniyyet dediğin tek dişi kalmış canavar' mısraından dolayı O'na medeniyet düşmanı diyebilirler. Akif'e medeniyet düşmanlığı isnad etmek, bilgisizlik ve anlayışsızlık eseri değilse, muhakkak kötü niyet ve hususi maksattan ileri geliyordur." (Timurtaş, 1987, s. 65)
Ahmet Dursun
***
Akif’in hayatı Safahat’tan da kıymetlidir.
Akif’in hayatı Safahat’tan da kıymetlidir. Çünkü o yaşayarak gerçek İslamiyet’i gösterdi.
Mithat Cemal Kuntay, Mehmet Akif isimli kitabında diyor ki:
“Otuz üç senedir Mehmet Akif’in bir tek bayağı halini görmedim. Onun iç yüzüne baktığım vakit gökyüzüne, denize bakar gibi ferahlardım. Onun 63 senelik hayatının siyah ve pis tek bir dakikası yoktur.”
Şuurlu Müslüman’ın varlığının sebebi, İslamiyet’i öğrenmek, anlamak ve yaşamaktır. Mehmet Akif, “demir hafızdı”, yani Kur’an-ı Kerim’i hiç hata yapmadan okurdu. Müfessirdi. Böylece hayatının her noktasını ayet ve hadislere uydurduğundan her an İslamiyet’i yaşadı. Mehmet Akif, yaşı ilerledikten sonra, Kur’an’ı unutmamak için, her sabah soğuk suyla duşunu yapar, sonra ezbere bir cüz okurdu. Mısır’da bazen bütün Ramazan hatimle teravih kıldırırdı.
Zeynep Kaçmaz'ın Hekimoğlu İsmail ile röportajından
***
Mehmet Akif Ersoy'un İlmi ve Fikri Kişiliği, 
Mehmet Akif, kendisi ile yapılan bir mülakatta;  “Bence iki kutsal şey vardır: Din ve dil” demektedir. Bu sebeple olmalı küçük yaştan itibaren din ve dil öğrenimine büyük önem vermiş ve bu hususta başarılı da olmuştur. M.Akif, ana dilini edebiyat tarihine geçecek derecede öğrenip kullanmanın yanında kendi gayretleri ile Farsça ve Fransızcayı da öğrenmiştir.  
 Mehmet Akif, her ne kadar baytarlık okumuş olsa da din ilimlerinden alakayı hiç kesmedi,  yüksek okulu bitirdikten sonra hafız oldu. 

Mukadder Arif Yüksel
***

Yalansız ve Haramsız Bir Adamdı

Kız kardeşine ve annesine bakmak için hayallerinden vazgeçecek olgunlukta idi. 17 km uzaklıktaki okuluna yürüyerek gidip gelen Akif Dede, bu durumuna yardım etmek isteyen sınıf arkadaşlarına “Ben parasızlıktan değil, sporcu olduğum için yürüyorum” dedi. Ancak üzerinden çok geçmeden düşündü: “Sen koca Tahir Efendi’nin oğlusun. Yakıştı mı sana sıkışınca yalan söylemek?” O gece uykuları kaçtı Akif Dedenin. Sırf yalancı çıkmamak için güreş öğrenerek sporcu olmaya karar verdi. Bunu öğrenmek için hocasına verecek bir şeyi yoktu ama. İşte ilk hocalığa burada başladı. Akif hocasına okuma-yazma, hocası Akif’e güreş öğretti. Akif Dede spor uğruna okul hayatından vazgeçmemek gerektiğine de büyük bir örnek olmuştur.
Vehbi Vakkasoğlu
***
Mehmet Akif Ersoy ve Kuranın Birlik Mesajı  
İstiklal Marşı ile Safahât’in yazarı olan Mehmet Akif Ersoy, aynı zamanda dini ilimlere ilgi duyan, Kur’ân tefsiri ile meşgul olan ve bunun yanında halkı çok yönlü aydınlatmaya çalışan bir mürşit yani bir vaizdir. 
O, gerektiğinde halkı camilerde toplamış, onlara Kur’ân’dan ayetler okuyarak dini açıdan bilgi vermiş; şiir ve nesir yazılarında çeşitli ayetleri yorumlayıp tefsir etmiştir. 
Mehmet Akif’in üzerinde önemle durduğu ayetlerden biri de, Alu İmran suresinin birlik mesajı veren 103’üncü ayetidir. O, 6 Şubat 1920 Cuma gününde, Balıkesir’in Zağanos Paşa Camisinde, Cuma namazından önce halka bu ayeti okuyarak tefsir etmiş ve bu konuda etkili bir vaazda bulunmuştur. Toplumun pek çok kesiminde birlik mesajı verilmekte; siyasiler, cemaatler, hemen hemen tüm sosyal kuruluşlar, birliği sağlama çağrısında bulunmaktadırlar. Ancak Kur’ân’da haber verildiği ve Mehmet Akif Ersoy ’un da yorumladığı gibi birlik, hak, adalet ve eşitlik ilkelerinde sağlanmalıdır. Bu ölçülerde sağlanacak birlik, tüm insanların huzur, saadet ve mutluluklarının sağlanmasında son derece etkili olacaktır
Doç. Dr. Nurettin Turgay
***
Mehmet Akif ve Milliyetçilik

Milliyet en kısa ifadesiyle tarih ve toprak şuurudur.” Milliyetçilik ise, millet hayatını oluşturan bütün değerlerin, temellerin, millete hayat katan bütün kaynakların, vatanın, tarihin, dilin ve dinin herhangi bir yeniliğe feda ve terk edilmemesidir. Binaenaleyh, Mehmet Âkif”in milliyetçiliğini, tarih ve toprak şuurundan ayırmak mümkün değildir.  O, tarih, mazi, mefahir ve ecdat duygusunu bütünüyle ruh yapısına katmıştır. O, dinle ilgisi olmayan bir milliyetçilik anlayışına şiddetle karşıdır. O’nun milliyetçiliğini dindarlığından, dindarlığını da milliyetçiliğinden ayırmak mümkün değildir. Âkif’te din ve millet, ayrılmaz bir terkip oluşturmaktadır.  
***

2 yorum:

  1. Merhabalar Sayın Hocam,

    M.Akif'in yalansız ve haramsız bir adam olması konusu en çok ilgimi çeken hasletlerinden biri oldu.

    Düşünebiliyor musunuz, yalansız ve haramsız bir hayat ne demek!.. Hemen hemen günahsız melekler mesabesinde bir hayat, bir ömür demek. Ben zaten Akif'in böyle bir mümtaz şahsiyet olduğuna inanıyorum. Cenab-ı Allah ona rahmetiyle muamele eylesin, mekan-ı cennet, toprağı bol olsun.

    Selam ve dualarımla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Recep bey kardeşim,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Hepimize yalansız ve haramsız bir hayat dileğiyle.

      Sil