27 Şubat 2012 Pazartesi

M. Akif'te Cemaleddin Afgani ve Muhammed Abduh'un etkisi

Abduh ile Mehmet Akif'in Farkı
Düşünce dünyasının olgunlaşması sonucu kendini İslamcılığın ortasında bulur. Çoğu kişiye göre de Mısır ve Hindistan’daki Muhammed Abduh, Efgani gibi kimselerin Türkiye’deki temsilcisidir. Ancak Sezai Karakoç buna karşı çıkmaktadır. Muhammet Abduh modernist, Müslümanların geri kaldığını düşünen, bunun da sebebini İslam’ın kendisine değil, İslam’ın yanlış yaşanmasına bağlayan Mısırlı bir düşünür. Akıl ile İslam’ın çelişmediğini savunur. Biraz da dönemin şartları bu düşünceyi doğurmuştur. Sezai Karakoç’a göre “Âkif’in bu düşünürlerin tesiri altında kalışı mübalağa edilmiştir. O adeta bu fikir adamlarının ortaya atığı fikirleri bir müdafisi, o ekollerin bir şairi gibi gösterilir. Hâlbuki Türkiye’de yeni İslam düşüncesinin doğuşu apayrı şartlara bağlı olmuştur. Türkiye’dekiler çekirdekten yetişme İslamcılardı ve İslam tehlikeye girdiği için endişe duyuyorlardı. Diğerlerinde ise sistemin getirdiği zorluklar o düşünceleri doğurmuştur.” Sezai Karakoç’a göre aralarında düşüncelerin paralelliğinden başka bir şey yoktur ve araştırılsa çok ters düşecekleri noktalar da bulunabilir.
***

Abduhla Mehmet Akif'in fikirlerinin kesişmesi 
Ezher Üniversitesi Rektörü Ahmet Tayyib´in dediği gibi çağdaş bütün fikir akımları Muhammed Abduh abası veya kisvesi altından çıkmıştır. Yeni selefi akım, ılımlı rasyonalistler, özgürlükçüler, feministler ve muhtelif fikir akımlarının yolları bir yerde muhakkak Cemleddin Afani veya Muhammed Abduh ikilisinden birisiyle kesişmiştir. Reşid Rıza ve akılcı selefilik ekolü ve Meraği ve talebeleri. Mustafa Abdurrazık ve ekolü. Abbas Mahmut Akkad ve çevresini bunlar arasında sayabiliriz(1).
Türkiye´de de benzer bir tayfı görebiliyorsunuz. Bir yerde Mehmet Akif Ersoy gibi idealist insanlar diğer tarafta Şemseddin Günaltay veya İzmirli İsmail Hakkı gibi rasyonalist selefiler!
M. Özcan
***
Mehmet Akif Ersoy, Afgani ve Abduh'u savunuyor peki size ne oluyor!

Cemaleddin-i Efganî ve Muhammed Abduh’a dair yazdığım yazıdan dolayı okuyucularımızın bazı sorularına muhatap oldum. Bu nedenle hem âlimlerimize, mütefekkirlerimize sert eleştiriler yönelten muharrirlere, hem de okuyucularımıza cevap mahiyetinde olan Üstad Mehmed Âkif’in konuyla ilgili 1911 yılında Sırat-ı Müstakim mecmuasında yazdığı bir makaleyi önemine binaen aşağıya dercediyorum.
 ...
Cemaleddin Müslümanlık âleminde hakîkî, sermedî bir intibah uyandırmak gayesine matûf olan hamiyetinde biraz imsak edeydi, bu siyasetine azıcık fasıla vereydi dünyanın her yerinde şerafetiyle mütenasib bir debdebe içinde yaşayabilirdi. Fakat o koca adam maktusad-ı bülend-i hamiyeti uğrunda dehrin her türlü şedâidine göğüs gerdi; başkalarının bilıztırar dayanamayacağı hirmanlara, haybetlere o kendi ihtiyariyle katlandı. Kemâl’in tabîri vechile o bir şehîd-i zîyahat idi:

İmran Ali
***

Mehmet Akif Ersoy'un fikir dünyasını oluşturan tarihsel arka planı
.....
Ersoy Efgani ile hiç karşılaşmamıştır, ancak onun modern dünya ile yüzleşen İslam telakkisine yakın durmaktadır. Herkesin bildiği o meşhur mısrada “Asrın idrakine söyletmeliyiz İslamı” derken, benzer bir perspektifi ortaya koymaktadır.

Burada yeri gelmişken, Efgani ve Abduh gibi durduğu siyasi çizgiyi ifade eden bir şiirine kulak vermek uygun olacaktır:

Mısır’ın en muhteşem üstadı Muhammed Abdu

Konuşurken neye dairse Cemaleddin’le,

Der ki tilmizine Efganlı:

- Muhammed, dinle!

İnkılab istiyorum, başka değil, hem çabucak,

Öne bizler düşüp İslamı da kaldırmazsak,

Nazariyyat ile bir şeyler olur, zannetme

O berahimi de artık yetişir dinletme!

Çünkü muhtac-ı Tezahür değil üstadın...

Gidelim, bir yere, hatta şu bizim Sudan’a,

Yeni bir medrese te’sis edelim Urbana,

Daha üç beş de faziletli mücahid bulalım

Nesli tehhib ile, i’la ile meşgul olalım.

Çıkarıp gönderelim, hasılı şeyhim yer yer

Oradan alem-i islama Cemaleddinler,

Bu fakat yirmi yıl ister ki, kolay görmüyorum

Yirmi günlük işe bak sen...

- Kulunuz ma’zurum

İnkılab istiyorum, ben de, fakat Abdu gibi

(Asım)
Prof. Dr. Mehmet Naci Bostancı
***

İlhamını Kur’an’dan Alan Şair: Mehmed Âkif

-Aslında M. Akif, Efgânî – Abduh çizgisinin bir devamı olarak ilhamını doğrudan Kur’an’dan alan, sadece ondan beslenen bir Kur’an nesli inşası bağlamında Seyyid Kutup’la birlikte anılmalı, onun öncülerinden biri olarak kabul edilmelidir.
-M. Akif, Muhammed Abduh’un uzun soluklu bir eğitim aşamasından sonra İslam öncülerini yetiştirmek tercihinden yana olmakla birlikte hayatını Cemaleddin Efgânî’nin ihtilâlci karakteriyle geçirmiştir. Yaşadığı çağın çığlığı olan Akif, tembelleşen, miskinleşen Müslümanları ağır bir şekilde eleştirir ve onları bir an önce harekete geçirmeye çalışır.
-Akif’in eleştiriye açık tercihleri de vardır elbette. Cesur eleştirilerini Osmanlı saltanatçı anlayışına dönük övgüleri nedeniyle esirger. Sanırız ki bu yaşadığı dönemin ağır şartlarından kaynaklanmaktadır. Onun İttihat Terakki, Teşkilat-ı Mahsusa üyeliği de bu bağlamda değerlendirilebilir. Her an bir şeyler yapmak isteyen hareketli bir insanın tercihlerinin bazen sağlıklı olamayabileceği gerçeği karşımızda durmaktadır. Bu tercih Efgânî’nin aynı sâiklerle Mısır’da mason locasına üye olması tercihine benzerlik göstermektedir. Sanırız ki Âkif iç siyasete, ülkeye dışardan gelen kuşatma nedeniyle köklü tavırlar geliştirememiştir.
-Çanakkale şiiri, her şeyi gerekçeleriyle değerlendiren, tartışan M. Akif için bu çerçevede değerlendirilmelidir. I. Dünya savaşına giriş nedenimiz, İttihatçıların tercihleri tartışılmalı iken bu savaşı bağlamından koparıp İslam’ın kurtuluş mücadelesi gibi değerlendirmesi doğru değildir.
Ahmet Örs
***
Ayrıca bakınız:

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder