23 Şubat 2012 Perşembe

Kuran-ı Kerim'in meali ve tefsiri / Mehmet Akif Ersoy

(Önsöz)
Mehmet Akif Ersoy bütün ömrünü, bütün varlığım Kur'an'a bağlayan bir adamdı. Kur'an onun hem semavî kitabı idi, hem ahlâki ve ruhanî ülküsü idi. Onun için bütün yaşayışını Kur'an'a uydurmuştu.
…..
Kur'an, onun ülküsü idi. Ve kendisi bu ülküyü gerçekleştirmeyi gaye edinen bir şahsiyetti

Maksadı, geçmişin geleneklerine uyarak yaşamak mı idi?
Hayır! Çünkü yaptığım bilerek, anlayarak, inanarak ve isteyerek yapan bir adamdı!

Dünyada değer vermediği bir şey varsa gelenekti. Ve en çok hor gördüğü şey aklı, mantığı, zamanın gereklerini, beşerin ilerlememesini inkâr eden gelenek ve görenekti. Şiirleri bunun en kesin delilidir.
Kendisi her bakımdan müspet bir adamdı. San'atkâr bir ilmi ve fen adamı idi. Fakat ilim ve fen adamı olmak dinî inanca ve bu inancın verdiği inşiraha yabancı kalmak demek değildi, belki bu inşirahı, ummanların tahlili gibi, derinden duymaktı.Akif de bu inşirahı derinden duyan bir ömür yaşadı. Hayatının her ıstırabını bu inşirah ile yendi

Akif'in Kur'an'dan aldığı ilhamlara dayanarak millete vermek istediği öğütlerin her birinde bir hikmet dersi vardır ve her birinde Akif'in çağlayan ruhu kendini hissettirmektedir
 meallerini ve tefsirlerini okumak için tıklayınız http://www.belgeler.com.
Lâleli, 20/11/943 Ömer Rıza Doğrul
**
Atatürk'ün din anlayışı, 
Mehmet Akif'e Kuran-ı Kerim'in mealini yazma görevi verilmesi 

Atatürk, 29 Ekim 1923'te kendisiyle görüşen Fransız muhabiri Maurice Pernot'ya verdiği demeçte, yazarın sorusu üzerine şöyle demiştir:

"Türk milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır, demek istiyorum. Dinimize bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum. Şuura muhalif, terakkiye mani hiçbir şey ihtiva etmiyor.

 Halbuki, Türkiye'ye istiklalini veren bir Asya milletinin içinde daha karışık, sun'i, itikadat-ı batıldan ibaret bir din daha vardır. Fakat bu cahiller, bu acizler sırası gelince, tenevvür (aydınlanma) edeceklerdir. Onlar ziyaya (ışığa) takarrüp (yaklaşma) edemezlerse kendilerini mahv ve mahkûm etmişler demektir. Onları kurtaracağız."

Görülüyor ki Atatürk saf, temiz ve sade bir din anlayışı istemektedir. İslam dinine sonradan girmiş her türlü safsata, hurafe ve boş inançlara karşı akılcı bir din anlayışını benimsemiştir. Bunun ilk adımını da Kur'an-ı Kerim'in milletin bütün fertleri tarafından okunup anlaşılabilmesini sağlamakla atmıştır. Cumhuriyetin kuruluşundan iki yıl bile geçmeden 21 Şubat 1925 tarihinde Meclis'teki bütçe müzakereleri sırasında Kur'an-ı Kerim'in meal ve tefsirinin, Hadis-i Şerif tercümelerinin devlet imkánlarıyla yaptırılması için talimat vermiştir.

Bunun üzerine mealin Mehmet Akif Ersoy, tefsirin Elmalılı Hamdi Yazır, hadis tercümelerinin de Kamil Miras tarafından yapılması kararlaştırılmıştır. Ancak, Mehmet Akif bilahare bu görevi bırakarak aldığı avansı iade etmiş, hem meal hem de tefsir yazma işi Hamdi Yazır tarafından yapılmıştır. 

Elmalılı Hamdi Yazır'ın hazırladığı 9 ciltlik tefsir 1935 yılında, Kamil Miras tarafından hazırlanan "Sahih-i Buhari Muktasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi" isimli 12 ciltlik hadis tercümesi de 1928 yılında yayımlanmıştır.

Atatürk, Kur'an'ın Türkçe'ye çevrilmesinin şu gerekçeyle yapıldığını anlatıyor:"Türk, Kur'an'ın arkasından koşuyor, fakat onun ne dediğini anlamıyor. İçinde neler var bilmiyor ve bilmeden tapınıyor. Benim maksadım, arkasından koştuğu kitapta neler olduğunu Türk anlasın." Ayrıca bu gerekçeyle hutbelerin de Türkçeleşmesini sağlamıştır. Ona göre hutbe demek, nasa hitap etmek, yani söz söylemek demektir."Minberler halkın beyinleri, vicdanları için bir iyilik, doğruluk ve bir aydınlanma kaynağı olmuştur. Böyle olabilmek için minberlerden yankılanacak olan sözlerin bilinmesi, anlaşılması, sanat ve ilim gerçeklerine uygun olması gerekmektedir. Değerli hatiplerin siyasi ve toplumsal olayları ve medeni durumları ve gelişmeleri her gün izlemeleri zorunludur. Bunlar bilinmediği takdirde halka yanlış bilgiler verilmiş olur. Bundan dolayı, hutbeler tamamen Türkçe ve çağın gereklerine uygun olmalıdır. Ve olacaktır" sözleri, onun bu düşüncesini yansıtmaktadır.   
Mehmet Nuri Yılmaz
***

Ayrıca bakınız
Mehmet Akif'in Kuran-ı Kerimi tefsiri, Meviza ve hutbeleri,webcache.googleusercontent.com/
Akif’in Kuran’ını birlikte yakmışlar, http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder