23 Şubat 2012 Perşembe

Kader / Mehmet Akif Ersoy


Mehmet Akif'in Kader Anlayışı 

M. Akif kadere, imanın farzlarından biri olarak inanmakta ve

   “Kader feraizi imana dahil…Amennâ…
           Fakat yok onda senin sapmış olduğun mânâ”

diyerek kaderin bazı kişiler tarafından yanlış anlaşıldığını ifade etmekte ve özellikle yanlışlığın tevekkül
anlayışında ortaya çıktığını belirtmektedir. Nitekim O;

                                                     “Kader; şeraiti mevcut olup ta meydanda,                                                              
    Zuhura, gelmesidir mümkinatın a’yanda”

diyerek kaderin ne olduğunu öğretmekte ve kaderle tevekkülü birbirinden ayırmaktadır. 
O’na göre kader, şartları mevcut ve meydana gelmesi mümkün olan bir durumun Allah tarafından meydana getirilmesidir. Fakat bunun niçin ve nasıl meydana geldiği konusunda bilgimizin olamayacağını, bunu ancak Allah’ın bileceğini söylemektedir
Abdülvahit İmamoğlu
***

 (Fatih kürsüsünde kitabından .)


Donanma ordu zaferlerle yürürken ileri,
Üzengi öpmeye hasretti batının elçileri!

O ihtişamı elinden niçin bıraktın da,
Bugün yatıp duruyorsun ayaklar altında?

“Kadermiş!” öyle mi? Hâşâ bu söz değil doğru:
Belanı istedin Allah ta verdi… Doğrusu bu!

İstenen neyse elbette sonuç ona göredir,
İlahi iradenin sana zulmetmek ihtimali mi var?

“Çalış!” dedikçe şeriat, çalışmadın, durdun,
Onun hesabına birçok hurafe uydurdun!

Sonunda bir de “tevekkül” sokuşturup araya,
Zavallı dini çevirdin onunla maskaraya!

Bırak çalışmayı, emret oturduğun yerden,
Yorulma, öyle ya, Mevlâ özel hizmetçin iken!

Yazıp sabahleyin evden çıkarken işlerini.
Birer birer yazıp tamamlayınca listesini:

Bütün işleri Rabbim görür: Vazifesidir…
Yükün hafifledi… Sen şimdi doğru kahveye gir!

Çoluk çocuk sürünürmüş sonunda aç kalarak…
İşlerine bakan Allah değil mi? Keyfine bak!

Onun nimetler hazinesi kendi veznendir!
Havale et ne kadar masrafın olursa… Verir!

Silahı kullanan Allah, sınırı bekleyen O:
Erzak ve cephane bitivermiş değilmi? Ekleyen O!

Çekip kumandası altından ordu ordu melek:
Senin hesabına kâfirleri yere serecek!

Başın sıkıştı mı, yeterlidir senin o nazlı sesin;
“Yetiş!” de kendisi gelsin veya Hızır’ı göndersin!
                       
Evinde hastalanan varsa, borcudur: Bakacak:
Şifa hazinesi derhal oluk oluk akacak.

Demek ki her şeyin Allah… Yanaşman ırgadın O:
Çoluk çocuk O’na ait: Lalan, bacın, dadın O:

Vekilharcın O: Kâhyan veznedarın O:
Alış seninse de, verişten sorumlu olan O:
Denizde savaş olacakmış… Gemin O, kaptanın O:
Veya ordu lazım olsa… Askerin, kumandanın O;

Köyün yasakçısı, şehrin de defterdarı O:
Ailenin hekimi, eczacısı… Kısacası hepsi O.

Ya sen nesin? Güya tevekkül eden müslüman!
Yutulmaz artık bu!

Biraz da saygı gerektir… Ne saygısızlık bu!
Huda’yı kendine kul yaptı, kendi oldu huda;

Utanmadan da tevekkül diyor bu cür’ete ha?               


.....
Kader deyince ne anlardı, dinle bak ashâb:
Ebû Ubeyde'ye imdada eylemişti şitâb,
Maiyyetindeki askerle bir zaman Faruk.
Tereddüt etme sakın çünkü vak'a pek mevsuk.
Tarîk-ı Şam'ı tutup doğru "Surğ"a indi Ömer.
Ebû Ubeyde hemen koştu almasıyla haber.
Halîfe Hz. Serdâr'a: "Nerdedir ordu?
Ne yaptınız? Yapacak şey nedir?" deyip sordu.
Ebû Ubeyde: 'Veba var!" deyince asker de
Tevâbi'iyle Ömer durdu, kalkacak yerde.
"Vebaya karşı gidilmek mi, gitmemek mi iyi?"
Muhâcirîn-i kiramın soruldu hep re'yi.
Bu zümreden kimi: "Maksat mühim, gidilmeli"der;
"Hayır, bu tehlikedir" der, kalan muhacirler.
Halîfe böyle muhalif görünce efkârı;
Çağırdı: aynı tereddütte buldu ensân.
Dağıttı hepsini lâkin sıkıldı artık ona,
Muhâcirîn-i Kureyş'in müsinn olanlarına (yaşlılanna)
Müracaat yolu kalmıştı; sordu onlara da.
Bu fırka işte bilâ kayd-u ihtilâf orada:
"Vebaya karşı gidilmek hatâ olur" dediler;
"Yarın dönün" diye ashaba emri verdi Ömer.
Alâ's-seher düzülürken cemaatiyle yola,
Ebû Ubeyde çıkıp: "Yâ Ömer, uğurlar ola!
Firarınız kaderullahtan mıdır şimdi?"
Demez mi, Hz. Faruk döndü: "Doğru" dedi,
"Şu var ki bir kaderullahtan kaçarken biz,
Koşup öbür kaderullaha doğru gitmedeyiz.
Zemini otlu da etrafı taşlı bir derenin
İçinde olsa deven yâ Ebû Ubeyde, senin
Tutup da onları yalçın bayırda sektirsen,
Ya öyle yapmayarak otlu semte çektirsen,
Düşün: Kaderle değildir şu yaptığın da nedir?"
Ömer bu sözde iken İbn Avf olur zahir,
Hemen rivayete başlar hadîs-i tâ'ûn'u.
Ebû Ubeyde tabii susar, duyunca bunu.
Muhâcirîn-i Kureyş'in, kibâr-ı ashabın,
Şerîatin koca bir rüknü: İbn Hatiâb'ın;
Kader denince ne anlardı hepsi, anladın a!
Utanmadan kalkışma Hakk'a bühtana!
Mehmet Akif Ersoy






Ayrıca bakınız

Safahat'ta kader ve tevekkül konusu, Sadi'den bir hikaye
Mehmet Akif Ersoy'un geleneksel dini anlayışa eleştirisi 
Mehmet Akif Ersoy'un insan irade ve hürriyetine bakışı, Abdülvahit İmamoğlu
Mehmet Akif'in şiirsel söyleminde doğunun geri kalmışlığının felsefi çözümlenmesi, Dr. Hasan Aydın
Birkaç Kader Mısrası, Tahir Taner

2 yorum:

  1. Merhabalar,

    M.Akif Ersoy'un kadere bakış açısını anlatan bu güzel paylaşımınız için teşekkür ederim sayın hocam.

    Kader, gerçekten etraflıca ele alınıp yanlış bilinenleri düzeltmek adına güzel bir başlangıç olmuş.

    Selam ve dualarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Recep Bey Kardeşim,
      Ziyaret ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Kader konusu çok alimi bile helak etmiştir. Kaza , kader, tevekkül kavramlarının yanlış anlaşılması toplumların zayıflamalarına neden olmuştur. Kısaca kader konusu hassas bir konudur. Onun için ayrıntılara girilmeden verilmiştir.
      Recep Bey Kardeşim,
      Daha önce de belirttiğim gibi yorumlarınızla beni teşvik ediyorsunuz. Ayrıca okuyuculara da yararlı oluyorsunuz. Bunun için de ayrıca teşekkür ederim.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil