24 Şubat 2012 Cuma

İnternet sayfalarında Mehmet Akif Ersoy (V)

Ümmetin ve Milletin Soylu Feryadı Mehmed Akif Ersoy
Bizim milli şairimiz Mehmet Akif’in duyup dile getirdiği hep bu ümmetin ve milletin ıstırapları olmuştur. Bütün eserlerini aczinin göz yaşları olarak tanımlayan Akif iç dünyasını şöyle ifade ediyor:
Ağlarım, ağlatamam, hissederim, söyleyemem
Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bizarım
Gözlerini dünyaya açıp etrafta olup bitenleri idrak edecek çağa geldiği zaman, haçlıların başta Anodulumuz olmak üzere bütün İslâm âlemini parça parça ettiklerine şahit oldu. Dünyaya hakim olan koskoca bir imparatorluğun, binlerce sene hür yaşamış bir milletin bir kaç vilayete sıkıştırılıp yok edilmek istendiği bir sırada, maddi, manevi felaketlerimizin enkazı içinde ıstıraplı bir bülbül edasıyla yasımızı dile getiren onun kadar samimi bir şaire rastlamıyoruz.
A. Vefa Temel
***
Mehmet Akif
Akif, Kurtuluş Savaşı'nın sembol ismidir. Vaazları, şiirleri valiler, ordu komutanları ve müftüler tarafından on binlerce çoğaltılarak Anadolu'nun en ücra köşelerine ve Rusya'nın içlerine kadar her yere dağıtılır. Kendisi Burdur mebusu olarak Birinci Büyük Millet Meclisine girer ve 1921 yılında İstiklal Marşını yazar.
Yasin Doğan
***
Gerçek Bir Örnek Şahsiyet Mehmed Âkif
Mehmed Akif, Milli Mücadele’nin davet edilenler kadrosundandır, bu şüphe götürmeyecek delillerle ortadadır. Kendisi en üst seviyede davet edilmiş, mebus yapılmış, dergisi Sebilürreşad’a Milli Mücadeleyi desteklemesi için imkân sağlanmıştır. Hem iç kamuoyu için, hem dış dünyadaki Müslümanları etkilemek için, hem de büyük bir İslam kongresinin organizasyonu için Mehmed Akif’e ve arkadaşlarına ihtiyaç hissedilmiştir.

Mücadele başta anti emperyalist, dolayısıyla o zaman emperyalist dünyanın lideri olan İngiltereye karşı, dolayısıyla bütün İslâm âlemini göz önünde bulunduran, gerektiğinde İslâm âleminin tepkilerinden faydalanmak isteyen bir karakterde idi.
Mücadelenin sona erişinde bu muhteva belli ölçüde değişmiştir, bunun izahı uzun yapılmalıdır, biz sadece temas ediyoruz. Bu değişim, Devletin oluşumunu ve sonrasını elbette etkilemiştir. Bununla birlikte, Cumhuriyeti kuran irade sahipleri, ne Mehmed Âkif’i ortadan kaldırmayı düşünmüşler ve ne de İstiklâl Marşı’nı değiştirme düşüncesini kuvveden fiile çıkarmışlardır.
Mehmet Doğan
***
Mehmet Akif ve Modern İlim
 ‘Niye ilmin adı yok, koskoca millette bugün?
Çünkü efkâr-ı umûmiyye aleyhinde bütün;
Çünkü yerleşmek için gezdiği yerde fünûn
Önce gâyetle büyük hürmet arar, sonra sükûn!’

“Akif’e göre ilerleme tekamülle olur: bu muazzam ağacın gövdesi baştan aşağı sayısız kökleri, tekmil dalı, tekmil budağı milletin sine-i mazisine merbut, oradan uzanıp gelmektedir. Bir cemaat bu ağacın bazı yerlerini, mesela çiçeğini beğenmez onu elindeki baltayla kesmeye kalkarsa, biliniz ki, sadece terakki imkânlarını değil; kendi kendini de yok eder. Çünkü ortada canlı bir varlık değil, sadece odun kalır.” 1 Evet, ilim yerleşmek için gezdiği yerlerde, hürmet ve huzur aramaktadır. İnsan yukarıdaki mısraları okuyunca, onca yıldır hiçbir şeyin değişmediğini, hiçbir şeyden ibret alınmadığını, her şeyin tekerrür edip durduğunu anlıyor.
A. Osman Dönmez
*** 
Mehmet Akif'te Dinî Duygu ve Düşünce

Mehmet Akif, sancılı bir dönemin şairidir. Dinî duygu ve düşünceleri de o çalkantılı dönemin, ruhunda bırakmış olduğu pek derin tesirlerle yoğrulmuştur. İnsan, Akif'in Safahat'ını, Safahat dışındaki şiirlerini, makalelerini, tercüme ve tefsirlerini sathî bir şekilde dahi tetkik edecek olursa; mazide kalmış dedelerimizin, ninelerimizin topyekün ah u vahlarını, iniltilerini ve bazen de canhıraş feryatlarını duyar. Akif de, büyük bir gürültüyle gelmekte olan, ama maalesef pek çok kimsenin farkında bile olmadığı bu tehlikeyi avazı çıktığı kadar haber vermeye çalışan kısık bir sestir.
M. Kazım Gülçür   
***
Safahat Okumaları ve Tanımadığımız Akif
Mehmed Âkif, eserinde,  ahvâlini mükemmel bir ifâde kudreti ile tasvir ettiği cemiyete bir mürşid-i kâmil gibi istikâmet de gösteriyor. Onun;  Safahat’ında millete işâret ettiği her çâre, bugün de karşı karşıya olduğumuz birçok mes’elenin hâlline içtimâî bir reçete hükmündedir.
Öyle bir reçete ki, çâre sunduğu dert,  bugün nerede ise bütün insanımıza bulaşarak mânen yıkan menfaat mikrobunun millete musallat ettiği derttir.
Kenan Algün
***

Şair Süleyman Nazif’in kaleminden Şair Mehmed Âkif…
"Evet!.. Evet, yine - ve mümkün olsa ömrümün sonuna kadar, dâima - Mehmed Âkif'ten bahsedeceğim. Bu büyük şairi benden ziyâde anlayanlar pek çoktur. Ve belki herkes benden ziyâde anlar. Fakat benim kadar duyan bir fânînin bu yeryüzünde mevcud bulunduğunu zannetmiyorum. Sünûhatının tecellîleri huzûrunda vakit vakit coşarak, okuyanları belki yoracak ve muhakkak usandıracak kadar uzun sahifeler yazmıştım. Yazdıklarımın duyduklarıma nisbetle pek nâ-kâfi ve pek sönük kaldığını her defasında görürdüm. Hissin huzûrunda idrâk pek zayıf kalıyor. Âkif ise yalnız hisse hitâb eden bir şâirdir.
***
Mehmet Akif’in Türklüğü ve milli kimliğimiz

Azerbaycan’a gidelim. Hakverdi Murat Merdamert’in, 16.09.2007’de Mirhaber adlı siteye koyduğu, “Mehmet Akif’in Türklüğe bakışı” başlıklı incelemesini Aslan Bulut 12.11.2010’da yayımladı.
Merdamert; “Akif’in babasının Arnavut, annesinin Buharalı olduğunu bilmekteyiz. Eserlerinde devamlı ’millet’e vurgu yapan Akif’in, bahsettiği bu millet kimdi?” diye soruyor, sonra da;
“Osmanlı Devletinden gayrimüslim milletler bir bir ayrılırken, Müslüman olanlar da kavmiyetçilik adına, bütünden kopmak için yer yer isyan ediyordu. Akif’in isyanı buna idi. Osmanlı Devleti için kurtuluş reçetesinin, ümmet bilinci olduğunu savunuyordu. Peki Akif’in ırka ve Türklüğe vurgu yaptığı eserleri yok mudur?
Mesela İstiklal Marşı’ndaki, ” Kahraman ırkıma bir gül, ne bu şiddet bu celâl “ dizesinde ya da, ” İhtiyar amcanı dinler misin oğlum Nevruz, “Ne büyük söyle, ne çok söyle, yiğit işte gerek, Lafı bol karnı geniş soyları taklit etme,  Sözü sağlam, özü sağlam adam ol ırkına çek!” dörtlüğünde vurguladığı ırk hangi ırktır? Bu sorunun cevabı o kadar aşikârdır ki, şüphe dahi edilemez. O, kendisini Türk kabul etmektedir:

“Türk eriyiz, silsilemiz kahraman,
Müslümanız Hak’ka tapan Müslüman.
Putları Allah tanıyanlar aman,
Mescidimin boynuna çan asmasın.” (Ordunun Duası)

Yine Akif’in Türk’ü yücelttiği şiirleri mevcuttur: Bir Hintli’nin ağzından;
 “Ah biz hayra yorar unsuru iman değiliz,
Hind’in İslâm’ını pek Türk’e kıyas etmeyiniz.
Onların Ruh-u şahametle coşan kanları var,
Bizde yok öyle samimi asabiyet, o damar.” (Süleymaniye Kürsüsünde)

Osmanlı Devleti sınırlarını aslında kimin yurdu olarak telakki ediyordu? Bakalım:

“Yurdu baştan başa viraneye dönmüş Türk’ün,
Dünkü şen şatır ocaklar yatıyor yerde bugün”
“Nerde Ertuğrul’u koynunda büyütmüş obalar,
Hani Osman gibi, Orhan gibi babalar?
Sıtmadan boynu bükülmüş de o dimdik Türk’ün,
Düşünüp durmada öksüz gibi küskün, küskün,
Hocazadem, ne sülükmüş o meğer vay canına,
Diş bilermiş senelerden beri
Türk’ün kanına.” (Asım’dan)

örneklerini veriyor.
Görüldüğü gibi Akif’e göre aidiyet, etnik bir mesele değil, aynı kültür ve medeniyetten olmaktır.
Sadi Somuncuoğlu
***
Akif, sosyolojik ve kültürel aidiyet bağlamında da 
Türk milliyetçiliği yapmıştır
Âkif, biyolojik anlamda, etnik aidiyet bağlamında baba tarafından Arnavut, anne tarafından Türk olsa da sosyolojik, kültürel ve hukuki anlamda kendisini tamamen Türk saymış, Türk milletine mensubiyet şuurunu pek çok Türk’ten daha ileri seviyede dillendirmiş münevver bir Türk aydınıdır.
Etnik aidiyet bağlamında verili kimliği olan Arnavutluğu hiç öne çıkarmadığı yani kavmiyetçilik yapmadığı gibi; sosyolojik ve kültürel aidiyet bağlamında da Türk milliyetçiliği yapmıştır.
***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder