22 Şubat 2012 Çarşamba

İnternet sayfalarında Mehmet Akif Ersoy (ıv)



Mehmet Akif Ersoy,Yanlış Anlaşılan Bir İnsan Olarak Portresi

 da, sanatta da yanlış anlaşılan adamdı. Lodos duasıyla eğlendiği için Fatih’te zındıktı: Bazı mısraları Ziya Gökalp aleyhinde yazıldığı sanıldığından İttihat Terakkicilere göre İtilafçıydı, 31 marta sevinmediği için İtilafçılar nezdinde İttihatçıydı, istiklalimiz kalmazsa ma’bedimizin de kalmayacağını söylediği için Şişli’ de softaydı, Balkan harbinde medeniyete tükürdüğü için saat beş çaylarında gerici adamdı.
 Göreneğe kızdığı için mahalle kahvesinde züppeydi. Mukaddesata inandığı için piyasada, borsada tufandan önceki adamdı. Meşrutiyette sokağın şuursuz heyecanını beğenmediği için fırkalarda hürriyeti anlamayan adamdı.

Harbi umumide Amerikan mandasına karşı çıktığı için mandacıların gözünde Amerika’nın keşfinden habersiz adamdı. Birilerinin gözünde dinde yeniliklere karşı çıkan adamken bazılarına göre İslam reformatörüdür. Maddeten de yanlış anlaşılan adamdı; O’nu İstanbul’da hoca, Mısır’da Hıristiyan sandılar. (Mithat Cemal’den, Hakkında yazılanlara ve yapılanlara kırıldığı için Mısıra gitmişken O’nu şapka aleyhtarı, fes taraftarı sandılar.
O bu yanlış anlaşılmaların bedelini ağır ödedi. Ama her zaman kendi kendisi ve onurlu bir insan olarak kaldı.
Yazının tamamını okumak için tıklayınız.
***
Mehmet Âkif'in, Şanlı Osmanlı Devleti'nin Yıkılması Karşısındaki 
Duygu ve Düşünceleri 

Hasan Basri Çantay şunları söylüyor:
“Galiba 1926 senesindeydi. Ben hastalanarak İstanbul’a gitmiş, orada tedavi altına girmiştim. Karesi otelinde âcizi lütfen ziyarete gelen Âkif bana yeni bir şiirini okudu. Galiba Gece’siydi. Dedim ki: - Hazret, siz vadiyi değiştirmişsiniz! Cevap verdi: - Benim asıl vadim bu idi. Ben şiirlerimi cemiyete faideli olsun diye yazdım.”
İşte sadece bu satırlar bile bize Mehmet Âkif’in vatanını ve milletini ne kadar çok sevdiğini ve düşündüğünü göstermesi için yeterlidir. Bu sevgi yüzünden şiirinin asıl mecrasını bile değiştirmek zorunda kalmıştır.
Yine Süleyman Nazif de Âkif için şunları söyler:
“Tabiatın mehasininden, eşcar ve ezharın güzelliklerinden, güzel çehrelerinden aldığı maye-i tahassüsü daima gizlemiştir, ketmedemediklerini cemiyetin elvah-ı mukadderatına mezcetmiştir.”
Mehmet Âkif diğer şairler gibi isteseydi tabiatın; ağaçların ve çiçeklerin güzelliklerinden aldığı hisleri, duygulanmaları çok güzel bir şekilde ifade edebilirdi. Ama o bu duygularına ketm vurmayı, onları setr etmeyi, gizlemeyi tercih etmiştir. Onun yerine ülkenin içinde bulunduğu durumu ortaya koymuş, yanlışlıkları tespit etmiş, bu durumdan kurtulmak için insanlara çareler sunmuş, milletin ve ülkenin hâli perişan iken bu tarz sanatla uğraşmayı doğru bulmamıştır. Nadiren yazdığı bu tarzdaki şiirleri ise Türk edebiyatının semasında altın levhalar hâlinde asılı durmaktadır. O kadar güzeldirler.
İhsan Safi
***
"Gerçek Bir Örnek Şahsiyet Mehmed Âkif"
Mehmed Âkif sadece şair, sadece yazar, düşünür de değildir. Milletimizin son asırda yaşadığı maceranın bir parçası, bir aktörü olarak da önemlidir. O, fikir mücadelesi yapan, davası olan bir insan olarak Milli Mücadele'ye katılmış, bu yönü bilindiği halde (veya bilindiği için) İstiklal Marşı yazması ısrarla istenmiş, yazdıktan sonra da şiiri baştacı edilmiş, nice sonraları Anayasa'da değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemezler arasına "İstiklal Marşı" da sokulmuştur. Böyle bir şahsiyet hakkında konuşmak lehte konuşan için de aleyhde konuşan için de ciddi bilgi, birikim, "müktesebat" ister. Fakat Türkiye cehaletin "kutsandığı" bir ülkedir. Bilmek değil, bilmemek öğülmektedir, ödüllendirilmektedir. Yüzlerce, binlerce yayın organı sanki bilgimizi değil, cehaletimizi artırmak için icra-yı faaliyet etmektedirler. Hele, zaman zaman toplumun değerler alanı resmi ve sistemli taarruzlara açılabildiğine göre, hatta bunun teşvik edildiği bilindiğine göre, herkesten her türlü değerlendirme beklememek için hiç bir sebep yoktur.
Mehmet Doğan
***
Akif'in din adamlığı kimliği
Nurettin Topçu'nun değerlendirmesiyle " ..yepyeni bir iman mektebi açan Mehmed akif," ümmetin yarasını tedavî için Sezai Karakoç'un tesbitiyle söyleyecek olursak, "İslâm ilkelerine sıkı sıkıya sarılmak, yeni ve taze bir ruhla, İslâm'ı, çağın teknik ve maddî güçleriyle de donandıktan sonra, içimizde ve dışımızda ihya etmek" diye özetlenebilecek bir reçeteyi öngörüyordu.
Süleyman Nazif, onun pürüzsüz şiiri için, "bunu yazmak için yalnız mehmet akif kadar şair olmak yetmez, mehmet akif kadar dindar da olmak lazımdır" der. Ben de Müslümanların dertlerini terennüm etmek ve onlara önderlik etmek için din adamı olmak yetmez. mehmet akif gibi din adamı olmak gerekir, diyorum.
Sözlerimi şu tesbit ve temenniye katıldığımı bildirerek bitirmek istiyorum:
" Bu ümmetin, her meslek erbabından olmak üzere, akif gibi, İslâm ahlakıyla yaşayan, samimi, mert, korkusuz aydınlara ihtiyaç vardır. Ama böyle bir ahlakla yetişmiş fikir adamlarına ve din alimlerine olan ihtiyacımız her şeyin üstündedir. Müslüman gençlerin en seçkinleri ve en fazla imkana sahip olanları İslâmcı fikir ve dava adamı, din alimi olarak yetişmelidirler."
İsmail Seyidoğlu
***

Yaşayan Akif
Bu inanmış insanın, şiiri, tebliğ ve telkin vasıtası olarak görmesi neticesinde kitabı olan Safahat'ında inandıklarını haykırmıştır:

"Hayal ile yoktur benim alışverişim,
İnan ki her ne demişsem görüp de söylemişim."
Şiir, O'nun elinde yüksek ifade imkanlarına kavuştu. Büyük fikir taşıyıcı manzumeler, burada feryat, figan ve isyanlar şiirleşir. Şiirlerinde devrinin sokağını, kahvesini, mektebini, evini, camiini ve her meşrepten insanı buluruz.
Burak Serdengeçti
***
Sezai Karakoç Âkif’te neyi gördü?
Âkif, bir düşüncenin adamıdır. Çaresizlik içinde kıvranan bir milleti, bu düşüncelerle ayakta tutmaya çalışmıştır. Uçuruma giden bir arabaya yön gösterici levhadır Âkif. Şimdiki zamanın ve geleceğin adamıdır Âkif. Geçmişi, bir mukayese ve örnek alınacak zaman olarak gösterir. Ama en çok, yaşadığı zamanı kurtarmaya çalışmış ve geleceğe apak bakılmasını sağlamaya çalışmıştır. Âkif’in karakteri, mısralarında şöyle zuhur eder: “Sözüm odun gibi olsun hakikat olsun tek”
Mesut Hayat
***
Türk Kurtuluş Savaşının İmam-ı Azamı Mehmet Akif
Bedir Savaşı, imamı Âzam zihniyetine uygun olarak sadece Türk Kurtuluş Savaşı'nın askerî mimarı tarafından değerlendirilmekle kalmamıştır. Aynı değerlendirme, islam ilahiyatını ve Kur'an'ı da iyi bilen Mehmet Akif tarafından "din adına" da yapılmıştır.

İmamı Âzam'dan 13 asır sonra verilen Türk Kurtuluş ve Aydınlanma Savaşı nın bir tür İmamı Âzam'ı olan Mehmet Akif Ersoy, Bedir Harbi ile Türk Kurtuluş Savaşı arasında iman ve zihniyet bakımından irtibatlar kurmuştur. Akif, Çanakkale Şehitleri'ni destanlaştırdığı ölümsüz şiirinde, Çanakkale'yi geçilmez kılan Mehmetçiklerin iman ve misyonlarını şu dizelerle tanıtmıştır:

"Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor tevhidi,
Bedr in arslanları ancak bu kadar şanlı idi."
Yaşar Nuri Öztürk
***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder