15 Şubat 2012 Çarşamba

İnternet sayfalarında Mehmet Akif Ersoy (ııı)


Mehmet Akif ve Muhammed İkbal' de Birlik Şuuru
Mehmet Akif Anadolu insanının hürriyet mücadelesini gören, bu mücadeleyi gerek vaazlarıyla gerekse şiirleriyle destekleyen, milli uyanışta adeta "şok dalgalan" meydana getiren vatanperver hatip-şairdir. Bu uyanışta; İslamiyeti temsil misyonuyla yaşamayan milletlerin eriyip tükendiğini vaazlarında gür sesiyle haykırır. "Akif kadar İslam alemindeki yanlış anlayışları tenkit eden pek az Türk şairi vardır. İslam aleminin, içinde bulunduğu sosyal durum, Akif'i din üzerinde yeniden düşünmeye sevketmiştir. Bu düşünüş tarzı, Akif'in insana bakış tarzını da değiştirmiştir. Akif, Tanzimat'tan sonra ilk defa Namık Kemal'in ortaya koyduğu aktif, toplum meselelerine ilgili, ilim, fen ve terakkiye açık 'modern insan tipi'ne inanır."(l) Akif "Asım"a yüklediği misyonla, insanımızın kurtuluş reçetesini verir. Muhammed İkbal de modern Pakistan'ın kuruluşunda şiir, nutuk ve demeçleriyle etkili olmuş bir şahsiyettir. O da tıpkı Akif gibi hem şair, hem de fikir adamıdır. Fikir zembereğinim iman coşkusuyla hareket ettiren İkbal, gelecek adına ümitlidir. Çünkü iman ümidi gerektiriyordu.
***
Mehmet Akif Ersoy büyük bir idealis şairdir.

 Akif, yalnız bizim asrımızın değil, hatta tarihimizin en büyük destan şairidir.
Dünyada İstiklal Marşı yazan şairler içinde;
•  Hem milletinin var olma mücadelesine katılmış bir kahraman,
•  Hem milletinin dilini bu kadar iyi kullanan bir yazar,
•  Hem büyük bir entelektüel, çağının tanığı ve vicdanı olan bir aydın,
•   Hem toplumunun değerlerini ve kişisel ahlakını sağlam bir ilkelilikle kendi şahsında bütünlemiş bir ahlak adamı,
•   Hem istiklal marşını arzu ve talep eden Meclisin üyesi bir milletvekili
•   Hem de İstiklal Marşını yazmadan önce de ülkesinin büyük bir şairi olarak tanınan ve bütün bu özellikleri kendi şahsında toplamış bir idealisttir.
 Siyasal İletişim bağlamında bir biyografi çalışması: Mehmet Akif Ersoy


Mehmet Akif Ersoy, (D:1873- Ö:1936) II. Abdülhamit Dönemi, I. ve II.
Meşrutiyetin ilânı, İttihat ve Terakki’nin kuruluşu ve iktidara gelişi, imparatorluğun
çöküşü, Balkan harpleri, Birinci Dünya Savaşı, Sevr’in, Mondros’un imzalanması,
Millî Mücadele, Lozan, Cumhuriyetin ilânı, batılılaşma ve modernleşme çabaları
gibi pek çok önemli gelişmenin ve olayın içinde yaşamış, canlı tanığı olmuş, hatta
yön verenler arasında bulunmuştur.
Akif’i hakkında biyografik eserlerden birini yazan Erişirgil; Akif için Safahat
şairliğinden politika  şairliğine geçtiğine dair benzetmeyi aktarırken; Onun
Muhammed Abduh’un kitaplarını okuduktan sonra şu sözleri sıklıkla tekrarladığını
nakleder: “Allah’a sığınırım: şu siyasetten, siyaset sözünden, siyasetin manasından,
siyaset sözünün ağızdan çıkan her harfinden, siyaset namına zihnimden geçen her
hayalden, siyasetin anıldığı her yerden, siyasetten bahseden yahut siyaseti öğreten
yahut siyasetle aklını bozan, yahut siyasetle alıklaşan herkesten, siyaset kelimesinin
kökünden ve bu köklerinden gelen iştiraklerin hepsinden Allah’a sığınırım.” (1986:
133).
Kuşkusuz ki, Akif’in bu sözleri  “siyaset” kelimesinin pratikte çağrıştırdığı
pragmatizm ile onun idealist ve ahlâkî duruşu arasındaki derin çelişkiden
kaynaklanmaktadır. 
B. Zakir Avşar
***
Çağdaş İslamcı Mehmet Akif'in Dil Anlayışı
Mehmed Âkif'in düşünsel gelişiminde en belirleyici öğe onun çağdaş bir İslamcı oluşudur. 
Çağdaş İslamcılık, Batı burjuva uygarlığının temel değerlerinin İslam kaynaklarına uyarlı olarak yeniden gözden geçirilmesini, Batı'nın toplumsal ve düşünsel oluşumuyla özde bağdaşık, ama yerel özelliklerini koruyan güçlü bir toplum yapısına varmayı öngörür. 
Bu görüşe koşut olarak Mehmed Âkif'in şiir anlayışı Batılı, hatta o dönemde Batı'da bile örneklerine az rastlanacak ölçüde gerçekçidir. 
Kafiyenin geleneksel Osmanlı şiirinde bir bela olduğunu savunan, resim yapmanın yasak sayılmasının, somut konumların betimlenmesini aksattığı ve bu yüzden şiirin olumsuz etkiler altında kaldığı görüşünü ileri süren Mehmed Âkif, Fuzuli'nin Leylâ vü Mecnûn adlı yapıtının plansız olduğu için yeterince başarılı olamadığını dile getirecek ölçüde çağdaş yaklaşımlara eğilimlidir. 
Konuşma diline yaslandığı için kolayca yazılıvermiş izlenimi veren şiirleri biçime ilişkin titiz bir tutumun örnekleridir. Hem aruzdan doğan bağların üstesinden gelmiş, hem de şiirin bütününü kapsayan bir iç musiki düzenini gözetmiştir.
Dilde arılaşmadan yana olan tutumunu her şiirinde biraz daha yalın bir söyleyişi benimseyerek somutlukla ortaya koymuştur. Mehmed Âkif geleneksel edebiyatın olduğu kadar, Batı kültürünün değerleriyle etkileşimi kabul eder, ancak Doğu'ya ya da Batı'ya öykülenmeye şiddetle karşı çıkar. Çünkü her edebiyatın doğduğu toprağa bağlı olmakla canlılık kazanabileceği ve belli bir işlevi yerine getirmedikçe değer taşımayacağı görüşündedir. 
Kaynak: www.kimkimdir.gen.tr/
***
Asya'nın Tecrübeli Aklı ve Batının Taze Fikirleri Birleşince
Bu taraf madalyonun bir yanı.. öteki yüzüne bakarsak madalyonun: 
"Mehmet Akif toplumumuza Allah'ın bir lütfu.. cahil dindara hep karşı biri.. dinsiz ahlaka da inanmıyor.. insanların gönlünü doğruluk ve samimiyetle köle eden bir şair.. ilhamını dilinden, dininden ve milletinden alıyor.. muhafazakar ama mutaassıp değil.. statükoyu önemsemiyor, formalitelere aldırış etmiyor, ruhumuzun gıdasını ve ahlakı gaye ediniyor.. noksanlarımızı, zaaflarımızı, ilim, irfan, medeniyet ve ümran sahasındaki gerilememizi, bazı ahlaki çöküntümüzü korkmadan, şiddet ve hiddetle hatırlatıyor.. çünkü ilerleme, gelişme, refah,  ilim ve medeniyet gibi kuramları hep önde tutuyor. Hep aydınlıkta dolaştı!. ziyalıydı.. bir cihan devleti vatandaşıydı bütün görselliğiyle.. aynı zamanda o "çağdaş devlet medeniyeti" içindeydi.. gözlemleme gücü yüksekti, kalıcı ve çözümcüydü önerilerinde.. 
Asya'nın tecrübeli aklını, batının taze fikirlerini hep masaya koydu.. ihmal etmedi, görmezden gelmedi.. çünkü hem ailesinden ders almıştı, hem ailesine hoca olmuştu.. muhiti de öyleydi. Müzik de, dostluk da olmazsa olmazlarındandı."
İslam Coğrafyası'nın İstiklal mücadelesi veren ve kazanan ülkesinin ve milletinin şairi Mehmet Akif Ersoy.
***
Eşref Edip, Âkif üzerindeki Abduh etkisini şu şekilde yazar: 
“Şeyh Abduh’un yazıları tam onun fikrine, onun zevkine, ruhuna göreydi.” Abduh konusunun bu kadar öne çıkmasının sebebi, Abduh’un, bin yıldır Anadolu yerleşik bulunan din algısının çok uzağında bir din algısına sahip olmasından kaynaklanıyor. Geleneksel sünni, tasavvufi anlayış ile taban taban zıt görüşlere sahipti Abduh. Örneğin, Fil Suresinde anlatılan felaketi, mikrop, hastalık olarak tefsir eder. Yine cinleri de mikrop olarak niteler. Bu görüşleri Abduh’un akılcılığını, hatta rasyonalizminin Âkif’in çok ilerisinde olduğunu gösterir.

Âkif’in Abduh’la fikri olarak tanışmasında en büyük etki elbette Cemaleddin Efgani’nindir. Dönem itibariyle bu doğal bulunabilir. Zira, Efgani, kimilerine göre parlak bir yıldız gibi Osmanlı semalarında görünüp kaybolmuştur. Bu “parlak yıldız”ın etkisinde sadece İslâmcı olan Âkif değil, Türkçü Ziya Gökalp vardır.
                                  cemiyyet.blogcu.com/sath-i-vatan-ya-da-mehmet-akif-ersoy-un-makaleleri- 
***


Ayrıca bakınız
Selefilik- sufilik ve Akif, Süleyman Uludağ,  http://www.hece.com.tr/                                                                                
-----------------------------------------------------------------------

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder