30 Haziran 2011 Perşembe

Yunus Emre Özel Sayısı Sunuşu



Ey sözlerin aslın bilen gel de bu söz nerden gelir
Söz aslını anlamayan sanır bu söz benden gelir

Söz kılar kayguyu şad söz kılar bilişi yad
Eğer horluk eğer izzet her kişiye sözden gelir

Söz karadan aktan değil yazıp okumaktan değil
Bu yürüyen halktan değil Hâlık avazından gelir
Yunus Emre


Dünyaca ünlü Hak şairi, halk şairi Yunus Emre, her çağda faydalı olan düşüncelerini çok güzel şiirleri ile insanlığa sunmuştur.

Yunus ne hoş demişsin,
Balla, şeker yemişsin.
Ballar balını buldum,
Kovanım yağma olsun.
Yunus Emre


Dahi sanatçı, düşünür Yunus Emre’yi tanımak ve tanıtmak için Allah’ın Kuran-ı Kerimdeki ve evrendeki ayetlerinden özümleyerek kovanına doldurduğu balı Damla/ Yunus Emre Özel Sayısı ile servis etmeğe çalıştık.
Yararlı Olması umuduyla

Sabahattin Gencal
(Emekli Öğretmen)

29 Haziran 2011 Çarşamba

Yunus Emre / Sabahattin Gencal


YUNUS EMRE
Türk tasavvuf ve halk şairi
1241 - 1320

-I-
Yunus Emre’nin Evrenselliği Tescil Edilmiştir.

Her insan kendine özgü bir şahıstır. Şahıslar, cüzi iradelerini kullanarak kendilerine özgü olan yanlarını geliştirip şahsiyet sahibi olabilirler. Kendilerine özgü yanları belirgin olan şahsiyetler çevresinde tanınır. Özellikle  yararlı çalışmaları olanlar çevrelerinde olduğu kadar dünyada da tanınırlar.  Hatta, bu önemli şahsiyetler  sadece yaşadığı zamanda değil çağlar sonra da tanınırlar, anılırlar. Bu anılma sadece yaşam öykülerinin anlatılması değil, kalıcı eserleriyle anılmadır. Tabii, bu eserlerde hacim değil insanlığa sağladığı yarar önemlidir. “İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır.” ( Hz. Muhammed (sav))

İnsanlığa faydalı olanlar  bir çok vesile ile anılmaktadırlar. Bu arada Unesco’nun  yürüttüğü faaliyetler çerçevesinde tüm dünyada ortak anma faaliyetleri yürütülmektedir. Unesco, Yunus Emre için iki defa ortak faaliyet programı yürütmüştür. ( Başkaları için de böyle iki defa faaliyet olup olmadığını bilmiyorum.):

Unesco 1971 yılı sonu ile 1972 yılında (Ölümünün 650. yıldönümü dolayısıyla )Yunus Emre’nin anılmasına vesile olmuştur. Yine Yunus Emre, 1991 yılında T.C. Kültür Bakanlığı ve Unesco işbirliği ile ilân edilen “Yunus Emre Sevgi Yılı”nda bütün dünyada anılmıştır.

Unesco  insanlara hayırlı olan bir çok kişi içinde faaliyetler yürütmektedir. Kimileri için gün, kimileri için hafta, kimileri için de bir yıl belirlenmektedir. Yunus Emre için anma faaliyetleri bir yıl boyunca devam ettirilmiştir. Üstelik, yukarıda yazıldığı gibi bu faaliyetler hem 1971 – 1972’de, hem de 1991’de sürdürülmüştür. Böylece Yunus Emre’nin evrenselliği tescil edilmiş oldu..

Başta ABD, Rusya, Fransa, İsviçre, Azerbaycan olmak üzere dünyanın bir çok ülkesindeki üniversitelerde, okullarında Yunus Emre okutulmaktadır. Bir çok kuruluş da çeşitli vesilelerle Yunus Emre ile ilgili faaliyetlerini sürdürmektedirler.

Çağlar önce yaşamış Yunus Emre’nin böyle sevilmesinin, evrensel olmasının sebebi ne olabilir?  Yunus Emre’yi Yunus Emre yapan O’nun tüm insanları bir güneş gibi aydınlatması ve ısıtmasıdır. Açık deyişle Yunus Emre sevgi ve hoşgörü ile özdeşleşmiştir. Yunus Emre sevgisi her çağda her derde şifa olacak, çözüm getirecek olan bir sevgidir.

Irk, cins, din, dil farkı gözetmeden, zaman, mevki, statü vb. durumları önemsemeyen; zengin fakir ayırımını yapmayan kısaca insanlara bir gözle bakan Yunus Emre’yi bütün yönleriyle anlamak, anlatmak bir görevdir. Özellikle çağımızda Yunus Emre sevgisini paylaşmak bireylerin olduğu kadar toplumların huzuru için de önemlidir.
Yunus Emre’yi  Anlamak Kolay Değil

İlköğretmen okulunda ve Eğitim Enstitüsünde Yunus Emre’yi, müfredatta yazıldığı kadar  okuduk. “Kendimizi Görme Denemesi” adlı eserimi yazarken Yunus Emre’den yararlandım. Yunus Emre’nin “Bana seni Gerek Seni” adlı şiiri rüyâmda çalındı.. O garip, o gizemli hava tüm ruhumu kapladı. Oldukça duyarlı oldum. Bir gün de beklemediğim bir anda “Gel Dosta Gidelim Gönül” şiiri ile karşılaşınca bayılmak üzere geldim. Bu hallerdeyken Yunusla ilgili eserleri incelemeye başladım. Ancak okumakla Yunus Emre uzmanı olmak şöyle dursun Yunus Emre’yi tam olarak  anlamanın  da çok güç olduğunu anladım. İçimde bulunduğum hallerin bazılarını “Yaşıyor muyum Ben?” başlıklı anlatıda yazdım. Yunusla ilgili birkaç deneme de kaleme aldım. Okuduğum eserlerden bazı satırların altını çizdim. Bu altını çizdiğim satırlar okununca görülecektir ki her yazar birbirinden yararlanmıştır. Biz de aktarmalarla yetinmek zorunda kalacağız; çünkü uzman değiliz. Uzman olanlar  tam olarak Yunus Emre’nin sırrına erebilirler mi?

Bu bir acaip haldir bu hale kimse ermez
Alimle davi kılar, Veli değme göz görmez
İlm ile hikmet ile, kimse ermez bu sırra
Bu bir acaib sırdır, ilme kitaba sığmaz.
Yunus Emre

Yunus Emre’nin Yaşadığı Coğrafya ve Etkilendiği Ortamı İncelemeli
Yunus Emre 13.yy sonları ile  14. yüzyılın başlarında Selçuklu diyarında yaşamıştır. Moğol akınlarından kaçan Horasanlı bir aile (Hacı İsmail ailesi), önceleri Konya ve Karaman yakınlarında obalarını kurdular. Zaman içinde de Eskişehir  yakınlarında yerleşmişlerdir.
Horasandan gelen toprağa bağlı, dini görevlerini ihmal etmeyen, Ahmet Yesevî hikmetlerini bilen bu ailenin oğlu olarak (Hacı İsmail’in torunu olarak) dünyaya gelen Yunus Emre, Karamanda ve Konya’da medreseye devam etti. Hz. Mevlana ve Hz. Mevlana’nın çağdaşlarından yararlandı. Ayrıca tekkelerde ve misafirhanelerde kaldı. Anadolu’yu, Azerbaycan’ı, Suriye’yi dolaştı. Bizans topraklarında da gezdi. Gözlemler yaptı. Selçuklu askerlerinin zulmüne, isyanlara; halkın bezginliğine, kin ve nefret duygularıyla dolu olduğuna şahit oldu. Kıtlıkları, yoksullukları halkla birlikte yaşadı. Bütün bu olumsuzluklara rağmen Hz. Mevlana gibi, Hacı Bektaş gibi, Ahmet Yesevî’nin öğretisini yayanlar gibi halkı aydınlatmayı görev bildi. Kin ve nefret duyguları yerine sevgi tohumları ekmeye başladı. Bu tohumlar kısa zamanda filiz verdi ve türkülerde, ilahilerde, şiirlerde yankılanarak çoğaldı.
Yunus Emre’nin yaşadığı bu ortamı bilebilmek için coğrafyacı olmak gerek, tarihçi olmak gerek. Moğol akınlarını, Selçuklu Moğol Savaşını, isyanları, Selçukluların parçalanmalarını değerlendirmek gerek. Ayrıca yeni kurulmakta olan Osmanlı Beyliği’ni ve Bizans’ı da incelemek gerek. Sadece tarihçi ve coğrafyacı da olmak yetmez. Halkın durumunu anlayabilmek için Sosyolog da olmak gerekir. O da yetmez. Bu coğrafyalardaki dinler hakkında da az çok bilgili olmak gerekir. Müslümanlığın, Hıristiyanlığın, Museviliğin yanında ilâhi olmayan dinler de var. Zerduşluk,… gibi. Bütün bunların  Yunus Emre’yi nasıl etkilediği ayrı bir çalışma konusudur. Ayrıca tasavvuf konularına da hakim olmak gerekir.
Yunus Emre’nin  yaşadığı çağ ve yaşanılan ortam bazılarınca bir kaos ortamı olarak değerlendirilirken bazıları da bu çağı farklı olarak değerlendirmektedir:
“13üncü Yüzyıl, Anadolu’nun “Mucize Yüzyılı”dır. Selçuklular, dünyanın batıya uzanan tek yarımadasını Türkleştirirken, İslâmlaştırırken, yeni bir uygarlığın rengârenk boyutları yerleşiyordu. Anadolu’nun nice eski uygarlıklarının kalıtlarından oluşmuş sentezine İslâmî değerlerle birlikte tasavvuf da kök salıyordu. Bir alternatif iman gibi, geleneksel inançlara karşı bir direniş cephesi gibi tarikatler doğdu, gelişti, yayıldı. Resmî dine karşı ayaklanan yeni hareketler yaşandı. Gazi rûhu ile Sufi maneviyatı yanyana… Fütühat ile fütüvvet… Ahilerle Baciyan-ı Rûm’un çalışma erdemleri… Medreselerle tekkeler arasında gerilim… Anadolu, o çağda çatışmalardan taze bir senteze yöneliyordu.”(Talat Sait Halman, www.isikbinyili.org/ )
Özetle Yunus Emre sadece kaosu gözleyen adam değildir; Selçuklu kültür mirasını, Yesevî mirasını da yüklenen adamdır. Ayrıca tasavvufun en üst kademelerine kadar çıkan Hallac-ı Mansur, Muhiddin-i Arabi , Hz.Mevlana, Hacı Bektaşi,  Beyazit-ı Bestami …vb.lerinin fikirlerinden istifade etmiştir. Hıristiyanlık, Musevilik ve ilahi olmayan dini inanışlar hakkında da bilgisi vardır. Yunus Emre’nin İran ve Yunan Mitolojileri hakkında da bilgi sahibi olduğu sanılıyor. Yunus Emre ırk, dil, din ve inanç ayrılığı yapmadan herkesi kucaklamıştır. Kuvvetli ihtimalle hiçbir tarikata meyletmemiş, nevi şahsına münhasır bir melâmet eri, bir veli şair olmuştur.
Yunus Emre’nin Yanlış Tanıtılmasının Önüne Geçilmelidir.

Bir kişi çeşitli alanlarda uzman olamayacağına göre üzerinde durduğumuz konu açık deyişle Yunus Emre’yi anlama ve anlatma konusu T:C: Kültür Bakanlığınca ele alınmalıdır. Bakanlık Yunus Emre’yi araştırıp inceleme konusunu birkaç uzmana havale ederek işin kolayına sapmaktadır. T. C. Kültür Bakanlığı kolaycılığı bırakıp bir ekip kurmalıdır ki yanlış anlamalar olmasın.
“Günümüzde Yunus Emre ve Mevlana'nın yanlış tanıtıldığının altını çizen Prof. Dr. Kemikli, Hz. Peygamberden kopuk, Kuran'dan kopuk, dinle alâkası olmayan bir Mevlana ve Yunus Emre portresinin çizildiğini dile getirdi. Yaşadıkları tarihten bugüne kadar yaşantıları, fikirleri, sevgi ve hoşgörüleriyle insanlara yol gösteren bu erenleri sadece bir felsefeci gibi tanıtmanın yanlış olduğunu anlatan Prof. Dr. Kemikli, "Bu şekilde yapmak o insanlara hakarettir, onların kemiklerini sızlatır, bu çok veballi bir iştir." ifadesini kullandı.” (www.risalehaber.com/)
 Bugün, bazıları Yunus Emre’nin Aleviliğin büyük bilge ozanı olduğunu söylüyor: “Yazarları, çizerleri, tüm basın-yayın araçlarıyla Hacı Bektaş Veli ve Yunus Emre'yi Türk-İslâm sentezi içerisinde eritme ve Sünnileştirme çabaları boşunadır. Tarihsel gerçek değiştirilemez! Bu çaba yeni değil, öteden beri vardı. Şeriatçı ve milliyetçi yazarlar bunları hep işliyorlardı.” ( İsmail kaygusuz, www.turnadergisi.de/alevi/)
Bazıları, Yunus  Emre’nin alevi olmadığını belirtmektedirler. ” Yunus Emre bir kere akide olarak ispat etmiş oluyoruz, namazlı niyazlı bir insandı. Sonra sahabe-i kirama hürmet eden bir insandı. Ayet-i kerimeleri bilen bir insandı. Alevî kardeşlerimiz de bu çizgiye gelsinler, bunun başka çaresi yoktur; çünkü, hak budur.”( Prof. Dr. Esad Coşan, www.dervisan.com/ )
 Yunus’un ölümünden iki asır sonra Yunus Emre’nin kâfir olduğunu söyleyenler oluyordu. Yunus’un “Cennet Cennet dedikleri… ile başlayan şiiri sorulduğunda Şeyhülislâm Ebu Suud Efendi bunu Küfr-i sarih (açık küfür) olarak niteleyip bunu inanarak söyleyip okuyanın katlinin vacip olduğu yolunda fetva vermekte terettüt etmemiştir. www.forum-islamik.com/)

Yunus hakkında bir çok görüş ve iddia vardır. Bunlardan bazılarını öne çıkarıp bazılarını gizlemek doğru olmaz. Yine bazı iddiaları değişik yorumlarla kamufle etmek de doğru olmaz. Evrensellik kazanmış, güneş gibi olan milli şairimizin önündeki bulutlar dağıtılmalıdır.  Başka deyişle efsanelerle yetinmemeliyiz.

Kısmen efsanelere göre kısmen de Bektaşi Velâyet nâmelerine ve diğer belgelere göre Yunus Emre’nin doğduğu, yaşadığı yerler tespit edilmiştir. Yunus Emre’ye ait 20’den çok makam vardır. Bunlardan Karaman ve Sarıköy öne çıkmaktadır. Bektaşı Velâyetnamesine göre Yunus Emre Sarıköylü kabul edilmektedir.
Yunus Emre’nin doğum tarihi de bilinmemektedir. Ancak Risalet-un Nushiyye adlı eserini H707 (1308) tarihinde yazdığı ve H. 720 (1320)de öldüğü bilinmektedir. Böylece H 638 (M.1240- 1241) yılında doğduğu anlaşılmaktadır. (Söze tarih yedi yüz yediydi/ Yûnus cânı bu yolda fidîydi)

Yunus Emre’nin Eserleri Komisyonlarca İncelenmelidir


Doğum ve ölüm tarihlerini tam olarak bilmek o kadar da önemli olmayabilir. Önemli olan onun şiirleridir, eserleridir.  Ancak eserleri hakkında da bilgimiz yeterli değildir.
Yunus Emre’nin bilinen iki eseri vardır:
1. Dîvân-ı Yunus: Yûnus Emre Dîvânının birçok yazma nüshaları vardır. Bu nüshalara Yûnus tarzında söylenen daha sonraki şâirlerin şiirleri de karışmıştır. Burhan Toprak, türlü yazmalarda görülen bin iki yüz şiirden  Yunus Emre’ye ait olanların yüz elliyi geçmeyeceğini yazıyor.
Yunus Emre’ye ait olmadığını sandığı şiirler için de “inciler arasında sahte inci” benzetmesini kullanıyor.
Doç Dr. Mustafa Tatcı’nın Divan-ı Yunus adlı kitabında (http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/dosya/1-128452/h/metin.pdf  )Yunus Emre’nin 417 şiir vardır.
Farklı nüshalarda farklı şiirler. Her nüshada bulunan şiirler de ya beyit sayısı bakımından, ya içindeki kelimeler bakımından yine bir birlerinden farklı.
Divan'daki dil Azeri lehçesiyle büyük bir yakınlık ve benzerlik içindedir.
Yunus, divanında hem hece hem de aruz ölçüsünü kullanmıştır.
2. "Risalet-el Nushiyye", 1307'de yazıldığı sanılmaktadır . (Dip not.Yûnus Emre, “Risalet-ün Nushiyye” adlı mesnevîsinin sonunda verdiği; Söze tarih yedi yüz yediydi / Yûnus cânı bu yolda fidîydi beytinden anlaşıldığı kadarıyla H. 707 (1307-8) tarihlerinde hayattadır)
"Risalet-el Nushiyye" Mesnevi nazım şekliyle yazılmış, manzum, didaktik, dini, tasavvufi, ahlaki konularda nasihatnâme  tarzında bir eserdir. Toplam 563 beyittir. Başlangıç kısmında aruz ölçüsünün fâilâtün/fâilâtün/fûilün diğer bölümlerinde, mefâilün/mefailün/fâilün kalıpları kullanılmıştır.
 Didaktik mahiyette kaleme alınmıştır.  Başta 13 beyitlik bir başlangıçtan sonra kısa bir düzyazı vardır.
Başlangıçtaki düz yazı metinde aklın ve insanın çeşitlerini anlatır.
Arkasından destanlar gelir. Eserin baş kısmında ateş su hava toprak gibi dört unsurdan yaratılmış olan insandan ve insana üflenen candan söz edilir.
Risaletün- Nushiyye’deki Türkçe asıllı kelimelerin oranı %40’a kadar düşmektedir. Ancak eserde bulunan Arapça ve Farsça kelimelerin çoğu halk tarafında da bilinen kelimelerdir.
Yunus Emre’nin dili ortak medeniyetlerden Türkçeleştirilmiş kelimelerle zengin bir İslâmi Türk dilidir.

Yunus Emre’nin bu iki eseriyle ilgili olarak yazılanları özetledik. Kendi görüşümüzü belirtemeyeceğiz. Daha doğrusu kendi görüşümüz yok. Çünkü eski Türkçe’yi bilmiyoruz. Yunus’un kullandığı şiveleri de bilmiyoruz. Yine Yunus’un kullandığı Arapça ve Farsça’yı da bilmiyoruz. Bâtınî ve mânevî ilimleri de bilmiyoruz. Bilmediğimiz o kadar şey var ki…İşte bunun için, yukarıda da belirttiğim gibi T.C. Kültür bakanlığı Yunus Emre’yi inceleme işini bir kişiye havale etme yerine bu konuda çeşitli uzmanların bulunduğu bir birim kursa yararlı olurdu.
Yunus Emre üzerine Fuat Köprülü, Burhan Toprak, Abdülbaki Gölpinarli, Sabahattin Eyüboglu, Asim Bezirci, F. Kadri Timurtas, Ahmet Kabakli, Müjgan Cumbur, Abdurrahman Güzel, Mehmet Bayraktar ve Nezihe Araz , Doç. Dr. Mustafa Tatcı gibi çeşitli araştırmacı yazarlar inceleme yapmışlardır. Hepsi de birbirlerinden güzel, değerli eserler verdiler kuşkusuz; ancak Bakanlıkça bir komisyon kurulsa çok daha güzel ve yararlı sonuçlar alınabilir.
Burhan Toprak’ın işaret ettiği bir husus var ki dikkate alınması gerekir. Toprak Divan tarzından yakınıyor; yani şiirleri alfabedik olarak sıraya koymanın bazı sakıncaları olduğunu belirtiyor.. Bu durumda gençlik yıllarında yazılan bir şiir kitabın başında bulunabilir. Olgunluk döneminde yazılan bir şiir de sonda olabilir. Bu durumda şairin gelişme seyri hakkında bilgi sahibi olunamaz. Şiir temalarındaki zıtlıklar mantıki olarak açıklanamaz. Toprak şiirleri yüzlerce defa okuyup kendine göre bir sıra yaptığını yazıyor. Bu iş komisyonca yapılsa belki daha iyi olurdu.
Yunus Emre’nin şiirlerinin böyle belirsiz ve karışık olmaları Yunus Emre’nin değerini, evrenselliğini etkilemez. Toprak’ın dediği gibi “Yunus’un söylediği bir avuç söz bile ölmezliğine yeter.”

-II-
Dünyaya Geliş Amacı

Bütün varlıkların dünyaya geliş amacı, başka deyişle bir görevi vardır. İnsan dışında tüm varlıklar iç güdüleriyle, ya da sırrına eremediğimiz bir şekilde üzerlerine düşen görevleri eksiksiz olarak yaparlar. Allah’ın halifesi olan insan oğlunun da dünyaya geliş amacı vardır. Cüzi irade sahibi olan insan oğlu aklını ve mantığını kullanarak yazılı yazısız tüm ayet ve hadisleri değerlendirerek amacının ne olduğunu tespit eder ve bu amacı doğrultusunda görevlerini yerine getirir.
Amacımız hem bu dünyada hem Ahrette mutlu olmaktır. Bunun için de Allah rızasını kazanmak gerekir. Allah’ın rızasını, gönlünü kazanmak için soyut olarak yapılan ibadetler yetmez. Yönetimi bize verilen evreni ve dünyayı Halifeye yakışır biçimde yönetmemiz gerekmektedir. Tüm yaratılanları sevmemiz, tüm insanların gönüllerini almamız gerekmektedir. Allah’ın (c.c) evinin gönüller  olduğu bilincinde olunursa kavgasız, çekişmesiz bir yaşam kurulması kolaylaşmış olur.
Yunus Emre dünyaya geliş amacını özlü bir biçimde açıklamaktadır.
Yunus Emre


Ben gelmedim davi için  
Benim işim sevgi için                                                                      
Dostun evi gönüllerdir                                                                                                         
Gönüller yapmağa geldim.


Yunus Emre Dostun evinin gönüller olduğunu bir çok beytinde vurgular. Ayrıca Vahdet-i vücut nazariyesini şiirleriyle birlikte basite indirerek, Hallac-ı Mansur gibi tepki çekmeden halka öğretmeye çalışır.

Hakk cihana doludur, kimseler Hakk'ı bilmez                                                                                     
Onu sen senden iste, o senden ayrı kalmaz.
Yunus Emre

Gerçi Yunus Emre’ye de karşı koyanlar, değişik gözle bakanlar olmuştur. Hatta ölümünden iki asır sonra bile olsa katli için fetva da çıkartılmıştır. Ama  O herkese sevgi ve hoşgörü ile yaklaşarak halkın gönlünde yer etmiştir.
İnsanlık Yunus Emre gibi dünyaya geliş amacını sorguladığı ölçüde barışa ulaşacak ve huzur bulacaktır.
Dünyaya geliş amacımızı olsun, vahdet-i vücut nazariyesini olsun ya da bunlara benzer konuları olsun sorgularken bilinçli ve dikkatli olunmalıdır. Örneğin Vahdet-i vücut nazariyesi ile felsefede ele alınan panteizm anlayışı arasında bir çok fark vardır. Panteizm her şey Allah’tır, demektir. Yunus Emre de böyle demekle beraber bir taraftan da bütün varlıkların mahluk olduğunu ikrar eder. Vahdet-i Vücudda, panteizmin birçok etkileri görülmesine rağmen bir Müslüman panteist olamaz . Bugün bile tam olarak anlaşılamayan vahdet-i vücud konusunu basite indirgeyerek şiirlerinde belirten Yunus Emre büyük bir bilge olsa gerek.


İlmin Amacı nedir?

Dünyaya geliş amacımız Allah’ın halifeliği görevini yapmak olduğunu vurgulamıştık. Halifelik görevini hakkıyla yapmak için de ilimle donanmamız gereklidir. Bunun için de ilmim amacını da bilmeliyiz. İlim bir okyanussa, bireydeki ilim bir damla kadar bile değildir. Böyleyken ilim amaç doğrultusunda öğrenilmezse yararlı olmaz, hatta zararlı da olabilir. İlmin en önemli amacı insanı ve insandan hareketle Allah’ı bilmektir.
Allah’a (cc) iman, iman şartlarındandır. Bilinçli imanın fazileti 63 kat daha çoktur. O itibarla Allah’ı )cc) tanıdığımız ölçüde Onun rızasını alırız. Allah’ı tanımak için de önce kendimizi tanımalıyız. Kendimizi tanıdığımız ölçüde Allah’ın yarattıklarını da tanırız, Allahî da (cc) tanırız. “Nefsini bilen Allah’ını da bilir.” Hz. Muhammed (sav)
Tüm yaratıklara karşı görevlerimizi daha faydalı biçimde yapabilmemiz için onları tanımalıyız. Tanıdığımız ölçüde başarılı oluruz.
Yunus Emre de ilmin en büyük amacının kendimizi tanımak olduğunu vurgulamaktadır..
İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin
Ya nice okumaktır                                                                                                                     
Yunus Emre
Yunus Emre medresede eğitim gördü. Çok seyahat etti. Tekke ve zaviyelerde, mescitlerde, misafir hanelerde konakladı. Çok kişiden faydalandı. Türkçe’nin yanında, Arapça Farsça öğrendi. Tasavvufu öğrendi.Yunan ve İran mitolojileri hakkında da bilgiler edindi. O da Sokrat gibi “bilmediğini bildi.” Cahil, ümmi olduğunu vurguladı. Kendisi alçak gönüllülük göstererek ümmi olduğunu söylerken kimi zatlar da Hz. Muhammed’in(sav) de ümmi olduğu üzerinde durarak Yunus Emre’ye de yüksek paye vermeye çalıştılar. Aslında edinilen hiçbir bilgiinsanın kendisini tanımasına, dolayısıyla Allah’ı tam olarak bilmesine yetmez. Onun için Bâtını ilime önem verirler. Ariflerin ilmi bâtını ilimdir.
Bu bir acaip haldir bu hale kimse ermez
Alimle davi kılar, Veli değme göz görmez
İlm ile hikmet ile, kimse ermez bu sırra
Bu bir acaib sırdır, ilme kitaba sığmaz
Yunus Emre

Ey sözlerin aslın bilen, gel de bu söz kandan gelir
Söz aslını anlamayan, sanır bu söz benden gelir
Söz karadan aktan değil, yazıp okumaktan değil
Bu yürüyen halktan değil, Halık avazından gelir
 Yunus Emre
Yunus Emre için tam bir filozoftur denilemez; ama düşüncelerini şiirleriyle vermiştir. Şiirle verilen düşünce her zaman, özellikle Yunus Emre’nin yaşadığı dönemde insanın gönlüne ve dimağına yer eder.
Şiirle düşünce tebliğinde bulunmak herkesin harcı değildir. Yunus Emre Kuran’ın zahiri ve bâtını anlamlarını kavramış, hadisleri bilen, Doğu ve Batı mitolojilerinden haberdar olan biri olduğu için düşüncelerini şiirle tebliğ konusunda örnek olmuştur.
Yûnus’un sözü şiirden/Amma aslıdır kitaptan
Hadîs ile dinini k’ey / Bilgil sâdık olmak gerek
Gâyip işin kim bilir, meğer Kur'ân ilminden
Yunus içti esridi ol gevher denizinden                                                                                               
Yunus Emre
Yöntemimiz Nasıl Olmalıdır?

Allah’ın(cc)  Halifesi insanın amacının  tüm yaratıklarla bütünleşip Allah’a (cc) ulaşmak olduğu üzerinde birkaç cümleyle durulmuştur. Bunun için de insanın kendisini ve Alla’ını (cc) bilmesine yarayacak ilimle donatılmasını gerektiği üzerinde de kısaca durulmuştur. Allah’a (cc) ulaşmanın nasıl olacağı, yani yöntem üzerinde kısaca durmak gerekir.
Gerek kendimizi yetiştirmemiz, gerekse tüm insanlığa, tüm yaratıklara rehberlik edebilmemiz ve  tebliğ görevimizi yerine getirebilmemiz için ne yapmalıyız?
Allah(cc) hakikattır. Hakikata ulaşabilmemiz için yolumuzu görmeli ve gereken marifeti göstermeliyiz.
Aydınlanmamız için ışık gereklidir. Bu ışığı şeriattan alacağız. Şeriatı geniş anlamda düşünmeliyiz. Sadece Kuranda ve hadislerde belirtilenlerin anlatılması olarak düşünmemeliyiz. Evrendeki tüm kanunlar Allah’ın(cc) kanunlarıdır, her biri birer ayettir, hadistir. Kısaca gerek pozitif, gerekse nazarı ilimlerin tümü aydınlanma için kullanılmalıdır.
Yolumuz görüyoruz; ama yola koyulmuyorsak, ilerleyemiyorsak hedefimize, hakikate ulaşabilir miyiz? Ulaşamayız tabi. Yol uzak mı, yakın mı? Dar bir sırat köprüsü gibi mi? Yolun durumuna göre yolcuların tedbirlerini alması gerekir. Her insan farklıdır. Yollar da farklı mıdır acaba?  Farklı olup olmadığını bilmiyoruz; ama Yunus Emre, gerçeğe giden yolun tek olmadığını vurgular:
Dağlar ile taşlar ile
Çağırayım Mevlam seni
Seherlerde Kuşlar ile
Çağırayım Mevlam seni

Gökyüzünde İsa ile
Tur dağında Musa ile
Elindeki asa ile
Çağırayım Mevlam seni

Derdi aşkın Eyyub ile
Gözü yaşlı Yakub ile
Ol Muhammed Mahbub ile
Çağırayım Mevlam seni

Yunus okur diller ile
Hakkı seven kullar ile
Ol Fahri bilenler ile
Çağırayım Mevlam seni

Yunus Emre

Yolda ilerlemek için her kes yeteneğini göstermelidir. İnsan kendini tanıyamıyor, onun için kullanacağı yöntemler konunda da pek fazla bilgili değil. Bunu  bilen hak dostları tebliğ görevlerini yaparlar. Tebliğde zorlama yoktur. Tebliğ sevgi ve hoşgörü ile yapılır. Yunus Emre bu görevini değil kendi çağdaşlarına, değil yaşadığımız çağa bütün çağlara seslenerek yapmıştır. Yunus Emre, gerçeğe, Tanrı'ya, evrensele, her şeyin özüne varmak için ''Şeriat-tarikat-marifet-hakikat'' olmak üzere dört bilgi düzeyi yöntem ayırt eder. [1](http://webcache.googleusercontent.com/ )

Şeriat tarikat yoldur varana
Hakikat Marifet andan içeri
Yunus Emre

Yunus Emre hakikata ulaşmak için, yukarıda da işaret edildiği gibi çabalamak gerektiği üzerinde duruyor. Kabımızı doldurmadan koymamalıyız.

Çeşmelerden bardağın
Doldurmadan kor isen
Bin yıl dahi beklesen
Kendi dolası değil
Yunus Emre

Yanlış anlamalara sebep olmamak için belirtelim ki Tunus Emre’nin bir tarikata bağlı olmadığı yaygın kanattır. “Yunus Emre'nin tasavvuf anlayışında dervişlik olgunluktur, aşktır; Allah katında kabul görmektir; nefsini yenmek, iradeyi eritmektir; kavgaya, nifaka, gösterişe, hamlığa, riyaya, düşmanlığa, şekilciliğe karşı çıkmaktır.” (http://webcache.googleusercontent.com/)
“Yunus Emre´nin, tarikatlara ait bazı maddî şekil ve kalıplara ehemmiyet  vermemesi  ve  işi  manevî  ve  derunî plânda ele alması da, onun münhasıran bir tarikata bağlı olmadığını göstermektedir.  "Gönlünü derviş eyleyebilen" kimse, hiçbir usule, merasime ve şekle bağlı kalmaya mecbur değildir:

Dervişlik dedikleri hırka ile taç değil                                                                                         
Gönlün derviş eyleyen hırkaya muhtaç değil d                                                                                                               
Yunus Emre
Yunus Emre bir tarikata girmedi; ama şiirleri bütün tarikatlarda gönülden seslendirilmiştir. Özellikle Allah aşkı teması üzerinde durulmuştur.

Allahla(cc) bütünleşebilmek için önce diğer insanlarla ve yaratıklarla bütünleşmek gerekir. Bütünleşmeyi sağlamak için de elden geleni yapmalıdır. Bu çalışmalardan biri sözlü olarak yaklaşmaktır. Söz çok önemlidir



Sözün Önemi ve Sözün Kime, Ne Zaman, Nasıl Söyleneceği

Söz Allah’ın Kelâm sıfatının insanda bir tecellisidir. Söz insanı insan eden bir kavramdır. Kutsal Kitap Tevrat “Önce söz vardı.” İfadesi ile sözün önemini vurgular. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) “Dinleyenlerin anlayacağı biçimde konuşmakla emrolunduk.” buyurmaktadır. Yunus Emre de sözün önemine vurgu yapmaktadır:

Söz ola kese savaşı
Söz ola kestire başı
Söz ola ağulu aşı
Bal ile yağ ede bir söz

Kişi bile söz demini
Demeye sözün kemini
Bu cihan cehennemini
Sekiz uçmak ede bir söz

Yürü yürü yolun ile
Gafil olma bilin ile
Key sakın ki dilin ile
Canına dağ ede bir söz

Yunus imdi söz yatından
Söyle gözü gayetinden
Key sakın o şeh katından
Seni ırak ede bir söz
Yunus Emre
Yunus Emre sözün ne denli önemli olduğunu belirtme kalmıyor sözün kısa ve öz olmasında da yarar görüyor.

Az söz erin yüküdür
Çok söz hayvan yüküdür
Biline bu söz yeter
Sende gevher var ise
Yunus Emre

Yunus Emre Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (sav) buyurdukları gibi halkın anlayabileceği biçimde şiirler yazmıştır.

Kara taşa su koyarsan, elli sene ıslatır isen
Hemen taş yine bayağı, hünerli taş olur değil

Yunus olma cahillerden, ırak kalma ehillerden
Cahil ne var mümin ise, cahillikte kalır değil
Yunus Emre

Cahillikten kurtulmak için, insanları da cahilliklerinden kurtarmak için muhatapların psikolojik durumları, kapasiteleri, içinde bulundukları durumlar dikkate alınarak söz söylemeli. Yarar sağlamayacak sözlerden sakınmalı.

 “Yunus Emre, kelimelerden bir Süleymaniye kurmuş büyük bir dil mimarıdır." diyen Semiha Ayverdi Yunus’un şiirlerinde özün biçimden önce geldiğini belirtmektedir.

Keleci bilen kişinün yüzünü ağ ide bir söz
Sözü pişürüp diyenün işüni sağ ide bir söz
Yunus Emre
“Demesi bundandır. Çünkü şiir, bir söz sanatıdır. Yunus, bu yüzden şiire öncelikli olarak bu dikkatle bakar ve sözün şiir olabilmesinin şartını "sözü pişirmek" şeklinde ifadelendirir. Son derece ilginç sayılması gereken bu ifade tarzı sözün şairin zihin ve gönül dünyasında bir işlemden geçmesi, çiğ yiyeceklerin pişirme işlemiyle nasıl lezzetli ve faydalı hâle geliyorlarsa sözün de benzer bir işleme tabi tutulmasını belirtmektedir.” (http://www.yunusemre.gov.tr/ )
Yunus Emre’nin Şiirleri

Yunus’un şiiri bir vasıta olarak kullandığını;  O’nun şiirlerinde özün biçimden önce geldiğini vurguladık. Şiiri bir çokları da vasıta olarak kullanmışlardır. Ama Yunus didaktik (öğretici) şiirler yerine insanlara coşku ve canlılık veren şiirler yazmıştır. Lirizm ustası Yunus Emre’nin şiirleri öyle bir vasıtadır ki asırlardır yoldadır, nice engeller aşarak gönlümüze girmiştir. Tüm insan severlerin, barış severlerin gönlüne girmiştir, daha doğrusu akmıştır.
Gönülden gönüllere akan Yunus Emre’nin şiirlerini herkes yorumlamış. Psikologlar da cevherler bulmuşlar, sosyologlar da. Düşünürler de yararlanmışlar, edebiyatçılar da.
Yunus Emre, şiirleriyle Alevi Tekke edebiyatı şairlerine de örnek olmuş, halk ozanlarına da; divan şairlerine de örnek olmuştur.

Yunus Emre günümüzde de şairlerimize, romancılarımıza, tiyatro ve senaryo yazarlarımıza, bestecilerimize ilham vermiş, örnek olmuş bir bir şair, bir velidir.
Yunus’un şiirlerini dünden bugüne getiren, bu şiirleri Anadolu’dan dünyaya götüren özellikler incelenirse Yunus’un hem sanatçı, hem de büyük bir düşünür olduğu da görülür.
Evrensel sanatçı düşünürümüzün şiirlerini öz ve biçim bakımından incelemek ayrı bir çalışma konusu olmakla beraber burada da özetle bu konulara değinmekte yarar görülmektedir:

Yunus Emre’nin şiirleri bir gül goncasına benzetilmektedir. Her şiirinde bir bilinen ; bir  de gül goncası gibi açılan; öğrendikçe daha derin anlamlar gizlidir.  Bu anlamları öğrenmek için şeriat, tarikat, hakikat, marifet pencerelerinden bakanlar var. Tabii, her bakan da göremez bu anlamları. Herkes kendi kapasitesi kadar yararlanır Yunus Emre şiirlerinden.
Derine inmeden, daha doğrusu inemeden şiirlerin ilk anlamlarından, görüldüğü biçimlerden yararlanmaya çalışacağız.
Bu gonca benzetmesini kim yaptı bilmiyorum. Şiirleri çeşitli açılardan değerlendirmek gerektiğini belirtmek bakımından güzel bir benzetme. Ancak goncanın doğal olarak açılması da daha güzel.
Gonca ilk bakışta çok basit, çok kolay gibi geliyor insana. Sehl-i mümteni'yi, yani 'bunu ben de yazarım' hissini en çok duyuran Yunus Emre’nin şiirlerindeki özellikleri ayrıntıya girmeden yazmakta yarar var:

Yunus Ermenin Şiirlerinde İşlenen Konular:
Yunus Emre’nin şiirlerinde Allah aşkı, varlık birliği, insan, olgunluk, erdem; sevgi, yaşama sevinci, gurbet, barış, evren, ölüm…vb. kavramlar ele alınmaktadır.  Bunların hepsine önem verilmektedir.
Yazarlar kendilerine göre bazı temaları öne çıkarmaktadırlar. Örneğin x…. şöyle diyor: “Sufi’nin en güçlü çağrısı sevgiye, âhenge, anlayışa, dayanışmaya ve barışadır. Yedi yüzyıldan uzun bir süre önce, Anadolu’nun gür ve lirik sesi Yunus Emre, insanlığı aşka çağırıyordu:

Gelin tanış olalım
İşi kolay kılalım
Sevelim sevilelim
Dünya kimseye kalmaz                                                                                                                              
Yunus Emre

Zorlaştırmayın, kolaylaştırın.” hadisine uygun olarak muhataplarının anlayabileceği biçimde sehl-i mümteni sanatının örneklerini veren Yunus Emre’den aldığımız mısraları açıklamadan verelim. Bu mısraların ilk anlamları zaten açıklanmak istemez; diğer anlamları üzerinde de yorum yapacak kapasite de değiliz.

Yunus Emrede Allah Sevgisi

Bana seni gerek seni...

Aşkın aldı benden beni bana seni gerek seni
Ben yanarım düni güni bana seni gerek seni

Ne varlığa sevinirim ne yokluğa yerinirim
Aşkın ile avunurum bana seni gerek seni

Aşkın aşıklar öldürür aşk denizine daldırır
Tecelli ile doldurur bana seni gerek seni

Aşkın şarabından içem Mecnun olup dağa düşem
Sensin dün ü gün endişem bana seni gerek seni

Sûfilere sohbet gerek Ahilere ahret gerek
Mecnun’lara Leyla gerek bana seni gerek seni


Cennet cennet dedikleri bir kaç köşkle birkaç huri
İsteyene ver onları bana seni gerek seni

Yûnus'durur benüm adum gün geldükçe artar odum
İki cihanda maksûdum bana seni gerek seni
Yunus Emre

Yunus Emre’de Allah sevgisi eş deyişle ilâhi aşk insanı da, tüm varlıkları da içine alan bir sevgidir, bir aşktır.[2]  Bu sevgi Allah’a (cc), insana ve tüm yaratıklara gösterilen bir yakınlık, bir eğilimdir. Bu sevginin amacı kin, öfke, hırs, kötülük  vb. her türlü olumsuzluklardan kurtulup barışı, birliği, kaynaşmayı sağlayarak Allah’a kavuşmaktır. Allah’ı seven kendini, insanı ve tüm varlıkları da sever.

Yunus Emre’de İnsan Sevgisi

Elif okuduk ötürü
Pazar eyledik götürü
Yaratılmışı severiz
Yaratandan ötürü.
Yunus Emre

İnsan ve tüm yaratıkları içtenlikle sever Yunus.  Bu sevgi soyut değildir. Sözlerimizle, davranışlarımızla belli edilecek sevgimiz. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) “Sevginizi belli ediniz.” buyurmaktadır.

Adımız miskindir bizim düşmanımız kindir bizim
Biz kimseye kin tutmazız kamu âlem birdir bize.
Yunus Emre

Yetmiş iki millete kurban ol aşık isen
Ta aşıklar safında tamam olasın sadık
Yunus Emre
Yunus ulus, soy, renk, cinsiyet …vb. farklar gözetilmeksizin insanları sevmeyi öğütlemektedir.

Yunus Emre’nin insan sevgisi Batıdaki hümanist düşünceyle karıştırılmaktadır.
Yunus Emre’nin “hümanizması”nda[3] Allah gönüllerde aranır, tüm varlıklarda Allah görünür. Hümanizma (İnsan Sevrlik) İslâm inancından kaynaklanmaktadır. Batı’nın hümanizmasında Ataistlik vardır.
Kimi kişiler Yunus Emre’ye hümanist şair derken Onu Batı hümanizması içinde görmüşlerdir. Bu kişilerin bazıları Batı hümanizmasını bilmemektedirler. Bazıları da kasıtlıdır. Bunlar dahi hoş görülür. Hoş görü derken İslâm çerçevesindeki hoşgörüden söz edilmektedir.

Dövene elsiz gerek
Sövene dilsiz gerek
Sen derviş olamazsın..
Derviş gönülsüz gerek
Yunus Emre
Yunus’un, gerek erdemini, insan sevgisini gösteren yukarıda yazılan beyitler ve  buna benzer şiirlerin her yerde, her zaman okunmaları bazılarınca, milletimizin ruhunu uyuşturuyorlar diye  eleştirilmiştir. (http://sabahattin-gencal.blogspot.com/ ) Yunus Emre’nin sevgisi eleştirenleri de kucaklamaktadır.
Sevgi ve hoşgörüye her zaman, her yerde ihtiyaç vardır. Sevgi bütün erdemlerin anasıdır.
Yunus Emre’yi Yunus Emre yapan sevgisidir, ilâhı aşkıyla tüm insanları, tüm varlıkları kucaklayan sevgisidir.

Yunus Ermenin Şiirlerinde Ölüm

Al-i İmran Suresi, Ayet 185- Her canlı ölümü tadacaktır. Kıyamet günü ecirleriniz size eksiksiz olarak verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı zevkten başka birşey değildir.

Enbiya Suresi, Ayet 35- Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilikle deneyeceğiz. Hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz.

Ölüm demez yiğit, koca
Ya gündüz gelir yahut gece,
Eli makaslı bir Hoca;
Kefenini biçer bir gün.
Hani Ali hani Osman?
Onlar oldu hepsi yeksan,
Çorak yere ekme bostan;
Elin boşa çıkar bir gün.
(Yunus Emre)

İş bu söze Hak tanıktır...
Bu can gövdeye konuktur,
Bir gün ola çıka gide;
Kafesten kuş uçmuş gibi...
(Yunus Emre)
Yunus Emrede ölüm düşüncesi İslâm düşüncesine uygundur.
İnsan bedenden ve ruhtan meydana gelmiştir. Allah Hz. Adem’i çamurdan halk ederken ruhundan üflemiştir. Yani insan ruhsal yönüyle Tanrısal bir varlıktır. Ruhlar,  evrenler kurulmadan önce de vardı.
Ölüm yok olmak değil ruhun bedenden ayrılmasıdır. Ruh aslına rucu ediyor.

Ayetlerde, hadislerde bildirilenlere rağmen insan ölümden korkmaktadır. Ölüm soğuktur.
Yunus Emre bir taraftan
 “Ölümden ne korkarsın.
 Korkma; ebedi varsın”

Yunus öldü deyû salâ verirler
Ölen hayvan imiş aşıklar ölmez

“Ölürse ten ölür
 Cannlar ölesi değil.“

diyerek ölümün ahiret hayatına açılan bir kapı olduğunu, korkulmaması gerektiğini söylerken Hak aşıklarının hislerine tercüman olmuştur. Bir taraftan da ölümden korktuğunu  belirten bir çok beyit yazar. Burada çelişki aramamak gerekir. Amaç insanın ölümü düşünerek ahrete hazırlık yapmasını sağlamaktır.
"Ey yârenler, ey kardeşler, korkarım ben ölem deyü
Öldüğümü kayırmazam, itdüğümü bulam deyü."

Dünyada işlenen günahların cezası Ahrette çekilecektir. Bu gerçek gözden uzak tutulmamalıdır.
Şeriat bilgileri ile donatılmamıza rağmen ölüm sonrasında, Ahret hakkında bir haber alamamaktayız.
 “Yalancı dünyaya konup göçenler
Ne söylerler ne bir haber verirler
Üzerinde türlü otlar bitenler
Ne söylerler ne bir haber verirler

 Toprağa gark olmuş nazik tenleri
Söylemeden kalmış tatlı dilleri
Gelin duadan unutman bunları
Ne söylerler ne bir haber verirler”
Yunus’un ölüm temasını işleyen bir çok şiiri vardır. Bazı beyitler aşağıya alınmıştır.
“Sabahın sinleye vardım gördüm cümle ölmüş yatar
Her biri bi çare olmuş ömrün yayı varmış yatar”

Ölüm en büyük derstir. Ölümden dersler almalıyız.Gelin bir nazar eylen
Noldu cihan içinde
Niceler toprak oldu
Bu az zaman içinde
Yunus Emre

Yunus ölmeden önce ölmeyi, hakka kavuşmayı arzulamaktadır.
Âşık Yunus seni ister lutfeyle cemâlin göster
Cemâlin gören âşıklar ebedi ölmez Allahım


Yunus Emrede Ahlâk Anlayışı

Yunus Emre’nin Allah sevgisi, insan sevgisini de kapsar. Yunus Emre’nin insan sevgisi ahlâk görüşünü de kapsar. Bir benzetmeyle belirtirsek Allah sevgisi dairesi, çemberinin içinde insan sevgisi çemberi de var. Ahlak çemberi de insan sevgisi çemberi içinde. Dikkat çekici husus Yunus Emre görüş ve düşüncelerin sistemli olarak, çelişmelere düşmeden sergilemiştir. Çelişki gibi görülen şiirler ya kendinin değil ya da başka pencerelerden bakılması gereken görüşlerdir.
Yunus Emre’nin ahlâk anlayışı Allah sevgisinin ve insan sevgisinin de kaynaklandığı İslâm düşüncesinden ve Türk geleneklerinden kaynaklanır.
Yunus Emre ırk, renk, cinsiyet, dil ve din ayrımı yapmadan, makam, zenginlik fakirlik vb. ayrımlar yapmadan tüm insanlara nasıl davranılması gerektiğini şiirlerinde ortaya koyar.

İnsaniyet, hoşgörü, adalet, affedicilik, fedakârlık, sadakat, vefa, yardımseverlik, sabır…vb. güzel ahlâk özelliklerinin yaygınlaşması gerektiği üzerinde durur. Yine kibir, yalan, alaycılık, gıybet, fitne vb. kötü ahlak özelliklerinden de sakınılması gerektiğini belirtir:

Gönül Calabın tahtı, calap gönüle baktı
İki cihan bedbahtı, kim gönül yıkar ise
Sen sana ne sanırsan ayrugada onu san
Dört kitabın manası budur eğer var ise
Yunus Emre

Semavi dinlerde de görülen bu kural kant felsefesinde de görülmektedir. Sen kendin için istemediğini başkası için de isteme ilkesi yaygındır.
Bu arada gönülden söz edilmekle peygamberimiz Hz. Muhammed’in (sav) “Yapılan işler niyetlere göre değerlenir. Herkes yaptığı işin karşılığını niyetine göre alır. “ hadisi doğrultusunda bir çok şiirinde vicdan temizliği ve iyi niyet vurgulanmıştır.

Bir kez gönül yıktın ise
Bu kıldığın namaz değil
Yetmişiki millet dahi
Elin yüzün yumaz değil
Yunus Emre

Giderdim gönülden kini
Kin tutanın yoktur dini
Yunus Emre

Yunus Emre hastalara, yoksullara, çaresiz ve kimsesiz kişilere yardım elinin uzatılması gerektiğini vurgulamıştır.

Bir hastaya vardın ise
Bir içim su verdin ise
Yarın anda karşı gele
Hak şarabın içmiş gibi
Yunus Emre

Yunus Emre şiirlerinde bir çok fazilet sayılan hususları, çalışkanlığı, üretkenliği, yaratıcılığı…vb. konu edinir.

Yunus Emre görüşlerini öğreticiliğin kuruluğuna, sıkıcılığına düşmeden büyük bir coşku ile sanatkârane olarak sunar.
Biçim Bakımından Yunus Emre’nin Şiirleri

Yunus Emre şiiri görüşlerinin tebliği vasıtası olarak kullanmıştır derken şiirlerin biçim özelliklerine önem vermediğini söylemek istemiyoruz.
Yunus Emre Türk halk şiirinin ustası olarak kabul edilmiş, Divan şairlerine de örnek olmuştur.
Halkın konuştuğu dil (Eski Oğuz Türkçe’si) ve lehçe ile yazdığı şiirleriyle tasavvuf kavramlarını verebilme ustalığını göstermiştir. [4],[5]
Kelimeleri kuyumcu gibi yerli yerinde kullanmıştır. “Yunus’un dili gösterişten, gereksiz ifadelerden uzak, dolambaçsız bir dildir. Anlatılmak istenenler kısa ve öz olarak söylenmiştir. Az sözle çok şey anlatma yolunu tutan şairin bazen bir şiirinden hatta ve hatta bir beytinden sayfalar dolusu yorum yapılabilir. Söyleyiş yalın ama mana derindir..”[6]
Benzetmelere, mecazlara ve diğer edebi sanatlara baş vurmuştur.
Büyük ölçüde hecenin 7 ile, 8’ li kalıplarını kullanmıştır. Bazı şiirlerini de aruz ölçüsüyle yazmıştır.
Yunus; Samiha Ayverdi’nin deyişiyle ‘’ tasavvuf ruhunu kalıplardan çıkarıp hareket haline getiren ve hayatın içine karıştıran bir adam olduğu gibi, kelimelerden bir Süleymaniye kurmuş bir dil mimarıdır.’’


III
Özet

Yunus Emre ( 1241 - 1321), Anadolu'da Türkçe şiirin öncüsü ve Türk İslâm düşünürü olan bir halk ve Hak şairidir.
Yunus Emre’nin Divan-ı Yunus ve Risaletü'n – Nushiyye ( Öütler Kitabı) adlı iki eseri vardır. Şiirlerini hece ve aruz ölçüleriyle  yazmıştır.

Bu dünyadan gider olduk
Kalanlara selam olsun
Bizim için hayır dua
Kılanlara selam olsun
Yunus Emre

Halkın anlayacağı dille (Oğuz Türkçe’siyle) yazan, sevgi ve hoşgörüyle özdeşleşmiş  dünyaca tanınmış, Yunus Emre’nin selâmını almak, öğütlerinin gereğini yapmak insanlık borcudur.

Sabahattin Gencal
( Emekli Öğretmen)


IV
Kaynakça


[1] Ermişlik yani “vilâyet” derecesine ulaşabilmek için dört kapı, kırk makam, yüzaltmış menzil vardır.

Birinci kapı şeriat, emir ve yasağı bildirir
Yuya günahların her bir Kur’an hecesi

 İkincisi tarikat, kulluğa bel bağlaya
Yolu doğru varanı yarlıgaya hocası

 Üçüncüsü ma’rifet, can gönül gözün açar
Bak mânâ sarayına arşa değin yücesi

 Dördüncisi hakıykat, ere eksük bakmaya
Bayram ola gündüzi, Kadir ola gicesi”

 Şeriat ile tarikat varmak isteyene yoldur. Ama ma’rifet ve hakiykat bunlardan daha üstündür  Yunus, şeriat edebinden korkar . Müslüman olanlar dinin gereklerini yerine getirmek zorundadırlar.
Mustafa Durak, Yunus Emre Şiirinde Düşünsel Düzgü, www.siirpenceresi.com/

[2] Yunus Emre Allahı övmek ona duyulan sevgiyi dile getirmek için yazılan ilahilerin öncüsüdür yani dinle ilgili eserler verir.Dini Tasavvufi şiirin en büyük temsilcisidir
http://webcache.googleusercontent.com/search?q=cache:2Hdvh6w4MIkJ:www.sevgiadasi.com/yunus-emrenin-fikri-ve-edebi-yonu-nedir+Yunus'ta+Tasavvuf&cd=4&hl=tr&ct=clnk&gl=tr&source=www.google.com.tr
[3] İnsanı dünyanın ölçüsü kabul eden ve yer yüzündeki varlığında değer ve önem bulan hümanist düşüncenin kökleri, elbette Yunus Emre’den çok önce başlamıştı. Milattan önce 5. yüzlılda Protagoras, insanın var olan ve olmayan her şeyin öncüsü olduğunu belirtmişti. Doğuda Konfüçyüz ve Buda inançları, tanrısal ve insancıl değerleri bağdaştırıyordu. Sokrates, insanın kendisini tanıması üzerinde dururken hümanist düşüncenin temellerinden birini kurmuştu. Hıristiyanlık ve İslamlık da, dinsel hümanizmanın bellibaşlı kavramlarını getirdi, ama her iki dinin sonraki bağnaz ve yobaz yorumcuları, hümanist değerleri çiğnemeye kalkıştılar. Bu dinsel yozlaşmaya Orta Doğu’da çeşitli mezhepler – özellikle sufi tarikatlar – karşı gelmeye başladı. Yunus Emre’ye en yakın ve hümanizması üzerinde en etkili olan mutasavvıf, Mevlana Celalüddin-i Rumi idi. Yunus, Mevlana’dan tasavvufi hümanizmanın birçok unsurlarını Anadolu’nun başka bir manevi aydınlığı olan Tapuk Emre’den ise insancılığın heyecanını aldı.
Yunus Emre’nin hümanizması, yeni ve etkisiz doğmuş bir felsefi sistem değildir, Doğunun ve Batının yüzyıllar boyunca geliştirdiği hümanist düşüncelerin bir sentezidir. Yunus’un şaheseri olan bu sentezi, önceki hiçbir peygamberde, düşünürde, sanatçıda, şairde bulmak mümkün değil… Türk ozanı, eski Yunandan ve Roma’dan, Doğu dinlerinden, eski Türklerin insancı düşüncesinden, İslamiyetin öz değerlerinden, içinde yaşadığı bölgedeki sufilerden aldığı hümanist kavramları birleştirerek bir Türk hümanizması yaratmış ve onu Anadolu’nun yaşayan Türkçesiyle ve şiirsel boyutlarla işleyerek Türk toplumuna ve Türk kültürüne sürekli ve etkili bir ahlak olarak armağan etmiştir. Yunus’un sentezi kendisine ve Türk duyarlığına özgüdür. Yunus’taki hümanizma kapsamına Batı kültürü ancak Yunus’tan yüzyıl sonra ulaşabilmiştir. Aynı kapsamı, Rönesans’ta kolektif bir çaba ile gerçekleştirmek mümkün olmuştur; oysa bizim Yunusumuzun eseri, tek bir ozanın dehasından doğmuştur. Dünyanın hümanizma tarihinde Yunus’un önemi, bunun içinde de üstündür.
http://webcache.googleusercontent.com/search?q=cache:2Hdvh6w4MIkJ:www.sevgiadasi.com/yunus-emrenin-fikri-ve-edebi-yonu-nedir+Yunus'ta+Tasavvuf&cd=4&hl=tr&ct=clnk&gl=tr&source=www.google.com.tr

[4] Yunus’un asıl dehası, Türkçe’yi sanatkârane bir üslûpla kullanmasında aranmalıdır. O, âdeta
Türkçe tasavvuf ve ıstılah dilinin kurucusudur. Türkçe Yunus’un kalemiyle estetikleşmiş,
ebedîleşmiş ve canlanıp yayılmıştır” (Tatçı 2005: 67).
[5] “Şiirlerini aruz ve heceyle yazan Yunus, tasavvuf
heyecanını en derinden duyan ve hissettiren; duygu ve heyecanlarını çok sade ve akıcı bir
dille anlatan Türk dil ve edebiyatının müstesna şahsiyetidir. Türkçe onun dilinde dupduru bir
su gibidir: Parlak, anlaşılır; fakat coşkun” (Ercilasun 2004: 443)
[6] Emek Üşenmez, Yunus Emre’nin Dili Hakkında, Akademik Bakış, 2009, Sayı:16