23 Mayıs 2011 Pazartesi

Yunus Emre’yi Sevenlere Duyuru


Sevgi ve hoşgörüyle özdeşleşmiş insan adam Yunus Emre’yi tanımak ve tanıtmak benim için gurur verici bir görev ve büyük bir zevktir. Bu zevki  paylaşmak için Damla / Yunus Emre Özel Sayısı’nı çıkarma hazırlığı içindeyiz.

Tüm okuyucularımızı  Yunus Emre’yi paylaşmaya çağırıyorum.

Umuyorum ki bu sayımızda sizlerin de bir “sevgi”si olur.  

İnanıyorum ki, her yazanın Yunus Emre’ye ithaf edilmiş en azından bir satırı, bir dizesi vardır. Yine inanıyorum ki çağlar ötesinden bizlere seslenen Yunus Emre’ye içten gelen bir cevabınız vardır.

Özel sayımızı okuyucularımıza sunmadan önce, tüm yaratılanları seven, sevgi ve hoşgörüsü ile tüm insanlığı birliğe çağıran Yunus Emre’nin selâmını değerli okuyucularımıza  bildiriyorum.

Yunus Emre’nin selâmını alacağınızı ve ona vereceğiniz cevabı Damla / Yunus Emre Özel Sayısına göndereceğinizi umuyorum.

Dize, satır, paragraf, şiir, öykü, makale …vb. kalıplara dökülmüş olmasa da içinizden akan “sevgi” sözlerini Yunus Emre’ye Selâm başlığı altında yayınlamayı düşünüyoruz. Bu projemizin hacim sınırlaması yok, sayı sınırlaması yok, gün sınırlaması yok Tek sınırlamamız Yunus Emre duygu ve düşüncesine uygunluktur. Yunus Emre frekansındaki çalışmalarınıza açık olacak bu sayfamız. .( İstediğiniz zaman çalışmanızı gönderebilirsiniz.)

Değerli okuyucularımıza diğer sayfalarımız da açık olacaktır. Yunus Emre’ye ithaf edilmiş bir şiiriniz varsa, Yunus Emre’yi konu alan bir yazınız varsa ki, inanıyorum ki vardır. Bu çalışmanızı Özel sayımızda paylaşabilirsiniz.

Bu çalışmamız bir yarışma değildir.

Bu uğraşımız fazlasıyla ihtiyaç duyduğumuz sevgi ve hoşgörü ırmağının kurumaması, bu ırmağın denize ulaşması, Hakka ulaşması içindir.

Bu uğraşımızda bize katkı sağlayacak olanlara da olamayacak olanlara da sevgi ve selâmlarımı sunuyorum.

Sabahattin Gencal
( Emekli Öğretmen)

Not: Damla / Yunus Emre Özel Sayısı (2011) Haziran ayının ilk haftasında yayınlanacaktır.


22 Mayıs 2011 Pazar

Damla / Yahya Kemal Beyatlı Özel sayısı anketi sonuçlandı.

Not: Aşağıdaki 'anket sonuçları' kısmından
"etkileyen şiirleri" tıklayarak dinleyebilirsiniz.
Herkeste farklı farklı olan şiir zevki ölçülemez. Ancak bazı şiirler besteleniyor, bazı şiirlerle ilgili klipler, flimler çekiliyor. Onun için dönem dönem de olsa bazı şiirler daha çok yaygınlaşıyor, öne çıkıyor.
Şiirin anketlere sığmayacağını bile bile bir anket düzenledik. Bu anket sorusunu ve sonuçlarını açıklıyoruz:

Anket sorusu ve şıkları:

Yahya Kemal'in, en çok hangi şiirinden etkilendiniz?

Bir Başka Tepeden
Sessiz Gemi
Dönülmez Akşamın Ufkundayız
Ok
Akıncılar
Kandilli Yüzerken Uykularda
Aheste Çek Kürekleri
Endülüste Raks
Bir Bahar Akşamı
Rindlerin Akşamı
Hayal Şehir
Diğer bir şiir

Damla / Yahya Kemal Beyatlı Özel sayısı anketi sonuçlandı.
04. 05. 2011’de yayınlanan tek sorulu anket metni 22, 05. 2011’e kadar yayında kalmıştır.

Anket sonuçları:

Şiir                                                        tercih    %

Sessiz Gemi                                          11 (50%)
Bir Bahar Akşamı                                   4 (18%)
Bir Başka Tepeden                                 3 (13%)
Dönülmez Akşamın Ufkundayız               3 (13%)
Rindlerin Akşamı                                    2 (9%)
Aheste Çek Kürekleri                             1 (4%)
Endülüste Raks                                       1 (4%)
Ok                                                         0 (0%)
Akıncılar                                                 0 (0%)
Kandilli Yüzerken Uykularda                   0 (0%)
Hayal Şehir                                             0 (0%)
Diğer bir şiir                                            0 (0%)

---------------------------------------------------------
                                                              25 100%
Ankete katılanlara açıkça teşekkür ederiz.

Sabahattin Gencal
( Emekli Öğretmen)

3 Mayıs 2011 Salı

Damla / Yahya Kemal Beyatlı Özel Sayısı (İçindekiler)

İÇİNDEKİLER



 

DAMLA
 YAHYA KEMAL BEYATLI ÖZEL SAYISI



Yahya Kemal’in Etkilendiği Türk Şairler ve Şiirleri

Baki ( Alayiş-i Dünyadan El Çekmeye Niyet Var)
Muallim Naci ( Köylü Kızlarının Şarkısı)
Tevfik Fikret ( Sis)
Cenap Şahabettin (Elhan-ı Şita)
Abdülhak Hamit Tarhan (Makber)
Recaizade Mahmut Ekrem ( Ah Nejat)

Yahya Kemal’in Etkilendiği Yabancı Şairler ve Şiirleri

S. Mallermi ( Deniz Meltemi, Yaz Üzüntüsü)
P. Valeri ( Dost Orman)
Paul Verlain ( Şiir Sanatı)
Charles Baudelaire ( Aşıkların Ölümü, İçe Kapanış)
S. M. Heredia ( Sone)

Yahya Kemal’in Seslendirilmiş ve Bestelenmiş Şiirleri

Bir Başka Tepeden
Dönülmez Akşamın Ufkundayız
Rindlerin Akşamı
Kandilli Yüzerken Uykularda
Aheste Çek Kürekleri
Endülüste Raks
Sessiz Gemi
Akıncılar
Ezan-ı Muhammedi
Mehlika Sultana Aşık Yedi Genç
Kalbim Yine Üzgün
Ömrün Şu biten Neşvesi


  Bir Bahar Akşamı ( Fuad Edip Baksi'nin şiiri)
Yahya Kemal’in Şiirlerinden

Ok ( Hece ölçüsüyle yazılan tek şiiri)
Serberst nazım Ölçüsüyle yazdığı Şiirler:
Yahya Kemal’in Gazellerinden
Alpaslanın Ruhuna Gazel ( El yazısı ile)
Hayal Beste
Söyler

Yahya Kemal’in Tahlil Edilmiş Birkaç Şiiri:

Süleymaniye Şiiriyle / Fatih Bağcıoğlu
Koca Mustafa Paşa" Şiirinin Tahlili / Prof. Dr. Nurullah Çetin
Açık Deniz Üzerine Görüş ve Düşünceler
Eylül Sonu, Bir Eylül sabahı ( Kırık Bir Aşk Hikâyesi)
Gece
Siste Söyleyiş
Mihriyar
Geçmiş Yaz
Aşk Hikâyesi
Bir tepeden
Hayal Şehir
Rindlerin Ölümü
  Rubai ustası Yahya Kemal

Yahya Kemal için Yazılanlardan

Türkçe’nin En Büyük Şairi, Yılmaz Öztuna
Yahya Kemal Beyatlı (TC. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sitesi)
* Ahmet Agâhtan Yahya Kemal Beyatlıya
Üsküp
   Yahya Kemal ve Antileri
• Türk Şiirinde Bir Mühre Olarak Yahya Kemal /  Hasan Aktaş
Yahya Kemal’in Kişiliği ve Üslübu…
Yahya Kemal’in Dört Hizmeti
İstanbul’un Sekizinci Tepesi
* Evde Evsiz Kalan Adam: Yahya Kemal Beyatlı / Aynur Yavuz
Bütün Yönleriyle Yahya Kemal
Yahya Kemal / Fazıl Ahmet Aykaç
Yahya Kemal ve Dil Devrimi
* Yahya Kemal Türkçesi, Nihat Sami Banarlı
Yahya Kemal’in Atatürkle Dostluğu
• Yahya Kemal'in Şiiri Tac Mahal'in Karşılığı/ T. S. Halman
Kusursuz Mısralar/ H. S. Tanrıöver
* Kuğu Nağmesi, Beşir Ayvazoğlu
Şiir Olan Hayatlar: Yahya Kemal / Nazım Elmas
* Yahya Kemal Türk Şiirinin Nirengi Noktalarından Biridir
Yahya Kemal’in Nükteleri
Yahya Kemal’den Babasına Kartpostallar
Karikatürlerde Yahya Kemal
Yahya Kemal’i Aşağılayanlar
   Yahya Kemal ve Nev Yunanilik
Şiire Bir aşkla Başladım / Yahya Kemal
Aşk Nedir?
* Yahya Kemal'in Yazın Yaşamı
Yahya Kemal'in Şiirlerinde Aşk / Habib Fidan
Yahya Kemal Aşk Şiirlerini Kime Yazdı?
Celile Hanım
Yahya Kemal’in Heykeli
Yahya Kemal’in Mezarı

Diğer yazılar

* Yahya Kemal Müzesi, Rümeysa Tanrısever
* Yahya Kemalden ve Yahya Kemal Müzesinden Fotoğraflar
* Yahya Kemal'in Atatürk'e gönderdiği Telgraflar
* "Kendi Gök Kubbemiz" sahneye kondu
* Yahya Kemal Nobeli neden alamadı?
* Bendedir Şiiri ve Yahya Kemal
* Üsdadı Görmüştüm, Hilmi Yavuz
* Rindlik ve mellâmilik, Hilmi Yavuz
* Aziz İstanbul
* Nabi'nin Gazeline Yahya Kemal'in Naziresi
* Samih Rıfat'ın Nefes Şiirine Yahya Kemal'in Naziresi
* Yahya Kemal İçin Ne dediler? (1)
* Yahya Kemal İçin Ne dediler? (2)

Yahya Kemalle İlgili Kaynaklar
Yahya Kemal Beyatlı özel Sayısı Duyurusu
Yahya Kemal Beyatlı Özel sayısı anket Sonuçları
 

Damla / Yahya Kemal Beyatlı Özel Sayısını Sunarken


1963’te öğrenci olarak bulunduğum Bursa Eğitim Enstitüsünde bir şiir şöleni yapıldı. Mazeretim dolayısıyla katılamadığım bu şölenle ilgili olarak arkadaşlarımdan dinlediğim bir olayı aktarayım:
Edebiyat öğretmenimiz Sayın Mehmet Aydın Bey konuşmasını yapmak üzere kürsüye çıktı. Herkes pür dikkat dinlemeye başladı. Sevgili hocamız “şiir” dedi ve bir müddet sustu. Tekrar “şiir” dedi ve yine sustu. Bu suskunluk anında salonda hafif kıpırdanmalar oldu. Tekrar “şiir” diyerek kürsüden indi ve salonu terk etti. Herkes şaşırdı. Arkadaşlarımız hocamızın bazılarının fısıldaşmalarına kızdığını düşündüler. Çünkü hocamız çok hassastı.. O sene Paris’ten yeni dönmüştü. Çok temizdi. Her bakımdan temiz bir insandı.  Ses kirliliğine de tahammülü yoktu.  Bunun için sahneyi terk ettiği sanılıyordu. Tam bu sırada Hüsamettin Bozok Bey kürsüye çıktı. Heyecanlı heyecanlı “İşte şiir budur.” dedi ve hocamızın şiiri en etkili biçimde tanımladığını söyledi. Daha doğrusu şiirin tanımlanamayacağını bir kere daha vurguladı.

Şiirin evrensel tanımı yoktur; ama gerek edebiyatçılar gerekse eleştirmenler kendilerine göre şiiri tanımlamaktan da geri kalmadılar.  Bütün bu tanımlamalarda ortak nokta nedir? Bana göre Yahya Kemal Beyatlı’nın tanımı ortak nokta olabilir. “Şiir: Kalbden geçen bir hadisenin lisan halinde tecelli edişidir, hissin birden bire lisan oluşu ve lisan halinde alışıdır. Düşündüklerimizi vezinle ve lisanla ifade edişimiz şiir değildir.”
 *
21 Mart Dünya Şiir Günü dolayısıyla  değerli hocamız Mehmet Aydın Bey’in tanımını hatırladım ve sitemde özel bir çalışmaya yöneldim.
Zamanımın, bilgimin, kaynaklarımın yetersizliğinden geniş kapsamlı bir çalışma yapamazdım Bir şairi tanıtmaya, daha doğrusu bir şairi ele almaya karar verdim. Hangi şair üzerinde durayım diye düşündüm.

Bursa eğitim Enstitüsündeki çok amaçlı salonumuzda ( kütüphane, mütalaa salonu, tiyatro salonu, konferans vs. salonu) iki tablo asılıydı. Biri sahnenin önünde Atatürk portresi, diğeri girişin sağındaki duvarda asılı olan Yahya Kemal portresi. Hep merak etmişimdir .Niçin Yahya Kemal, ya da niçin sadece Yahya Kemal’in portresi asılıyor?
Hocalarımızdan derslerde      Yahya  Kemal bu şiirini 15 senede tamamladı, şu şiirini 36 senede tamamladı…vs.” gibi sözler duyunca yine merak etmişimdir.  Bu meraklarımı tatmin edemeden okuldan mezun oldum.
Seneler sonra Yahya Kemalle ilgili bir kitap geçti elime. Bu kitapta daha çok özel yaşamı konu ediniliyordu. Aşklarından, kilosundan yemesinden, içmesinden şundan bundan söz edilirken satır aralarında yeriliyordu. Ben yine merak ettim.
Bu meraklarımı tatmin düşüncesiyle 21 Mart Dünya Şiir Gününde Yahya Kemal’i tanıtmaya karar verdim. Bu arada Yahya Kemal’in etkilendiği Türk şairlerinden, Türk olmayan şairlerden örnekler sundum. Ayrıca birçok bağlantı oluşturarak Dünya Şiir Günü etkinliğine yakışır biçimde bir çalışma yapmaya çalıştım.

Yahya Kemal’i tam olarak, istenildiği ölçüde tanıtabildik mi? Şüphesiz ki  hayır. Ama bol kaynak vererek mümkün olduğu kadar Yahya Kemal’in tanınmasına vesile olmaya çalıştık.
Yaptığımız çalışma internet ortamında bulduklarımızdan seçtiklerimizi kendimize göre derleyip düzenlemekten ibarettir.Çalışmamız bilimsel bir çalışma değildir kuşkusuz. Ancak bilimsel çalışmaların gerekliliğini vurgulayan, bilimsel çalışmaları yalnız üniversitelerden beklememek gerektğini hatırlatan bir çalışmadır.Bu tür çalışmalar gereklidir. Çünkü Yahya Kemal yalnız magazinlere malzeme olursa yanlış tanıtılmış olur.

Yahya Kemali tanıtmak bize mi kaldı? Kuşkusuz ki hayır. Bu konuda uzman kişiler ve kuruluşlar yararlı çalışmalarını yetersiz de olsa sürdürmektedirler. Biz biraz da kendimizi tanımak için bu konuya el attık.  Umarım okuyucular da  Cahit Tanyol’un şu sözüne kulak vererek bu çalışmalarımızı değerlendirir."Kendinizi bulmak ve tanımak mı istiyorsunuz? Yahya Kemal'in şiirlerini dikkatle okuyunuz."

Damla / Yahya Kemal Beyatlı Özel Sayısının yararlı olması dileğiyle saygılar sunarım.

Sabahattin Gencal ( Emekli öğretmen) Başiskele-Kocaeli, 21. 03. 2011






Dünya Şiir Günü Projesi / Can Dündar

Yalın sözü yeğlese de yalınayak değildir şiir

Dünya Şiir Günü 1996 yılında Şair Tarık Günersel (Uluslar arası P.E.N. Türkiye Merkezi Başkanı) ve Şair Gülseli İnal’ın önerisi ile başladı. Bu öneri Şiir Uzayı Laboratuarı üyeleri Prof. Talat Halman, Mehmet H. Doğan, Mazhar Candan, Şükran Kozali ve Hakan İşcen tarafından da benimsendi. İlk kez 21 Nisan 1996 günü çeşitli dillerde şiirlerle kutlandı.
Dünya Şiir Günü Projesi 1997 yılında Edinburg’da yapılan uluslar arası PEN Merkezi Dünya Kongresi gündemine alındı. İskoçya’da delegeler tarafından meclise sunuldu. Öneri UNESCO’ya taşındı. UNESCO 1999 yılında Paris’te gerçekleştirilen 30. Oturumunda 21 Mart günü DÜNYA ŞİİR GÜNÜ ilan edildi ve UNESCO Kültür Takvimine alındı. 21 Mart Dünya Şiir Günü olarak kutlanmaya başlandı.

"Haydi bir şiir okuyun bugün...

Bunaldıysanız haberlerin aleladeliğinden, sıkıldıysanız şarkıcı dedikodularından, futbolcu fıkralarından, lotaryayla köşe dönme hesaplarından, bıktıysanız ekranların, sayfaların işportacı ağızlarından gelin, siz de şiire sığının..."


Can Dündar

DÜNYA ŞİİR GÜNÜ KUTLU OLSUN SEVGİLİ DOSTLAR...

21 Mart Dünya Şiir Günü Türkiye Bildirileri

21 Mart Şiir Günü 2011 Türkiye Bildirisi / Sait Maden

                                                         ŞİİRİN DİP SULARINDA

            Günü birlik insan için “söz” soyut bir olgudur, toplumsal ilişkilerinde, dilsel alış verişlerinde kullana geldiği incecik bir zar, yapay bir kurgu. Nesneleri simgeleyen sözcükler, adlar gösterme nitelikleri dışında sadece boş birer kılıftır. Bugün bir vidanın, bir bilgisayar faresinin işlevselliği yanında sözün, sözcüğün iş görür hiç bir niteliği yoktur. Gülünçtür bunu ondan beklemek.

            Oysa gerçek ozan için “söz” şiirinde kullandığı dil somut bir güçtür, tıpkı kolu, bacağı gibi vücudunun bir üyesidir. Kendine özgü bir evren kurmaya çalışır onun yardımıyla.

            Evet, bir evrendir şiir, uçsuz bucaksız bilinmedik bir coğrafyadır. Binlerce ozan aramıştır onu, binlerde ozan arayacaktır. Bulanlardan öğrendik böyle bir coğrafyanın varlığını. İlginç ülkeler tanıdık böylece, ilginç sesler, görünümler, ilginç varlıklar. Adına “sözcük” dediğimiz nesnelerden üretilmiş varlıklar.

            O ülkelere ayak basan kişi, bizim günlük yaşamımızda kullana geldiğimiz sözcükler kıskacından kurtulmuş ve yepyeni, alışılmadık seslerin dokuduğu, biçimlendirdiği o gizemli varlıklarla yüz yüze gelmiştir. Kendisine özgü bir evren kurmaya başlar böylece.

            Güçtür ozanın işi. Dil içinde yeni bir dil kurmaya, bunu gerçekleştirmeye adamıştır kendini. Bin bir türlü engelle karşılaşır hep. Aşması gereken çok doruk, çok uçurum, çok deniz vardır. Ama hiç birinden gözü yılmaz onun. Amaç, kutsal amaç çok ötelerde, tıpkı tüllere, mücevherlere bürünmüş bir sevgili gibi beklemektedir onu.

            O ülkeleri aramakla geçti bütün yaşamım. Kıyısından köşesinden ulaştığımı sanıyorum. Bu acaba ne kazandırdı bana? Bir çok şey: Günlük yaşamın, sıradan yaşamın, ıvır zıvır ilişkilerin çürük ipliğiyle örülmüş yaşamın dışında gökkuşakları, ışık yağmurları, mutluluk denen kavramı bin bir renkle süsleyip somutlaştıran bir bakış sağladı bana. Daha ne olsun.
Sait MADEN
***

21 Mart Şiir Günü 2010 Türkiye Bildirisi / Özdemir İnce

New York’un Brooklyn Köprüsünde dilenen bir kör dilenci varmış. Köprüden gelip geçenlerden biri adamcağıza günlük gelirinin ne kadar olduğunu sormuş. Dilenci iki dolara zar zor ulaştığını söylemiş. Yabancı bunun üzerine kör dilencinin önünde duran, sakatlığını belirten tabelayı almış, tersini çevirip üzerine bir şeyler yazdıktan sonra dilencinin boyuna asmış ve şöyle demiş: “Tabelaya gelirinizi arttıracak bir şeyler yazdım. Bir hafta sonra uğradığımda sonucu söylersiniz bana.”

Dediği gibi bir hafta sonra gelmiş. Kör dilenci: “Bayım size nasıl teşekkür etsem azdır. Eskiden en fazla beş dolar veriyorlardı. Şimdi günde on-on beş dolar kadar topluyorum. Olağanüstü bir şey. Tabelaya ne yazdınız da bu kadar sadaka vermelerini sağladınız ?” demiş.

“Çok basit, diye yanıtlamış adam, tabelanızda ‘Doğuştan Kör’ yazıyordu, onun yerine ‘Bahar geliyor ama ben göremeyeceğim’ diye yazdım.”

Şiirin, söz sanatının gücünü anlatmak için, öylesine çok kullandım ki bu sözleri sonunda sanki benim oldu. Okurlar artık Roger Caillois’nın adını unutup buluşun bana ait olduğunu sanmaya başladılar.

Ancak, ben, şiirin söz gücüne ağırlık verirken, olgunun bir başka yönünü unutmuşum : “Bahar geliyor ama ben göremeyeceğim” cümlesi tersine bir etki yapıp kör dilenciyi beş dolarından da edebilirdi. Demek ki şiirin şiir olması için algılanması, alımlanması da gerekir. Bu da mümkün. Ama bu ilişki de tehlikeli. Ya alımlayıcı şiiri algılayacak düzeyde değilse. Bu da çok olası. Özellikle yeni ve yol açıcı şiir için.

Uzun süredir, yazdıklarımın alımlanması artık hemen hemen ilgilendirmiyor beni. Bu nedenle şiir sanatının övgüsünü yapmayacağım; şairin ve şiirin varsayımsal gücünü öne çıkartmayacağım.

Şiirlerimi soyut ve yaşsız bir okur (sadece “bir” okur) için yazdığımı anlamış bulunuyorum. Şairlerin Tekel emekçilerinin eylemi için şiir yazmaya teşvik eden benim gibi birinin onu sorumluluklarından soyundurduğum ve çelişkiye düştüğüm sanılmasın sakın. Ben şairlerin şiirlerini o biricik ve anonim okur için yazmalarını istedim. Tekel işçilerinin eylemi sadece yaralayıcı, acıtıcı bir izlek !

Bugünlerde yayımlanması gereken Toplu Şiirler’imin birinci cildinin önsözü şöyle bitiyor :
“Size içtenlikle bir şey söyleyeceğim : Şiirlerimin, kuramsal yazılarımın, denemelerimin, çevirilerimin ve gazete yazılarımın ölümümden sonra başlarına gelecekler hiç ilgilendirmiyor beni. Unutulurlar mı, unutulmazlar mı, yaşarlar mı, yaşamazlar mı ? Bunlar hiç ilgilendirmiyor beni. Ben onları yazarak kendime bir hayat kurdum ve bu hayatta mutlu oldum. Belki başkalarını da biraz mutlu etmişimdir. Olabilir !”

Şairin şiiri hiçbir zaman ısmarlanmamıştır : Ne zamanı vardır ne de mekânı. Ama bu nedenle hem zamanı vardır, hem de mekânı.

Bir gün terekesi açılır, borcu ve alacağı ölçülür. Ama şairin ne borcu vardır, ne de alacağı.

Habersiz gelir, habersiz gider.
Özdemir İnce
***
21 Mart Dünya Şiir Günü 2009 Türkiye Bildirisi / Kemal Özer

YALIN SÖZÜ YEĞLESE DE YALINAYAK DEĞİLDİR ŞİİR!

Bir yüzleşme günündeyiz yine.
Yine şiire bakıyoruz. Yine şiir ne işe yarar diyenlerle göz göze gelerek.
Sesimizde yankılanan yine öncelikli bir soru: Hangi niteliklerle yüz yüze getirir bizi şiir?
Sayabiliriz o niteliklerin birkaçını hemen: Yaratıcı eyleme merak, dönüşü olmayana cesaret, sıradana açılan savaş, emeğe gösterilen saygı, duyarlığa tanınan özgürlük, tasarlananı genişleten ufuk...
Şöyle diyebiliriz örneğin:
“Çin Seddi bittiği akşam duvarcılar nereye gittiler?” diye soran meraktır şiir.
Kralı çıplak gördüğünde korkağın söyleyemediği cesur sözdür.
Sıradanın yavanlığına başkaldıran çeşitlilik, emeği hor görene indirilen tokattır.
Duyarlığı sınırlı tutanın karşısına yeni bir dil ile, tasarlananı güdük bırakanın karşısına yeni bir dünya ile çıkandır.
Neruda'nın dediğini bir kez daha yineleyebiliriz öyleyse: Yedi canlıdır şiir. Bunca sömürü ve yoksulluğun insana yaşamı dar ettiği, işkence ve savaşlarla bunca zulmün, zorbalığın, kıyımın yeryüzünü kana boğduğu günlerde şiirin payına da canından olanların acısı düşer, soluğunun önüne birtakım engeller dikilir. Ama her keresinde yeniden canlanacaktır o, yüzleşmek için ayağa yeniden kalkacaktır.

Her yüzleşme gününde kıyıcıya, zorbaya, işgalciye karşı diyeceği bir söz, yapacağı bir eylem, her yüzleşme gününde suskun kalanlara, boyun eğenlere karşı dolaşıma çıkaracağı bir öfke vardır çünkü. Eylemini kendisi kalarak gerçekleştirmeyi, öfkesini sözcüklere bürüyerek biriktirmeyi, sözünü çoğu kez yalın söylemeyi yeğlese de, onlarla kıyıcının, zorbanın, işgalcinin ve suskunluğun üstüne yürürken yalınayak değildir. Çıkarıp kafalarına fırlatacağı bir ayakkabısı her zaman vardır.

Kemal Özer
***
21 Mart Dünya Şiir Günü 2008 Türkiye Bildirisi / Ahmet Oktay

Şiir: "Dilin İçindeki Yabancı Dil"
Şiirin iç çekişinde ya da haykırışında duyduğumuz, varlığın ve varoluşun sesidir. Eğer şiir, en derin metafizik kaygıları olduğu kadar, en güncel politik istekleri de dile getirebiliyorsa, bu; hem toplumsal etkinliğimize hem de tinsel beklentilerimize ait oluşundandır.

Şiiri bir biçim sanatı olarak tasarlamak ya da tanımlamak, onu bir içerik sanatı olarak da tanımlamaktır. Biçimi olmayan hiçbir öz ve vice versa; özü olmayan biçim yoktur. Sadece ilişkiler ve karşıtlıklar vardır şiirde. Evet'le hayır arasında diyalektik bir gidiş geliş, Şiir budur.

Şiirsel imge, tam da Hegelci/Marksçı anlamda, karşıtların birliği ve çözülüşüdür. Tam da bu yüzden, şiirden hem her şey, yani tinsel ve toplumsal yaşamımızın olumlu ve olumsuz ögeleriyle dolmuş bütünlüklü görünümünü dillendirmesini hem de hiçbir şey olmamasını, yani göndergesiz bir söylem kurmasını bekleriz.

Ama son kertede şiir, Pindaros'tan bu yana, toplumsala gömülüdür (socially embedded) ve toplumsal olarak düzenlenmiştir (socially regulated).

Şiir, belirsizlikle doludur. Şair, başladığı bir şiir hakkında bir ön düşünceye sahip olsa bile, şiirinin bütününün ne olacağını bilmez. Şiir, bir yerde bilinçdışı ile bağlantılıdır. Iris Murdoch, şiirin "doymak bilmez her yerde oluşundan" söz eder. Evet, her yerdedir şiir.

Şiirsel dil, sınırları iyice belirgin bir şey'in ya da bir duyumun, betimi değil, bir haline geliş'in dilidir. Deleuze/Guattari ikilisinin sözleriyle, şiir "dilin içindeki yabancı dildir" Şiir, en uzlaşmacı göründüğü noktada bile, yabanıl ve hayırlayıcı olmayı başarır. Verili gerçekle yetinmeyiş, şairin başkaldırıcı gücünün besleyici toprağıdır. Şiirin düzeni, son kertede bir düzensizliği ima eder.

Küresel kapitalizm imgeler alanını, yani sanatsal alanı da sömürgeleştirmiş bulunuyor. Ama şiiri halâ sömürgeleştiremedi ve Pazar Ekonomisi'ne eklemleyemedi. Magazinel edebiyat basını, şiiri halâ manşet yapamıyor ve ayağa düşüremiyor. Nietzsche "çekiçle felsefe yapmaktan" söz etmişti.

Şair, hala çekiçle yazabiliyor.
Ahmet Oktay
***

21 Mart Dünya Şiir Günü 2007 Türkiye Bildirisi / Hayrettin Geçkin

ŞİİR NEREYE
Yaradır şiir; sözcüklerin gizli, aykırı ve yasak buluşmasının
yol açtığı. Öyle bir yara ki sızısından, dünyanın dönerkenki
çıkardığı ses bile etkilenir. Sonsuza dokunmak, imkânsızla
buluşmak iyileştirebilir ancak onu. Her seferinde öte gerçekleri
uyandırmaya kalkışması, verili olanı sorguya alması bundan.
Sözcüklerin ona dar gelmesi de.

Üşür, kentler yağmalandıkça
Ateş aldıkça silahlar
Muhalif bir soruya dönüşür sonra. Doğayla sevgili yakınlığı
kuran, kendinin bir benzerini, itaat etmeyen ve emretmeyen
birini arayan ozanın sorusu olur. İnsanın yarımlığına dokunmak
için hiç açılmamış kapılarını zorlar sözcüklerin. Ve derin
susmalardan, kanamalardan, anlamlı boşluklardan ve
söylenmemişliklerden süzülüp “dünyaya nereden gidilir” diye
seslenir. Bilinçli bir bilinçsizliğin içinden konuşur hep.
Fakat bilincindedir muhalifliğinin. Ve hiçbir muhalif onun
kadar muhalifliğinin farkında bile değildir belki de.
Tanımlara sığmazlığı, hizaya sokulamazlığı, tuhaflığı,
içtenliği, aykırılığı, öfkesi, kural tanımazlığı, uzlaşmazlığı
nsana ve dünyaya karşı olmasındandır; insandan ve dünyadan yana
olmasından…

Öteki ellerini kullan
Öteki sesinle çık sokağa
Diye uyarır insanı. Şiir, artık uzaklara hazırlıktır.
Ve yolculuğa dönüşmüştür böylece. Çünkü bir mümkündedir aklı.
Tasarlanmayan hayata bir türlü sığamaz, sığdırılamaz. Ortak aklın
insanı sıradanlaştıran ortak egemenliği dışında bir yerde kendini
yakalamaya çalışan ozandan başkası dayanamaz bu yolculuğa. Çünkü
sadece ozan, önünde duran onlarca, yüzlerce sözcüğü iteleyerek,
onların içinden yüreğine teyellenen, kalemine ilişen birkaçıyla
yarattığı tufan sonucu, el değmemiş duyarlıklara, yaşanmamış
aşklara, kurulmamış dünyalara tanık edebilir bizi; geçmişin ve
sonranın derinliklerinden elde ettiği imgelerle şimdinin bilgisine
taşıyabilir.

Yol yüründükçe, söz de yontula yontula azalır. Görünürde olmayan
görünür olmaya başlar. Yüreklenir arka çıkılmamış düşünceler.
Gelişmiş insan, yaşanır ülke ve barış içinde dünya düşleri
kuran ozan, düşlerinin peşindedir aynı zamanda. Çünkü gelecek
beklenen bir şey değil, yapılan ve yaratılan bir şeydir onun
için. Bu durumu;

Öteki gözümle gördüm gerçeği
Şaşakaldı iki gözüm
Diye duyurur bize. Bütün zamanların sanığı olarak gösterilir,
olsun. Onun için önemli olan, hayatı üst bir hayata, anlamı üst
bir anlama taşımaktır. Bir hayli zorlanmıştır dilin sınırları.
Susmalar bile dile dönüşmüştür artık. Hayat nerede eksikse şiir
de oradadır. Ancak, kor ateşte ele geçmeyen ve ressamın tuvaline bir
türlü taşıyamadığı renk gibidir. Yetinmez anlamla. Açıları arasında
sonsuzluklar bulunan bir düşgendir çünkü.

Ne yapsanız, nasıl söyleseniz her tanımda eksik kalır. Ve hep
ulaşılmazlıkla besler kendini. İsteyen; gece şafağa, tomurcuk
meyveye, sevinç öpücüğe ve korku güvene dönüşürken görebilir onu.
Aşkın önünde diz çökenler ve sevgilinin karşısında hiçbir şey
olmayan ve onunla sonsuzca eşitlenenler… Bütün hayatlardan
devşirdiği bir hayatla, birkaç yıldız ötede bir düşte konaklayan
ve düşlerin de gerçeğin sınırlarına alınmasını isteyen ozanın,
varlığından sıkıntı duymayacağı ikinci bir dünyadır artık.

Şiir sayesinde kendisini keşfeden, yeteneklerinin, cesaretinin
ve özgürlüklerinin sınırlarına ulaşan ozana, söylenecek bir şey
mi kaldı?

Ey ozan, sözcüklere daldır yüzünü, şiirden daha derin bir deniz
var mı?

Hayrettin Geçkin 
***

21 Mart Dünya Şiir Günü 2006 Türkiye Bildirisi / Arif Damar

Ne mutlu şiir okuyana ve sevene!..

Şiir depremdir, şiir ayaklanmadır, şiir başkaldırıdır. Şiir şimşektir, yıldırımdır, gök gürültüsüdür şiir. Şiiri, yani yıldırımı hiçbir siper-i saika durduramaz. Şiir korkunçtur, güzeldir. Hiçbir kapı, hiçbir duvar önünde duramaz. Kapı tunçtan, demirden, çelikten de olsa önünde duramaz.

Şiir yürür, ezer geçer. Ş iir her şeyden, herkesten daha güçlü, daha yıldırıcıdır. Şiir sınır tanımaz, ne kral tanır, ne imparator. Şiir Cengiz Han'dan da, Sezar'dan da, Hitler'den de, Büyük İskender'den de büyüktür.

Şiirin yürüdüğü yolun bitimi yoktur. Şiir sonsuzluğa gider, sonsuzluktan gelir. Şiir hiçbir güce boyun eğmez. En güçlüden daha güçlü, en güzelden daha da güzeldir. Eşsizdir, bir benzeri daha olmamıştır ve olmayacaktır da.

Şiir bütün dillerden başka, bambaşka bir dille konuşur. Ama onun dilini, söylediğini herkes ama herkes anlar. Şiiri hiçbir güç tutsak edemez. Altın da, pırlanta da, elmas da şiirden değerli değildir; olmamıştır, olmayacaktır. Şiir dilsizleri konuşturur, sağırların kulaklarını açar. Şiir buluttur, yağmurdur, gökyüzüdür. Şiirin arkadaşları, dostları vardır. En
yakın dostu bilimdir. Sonra musiki ve resim gelir. Şiirde müzik de vardır, resim de, yontu da. Mimar Sinan'la da dosttur, Darwin, Einstein'la da.

Şiir gelecektir, umuttur, özlemdir, mutluluk ve güzelliktir. Şiirden en zalim, en gaddar, en acımasız krallar, imparatorlar bile çekinir, korkar. Şiir ölümü bilmez, şiir yaşamdır. Şiir, sevinç ve mutluluktur.

Şiir kötümserlik bilmez, tanımaz. İyimserdir, cömerttir ve gençtir, delikanlıdır. Yakışıklıdır şiir. Şiir sonsuzluk gibi en güzel kokar; güllerden de, karanfillerden, zambaklardan da güzel. Şiir deniz gibidir. Nasıl denizi kimse anlatamazsa şiir de tıpkı öyledir. Homeros, Dante, Shakespeare şiiri anlatmak için büyük çaba harcadılar ama şiiri deniz gibi tam anlamıyla kimse, hiç kimse anlatamadı.

Deniz gibi, o da yalnız kendi anlatır kendini. Şiir sevgilidir, şiir yazandan iyi koca olmaz. İyi baba, iyi oğul, iyi kız da olmaz belki ama iyi arkadaş, iyi dost, iyi kardeş olur. Şiir sevgilidir dedik ve hep sevgili kalmıştır ve kalacaktır.

Şiir ne tanker, ne şilep, ne gemidir. Şiir yelkenlidir. Bir korsan yelkenlisidir. Hayduttur şiir. Şiir aldatmaz, çalıp çırpmaz. Doğruluktur şiir. Emektir, alın teridir. Şiir inatçıdır, hırçındır ve hep ama hep yürür gider. Şiir durmaz ve durdurulamaz. Şiire ne boyunduruk, ne tasma takılır.

Şiir zincire vurulamaz. Şiire kelepçe takılamaz. Şiir özgürdür, özgürlüktür. Şiir zalimlere, alçaklara, namussuzlara meydan okur. Onun gücü en güçlüye boyun eğdirir. Engel tanımaz. Engelleri yıkar ve ezer geçer. Şiir ölümsüzdür. Şiir olmasa, sevdalılar söyleyecek söz bulamaz; o zaman sevda da, aşk da olamaz. İnsanoğlu yok olur. Şiirdir insanoğlunu sürekli kılan.

Anaların şefkati, babaların güveni, çocukların kıvancıdır. Şiiri anlatmaya çalıştım ama ne gezer. Önce söylediğim gibi şiiri, deniz gibi kendi, yalnız kendi anlatır. Yaşasın şiir! Yıkılsın diktatörler, krallar, asiller, emperyalistler. Şiir zaten onları hep ama hep yıktı ve hep yıkacaktır. Ne mutlu şiir yazan, şiir okuyan, şiir sevene. Ötesi yok...!

Arif Damar
*** 
21 Mart Dünya Şiir Günü 2001Türkiye Bildirisi / Fazıl Hüsnü Dağlarca

Şiirler, nereden geldiği belli olmayan, tanımı yapılamayan, bütün
yaşamımızı etkileyen boyutları evrence süren o ateşböcekleridir. Şiir
yazan sözcüklerin 'yeri' vardır. Bu yerler sandığımızdan büyüktür.
Yanyana geldiklerinde eski ya da yeni yeryüzlerini ulaştırırlar bize.
Şiir yazan sözcüklerin şiir yazmayan sözcüklerden nasıl
ayrıldıklarını yazar, düşüncelerindeki boyutla sezebilir. Bu ayrımı
yaparken neyin şiir olduğunu, neyin olmadığını kişisel varlığının o
andaki soluk almasıyla anlar.
Şiirler yerlerini birbirlerine katarlarken bir başarıya da
ulaşırlar. Yazın evrenindeki genel yeri genişletmiş olurlar. Bugün
bir Rus Edebiyatı, bir Fransız, bir İngiliz Edebiyatı alanları varsa
bu kazanç, o ülkeler şiirlerinin kazandıkları, bize kazandırdıkları
özel yerlerle oluşmuştur.
'Yer' sözcüğünün üzerinde duruyorum, 'ses' demek istemiyorum
burada. 'İm' demek istemiyorum. 'İmin Yürüyüşü' adlı yapıtımda
söyledim bunları. 'Yer' sözcüğüyle anlatmak istediğim komik bir
alandır. O ateşböceklerinin alanıdır. Kozmik alanların şiirlerden
oluşmuş yaratılar olduğunu da hepinize duyurmak isterim.
Çeviri olayı, bütün yönleriyle anlaşılmamıştır. Bir dildeki bir
yapıtın dile dönüştürülmesi ne yazık ki çeviri gerçeğinin tek örneği
sayılmıştır. Dilden dile aktarma, çeviri gerçeğinin belki de milyarda
biridir ya da dışındadır.
Burada anlatmak istediğimiz gerçek çeviridir.
'Gökyüzü'nün 'yeryüzü'ne çevirisi bugüne dek yaşanan tek
çeviridir. Çeviri birbirini yaratırken evrenin ta kendisi
sayılmalıdır. Oluşum dediğimiz olay, doğadaki gizin açıklanmasıdır.
İlk patlamaların bize getirdiği eylem, bir sözün çevirisinden başka
ne? Daha önceki yaşama, vardığı söylemi, başka bir söyleme
dönüştürürken, yaptığı eylem çeviridir. Yüzyılların binyıllara,
binyılların sayısız uzaklara ulaşması bir elle uzandığımız, öteki
elle tuttuğumuz tek yazıdır. Bu tek yazı insan varlıklarına ulaşırken
çiviye benzemiş olabilir. Adına hiyeroglif denebilir, adına papirüs
denebilir. Unutulmamalıdır ki bütün bunlar insan usunun çeviri
eylemini gözler önüne serer.
Şiir, günü geleceğe çevirirken öylesine zenginleşir ki telefon
derler ona, gramafon derler ona, radyo, televizyon, bilgisayar,
internet derler ona, yine de bütün gücünü dile getiremezler.
Şiirin bütün özdeklerde görünümü başka başkadır. Kuşun sesinde
görünen odur, maviliği sese dönüştürmüştür. Demirin ateşte dövülürken
kıpkırmızı olması odur; dışarı çıkmayı kırmızıya dönüştürmüştür.
Yaşlı bilginin avuçlarındaki harfler odur; evreni umuda
dönüştürmüştür. Gelin olan kızın ilk gecesi odur; ipeği sevişmeye
dönüştürmüştür. Birbirimize yakınlığımız odur; ekmeği özgürlüğe
dönüştürmüştür.
Duyuyor musunuz şimdi? Duyuyor musunuz, burada sizi bana
dönüştürmüştür.
 Fazıl Hüsnü Dağlarca
 **

Sesli Şiirler - Şiir Dinletileri


Çocuklar
Rüzzgar Şiiri (Cahit Külebi)


Baglanmayacaksin Şiiri

Sakarya Türküsü şiiri
Siirsiz Yasamak Turkceciler.com

Müjdat Gezen Şiir Dinletisi |


şiir dinletisi abanahaber

*

Şairlerin kendi seslerinden şiirleri, İnsanokur.org
Flash Şiirler, Öğretmen Kubilay İlköğretim Okulu
Sesli Şiirler, Edebiyat Dergisi
Arka fon müzik ve videosuyla hazır sekiz şiir

Şiirle İlgili Kaynaklardan

Şiirle ilgili genel yazılar, Şiir Akademisi
*
Şiir ve antropoloji, Hilmi Yavuz, I    II    III
*
Şiir, Şiir Akademisi
*
Şiir Parkı
*
Şiirle ilgili sözler, bilgininsitesi
*
Şairler, Şiirler, Denizce
*
Şiir Sitesi
.*
Şiir Bul
*
Şiir Deryası
*
Şiir Perisi
*
Hayat Dergisindeki Dil ve Edebiyat Yazılarının İncelenmesi
*
Şiirlerden Seçmeler
*
Antoloji.com ( şiir bölümü)
*

Yahya Kemal Beyatlı / Sabahattin Gencal

Yahya Kemal Beyatlı
( 02. 12. 1984 Üsküp -- 01. 11. 1958 İstanbul)
Şair ve yazar, öğretim gürevlisi, diplomat, millet vekili,
 ***
Yahya Kemal Beyatlı

Türkçe’yi kullanan şairlerin en büyüklerinden olan Yahya Kemal Beyatlı’nın yaşamı da, sanatı da kendine özgüdür. Şiirleri yaşamının, hatta toplumumuzun  aynası olan Yahya Kemal’i , en azından  ana özellikleriyle tanımalıyız.

Yahya Kemal Lozan’a giden heyette danışman olarak bulundu, öğretim üyeliği, elçilik, millet vekilliği  yaptı;  ama şair ve yazar olarak tanındı. (1)

Yahya Kemal makaleler, sohbetler, denemeler, tenkitler, hikayeler, siyasi hatıralar, mektuplar,  tarihi yazılar, portreler vb. düz yazılar yazdı; ama  şiirleriyle daha çok tanındı.

Yahya Kemal bir şiirini hece vezni ( Ok şiiri), birkaç şiirini (Karnaval ve Dönüş, İstanbul ufuktaydı, Ufuklar, Gece Bestesi) serbest vezinle yazdı; ama diğer bütün şiirlerini aruz vezni ile yazdı.

Yahya Kemal ünlü divan edebiyatçılarının ve Servet-i Fununcuların; Fransız şair ve düşünürlerinin etkisinde kaldı; ancak kendine özgü bir şair oldu. (2)

Yahya Kemal önceleri Baki’nin yolundan, 'Bakinin taklitçisi ' sözlerine aldırmadan yürüdü., Nedimi ve diğer divan edebiyatçılarını okudu, inceledi; ama taklitçi olmadı. Divan edebiyatının içinden yeni bir ruh, yeni bir ses getirdi.  Bu ruhu batıda getirdikleriyle bir potada eriterek biz de neo- klasiğin bayraktarı oldu. Başka deyişle, deruni ahengin yakalanabildiği, fazlalıktan, pürüzlerden, ayrıntılardan kurtulmuş, süzülmüş, hassas bir şiir anlayışı, estetiği  getirdi. Yahya Kemal, şiirde ses yaratmaya özen göstermiştir. (3)

Yahya Kemal  Terkib-i bent, mürabba, tahmis, taştîr, tazmîn, müstezat, musammat, kıta,  rubai  ve divan edebiyatının diğer nazım birimleriyle yazdı; ama en çok gazelleri ve şarkılarıyla tanındı.

Yahya Kemal divan edebiyatında kullanılan beyit be kıtalara yer verdi; fakat her beyitteki anlam farklılıklarına son vererek batıda olduğu gibi şiire tema bütünlüğü sağladı. Kısaca Yahya Kemal’in gazelleri divan şiirine Avrupai bir öğe katmıştır.

Yahya Kemal şairliğinin  ilk dönemlerindeki şiirlerinde, Hayyam rübailerinin çevirilerinde ve son dönemimlerinde yazdığı bazı şiirlerinde  divan şairlerinin kullandığı dili kullandıysa da sonraki dönemlerinde halkın anlayabileceği dili kullandı.  Türkçe’ye bir canlılık getirdi.(4)

Diğer şairlerin şiirlerinde şehir ve semt tasvirleri görülmekle beraber  şehir ve semtlerin şiirini yazma geleneği Yahya Kemalle başlar. Yahya Kemal şehirlerin, semtlerin tablolarını, mısralar buyunca kelimelerle çizer. (5)
Yahya Kemal semtleri sadece coğrafi özellikleriyle değil tarihi ve kültür özellikleri, mimari, toplumsal ve ekonomik özellikleri ile bir bütün halinde şiirlerine konu ediniyor. Ancak istismarcı yazarlar gibi ideolojilere sapmıyor. Bir düşünür gibi geçmişle ve gelecekle bağ kuruyor; uyum içinde yaşanabileceği üzerinde duruyor.

Yahya Kemal’in ilk şiirleri divan edebiyatçılarının ve Tanzimat dönemi edebiyatçılarının şiirleri gibi yalnız gözle okunabilen şiirler olmakla birlikte ilk dönemin sonrasındaki şiirleri söylenen, dinlenebilen şiirlerdir, bestelenen şiirlerdir. Yahya Kemal’in şiirlerinde ses, ahenk ve ritim fazlasıyla görülür. Açık deyişle Yahya Kemal’in mısraları birer müsiki cümleleridir.  Yahya Kemal bir ahenk şairi olarak tanınır. (6)

Yahya Kemal şiire daha çocukken bir aşkla  başladığını söylüyor.  Yahya Kemal’in birçok şiirinin arka planında kadınlara duyduğu aşk, insanlara duyduğu aşk, gaza aşkı, tasavvufi vb.  aşk görülür. Ama en çok da çocukluğunu geçirdiği Üsküp ve özellikle de İstanbul aşkı şiirlerinde açıkça görülmektedir. İstanbul’un Osmanlı medeniyetinin simgesi olduğu düşünülürse Yahya Kemal’e İslâm medeniyetinin Osmanlı yorumu şairidir diyenlere hak verilebilir.Yahya Kemal bir millete ait her unsuru bir potada eritmiştir.  Kısa deyişle, Yahya Kemal’in çocukluk, gençlik, ihtiyarlık dönemlerinin duygulanmaları şiirlerinin arka planında görülebilir. Yahya Kemal’in şiirlerinin arka planını görmek özellikle de yorumlamak kolay değildir. (7)

Yahya Kemal’in şiirlerinin arka planında kendi duygu ve düşünceleri, aşkları görüldüğü kadar milli tarihimiz ve kültürel değerlerimiz de görülür.  Onun şiirleri geçmişimizi, günümüzü olduğu kadar geleceğimizi de gösteren bir ayna gibi olduğu bazı edebiyatçılarımız tarafından değişik biçimlerde belirtilmiştir. Birçok edebiyatçı da köprü benzetmesi ile Yahya Kemal'in geçmişten geleceğe, doğudan batıya köprüler kurduğunu belirtmişlerdir.

Yahya Kemal’in şiirlerinde açıktan açığa öğreticilik yoktur, bir doktrin de yoktur. Bu yüzden hem cumhuriyetçiler, hem de komünistler tarafından kınanmış olmasına rağmen  şiirine  ideoloji katmamış, şiirindeki saflığı bozmamıştır. Yahya Kemal tüm şair ve düşünürlerden yararlanmış; fakat saf şiir yaratma kararlılığından vaz geçmemiştir.  
Şiirlerine ideoloji katmamış; ama toplusal, siyasal, tarihsel konuları da göz ardı etmemiştir.

Yahya Kemal , diğer şairlerin şiirlerinde kullandığı tarih, vatan , millet, kahramanlık, ölüm , aşk  ayrılık ve acı , özlem , hayal …vb temaları şiirlerinde işlemiş; ancak fazla abartmamıştır.

Yahya Kemal eserlerinde bir çok edebi sanatı , ustalıkla kullandı. Ancak teşbih, açık istiare, kapalı istiare sanatlarını daha çok kullandı.

Sağlığında hiçbir eseri yayınlanmayan  Yahya Kemal İlk şiirlerini Malûmat ve İrtika dergilerinde  yayınlamıştır. 1918′de Yeni Mecmua’daki yayınlarıyla ilgi uyandırdı. Daha sonraki dönemlerde Edebi Mecmua, Şair, Büyük Mecmua, Şair Nedim, Yarın, İnci, Dergah gibi dergilerdeki şiirleriyle tanındı, hayranlık uyandırdı.
Yahya Kemal, Peyâm-ı Edebî, İleri, Payıtaht, Tevhid-i Efkâr, Hakimiyet-i Milliye gazetelerinde de  düz yazılar yazdı.

Yahya Kemal ölünceye kadar yazdı.  Gerçi bir çok yazar da ölünceye kadar yazmıştır. Ama Yahya Kemal mısralarındaki her kelimeyi tartarak ve anlaşılır biçimde yazmıştır.  “Mısra benim haysiyetimdir.” diyen Yahya Kemal, mısralarını bir kuyumcu gibi işlemeye ölünceye kadar devam etti.  Bu titizliğinde ötürü bazı şiirleri yarım kaldı. (8)

'Saf şiir' anlayışının kurucusu ve temsilci Yahya Kemal ‘in,  doğu ve batı kültürünü hazmetmiş biri olarak yoğurduğu, işlediği şiirleri yayınlandığı zamanda olduğu kadar günümüzde de büyük zevk alarak okunmuş ve dinlenmiştir. Geçmiş, hal ve geleceğin iç içe olduğu Yahya Kemal’in şiirleri kültür ve uygarlığımızın aynasıdır.  

Sabahattin Gencal ( Emekli öğretmen)
Başiskele – Kocaeli, 21. 03. 2011
________________________________________________
1.Yahya Kemal Paris’ten İstanbul’a dönüşünde  Darüşşafaka’da edebiyat ve tarih öğretmenliği yaptı. Daha sonra  Medresetü’l-Vaazin’de de uygarlık tarihi dersleri vermiştir.Ardından 1915-1918 yılları arasında Darülfünun müderrisi seçilmiş, medeniyet tarihi, batı edebiyatı ve Türk edebiyatı okutmuştur.( Yahya Kemal’in ne lise ne de üniversite diploması vardır.Sızıntı, sayı:261 Şubat 2009)
*
Yahya Kemal  (Nisan 1926-14 Mart 1929)  Varşova sonra da Madrid (14 Mart 1929-25 Nisan 1932 ) elçiliğinde bulundu. Matritteyken  Lizbon elçiliğini de yürütmüştür. (19319. Yahya Kemal’in son memuriyeti de Pakistan büyük elçiliğidir.(8 Ocak 1948-2 Aralık 1948 )
*
Yahya Kemal Urfa (1923), Yozgat ( 1934- 1935), Tekirdağ (1935- 1943) ve İstanbul (1943- 1946)  millet vekili seçilmiştir.
2.Yahya Kemal’in eserleri ölümünden sonra, sağlığında kendisinin tasarladığı başlıklar altında yayımlanmıştır:
Yapıtları
Şiir:
Kendi Gökkubbemiz (1961),
Eski Şiirin Rüzgârıyle (1962),
Rubâîler-Hayyam'ın Rubâîlerini Türkçe Söyleyiş (1963),
Bitmemiş Şiirler (1976),
Düz Yazılar :
Aziz İstanbul (1964),
Eğil Dağlar (1966- Millî Mücadele yazıları),
Siyasî Hikâyeler (1968),
Siyasî ve Edebî Portreler (1968),
Edebiyata Dair (1971),
Çocukluğum, Gençliğim, Siyasî ve Edebî Hatıralarım (1973),
Tarih Musahabeleri (1975),
Mektuplar ve Makaleler (1977).
3.Yahya Kemal şairliğinin ilk dönemlerinde Baki, Nedim, Muallim Naci, Tevfik Fikret vd şairlerin etkisinde kalmıştır.
Yahya Kemal, Paris’deki sanatçılardan, özgür yaşamdan ve elbetteki ögretmenlerinden çok şey ögrenerek kendini geliştirdi ve yeniledi. Her akşam tiyatroya gitmeye çalıştı, sürekli okudu. Ögretmeni Camilla Julian’ın sözüyle, içerisindeki yetenekli yanardağ uyandı; ” Fransa milletini, 1000 yılda, Fransa toprağı yarattı”.
Paris senelerini anlattığı küçük şiir;

Jaures’in gür sadası devrinde,
Tuncu canlandıran ilahtı Rodin;
Verlaine absent’i Baudelaire afyonuna
Karışan sihirli bir hazdı şiir.
…Eski Paris’te bir ömür geçti.
Ideal rüzgarıyla hür geçti.
4. Yahya Kemal  şiirde ses yaratma kudreti arar:
Ses
…..
Gönlüm bu sevincin halecâniyle kanatlı
Bir tâze bahâr âlemi seyretti felekte.
Mevsim mütehayyil, vakit akşamdı Bebek’te;
Akşam... Lekesiz, sâf, iyi bir yüz gibi akşam...
Tâ karşı bayırlarda tutuşmuş iki üç cam,
Sâkin koyu, şen cepheli kasrıyle Küçüksu
Ardında vatan semtinin ormanları kuytu;
YKB

Yâ Râb! Ne musâvatı ne hürriyeti ver
Hâttâ ne o yoldan gelecek şöhreti ver.
Hep neşve veren aşkı terennüm dilerim
Yâ Râb! Bana bir ses yaratan kudreti ver.

YKB
5.  . Yahya Kemâl Beyatlı,  “Bu dil ağzımda annemin sütüdür” dediği arı Türkçe ile yazdığı şiirleriyle büyük ve haklı bir üne kavuşmuştur.( Gencay Zavatço, Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi (6) 2003 / 2 : 137-143)
6. Yahya Kemal Beyatlı “Süleymaniyede Bayram Sabahı”, “Koca Mustafa Paşa”,“Siste Söyleniş”, “Gece”, “İstinye” ve “Eylül Sonu” “Erenköyü’nde Bahar”, “Moda’da Mayıs”, “Viranbağ”, “Fenerbahçe” , “Maltepe”   …vd. şiirlerinde İstanbul’u işler.
7.  Üstad elinde serteser ahenk olur lisan
Mızraba ses verir kelimatiyle tel gibi.
YKB
“Şiir, ritim yani nazım sanatı olduğu için güfteden önce bir bestedir. Mısralarında nağme hissedilmeyen bir manzume sadece bir güftedir ki onu sâhasına atarız. Mısra mısra bir beste olan manzume ise asil şiirdir.” Yahya Kemal Beyatlı   
8. “1912’de Balkan harbinden önce İstanbul’a gelmiştim.
Yakup’la tanıştım. O, metinden Fransız edebiyatını okumuştu,
okuyordu. İkimiz de bir hülyaya kapıldık; İran’dan Yunan’a
geçmek… Eski edebiyatın mihrakı İran’dı. Geç olmakla beraber
Yunan klasiklerine dönecektik. Nazariye şuydu : Modern
edebiyatımız gerçi Avrupa’ya dönmüştü. Fakat bu model,
Fransızların son şiiri ve son nesri idi. Bu kâfi olamazdı. Bütün
Avrupa’yı anlamak için ancak Yunanlılardan başlamak lâzımdı.
Biz coğrafyaca, kısmen de medeniyetçe Yunanlıların vârisiyiz.
Bu verasete din, mani olmuştur. ..."

Yahya Kemal, gençlik hevesiyle Nev Yunanilik adı verilen bir akıma, yönelişe kapılır. Ancak bu çok sürmez. Türk Tarihi ve İslam medeniyeti kaynaklarından beslenir.
“Ona göre, Türk devletleri içinde, yükseliş devrinde dünyada her bakımdan medenî bir üstünlük kuran ve onu uzun süre devam ettiren en büyük devlet, Osmanlı İmparatorluğu'dur. Osmanlı İmparatorluğu'nun tarihi, tema olarak, millî bir edebiyatı besleyebilecek güçtedir. "Açık Deniz" şiirinden başlayarak "Akıncı", "Mohaç Türküsü", "İstanbul'u Alan Yeniçeriye Gazel", "Barbaros Anıtı Kitabesi", "Selîm-nâme", "Süleymaniye'de Bayram Sabahı" gibi şiirlerinde epik bir atmosfer içinde millî tarih temasını işler. (”http://www.nearamistin.com/)