22 Aralık 2011 Perşembe

Bıldırcın Pilavı / Dayatılanla Yaşamak


BENİM MESLEĞİM
                                   Bir öğretmen ebediyete hükmeden insandır.
 Tesirlerinin nerede biteceği bilinmez.           
(Henry Adams)

I

Yazmak istediğiniz halde yazamadığınız bir anınız oldu mu? Benim içimde bir türlü yazamadığım bir öyküm var. Buna meslek öyküsü diyemezseniz de, ancak öğretmenlerin duyabileceği bir duygu diyebilirsiniz.
Öyküme çeşitli başlıklar düşündüm. En çok da “Bıldırcın Pilavı”, “ Öğretmenin Birkaç Günü” başlıkları üzerinde durdum. Ama öyküyü yazamadım. En iyisi anısını anlatayım, öyküyü siz yazın. Başka deyişle anılar benden, bu anıları öğretmene saygı, öğretmenin toplundaki yeri ve önemi…vb. gibi düşüncelerle işlemek, süslemek sizden.


Benim Mesleğim başlıklı anı yazımdaki genel çağrımıza uyarak 
Bıldırcın Pilavi başlıklı bir öykü yazan Dayatılanla Yaşamak'a 
açıkça teşekkür ederim.
Sabahattin Gencal
***
Hocam, sadece denedim. Biliyorum çok zor anlatmak o anki duyguları. o yüzden farklı şekilde denedim diyebiliyorum.. umarım beğenirsiniz..  
Dayatılanla Yaşamak                                                                     


Bıldırcın Pilavı

Mehmet , ıslıkla bir türkü tutturmuş ,avladıkları bıldırcınları temizliyordu...Bugün kurban bayramının ikinci günüydü..Arkadaşları Hasan ve Kasım ile, şöyle bir felekten bir gün çalmak için ava çıkmaya karar verip düşmüşlerdi gün ağarmadan yola.

Uzun süredir bu kadar eğlenmemişlerdi. Hasan’la Kasım gece kalacakları çadırı kurarken o da kamp ateşini yakıp bıldırcınları temizlemeye koyulmuştu..neredeyse yarısını bitirmişti bile..birazdan ateş kıvama gelirdi..o da bıldırcınları pişirmeye başlayacaktı..iyice acıkmışlardı..pişirmeye başladığında bıldırcınların kokusu iştahlarını iyice kabartacaktı..büyük kısmını yarına saklayacaktı…annesi çok güzel bıldırcın pilavı yapardı..öğretmen olmayı tercih etmesinin sebebi sevgili öğretmeni Sabahattin Bey de yarın akşam onlara yemeğe gelecekti..ona da yedirmek istiyordu kendi elleriyle avladığı bıldırcınlardan.

Ortaokuldan bu yana yıllar ne çabuk geçmişti.. Altı yıldır kendisi de Samsun Meslek Lisesinde öğretmenlik yapıyordu. Sabahattin öğretmen Samsundan onüç yıl önce kendisini ortaokuldan mezun edip ayrılmıştı. Şimdi meslektaş olarak karşılaşacaklardı.. ama Sabahattin öğretmenin geleceğini öğrendiğinden beri kendisini yine o biraz haylaz öğrenci gibi hissetmeye başlamıştı. Oysa, Sabahattin öğretmenin yaşındaki mesai arkadaşlarıyla beraberken hiç de kendini öyle hissetmiyordu. Onları meslektaşları olarak görmek hiç de zor olmamıştı..İyi ki de annesinin dayı kızıyla evliydi Sabahattin öğretmen..yoksa nasıl görecekti bir daha anıları dışında..

Sabahattin öğretmen kendisine nasıl sarılacaktı acaba..öğrencisi olduğu yıllardaki gibi şefkatle mi yoksa bir meslektaş gibi mi?

Keyifle gülümsedi temizlediği son bıldırcını da torbasına koyarken… 

Hasan ve Kasım halen çadırı yerleştirmekle uğraşıyorlardı..seslendi ‘ben bıldırcınları kızartmaya başlıyorum, elinizi çabuk tutun yoksa aç kalırsınız’’ Kasım homurdanarak cevapladı ‘pek bir neşelisin, işin zor tarafını bize yıktın bak dalgana orada’. Mehmet bıldırcınları pişirmeye koyulurken cevapladı ‘benimle iyi geçinmeye bak yoksa senin payına düşenler nar gibi değil kömür gibi olur’ Hasan, gizlice Mehmet’in dibine kadar gelmişti, birden üstüne atladı.. Çocukluklarında olduğu gibi bir süre itiştiler sonra ateşin etrafında oturup sohbete koyuldular..Kasım da birazdan onlara katıldı..Üçü de çocukluklarından beri iyi arkadaşlardı. Ne zaman ava çıkıp da böyle baş başa kalsalar çocuklaşırlardı..Ateşte pişen bıldırcınların kokusu tüm iştahlarını ayağa kaldırmıştı..beklemek zorlaşmaya başlayınca birer parça ekmek koparıp yemeye başladılar , bahçeden topladıkları domates, biber ve soğanlarla....

Sohbetlerine de keyiflerine de diyecek yoktu..her zamanki gibi, avcı fıkralarıyla başlayıp kendi avcılıklarıyla dalga geçiyorlardı..ama Mehmet bir başka keyifliydi bu sefer.. Kasım dayanamayıp sordu..zaten içlerinde en meraklı olan oydu.. Kim ne yapmış, neden yapmış, her şeyi hep merak ederdi..’Memo ne oldu da bu kadar keyiflisin, bizim yarımız kadar bıldırcın avlayamadın diye ağlaman gerek aslında ama sen bu gece pek bir şensin.. piyango vurdu da mı söylemiyorsun bize’’ Mehmet keyifle güldü ‘ yok be kardeşim..hani bizim Sabahattin öğretmen vardı ya ortaokuldan’’ ‘’Vardı, ne olmuş ona?’ ‘ Bir şey olmamış canım, buraya gelmiş bayram ziyareti için, yarın gece de bize gelecekler yemeğe’ ‘Deme ya, kaç sene oldu..ne iyi bir adamdı..adamcağıza neler çektirmiştik neler…..eeee..yarın akşam senden bir bir hesabını sorar mı sorar..bakalım böyle pişmiş kelle gibi sırıtabilecek misin karşısında’’ ‘’sorar mı sorar, ben de yine başımı öne eğip bilmiyorum öğretmenim valla ben görmedim derim..’’

Hasan tanımıyordu Sabahattin öğretmeni..’çok mu sert biriydi?’ ‘ aslında değildi ama…’ diye başlayıp anlatmaya başladılar Mehmet ile Kasım..anılara daldıkça dalıyorlardı..kimi zaman anlatımları gülüşlerle mola alıyordu, kimi zaman hüzünlü bir iç çekişle, kimi zaman da Hasan’ın sorularıyla…ateş sönünceye kadar keyifle yiyip içip anılarda yolculuk yaptılar.. 

Artık üşümeye başlayınca çadıra girip battaniyelerinin altında birbirlerine yanaşıp ısınmaya çalıştılar, tıpkı çocukluklarında soğuk yataklara girdiklerinde yaptıkları gibi.. hepsi Sabahattin öğretmeni düşünüyordu..acaba O da hatırlıyor muydu o günleri.. Mehmet tam dalacaktı ki, yine Kasım’ın meraklılığı tuttu..’ Sen de öğretmen oldun, senin öğrencilerin de seni böyle iyi anımsayacaklar mı yıllar sonra..’

Mehmet bir an düşündü ‘ ardında silinmeyecek kadar güçlü izler bırakanlardan olmayı çok isterim ama Sabahattin öğretmen kadar güçlü izler bırakabilir miyim bilmiyorum’ Hasan da uyumamıştı ‘ ya siz Sabahattin öğretmeninizde iz bıraktınız mı? O sizi böyle sabahlara kadar konuşabilecek kadar hatırlıyor mu?’’ Kasım atıldı ‘Adam nereden hatırlasın, kaç tane öğrenci geçti elinden..kolay mı öyle..bizim hatırlamamız normal, üç beş öğretmen vardı karşımızda ve Sabahattin öğretmeni de sevmiştik, etkilenmiştik..ama O’nun için öylemi...yıllar boyu yüzlerce öğrenci çıktı karşısına, öyle değil mi Memo, sen de öğretmensin?’ Mehmet hemen cevap veremedi..dilinin ucuna gelmişti ‘Öyle, haklısın’ demek ama bir şeyler engel oldu.. düşündü..ilk öğrencilerini çok net hatırlıyordu..onlar ilk göz ağrısıydı, sonrakileri? Onları da hatırlıyordu, hatta bazılarının okul numarasını bile hatırlıyordu. Gerçi kendisi sadece altı yıldır öğretmendi.. ama Sabahattin öğretmen de hatırlıyor olmalıydı..unutulabilir miydi öğrenci sayısı çoğaldıkça.. bunu yarın anlayacağım diye düşündü sonra yüksek sesle ‘bilemiyorum ‘ dedi ‘bilemiyorum, ben hatırlıyorum hepsini ama bazılarını daha net hatırlıyorum, demek öğrenciler de farklı izler bırakabiliyor öğretmenlerinde’ Hasan ısrar etti ‘ yapma ya Memo, üç beş yıl sonra bir çoğunun izi silinmiş olur, bunca sene sonra Sabahattin öğretmen hanginizin haylazlıklarını veya çalışkanlığını hatırlayacak’’ uykuları açılmıştı artık, konuşmaya devam ederken günün ağardığını gördüler …
Mehmet’in kafasına takılmıştı.. acaba unutmuş muydu Sabahattin öğretmen? Olası değil düşünüyordu, en azından yüzleri hatırlayacaktır, insan emek verdiği evladını unutabilir mi? Kendi çocuklarını düşündü..hepsinin yüzlerini bir bir gözlerinin önünden geçirdi..ne çok anısı vardı her birisi ile ilgili..hepsinin ama hepsinin izi vardı yüreğinde..yıllar geçse de silinemez diye düşündü..öğrencileri onun çocuklarıydı..kızdığı anlarda bile sevdiği çocukları..emek verdiği çocuklarını, yaşam biçimlerini, düşünce biçimlerini, belki de ailelerinden çok daha fazla şekillendirdiği çocuklarını… 

Akşam olmasını büyük bir heyecanla bekledi..onun için büyük buluşmaydı bu.. Kurban bayramı olduğundan ev et doluydu ama özellikle istemişti annesinin bıldırcın pilavı yapmasını..kendi avladığı bıldırcını ikram etmek istiyordu, farklı bir anı kalsın istiyordu. Sabahattin öğretmenin anlamasını istiyordu kendisi için ne kadar değerli olduğunu.
Nihayet geldiler.. bahçede karşıladı öğretmenini Mehmet. Anladı ki, hep öğrenci kalacaktı kalbi öğretmeninin karşısında..hasretle öptü ellerinden..öğretmeni sımsıcak kucakladı onu..ne akrabalık ilişkisi ne meslektaşlık..hepsi silinmişti..sadece öğretmen ve öğrencisi vardı…tıpkı baba ile oğul ilişkisi gibi..bütün yaftaların dış kapıda bırakıldığı..
Sofraya bıldırcın pilavı geldiğinde dayanamadı Mehmet ‘ Hocam ben vurdum bu bıldırcınları’… diye bir çırpıda anlatıverdi. Bir gece önceki muhabbeti.. anlatırken anlıyordu, konuşmadan anlatan öğretmeninin duygularını..gözlerindeydi Mehmet’e cevabı..daha Mehmet soramadan cevabını almıştı işte..
Sabahattin öğretmen de hatırlıyordu, tek tek bütün çocuklarını, hepsinin ayrı ayrı anılarını biriktirip dururken hiç beklememişti karşılığını.... belki de unutulduğunu düşünmüştü..hiç bilememişti o hayırsız çocuklarının bir av çadırında, sabahlara kadar anlatabilecek kadar çok anılar sakladıklarını kendisiyle ilgili..hiç beklememişti ki zaten..ne hatırlanmayı, ne ziyaret edilmesini, ne başka bir karşılığı…beklememeyi öğrenmişti hayırsız çocukları yüzünden…ama kalbinde, beyninde hep onlarla yaşamıştı..Mehmet’in boğazına tıkandı lokmalar… pişmanlıkla doldu içi.. bu güne kadar gösteremediği için sevgisini..bunca zamandır göstermediği için öğretmeninden kalan izlerin etkilerini…..oysa ne kadar basitti mutlu etmek, hayatını çocuklarına adamış o sevgili insanı…suya uzandı lokmasını yutmaya yardımcı olsun diye. Bardağını boşaltıp masaya koyduktan sonra cesaret edebildi gözlerine tekrar bakmaya..rahatladı…öğretmenin aklına bile gelmemişti kırılmak veya suçlamak...tam tersine, bunca yıl sonra bile olsa bu kadar değerli olduğunu hissetmek onca yılların hayırsızlığını unutturuverip mutlu etmişti. Sadece derin bir iz bırakmış olduğunu bilmek..başka hiçbir şey değil..’Ben de böyle bir öğretmen olabilecek miyim?’ diye düşündü.. ‘işte bu yüzden’ dedi içinden ‘kendi kendine, ‘Sabahattin öğretmeni avcı çadırında sabahlara kadar konuşabildik, o yüzden yaşam sentezlerimizde onun izi hep var olacak’’ 
*************************************************************

4 yorum:

  1. Siz kimbilir ne kadar kıymetlisiniz ki bu denli sevilmişsiniz...Sizi tanımayan insanlara bile enerjinizi, sevginizi nasıl yansıtmışsınız ki sizin için, sizin adınıza böyle güzel bir hikaye yazılabilmiş. Gerçekten kıymetli bir mesleğiniz var, ama ona daha da kıymet katan sizin verdiğiniz değer... Bundan sonra ben de size öğretmenim diyeceğim, sevgiler...

    not:Dayatılanla Yaşamak'ın hikayesi gerçekten çok güzel

    YanıtlaSil
  2. Merhaba nini,
    Ziyaretiniz, yorumunuz ve iltifatınız için teşekkür ederim.
    "Öğretmenim" hitabı sevgiyi, saygıyı, içtenliği ve erdemleri kapsayan bir hitaptır. Bana, 35 yıl emek verdiğim öğretmenlik yıllarımdaki öğrencilerimi hatırlatan bir hitaptır. Onun için "öğretmenim" diyecek olmanıza sevinirim, onur duyarım...
    Başarılar ve hayırlı günler dileğiyle.

    YanıtlaSil
  3. Merhabalar Sabahattin Hocam,

    "Dayatılanla Yaşamak"ın kaleme aldığı "Bıldırcın Avı" isimli hikayesinin özünde annelikten sonra en kutsal meslek ve görev olarak bildiğimiz öğretmenin ve öğretmenliğin işlenmesi çok güzeldi.

    Sayın hocam; hem bu hikayeyi ustaca kaleme alan kardeşimize, hem de sizin öğretmenlik aşkınıza şükranlarımı sunarım.

    Selam ve dualarımla en Güzel'e emanet olun.

    YanıtlaSil
  4. Merhaba Recep Bey Kardeşim,
    Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
    İltifatınız için de ayrıca teşekkürler...
    Hayırlı günler dileğiyle.

    YanıtlaSil