3 Aralık 2011 Cumartesi

Alışkanlık / Sabahattin Gencal

       Alışkanlık söz, davranış, iş…vb. eylemlerin, başkalarının emri ve baskısı olmadan, içten gelen itici bir güçle tekrarlanmasıdır.

        İnsan doğumundan ölümüne dek sayısız yararlı, yararsız  alışkanlıklar edinir. Yine yaşamı boyunca yararlı alışkanlıkları pekiştirme, zararlı alışkanlıklardan da kurtarma çabası içindedir insan. Böyleyken insan, maalesef  alışkanlık hakkında pek fazla bilgiye sahip değildir.

        Bir bebeğin parmağını emmesi, bir çocuğun tırnağını yemesi, bir gencin sigaraya başlaması, bir yetişkinin içki içmesi…say sayabildiğin kadar. Erken kalkmak, okumadan yatmamak, ders çalışmak… Bunların hepsi alışkanlık değil mi? Doktorlar, eğitimciler, psikologlar, sosyologlar… vb. birçok meslek sahibi alışkanlıklar edindirme ya da alışkanlıklardan kurtarma uğraşısı içinde. Bu uğraşlarda başarılı olabilmek için alışkanlığın ne olup ne olmadığını iyice bilmek gerekir.

        Alışkanlığın baş nedeni içten gelen itici güç yerine kısaca ADİ güç de diyebiliriz.( A: aklın, D: duygunun, İ: içgüdünün ifadesidir.) Bir alışkanlıkta örneğin sigara alışkanlığında aklın payı ne kadardır, duygunun, içgüdünün payı ne kadardır?. Bunu bilmek gerekir ki sigara alışkanlığı edinilmesin ya da sigara içme alışkanlığı önlensin. Akıl sigaranın zararlarını sayar; ama duygu sessiz kalır. İçgüdü şartlanıldığı gibi hareket ederse sigaradan kurtarmak mümkün olur mu? Oruç tutan bir kişinin inanç duygusu da etkinleşiyor ve niyetli iken alışkanlık yeniliyor.

        İç güdü derken içten gelen tüm güdüler, tüm faaliyetler, durumlar kast edilmiştir. Hormon salgılama, emilim, otomatik hareketler…vb. birçok faktörler, genetik durumlar vb. bilemediğimiz, izah edemeyeceğimiz durumlar için kullandığımız iç güdülere tesir eden etmenlerin, yine insanın duygularına, aklına tesir eden etmenlerin  bilinmesinde yarar var. Demek ki bir alışkanlığın kazandırılmasında ya da alışkanlıktan kurtarma çalışmasında sadece kişiyi değil, çevresini, toplumu, içinde bulunulan ortamı, içinde bulunulan coğrafyayı, hatta iklim koşullarını bilmek gerekir. Bu yeter mi? Yetmez tabii. Ekonomik ve kültürel durumları, öz geçmişi de bilmek gerekir. Tüm eğitimciler, psikologlar, sosyologlar, doktorlar ve de tüm aydınlar sözü edilen bu bilgiye ulaşmak için uğraşıyorlar. Tüm bu uğraşlara rağmen başarılı olunamıyor. Kötü alışkanlıklar bireyleri de toplumu da yutmak üzere. Neden acaba?


        Başarısızlığın nedeni koordineli çalışamamaktır. Doktor ayrı çalışır, öğretmen ayrı çalışır, sosyologlar, yöneticiler ayrı çalışır. Kimi dünyanın öbür ucundaki hazır bilgiyi alır; ama komşusunu göremez. Kimi Milattan önceki bir olayı alır; ama günümüzü göremez. Kimileri yararsız araştırmalara dünyanın parasını harcarken kimileri kağıt kalem bulamaz… Kimi yapar, kimi bozar desem yanlış mı demiş olurum. Yanlış diyenlere televizyonlardaki programları izlemelerini, sokağa bakmalarını tavsiye ederiz.

        Amacımız yakınmak değil. Amacımız en küçüğünden en büyüğüne dek herkesin kötü alışkanlıklara edindiğini vurgulamak değil. Amacımız alışkanlığın baş nedeni olarak gördüğümüz ADİ güce dikkat çekmektir. Bu tabiri ilk kez ben kullandım; ama aklın, duygunun, iç güdülerin sarmalını açıklayamam.  Umuyorum ki bilim kurulları, eksikliklerini de tamamlayarak tam kadro halinde toplanır ve toplumu aydınlatırlar.

        Üniversitelerimiz mutlaka faaliyet gösteriyorlardır. Ama toplumu aydınlatamadıktan sonra faaliyetin fazla bir kıymeti olmaz. Odanın içindeki fenerlerin karanlıkta yürüyenlere faydası olur mu.

        Ek olarak da şunu belirtelim: Her şeyi başkalarından bekleme, kurumlardan, devletten bekleme alışkanlığımızdan da vazgeçelim. En azından kendi alışkanlıklarımızı gözden geçirelim: İşi basitinden ele alalım.

        Erken kalkabiliyor muyuz? Erken yatabiliyor muyuz? Erken kalkmak, erken yatmak bir şiirin adı değil; bir yaşam felsefesi bir kurtuluş reçetesidir.

        Doğru nefes alabiliyor muyuz? Nefes almasını öğrenemeden bu dünyadan göçenler kervanına katılmayalım.

        Beslenme alışkanlığımız nasıl? Çiğnemesini biliyor muyuz? Bu konuda ne kadar da çok yayın var değil mi? Yazılı basın, görsel basın bu alışkanlıkla ilgili o kadar bilgi veriyor ki, hangisi doğru, hangisi para kazanma amaçlı belli değil.

        Beslenme alışkanlığı, çiğneme alışkanlığı dedim de aklıma geldi. Dimağımızı besleme alışkanlığımız var mı? Her halde vardır değil mi? Dimağı beslerken çiğneme mevzubahis mi? Yani diyelim ki biri bir dolma verdi, lup diye yutuyor muyuz. Yutmuyorum diyenlere nutuk atanlarını sözlerini irdelemelerini tavsiye ederim. Uzatmayalım, söylenenleri, yazılanları  süzgeçten geçirerek almalıyız.

      Süzgeçlerimiz ADİ olmalı, adi olmamalı.

      Sabahattin Gencal,  Başiskele, 31. 10. 2010


2 yorum:

  1. Yazınızı ilgiyle okudum. Ne yazık ki bizler bir çok şeyi biliyoruz ama sıra bildiklerimizi uygulamaya gelince tökezliyoruz. Çünkü yazılan ve söylenenler sadece başlıklardan ibaret. Örneğin "Doğru Beslenmek" nedir? Ya da "Bilinçaltı nasıl okunur?" Kişiliği oluşturan içsel ve çevresel faktörleri hepimiz biliriz ama kişilik bozukluklarından nasıl kurtulacağımızı bilemeyiz. Sigara alışkanlığının nedenleri herkesçe bilinir ama kurtulmanın bir reçetesi yoktur. Yıllarca felsefe yapıp sonunda felsefenin bana hiç bir yararı olmadığını farkettim desem abartmış olmam. Buna rağmen felsefe yapmayı hala seviyorum. Yazı için teşekkürler.

    YanıtlaSil
  2. Merhaba Gülsüm Hanım,
    Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
    Felsefe yararsız gibi görünmesine rağmen yararlıdır, yeter ki felsefenin ne olduğu ne olmadığı iyice kavransın. Bu yaşıma dek felsefeyi kavrayamadım. Yoksa felsefe kavranılamayacak kadar büyük müdür? Her neyse, felsefeyi sevmeye devam ediyoruz.
    Hayırlı günler dileğiyle.

    YanıtlaSil