10 Kasım 2011 Perşembe

Türkiye Atatürk'ün Yörüngesindedir / Sabahattin Gencal



TÜRKİYE ATATÜRK’ÜN YÖRÜNGESİNDEDİR[1]

            Atatürk ve Türkiye’si özdeşleşmiş bir kavramdır. Bu özdeşlik devam etmektedir, devam edecektir.
            Türkiye Cumhuriyetinin temel felsefesini tüm boyutlarıyla anlayabilmek için Atatürk’ün kişiliğini, yaptıklarını, amaç ve yöntemlerini bilmek gereklidir.
            Esir ulusları özgürlük savaşlarına teşvik edici, örnek bir tarih olayı olan Türk Kurtuluş Savaşının kahramanı Atatürk, çağımızın en büyük adamlarından biridir.
            “Atatürk,dünyaya ün salmış bütün büyük adamlar gibi komplike idi. Yani kolayca anlaşabilecek kadar basit değildir. Meselâ, benim bildiğim Atatürk büyük bir askerdi; ama savaşçı değildi… Sonra Atatürk, büyük bir devrimciydi; ama devrimlerini yaparken hiçbir vakit ihtilâl metotları kullanmamıştır. Millet iradesine büyük bir önem vermiş, her devrimi Büyük Millet Meclisinden geçirerek tatbikata koymuştur.”[2] Böylece teokratik, monarşik, yarı koloni ve doğu medeniyetine bağlı, statik, gayri milli, geri bir Türkiye yerine lâik,halkçı, müstakil, dinamik, milli bir Türkiye kurulmuştur.[3] İşte Atatürk İnkılâbı budur. Yapılanlar biri diğerine bağlı ve Kurtuluş savaşı kadar gerekli olan işlerdir.
            “Türk Devrimi sırf askerî mahiyette, sadece düşman boyunduruğundan kurtulmak için girişilmiş bir hareket değildir. Askeri savaşlar milli kurtuluşun zaruri bir şartı sayılmıştır. Memleket düşmandan temizlendikten sonra yapılması planlanan işler, İstiklâl Savaşı kadar önemli idi. Türk Devriminin bu karakteri, onun dünya tarihi içinde seçkin yerini sağlamıştır. Onu Orta doğunun yarım kalmış hareketlerinden ayırtmıştır.”[4]
            Türk devriminin amacını Atatürk şöyle açıklamıştır:
            “Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılâpların gayesi, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen modern ve bütün mana ve şekliyle olgun bir topluluk haline getirmektir. İnkılâplarımızın esas gayesi budur.”
            Bu amaca ulaşmak ve başarılı olmak için kullanılan yöntemleri Atatürk’ün sözlerinden çıkarmak mümkündür:
            “Bir teşebbüste başarı ancak töreli bir planla, en rasyonel tarzda çalışmakla mümkün olabilir.”
            “Benim bütün tertiplerimde ve icraatımda hareket düsturu edindiğim bir şey vardır: O da vücuda getirilen teşkilat ve müesseselerin şahısla değil, hakikatle yaşatılabileceğidir. Onun için her hangi bir program filanın programı değil, fakat millet ve memleketin ihtiyaçlarına cevap verecek fikirleri taşıması bakımından kıymet bulup itibar görebilir.”
            Çağdaş demokratik toplumlar, büyük kahramanlarla değil, yasaların, kurulların, bilinçli kitlelerin yönetimi ile ilerler. Atatürk bunu sezmiş ve Türk Ulusuna bir yöntem olarak benimsettiği içindir ki bugün de Atatürk olmaksızın da Atatürk Devrimi devam etmektedir. Başka deyişle Türkiye Cumhuriyeti şahısla değil hakikatle yaşayacaktır.
            “ Başarı için pratik ve emin yol, her safhayı vakti geldikçe uygulamaktır.
            Zamanında hiçbir şeyi kaçırmamak ve zamansız hiçbir şeye uzaktan yakından tevessül etmemek başlıca dikkatimizi teşkil etmelidir.” Atatürk’ün  sözleri  O’nun yöntemi hakkında fikir verir.
            “Ben diktatör değilim, çünkü ben, zoraki ve insafsız hareket etmek bilmem. Önce diktatör başkalarını iradesine ram edendir. Ben kalpleri kırarak değil, kalpleri kazanarak hükmetmek isterim.”
            Özetle söylemek gerekirse Atatürk’ün başarılarının en büyük sırrı planlı çalışma, demokratik olma, zamanlama ve en önemlisi de insancıl bir yaklaşım içinde olma. Bu yöntemler kuşkusuz ki çağdaş yöntemlerdir.
            Türkiye Cumhuriyetini, yukarıda anlatılan devrim amaç ve yöntemlerinden başka deyişle Atatürk’ün yörüngesinden çıkarmak isteyen iç ve dış düşmanlar 1967 lerde başlattıkları haince çalışmalarını 1980 lerde doruğa çıkarmışlar; Ancak Türk Ulusunun bağrından çıkan Türk Ordusu 12 Eylül Hareketi ile bu düşmanlara emellerine ulaşma fırsatı vermemiştir. Düşmanlar hiçbir zaman bu haince emellerine ulaşamayacaklardır.
            Özetle rasyonalizm ve pozitivizm akımlarının ulusal öze dayandırılan bir sentezi olarak kabul edebileceğimiz Atatürkçü felsefeye bağlı olan bugünkü yöneticilerimiz kendilerinin ve Türk ulusunun, Atatürk’ün Devrimlerinin bütün verilerini temsil eden ve “değiştirilemez” bir yönetim biçimi olan Cumhuriyete, yurtta sulh cihanda sulh ilkesiyle sınırlanan milliyetçiliğe, skolastiği yıkıp yerine vicdan özgürlüğünü koyan lâikliğe ve diğer ilkelere bağlı bulunduğunu Atatürk’ün 100. doğum yıldönümünde bir kere daha bütün dünyaya duyurmuşlardır.
            Bugün Türkiye Atatürk’ün getirdiği “aklın üstünlüğü” temel ilkesine bağlı olarak yine Atatürk’ün gösterdiği” çağdaşlaşma” çabasındadır. Bu yolda ergeç başarıya ulaşacaktır.
            Sabahattin Gencal, Bahçecik, 1981


[1]. ATATÜRK VE TÜRKİYESİ, S. 35
(Atatürk’ün 100. Doğum Yıldönümü dolayısıyla Basın Yayın Genel Müdürlüğünce yurt çapında düzenlenen ‘Atatürk ve Türkiye’si’ konulu yazı kampanyasına gönderilen yazılardan seçilenler ATATÜRK VE TÜRKİYESİ adlı kitapta toplandı.)
[2]. Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Y.K.Karaosmanoğlu Atatürk’ü Anlatıyor, Hisar, Kasım 1966, sayı: 35, s.8
[3]. Şevket Süreyya Aydemir, Atatürkçülük nedir? Varlık Yayınları, 1969, s.136

[4] Tarık Zafer Tunaya, Atatürkçülük Nedir? Varlık Yayınları, 1969, s. 136




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder