15 Kasım 2011 Salı

Doğa ve Doğanın Özü / Efe Elmas

Gaia
Tüm dünya aslında doğadır. Bu açıdan bakıldığında dünyada yaşayan her şey, aynı zamanda doğanın bir parçasıdır ve doğanın evrim ile kanunlarıyla yönetilir. Yukarıda olan aşağıda olana, aşağıda olan yukarıda olana benzer yasası gereği, doğa da evrensel yasaları içinde barındırır. Bu yüzden aynı zamanda evrenin de bir mikro örneğidir. Öyleyse doğanın özünü kavramak başta evreni kavramak ve buradan da kendimizi tanımak anlamına gelir. Çünkü bizler biyolojik olarak doğanın bir unsuru, zihinsel ve ruhsal olarak da bir parçasıyızdır.


Maalesef insanoğlunun iradesinin gücüyle şehirler kurması, hızlı bir tüketim sürecine girip kendini doğadan soyutlamaya çalışmasıyla doğa ikiye bölünmüştür. Biri, doğanın hala özünü içinde barındıran ormanlar-dağlar gibi doğal ortamlardır. Bir diğer bölüm ise doğanın özüyle bağlantının çok zayıf olduğu modern şehirlerdir. Bu yüzden dolayıdır ki “modern insan” doğa ile olan bağını unutmuş ve aradaki bağ zayıflamıştır. Lakin ormanda bu muazzam denge devam etmekte ve ormanla yapılan çalışmalarla bu bağ güçlendirilebilmektedir.

Öyleyse doğa ananın (mitlerde gaia diye de isimlendirilir) zihniyle en rahat iletişime geçilebilecek yerler ormanlık ve dağlık alanlardır. Buralarda insan “kendi doğasını” hatırlayabilmekte ve bu hatırlamayla kendine dönüşleri daha rahat yapabilmektedir. Doğanın bilinci, belli yasalar çerçevesinde kendini yenileyecek bir güce sahiptir. Bir hayvanın diğerini yemesi doğal bir döngüdür. Üreme, ölüm, doğum, yağan yağmur miktarı ve daha nicesi doğa içerisinde denge halindedir. Bizler de bu dengenin içinde var olmakla birlikte, yaptığımız tüketici ve olumsuz eylemlerle bu denge içinde kaosa sebep oluruz. Yarattığımız kaos ise bize ve insanlığa olumsuz deneyimler olarak geri döner.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder