10 Kasım 2011 Perşembe

Damla / Atatürk Özel Sayısını sunarken / Sabahattin Gencal



Atatürkçülük Gözardı Edilemez

Mustafa Kemal Atatürk büyük bir komutandı. Balkanlardan Trablus’a, Çanakkale’den Yemen'e kadar bir çok cephede savaşan dâhi komutan Atatürk, Kurtuluş Savaşı önderi ve baş komutanıdır.

Atatürk, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılması için askeri olduğu kadar fikri, idari ve siyasi önderlik yapmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin  Cumhuriyeti ilan etmesinde, Devrim Kanunlarını çıkarmasında Atatürk’ün çok büyük bir etkisi olmuştur. Bu etki o denli büyük olmuştur ki tarihçiler dahil bir çok yazar: "Atatürk Ulusal Kurtuluş Savaşını kazandı, TBMM’sini açtı, Türkiye Cumhuriyetini kurdu.” gibi tekil ifadeler kullanmışlardır. Bilerek ya da bilmeyerek kullanılan bu ifadeler Atatürk’ün diktatör olarak tanınmasının sebeplerinden biri olmuştur. Atatürk diktatör olmadığını defalarca açıklamasına rağmen bu kanı devam etmiştir.

Atatürk genç ihtiyar, kadın erkek …vb. ayrımlar yapmadan; ırk ayrımı yapmadan  tüm vatandaşların her bakımdan bağımsızlık için seferber olmalarını, ekipleriyle birlikte sağlamıştır.

Atatürk bağımsızlık mücadelesinde, yaşam ve kalkınma çabalarında   tüm uluslara örnek teşkil edecek Türkiye Cumhuriyeti’nin daima çağdaş uygarlık yolunda olması için  donmuş, kalıplaşmış olmayan, doktrin olmayan ilkeler geliştirmiştir.

*
Mustafa Kemal Atatürk bütün mazlum milletlerce de örnek bir lider, ulusal mücadele ve çağdaşlaşma lideri olarak kabul edilmiştir.

UNESCO’nun, Atatürk’ün 1981 yılındaki 100. Doğum Yıldönümü dolayısıyla aldığı kararların dayandığı gerekçe incelenirse Atatürk’ün dünya çapında eşsiz bir lider olduğu bir kere daha anlaşılabilir:

“UNESCO Genel Konferansı; Uluslararası anlayış işbirliği ve barış yolunda çalışmış üstün kişilerin gelecek kuşaklar için örnek olacakları inancıyla, Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün doğumunun 100. Yıldönümü’nde, 1981 yılında anılacağını hatırlatarak, UNESCO’nun ilgilendiği tüm alanlarda olağanüstü bir reformcu olduğunu göz önünde tutarak, özellikle sömürgecilik ve emperyalizme karşı en önce açılan savaşların ilk liderlerinden biri olduğunu kabul ederek, dünya ulusları arasında karşılıklı anlayışın, sürekli barışın kurulması için çalışmalarının olağanüstü bir örnek olduğunu ve tüm yaşamı boyunca insanlar arasında hiçbir renk, din ve ırk ayrımını gözetmeden, bir uyum ve işbirliği çağının doğacağına olan inancını anımsatarak, eylemlerini her zaman barış uluslar arası anlayış ve insan haklarına saygı yönünden yapmış olan Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu Atatürk’ün kişiliğini ve eserinin çeşitli yönlerini ortaya çıkarmak üzere, 1980 yılında yapılacak sempozyum hazırlıkları için Türk Hükümeti ile UNESCO’nun işbirliği yapmasına karar verilmiştir.” (27 Kasım 1978 Tarihli UNESCO Genel Kurulu’nun kararından) //en.wikipedia.org/
*
Türklere ve Müslümanlara düşman uluslar  bu düşmanlıklarını Osmanlı İmparatorluğunun son zamanlarından beri sürdüre gelmişlerdir. Örgütlü ve sistemli çalışan bu düşman unsurlar Türkiye Cumhuriyetini zayıflatarak yıkmak için Atatürkçülüğün yıkılmasını öngörmüşler ve bunun için yerli işbirlikçilerle beraber çalışır olmuşlardır.
Ayrıca Müslüman devletlerin diktatörleri de Türkiye’ye olumsuz bakmışlar. Onlar da yine işbirlikçilerle beraber Atatürkçülüğü yozlaştırmaya, yıkmaya çalışır olmuşlardır.

İşbirlikçi olmadıkları halde, hiç bir art niyet beslemedikleri halde bazı kişilerin çalışmaları da Atatürkçülüğe zarar vermiştir; örneğin:
"Atatürk, seni sevmek milli bir ibadettir!"
Celal Bayar (1953. Atatürk'ün naşı Anıtkabir'e nakledilirken söylenmiştir.)
…..
Ne örümcek ne yosun
Ne mucize, ne füsun
Kabe Arab’ın olsun
Bize Çankaya yeter

Kemalettin Kamu

…..
"Atatürk'ün sefahetlerinde, Atatürk'ün kötü iptilâlarında bile Homerik bir destan rüzgârı vardı. İçki sofrasında elini her kadehine uzatışı. Tanrılar Tanrısı Zeus'un altın kupalar içinde kevser şarabı dağıtışını andırırdı ve riyaset ettiği cümbüşler, gerek Çankaya köşkünün samimî havası, gerek Dolmabahçe sarayının ihtişamlı dekoru içinde ve gerekse herhangi bir dost evinin mütevazı çatısı altında olsun: daima Olempus tepesindeki "bezm'ler gibi zaman ve mekân mikyasının dışına taşardı. Bilmiyoruz. Mevlânâ'yı kendinden geçiren şarkılar ve rakslar ne cinstendi? Fakat. Atatürk'ün her biri bir mistik tarikatın "âyin'inden farksız muhabbet meclislerinden ruhlarımız "cuşiş" denilen halin en yüksek mertebesine ermiş olarak çıkardık."
(Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Atatürk İstanbul: Birikim Yayınları. 1981. s 121-122.)
…..
Bir çok kişi de bu tür sözde övgülerle, abartılarla Mustafa Kemal Atatürk’ü bir evliya gibi, bir peygamber gibi göstererek bilerek ya da bilmeyerek O’nu halkın gözünden düşürmeye çalışmışlardır. Bütün bunlar istismarcılara malzeme oluşturmuştur.

Atatürk’ün bazı yazılarından ve uygulamalarından hareketle O'nu dinsiz göstererek gözden düşürmeye çalışanlar yanında Atatürk’ün bazı hutbelerini ve sözlerini anarak O’nu dindar gösterenler de olmuştur. Ateistler de, komünistler de  bu durumdan rahatsız olmuşlardır.

Laikliği bir din gibi algılayanlar olduğu gibi lâikliği dinsizlik olarak görenler de olmuştur.

Kısaca bir kavram kargaşası yaratılmış, sular bulandırılmıştır. Atatürk'ü Koruma Kanunu olarak bilinen kanun yürürlükte olmasına rağmen hava kapalı olmuştur. (Atatürk aleyhine işlenen suçlar hakkında kanun: yayım tarihi ve sayısı : 31/07/1951 – 7872 , numarası : 5816)
Sadece halkımız değil bilim adamlarımızın çoğu da bazı hususlarda hem fikir olamamışlardır. Bazıları Atatürkçülük tek kelimeyle akılcılıktır derken, bazıları da sözü edilen akılcılığın vahye karşı olduğu biçiminde yayınlarla konuyu yine dini açıdan ele almışlardır. Bazı din bilginleri Kuran’ın akla verdiği değeri öne sürmüş, işlemeye çalışmışlar; ama seslerini duyuramamışlardır.

Bu arada Milli Eğitim Bakanlığı ve diğer kuruluşların Atatürkçülüğü öğretme yöntemleri, genellikle şekilciliğe, formaliteye dönüşmüştür.

Özetle durum iç acıcı değil. Öyle ki gerçek Atatürkçüler susmak zorunda kalırken düşman unsurların ekmeğine yağ sürülüyordur.
Bu durum böyle devam edemez, etmemelidir. Atatürkçülüğün Türkiye için hayati bir önemi olduğu üzerinde anlaşmalıyız. Bu konuda devlet ve hükümet yetkililerimiz başta olmak üzere aydınım diyen bütün kişiler üzerlerine düşenleri yapmalıdır.
Bu arada bir tespit daha yapmakta yarar var. Bugün Atatürk’ü anma törenlerinde, milli bayramlarda devlet ve hükümet yetkilileri Atatürk hakkında güzel ve yapıcı demeçler vermektedirler. Bunları dinlerken memnun oluyoruz. Öte yandan bazı medya da bu güzel demeçleri verenlerin senelerce önce söylediklerini ve yazdıkları yayınlanmaktadır. İşte burada da bir güvensizlik, bir kafa karışıklığı olmaktadır. Sanki Atatürk ilkeleri, Atatürk milliyetçiliği… siliniyor intibası doğmaktadır. Bu iş “yaptım, oldu.” işi değil, bu iş kolay bir iş değil. Tüm yetkililer çok çok dikkatli olmalıdır. Herkes de kendi payına düşeni yapmalıdır.

Damla olarak, bu konuda da damla kadar bile olsa bir katkı sağlamak için 10 Kasım etkinliğimizi bir özel sayı gibi sunuyoruz. Açık deyişle tam bir özel sayı diyemeyiz; ancak özel çalışma yapacaklara kolaylık sağlayacak bir çalışma sunuyoruz. Atatürk’le ilgili ulaşabildiğimiz kaynaklara köprüler kurmaya çalıştık. Bu konuda fazla seçici davranmadık, davranamadık. Okuyucularımızın bizi anlayacaklarını umuyoruz.
10 Kasımların bir yas günü olmaktan çok Atatürk'ün anılması ve fikirlerinin kavratılması için bir başlangıç günü olarak kabul edileceğini de umuyoruz.
Yine umuyoruz ki çağdaşlaşmanın simgesi Atatürkçülüğün önemi kavranmış olur.

Sabahattin Gencal (Emekli öğretmen), 10. 11. 2011
*
Not. Damla / Atatürk Özel Sayısı'nda kullanılan fotoğraflar Google'den alıntıdır. Fotoğrafların kaynaklarına Atatürk'ün Fotoğrafları bölümünden ulaşılabilir.



2 yorum:

  1. Merhabalar Sabahattin Hocam,

    "Dinimiz akla, mantığa ve hakikate uygun bir dindir." diyen Ulu Önder Atatürk'ü ölümünün 73. yıldönümü münasebetiyle rahmetle ve şükranla anıyoruz.

    Selam ve dualarımla.

    YanıtlaSil
  2. Recep Bey Kardeşim,
    Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
    Din ve bilim kurallarını tam olarak uygulayabilsek çağdaşlaşma sorunumuz olmazdı.
    Hayırlı günler dileğiyle.

    YanıtlaSil