25 Ağustos 2011 Perşembe

Tasavvuf ve Hz. Mevlâna / Samiha Ayverdi



İnsanları kendi kendileriyle yüzleştirerek kötülüklerinden utandıran ve onlara kemâlin ve müteâlin hasret ve iştiyakını aşılayan Hazreti Mevlânâ, böylece nefsani kuvvetlerin baskısıyla sinip şuur altında uyuyakalmış değerleri, sihirli aşk âsâsıyla dürterek faaliyete geçirmeği bir din gibi mukaddes bilmiştir. Zira kendi kendine bilkuvve mevcut kuvvetlerle aşinalık kurup, onları yüksek ve müşterek bir imanın içinde faal kılan kimselerdir ki cemiyeti cehilden bilgiye, karanlıktan aydınlığa çıkarırlar; müşkülleri yener, zorlukları aşar, güzeli bulur, doğruyu arar ve iyinin peşine düşerler. Öyleki bu şevk ve iman potası içinde harmanlanıp savrulan ferdi egoizm, yani nefsani kuvvetler, musaffâ bir enerji haline gelince de, iç tabiatın pençesinden kurtulan insanoğlu, kinlerinden, hasedlerden, gurur intikam gibi yıkıcı ve menfî duygulardan boşalarak bir vicdan cennetinin hürriyetine adımını atmış olur.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder