21 Haziran 2011 Salı

Yunus'un Türkçesi / Nihat sami Banarlı


XII. Asırda, Türkistan’da Ahmed Yesevî ile başlayan, Türk diliyle tasavvuf edebiyâtı, Yûnus’un ilâhîlerinde Türkçenin zaferleri olmuştur. Dînin ve tasavvufun Türklerden önce Araplar ve İranlılar tarafından geliştirilmiş Arapça ve Farsça sözleri, terimleri, Yûnus’un Türkçesinde Türkçeleşmiştir.

Büyük şâir, bu yolda bir kelime bile uydurmaya tenezzül etmemiş, ilâhîlerinin nice tılsımlı sözlerini, kendileriyle haşır neşir olduğu Türk halkının yaşayan dilinden derlemiştir. Bulamadıklarını, Arabîden, Fârisîden almış fakat öyle bir edâ ile kullanmıştır ki, bu kelimeler sanki öteden beri Türkçe imişler gibi millî bir ses, millî bir çehre almıştır. Vahdet-i Vücûd görüşünün, insanda tanrı inanışını:

Beni bende demen bende değülem
Bir ben vardur bende benden içerü

gibi, hâlis Türkçenin bu ölçüde bu kadar boyasız, pırıltısız malzemesiyle fakat bu kadar aydınlık söyleyebilmek için, Yûnus’un her bakımdan millî dehâ’ya sâhip olması lâzımdır ki onun Türkçesinde ışıldayan nûr, işte Türkçenin dehâsı’dır.

Böyle, Türkçe sözler kadar Türkçeleşmiş kelimeleri de kullanmakta Yûnus aynı dehâyı gösterir. Meselâ, Anadolu Türkçesi’nde dilimizin ve sanatımızın en millî çizgisi olmuş Elif sözü, bir gün, Türk kızlarına isim olacak kadar millÎleşmeğe Yûnus’un şiiriyle başlamıştır.

Allah adı’nın ve İslâmî Türk yazısın ilk harfi Elif, Türkiye’de bir sevgi çizgisi olarak levhalara, câmîlere işlenmiş; bir taraftan tasavvufta hakîkat’in sembolü bilinmiş; bir taraftan da nârin endâmı ve mevzun çizilişiyle öylesine güzel Türk kızlarına isim olmuştur.

Yûnus bir tek Elif’de mânâların hepsini toplu bulma irfâniyle söylediği:

Dört kitâbın mânîsi bellidür bir Elif’de
Sen Elif’i bilmezsin bu nice okumakdur

mısrâlarıyle, Anadolu’da Elif’in ilk ilâhîsine başlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder