25 Haziran 2011 Cumartesi

Yunus’un Din Anlayışı/ Memet Fuat (Bengü)


Yunus’un Din Anlayışı:
Dini insanları uyuşturmak için, korkutmak, manevî bağlarla bağlamak için, yönetici zümrelerin, sömürücü sınıfların yarattığı, yaydığı görüşünü benimseyen öğretilerden yana olanlar da, Yunus Emre’nin şeriata karşı sözlerinden kendilerine yakın anlamlar çıkarabilirler. Bilimsel yönden bütünüyle yanlıştır bu görüş ama, daha önce de söylediğimiz gibi, okurların şiirlere kendi çağrışımlarıyla yaklaşmalarına engel olunamaz.
Gerçek şudur: Yunus emre de bütün mistikler gibi bağlı olduğu dinin ruhuna, kurallarına saygılıdır, kesinlikle karşı değildir. Ama şeriat adamlarıyla tarikat adamları arasında sürüp giden çekişmenin içindedir. Birinciler devletin yanında, bağnaz, hoşgörüden yoksun, suçlayıcıdırlar, ikincilerse halkın yanında, özgür, hoşgörülü, bağışlayıcıdırlar. Birinciler ikincileri kâfirlikle suçlayıp din dışı sayarlar, fırsatını buldular mı asarlar ya da derilerini yüzerler. İkinciler de birincilerin kitap okumakla, namaz kılmakla Tanrı’ya ulaşamayacaklarını durmadan yüzlerine vururlar.
Bu çekişmelerin altında, çok etkili bir yönetim aracı olan dini kendinden yana çekmek isteyen siyasal kaygıların bulunduğuna şüphe yoktur. Nitekim bazı beyler de tarikat şeyhleriyle işbirliği yapmışlardır. Yunus’un Karaman Sarayı’nda sayılan bir kişi olduğunu söyleyenler, asker toplamakta hükümdara yardım ettiğini ileri sürenler, bunun konumuzun içindeki bir örneğini veriyorlar. Daha sonraki yüzyıllarda, İran Sarayı’nın Anadolu’daki tarikatları Osmanlılara karşı kullandığını, Safavî şahları ile Osmanlı padişahları arasındaki siyasal çatışmaların, Alevîlerle Sünnîleri birbirine düşürdüğünü biliyoruz.
Yunus’un şiirlerinde şöyle sözler vardır:

Sen olmadığın gönülde din ile iman gerekmez
(…)

Din ü millet sorarısan âşıklara din ne hacet
Âşık kişi harâb olur harâb bilmez din diyanet
(…)

Gökten inen dört kitabı günde bin kez okur isen
Erenlere münkir isen didâr ırak senden yana
(…)

Sen sana ne sanırsan
Hem ayruğa anı san
Dört kitabın mânası
Budur eğer var ise
(…)

(Sen olmadığın: senin bulunmadığın, Tanrı’nın bulunmadığı. Ü: ve. Âşık: Tanrı aşkıyla yanan. Hacet: gerek. Harâb: Tanrı aşkıyla sarhoş. Diyanet: dindarlık. Dört kitap: Tevrat, Zebur, İncil, Kur’an. Erenler: velî, evliya, Tanrı’ya ulaşanlar. Münkir: inkâr eden, inanmayan. Didâr: sevgilinin yüzü. Tanrı. Irak: uzak. Sen sana ne sanırsan hem ayruğa anı san: kendini nasıl tutarsan, başkalarını da öyle tut.)

Bunlar dine ya da şeriata karşı sözler değil. Tasavvuf felsefesi çerçevesinde, tarikat anlayışının savunulması, Tanrısal aşkın yüceltilmesi için söylenmiş sözlerdir. Tanrısal aşk karşılığında önemsizliği belirtilmektedir.
Yazının alındığı site:

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder