20 Haziran 2011 Pazartesi

Yunus Emre’nin Şiirlerinde Arı, Bal ve Kovan / Ayşe Nur Kırgız Sağın


Tasavvufunun inceliklerini sadelikle, derinlikle ve hiç bir dar kalıba girmeden dile getiren Yunus Emre, büyük bir mutasavvıf halk şairidir.

Muhteva yönünden Yunus’un şiirleri, ahenk, anlam, mecaz, duygu ve düşünce zenginliği yüklüdür.
Düşünce ve duyuşlarını, olabilecek en güzel ve en kısa deyişlerle söylemek sırrına ermiştir. Bir kitabı dolduracak kadar derinlik ve genişliği olan fikirleri, basit bir çocuk tekerlemesi gibi kolaylıkla söylemek ancak Yunus’a mahsustur.

Yunus Emre, yepyeni bir mecaz örgüsü kurmuştur. Bu yolda getirdiği en büyük yenilik; iç duygularını ve felsefi görüşlerini müşahhas (somut) eşya ve tabiata ait unsurlarla canlı bir hale koymaktadır. Bu teşbih, istiare ve tasvir unsurlarını bilhassa köylümüzün çok iyi tanıdığı, kolaylıkla gözünde canlandırabileceği bahçe ve ev araçlarından, onlara ait isim ile sıfatlardan seçmiştir. Ağaç, tarla, ekin, dükkan, yağ, bal, silah, çiçek, meşe, çadır, arı v.b. gibi.

Duygularının ifadesinde tabiat unsurlarını büyük bir rahatlık ve ustalıkla kullanan
Yunus arı, bal ve kovanı tasavvufi, dini anlayışı çerçevesinde birtakım kavramları ifade etmek
için kullanmıştır. Bu kelimelerin geçtiği beyitlerde arı dervişe, bal dünya muradına, güzel ve
hikmetli sözler dökülen dudağa, kovan kişinin dünyada sahip olduklarına benzetilen unsurlar
olmuştur. Bahsi edilen kelimelerin geçtiği beyitler gruplar halinde aşağıda verilmiştir.

Ağzın bala benzetildiği beyitler

Şol bal agızdan keleci yüz bin şekerden tatludur,
Söyler olursa bu dilün deprenür olsa ol tudak

Bu beyit Yunus’un mürşidinin vasıflarını anlattığı şiirinde yer almaktadır. Mürşid-i
kamilin dudağından konuştuğu zaman şekerden daha tatlı sözler çıkar. Ağzın, dudağın bala
benzetilmesi onlardan tatlı sözlerin dökülmesindendir. Bu benzetme gerek sözlü gerek yazılı
edebiyatımızda öteden beri var olagelen ve kalıplaşmış olan ifadelerden birisidir.
…..

Balı yagı n’der bülbül din ana karşu gülsün gül
‘Âşık yükini şöyle bil ki çekmedi yüce taglar

Bülbülün derdine derman bal ve yağ değildir ancak aşık olduğu gülün ona gülmesi,
karşılık vermesidir. Bal ve yağ dünya zevklerini, kesreti temsil eder. Sevilen (mürşid,
peygamber, Allah) güle, aşık “bülbül”e benzetilir. Dolayısıyla aşık dünyayı değil sadece aşık
olduğu gülü istemektedir. Çünkü aşk öyle ağır bir yüktür ki dağlar bile onu kaldıramaz. Bu yükü ancak aşıklartaşır.
İkinci dizede “Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu
yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok
cahildir.” şeklindeki ayete telmih vardır.

Mumlu baldur şerî’at tortusuz yagdur tarîkat
Dost içün balı yaga pes niçün katmayalar

Buradaki benzetmeler Yunus’un diğer şiirlerinde de görüldüğü gibi oldukça sade olan
fakat derin anlamları sahip benzetmelerdir. 

Yüzyıllardır süre gelen tarikat mi şeriat mi ikilemi Yunus’un şiirlerinin de konusudur. Bu beyitle Yunus, petekteki bal kadar saf olan şeriat ile tortusu olmayan, safi yağa benzeyen tarikatın dost için yani Allah için bir araya gelebileceğini ifade eder. Tarikat ve şeriatın bir araya gelmesi bal ve yağın birlikteliği gibi yerinde ve güzel olacak, kişiyi hakikate götürecektir.

Yunus bu sözleri çatar sanki balı yaga katar
Halka metâ’ların satar yüki güherdüz tuz değül

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder