1 Haziran 2011 Çarşamba

Yunus Emre Divanı / Burhan Toprak



Yunus Emre Divanı
Burhan Toprak


-Ara söz-
Değerli Okurlarımız,

Eskişehir Odunpazarı Belediyesinin yayını olan Burhan Toprak'ın Yunus Emre Divanı'nı 
Büyük bir zevkle ve çok yararlı dersler alarak okuduğum bu çalışmanın başlangıç bölümünden yaptığım bir alıntıyı sunuyorum.
Bu alıntıyla başladığımız Damla/Yunus Emre Özel Sayısındaki özgün çalışmalar belirli aralıklarla yayınlanacaktır.
Bu arada yararlı görülen, internetteki bazı yayınlara köprüler kurulacaktır.

İnşallah köprülerden düşmeden geçer, okuduklarımızı hazmederiz.

Özel sayımızın yararlı olması dileğiyle sevgi ve saygılarımı sunarım.

Sabahattin Gencal, (Emekli öğretmen) 01. 06. 2011

.....

Bir dua kitabı  gibi Yunus Emre Divanı’nı yanımdan ayırmadım.
Yunus bana hiç kimsenin veremeyeceğini vermişti.

André Gide tasarladığı öğrencisine der ki:

"Sana şimdiye kadar hiçbir kimsenin yapmadığı kadar içten ve samimî seslenmek istiyorum.
Her birinde önüne serilen gerçeklerden daha çoğunu arayarak birçok kitapları birbiri arkasına
açıp kapattığın... Yine beklediğin ve dayanamayacağını anlayarak, coşkunluğunu ümitsizliğe bırakacağın gece saatinde sana gelmek isterdim. Yalnız senin için ve yalnız bu saatler için yazıyorum. Öyle bir kitap yazmak istiyorum ki, onda hiçbir şahsî düşünce ve heyecan görünmesin ve sen onda yalnız kendi coşkunluğunun
pırıltılarını görüyorum sanasın. Sana yakınlaşmak ve senin tarafından sevilmek istiyorum."

Yunus Emre işte böyle bir şairdi ve böyle bir kitap yazmıştı. Bana, doğduğumdan beri hiç kimsenin seslenmediği gibi samimî ve içten seslendi. Gece yarısı birçok kitapları açıp kapattıktan sonra coşkunluğum ümitsizliğe dönerken her vakit onun sesini duydum. O, bu kitabı, sanki yalnız benim için ve böyle kriz saatleri için yazmıştı. Ben; o Divanda, yalnız kendi coşkunluğumun yankısını görüyordum. O, benden bana gelen bir ses gibiydi; bu yüzden onu çok sevdim.
Gün geldi; yedi asırdan beri Türkçe konuşulan memleketler üzerine gölgesini yayan bu büyük şairin Azerbaycan'dan Macaristan'a kadar; cahil, âlim, şeyh, kâfir, mümin, herkes tarafından, hiç
olmazsa, birkaç parçasının ezber bilindiğini öğrendim, şaşmadım.
Âşık Paşa'lardan, Kaygısuz'lardan, Necip Fazıl'a kadar sayısız şairler üzerinde etkisi olduğunu gördüm, yine şaşmadım.
Niyazî-i Mısrî; kendisinin dediği gibi, Yunus'un bir şiirini tefsir etmek için sekiz ay düşünüp çalışabilir. Gece rüyasında bile şuur altı Yunus ile upraşır. Ve Yunus ona rüyasında tefsirinin bir bölümünü değiştirtebilir.
Ondan sonra Şeyh İsmail Hakkı da bu şiiri tefsir eder. Ve Yunus için
"Anın nazmettiği marifetler lisan-ı Türkî üzre hiç kimseye nasip
olmamıştır ve cümle andan sonra gelip nazm-ı maarif edenler anın
sofrasında tufeylî olmuşlardır"
der. Bundan daha tabiî ne olabilir?

O'nun göz yaşlariyle yazdığı şu mısralar için:

Cennet Cennet dedikleri birkaç köşkle birkaç Huri
İsteyene ver sen anı bana seni gerek seni!


Yunus Emre Türk Ortaçağının en büyük yıldızıdır. Onun divanı da bizim Divina Commedia'mızdır.

O kitapta, ruhun büyüklüğü, varlığın geçiciliği, kendi talihimizi yaratamamak felâketi, varlığımızın kadın ve erkek taraflarının -aklımızla hassasiyetimizin- mücadelesi, insanlığın bütün sefalet ve yüksekliği, ıstırap ve tesellisi vardır.
O kitaptaki ıstırap, bacağı kesilen adamın ıstırabı kadar doğrudur. Göz yaşı göz yaşıdır, iştiyak iştiyaktır, heyecan kelimeleri doldurur ve kelimeler karşımızda kuru kafalar gibi sırıtmaz. Metafizik düşünceler karşısında her zaman kayıtsız, içgüdüleri çamurunda boğulan adamların prensibine bu kitapta rasgelinmez. Zira onun her mısrasının amacı kendi gerçeğine yönelmelidir. Burada sanat oyun değildir ve kalb ile kafa faciası bütün şiddetiyle kendisini gösterir.

Bu divanda zevk fırtınalar, korkuları, ümitleri, pişmanlıkları, isyanları, şüpheleri, teselli ve imanları ile bütün bir insan hayatı vardır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder