2 Mayıs 2011 Pazartesi

Yahya Kemal'i Aşağılayanlar

Bir Dinozorun Anıları
Mina Urgan’ın Yapı Kredi Yayınları arasında yer alan ve dokuz ayda 41. baskısını yapan (birinci baskı Mart 1998, 41. baskı Kasım 1998.)  eserini, yazarın “ununu elemiş, eleğini asmış” bir öğretim görevlisi olmanın rahatlığı içinde, görmüş geçirmiş bir ninenin tatlı anlatımıyla yazdıklarını, zevkle okudum.
Yazarı, “profesör” unvanını taşımasaydı eksikleri de rahatsız etmeyecekti belki beni.


…..
Acımasızca aşağılanan kişilerden biri de Yahya Kemal bu kitapta:

Yahya Kemal tam anlamıyla bir asalaktı. Ömründe çalışmamıştı” Hiç çalışmadığı gibi, bildiğim kadarıyla ömründe kendi evi de olmamıştı. Dost evlerinde (bu arada bizim evde, babaannemin kardeşi Ethem Dirvana’nın eşinin Kandilli’deki Kıbrıslı yalısında ve başka tanıdıklarında) yalvara yakara elçiliklerde ya da bedava olarak Park Otel’de oturmuştu.

Ya dostlarının ya devletin asalağıydı“ “Şişmanlar genellikle çok cana yakınken, o sevimsiz bir şişmandı. Sofrada davranışları hiç hoş değildi. Küçüklüğümde o yemek yerken, midem bulanırdı” Takma dişlerini herkesin önünde çıkardığı, bardaktaki suda çalkalayıp yine ağzına takdığı olurdu.“ 

 ”Bizim Büyükada’daki evde aylarca, daha doğrusu yıllarca konuk kalmıştı. Biraz kilo vermesi için, annem ona özel rejim yemekleri hazırlatırdı. Yahya Kemal hem onları, hem de sofradaki yemekleri yerdi; üstelik herkesin yemeğinden üç kat fazlasını. Gelgelelim, annem servetini yitirip Falih Rıfkı’dan da boşandıktan sonra, Yahya Kemal onu aramaz oldu.” (s. 212)

Düşününüz, yazarın “göğsünde yürek yerine cılız bir idare lambasının ışığı yanan biri (ara sıra o ışık da sönermiş), Atatürk’ün ayaklarını öpen [üvey babasının (Falih Rıfkı) yalancısıymış] tek kişi“ olarak tanıttığı bu asalak, İstanbul Üniversitesi’nde hocalık, Urfa, Tekirdağ ve İstanbul milletvekilliği, Varşova, Madrit orta elçiliği, Pakistan büyükelçiliği yapmış ve yaşını doldurup emekli olmuş birisi ise, nasıl devletin asalağı olarak kabul edilebilir?

Böyle birini ailenin yıllarca konuk etmesini de anlayabilmiş değilim!

Yazar, servetini yitiren bir ailenin çocuğu olarak, anılarında sofrada çok yiyen biri resmiyle yer alan, annesine karşı vefasız davranan Yahya Kemal’i itici bulmuş ve görev yapmadığı kısa aralıkları genelleyip asalak nitelemesine yönelmiş olmalı.

Yahya Kemal anılarında: ” daima zevkime göre bir ömür sürdüm.” diyor. Bu itirafa kızmalı mıyız? Mina Urgan’ın da yaptığı bu değil mi?

Yine Yahya Kemal: “İstanbul’dan çıkarken zaten dine karşı kafamda şedid (şiddetli) bir aksülamel (tepki, reaksiyon) vardı. Paris’te dinsizliğim arttı.” da diyor (Çocukluğum, Gençliğim, Siyasî ve Edebî Hatıralarım, İstanbul, 1973, s. 102).

Bu cümleleri alıp anılarının kalan kısmını yok saymak, Yahya Kemal’i doğru tanıtır mı bize? Onun inançsız biri olduğunu söyleyebilir miyiz?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder