2 Mayıs 2011 Pazartesi

Yahya Kemal ve Nev Yunanilik

Yahya Kemal ve Nev Yunanilik

Edebiyatımızda Yahya Kemal ile Yakup Kadri’nin 1912’den itibaren
öncülüğünü yaptıkları bir girişim vardır. Temeli, edebiyatımıza Eski
Yunan ve Latin klasiklerini örnek almaya dayanan bu hareket, o dönemin
edebiyat çevrelerinde ve basınında “Nev-Yunânîlik” adıyla anılır.
…..
Yahya Kemâl, Paris’te geçen edebiyat dolu günlerden sonra 1912’de
İstanbul’a, “Bahr-ı Sefîd Havza-i Medeniyeti” fikriyle döner ve bir süre
sonra tanıştığı Yakup Kadri’yle aynı görüşlerde birleşirler.
…..
Tanıştıklarında Yahya Kemâl 28, Yakup Kadri 23 yaşındadır.

……
Yahya Kemâl bu tanışmayı ve anlaşmayı Hasan Âli Yücel’e şöyle
anlatır :

“1912’de Balkan harbinden önce İstanbul’a gelmiştim.
Yakup’la tanıştım. O, metinden Fransız edebiyatını okumuştu,
okuyordu. İkimiz de bir hülyaya kapıldık; İran’dan Yunan’a
geçmek… Eski edebiyatın mihrakı İran’dı. Geç olmakla beraber
Yunan klasiklerine dönecektik. Nazariye şuydu : Modern
edebiyatımız gerçi Avrupa’ya dönmüştü. Fakat bu model,
Fransızların son şiiri ve son nesri idi. Bu kâfi olamazdı. Bütün
Avrupa’yı anlamak için ancak Yunanlılardan başlamak lâzımdı.
Biz coğrafyaca, kısmen de medeniyetçe Yunanlıların vârisiyiz.
Bu verasete din, mani olmuştur. Bu hal 1850 -1860 senelerine
kadar sürmüştür. Biz, o tarihlerden bu yana hep Fransızlara tâbi
olmuşuz. Bütün Fransızların ve onlarla beraber Avrupalıların
menbaı olan Yunanlılara dönmeliyiz ki, tam manâsıyla bir edebiyatımız
olabilsin. Binaenaleyh şiir ve fikir telâkkimizi değiştirmek,
onların telâkkisini almak lâzımdır. Dövizimiz olarak Eflatun’un şu
sözünü almıştık:
“Biz medenîler, Akdeniz etrafında bir havuzun kenarlarındaki
kurbağalar gibiyiz”
Yahya Kemal, Eski Yunan’a dönüşün gerekçelerini böylece
açıkladıktan sonra, neler yapacaklarını da şöyle anlatır :
“Estetikte, bilhassa lisan estetiğinde süslü ve boyalı Acem
bediiyatından sobre ve beyaz olan lisana döneceğiz. Acemin teşbihli
ve istiâreli sanatından Yunanın sağlam ve oturaklı cümlesine
geçeceğiz. O zamanki müşahedelerimiz de millette bu istidadın
bulunduğunu gösteriyordu. Nitekim Türk mimarisi böyledir. Onda
Yunan çeşnisi vardır. Mimarimizdeki asillik ve basitlik gibi; süsten,
çok boyalı cümleden, çıplak, sağlam cümleye geçeceğiz. Esasen
Türkçenin çıplaklığa mail bir hali vardır. Nesirde Thukydides’in
sobre lisanına geleceğiz. Modellerimiz onların epigram, idil, trajedi
vesair şiir şekilleri olacaktır.
Hasılı Renaissance’da bütün Avrupa milletlerinin ve
Fransızların néo-classique şiirini vücuda getireceğiz. Felsefede,
Sokrat’tan ve Platon’dan açılan hatta geleceğiz; şark felsefesini
bırakacağız. Velhasıl bir nevi Nev-Yunânî edebiyat vücuda
getireceğiz.”
Yahya Kemal’in sözlerinden de anlaşıldığı gibi, bu dönemde her iki
edebiyatçımızın düşündüğü Eski Yunan’a dönüş; onun sadece edebiyatına…
( Yücel, s. 255- 256)

…..

“Bir şiir, eğer az çok şahsî bir mahiyeti hâizse diyebilirim ki
yer yüzünde ilk manzumem 1905’te Paris’te Théocrite, Moschus ve
Bion gibi kadîm Yunan şairlerinin Fransızcaya Leconte de Lisle
tarafından yapılan tercümelerini okuyarak almış olduğum tesirlerle
yazılan ve o zamanın şiir Türkçesine göre yeni zevkde sayılabilecek
bir küçük manzume idi.

O zaman gençlik harareti ile Türkçede nev-yunânî dediğim bir
çeşnide Türkçemizin Yunan sanatı gibi beyaz ve çıplak olan
güzelliğini belirterek bir çığır tecrübe ediyordum.
Bu müddeamı kafamda büyültmüştüm.
Meselâ, Türk zevkini asırlarca almış olduğumuz Arap ve Acem
tesirlerinden uzaklaştırarak doğrudan doğruya Latin ve Yunan
edebî terbiyesine bağlamak ve nihayet bütün Avrupa milletlerinde
olduğu gibi sırf Yunan ve Latinlerden gelen edebî mîras
çerçevesinde bir şiir vücûda getirmek hülyasına kapılmıştım.

Yunanca ve Latince bilmiyordum. Ancak Fransızların tâ
Ronsarde’dan, Du Bellay’den, André Cheniér’den en son sembolist
şairlere kadar tecrübe etmiş oldukları Yunan zevkindeki lisanlarını
hararetle tâkib ediyordum.
Meselâ Leconte de Lisle’in doğrudan doğruya Théocrite’den
tercüme ettiği bir idylle’i veya bir églogue’u okuyordum ve daha iyi
benimsemek için ezberliyordum.”( Nihad Sami Banarlı, Yahya Kemal’in Hatıraları, Yahya Kemal Enstitüsü Neşriyatı, İstanbul 1960, s. 95-96.)


***


NEV YUNANİLİK NEDİR? NEV-YUNANİ AKIMININ ÖZELLİKLERİ VE TEMSİLCİLERİ

Nev-Yunanilik, Türk edebiyatını temelinden batılılaştırmak amacıyla, "Eski Yunan edebiyatını örnek almak"tır. Yahya Kemal'le Yakup Kadri benimsedikleri bu eğilime Eski Akdeniz uygarlığıyla ilgili olduğu için Havza Edebiyatı ya da Nev-Yunanilik adını vermişlerdir. Bu eğilimin örnekleri de Yahya Kemal'in "Sicilya Kızları" ve "Biblos Kadınları" adlı şiirleri ile Yakup Kadri'nin "Siyah Saçlı Yabancı ile Berrak Gözlü Genç Kızın Sözleri" başlıklı yazısı ile sınırlı kalmıştır. Nayilik gib Nev Yunanilik de dönemini etkileyen bir gelişme göstermemiştir. Şiirimizde tek temsilcisi Salih Zeki Aktay olarak görülür.


Sicilya Kızları


Sicilya kızları, uryân omuzlarında sebû,
Alınlarında da çepçevre gülden efserler,
Yayar bu mahfile a‘sâbı gevşeten bir bû;
Ve gözleriyle derinden bakar, gülümserler
Sicilya kızları, uryân omuzlarında sebû...


Hadîkalarda nevâ-gîr iken şadırvanlar,
Somâki kurnalarından gümüş sular dökülür;
Ve hep civâra serilmiş kadîfe dîvânlar
İçinde, bûseden ölmüş vücûdlar bükülür,
Hadîkalarda nevâ-gîr iken şadırvanlar...


Gerer beyaz kuğular nâzenîn boyunlarını;
Füsûn-ı nevm ile, görmez bu âteşîn ravza
İçinde dalgalanan huzûz-ı rehâvetle hâvzdan havza,
Gerer beyaz kuğular nâzenîn boyunlarını...


                                               Yahya KEMAL


***
Nev Yunani Edebiyata Tepkiler

Yahya Kemal ve Yakup Kadri'nin Nev-Yunani bir edebiyat yaratma gayretlerine tepki gösterenler de vardı. Ömer Seyfettin Boykotaj Düşmanı adlı bir hikâyesinde Yahya Kemal ve arkadaşlarını Yunan donanmasına iâne toplamakla suçlamıştır. Esasen Türk düşmanlarının hellenizm bayrağı altında toplandığı bir devirde bu hevesin fazla taraftar bulması mümkün değildi. Nitekim Yahya Kemal'in Nev-Yunanîliği uzun sürmemiş, kısa bir süre sonra bu gençlik hevesinden vazgeçerek 1071 sonrası Türk târih ve kültürüne yönelmiştir; ardından kırık dökük birkaç Yunanî şiir ve yazı bırakarak.

Ruşen Eşref, Yahya Kemal'in NevyYunanîliği savunduğu günlerde Ahmet Haşim'le bir mülâkat yapmış, bir devrin edebiyatı ve edebiyat adamları hakkındaki fikirlerini sormuştur. Yahya Kemal'i mitolojiye atıflarda bulunarak anlatan Haşim'in şu cümleleri çarpıcıdır:

"Yahya Kemal Lesbos sahillerinde yaprakları gümüşten bir zeytin ağacı gölgesinde uzanmış beyaz mermer harabe sütunları aralıklarından Bahr-i Sefid maviliğini seyrediyor. Zannedilir ki bu şair Menderes kenarında Centaures'larla güreşmiş ve kamışlarda aks-i sada perileriyle koşuşup şakalaşmıştır. Stefal bataklıklarını kaplayan ördek bulutlarını dağıtan eski kahraman ne ise Yahya Kemal de edebiyatımız için odur. Onun okları şiirimiz üzerinde yatan ölüm kuşlarını dağıtmış ve pazuları edebiyatımızın Némée devini boğmuştur".

Bu cümlelerdeki hafif ironi, Haşim'in en yakın arkadaşı Yakup Kadri'nin de hararetle savunduğu Nev-Yunanîlik fikrini fazla ciddiye almadığı anlamına gelmektedir. Ancak bu, onun Yunan medeniyetine ve mitolojisine ilgi duymadığı anlamına gelmez.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder