3 Mayıs 2011 Salı

Yahya Kemal Beyatlı’nın Kişiliği ve Uslubu / Feride Gül Eruz

Yahyâ Kemâl’in kişiliğinde ve edebî  şahsiyetinin oluşmasında şüphesiz ki çocukluk döneminin çalkantılarının rolü büyüktür.  Şâirin annesi Nâkiye Hanım dindar bir insandır; Müslüman bir  şehir olan Üsküp’te yaşamak, burada ölmek ister. Ancak babası  İbrahim Nâci Bey Avrupalılaşmak taraftarıdır ve buna uygun olmadığını düşündüğü Üsküp’ten taşınmak ister. Bu durum karşısında şâir, annesiyle daha çok kenetlenir.  İlk dînî eğitimini annesinden alan  şâirin dînî inancının  şekillenmesinde, annesinin ölümünden sonra devâm ettiği Rufâî tekkesinin de rolü büyüktür.

Çocukluğundaki zorakî ayrılış ve sonraki yıllarda yurt dışında geçen dönemler şâir için gurbet duygusunun kaynağıdır.
Balkan şehirlerinde geçerken çocukluğum
Her lâhza bir alev gibi hasretti duyduğum.

Kendi Gök Kubbemiz’ de yer alan Kaybolan Şehir şiirinde Üsküp’ e çocukluğuna ve annesine duyduğu özlemini şu şekilde dile getirmiştir:

Üsküp ki Yıldırım Beyazıd Han diyârıdır,
Evlâd-ı Fatihân’a onun yâdigârıdır.
Firûze kubbelerle bizim şehrimizdi o;
Yalnız bizimdi, çehre ve rûhiyle bizdi o.
Ben girmeden hayâtı şafaklandıran çağa,
Bir sonbaharda annemi gömdük o toprağa.

Annesinin ölümünden sonra tahsil için  İstanbul’a gönderilen ve burada annesinin akrabalarından  İbrahim Bey’in konağında kalan Yahyâ Kemâl, bu konakta Hacı Ârif Bey’in mûsıkî ile yoğrulmuş toplantılarına
katılmış ve büyük Türk betsekârı Itrî’nin müziğiyle tanışmıştır. Sonraki yıllarda bu büyük bestekâr için yazdığı “Itrî” şiirinde;

Çok zaman dinledim Nevâ-Kâr’ı
Bir terennüm ki hem geniş hem şû
Dağılırken “Nevâ”nın esrârı,
Başlıyor şark ufuklarında vuzûh;
Mest olup sözlerinde her heceden,
Yola düşmüş birer birer geceden
Yürüyor fecre elli milyon rûh

diyerek bu mûsıkînin ne kadar etkisinde kaldığını ifâde etmiştir. Yine aynı şiirde yer alan;

Mûsıkîsinde bir taraftan din,
Bir taraftan bütün hayat akmış;
Her taraftan, Boğaz, o şehrâyin,
Mâvi Tunca’yla gür Fırat akmış,
Nice seslerle, gök ve yerlerimiz,
Hüznümüz, şevkimiz, zaferlerimiz,
Bize benzer o kâinat akmış

dizeleriyle de, Itrî’nin eserlerinin kendisine yalnız mûsıkî zevki değil, aynı zamanda ülkeye, bu millete ait her şeyi çağrıştırdığını da anlatmıştır. Bu da şâirin, bu millete ait her unsuru bir bütün olarak düşündüğünü gösterir.

Yahyâ Kemâl’in 1903’ te Paris’e gitmesi ve burada Camille Julian’ın, Fransa topraklarının uzun bir sürede Fransız milletini yarattığını anlatan düşüncesi ile Türk milleti ve Türk  tarihi ile ilgili yeni bir düşünce dünyasının içine girmiştir.  Şâir, 1071’i bir başlangıç olarak alıp, bu tarihten itibaren Anadolu topraklarındaki Türk milletinin tarihini, eserlerini incelemeye başlamıştır. Malazgirt şiirinde düşüncelerini;

Senden evvel bu vatan vardı bu millet vardı;
Yine bâki kalacaklar ölümünden sonra
Bu görüş gerçi büyük bir gerçektir.
Lâkin aksettirebilmez bu senin varlığını,
Bir uzun hadisedir varlığının tarihi

mısralarıyla dile getirmiştir.
Paris’te yaşadığı dokuz yıl  şâirin sıla özlemi çektiği yıllardır aynı zamanda. Ancak bu özlem daha sonraki yıllarda elçilik görevi ile yurt dışında bulunduğu yıllarda da devam etmiştir. Varşova’da elçi iken kaleme aldığı “Kar Mûsıkîleri” şiiri bu özlemi anlatır:

Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu.
Bin yıl sürecek sanılan kar sesidir bu.
Zihnim bu şehirden bu devirden çok uzakta,
Tanbûri Cemil Bey çalıyor eski plâkta.
Sandım ki uzaklaştı yağan kar ve karanlık,
Uykumda bütün gece Körfez’deyim artık!

Yahyâ Kemâl’in şiir anlayışı ve üslubu ile ilgili olan diğer önemli bir nokta da parnasyen olduğu ile ilgili görüşlerdir. Şâir bunu kesinlikle reddeder. Parnasyen  şiirin, imkansızlık, histen uzak olma ve  şâirin kendi kişiliğini gizlemesiyle oluştuğunu ancak kendisinin asla bu tanımlara uymadığını belirtir.
Yahyâ Kemâl’e göre şiirin temeli sözcüklerdir ve bunlar anasının ak sütü gibi temiz  bir dile aittir.  Şâir  İstanbul dışında yetiştiği için  İstanbul’da konuşulan Türkçe’ye hayrandır ve onun adeta bir mûsıkîyi çağrıştırdığını söyler.  Şâire göre dil tarih boyunca değişip gelişen ve vatanın toprakları üzerinde yaşayan insanların kültürleriyle yoğrulup ortaya konan bir süreçtir.

Mallarme’ nin “Şiir Kelimelerle Yazılır” sözünü ilke edinmiş ve bu milletin benimsediği dili, sözcükleri kullanmıştır.Ahmet Hamdi Tanpınar “Yahyâ Kemâl” adlı eserinde Yahya Kemal’in Avrupa’da bulunmasının şâirin şiirine ve diline yeni bir bakış getirdiğini vurgulamıştır.Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun “ Dilci Gözüyle Kendi Gök Kubbemize Bakış” başlıklı makalesinde şiiri bir dil işçiliği olarak nitelendirmiş ve  şairin kullandığı sözcüklerden yola çıkarak  şâirin  şiirlerinde bir masal anlatma havasının hâkim olduğunu ifâde etmiştir.

Yahyâ Kemâl, Paris’te bulunduğu süre içinde Fransız edebiyatını yakından yanıma fırsatı bulmuştur. Fransız  şâirlerinin eserlerinin köklerinin eski Yunan’da olduğu sonucuna varır. Zaten Avrupa kültürünün kökeninin
Eski Yunan ve Latin kültürüne dayanması da bu görüşlerini pekiştirir.O dönemde Türk aydınları arasında da Avrupa’ya ve özellikle de Fransa’ya ve buranın kültürüne olan eğilim neticesinde, edebiyatımızı eski Yunan
edebiyatına dayandırma, bir nevi doğudan alıp batıya taşıma düşüncesi egemen olmuştur. Yahyâ Kemâl’in başlattığı ve Yakup Kadri ile birlikte sürdürdükleri bu akıma “Nev Yunanilik” denilmiştir. Ancak bu akım fazla
rağbet görmemiş, kısa süreli olmuştur.

Yahya  Kemâl  her  ne  kadar  edebiyatımıza Batılı bir bakış kazandırmaya çalışsa da eserlerinde doğu edebiyatlarının özellikle  şekil konusunda etkili olduğu görülür. “Ok” dışında şiirlerinin hepsini aruz ölçüsüyle yazmıştır. Ancak  şekilde eskiye bağlı kalış içerikte farklı bir boyut kazanmıştır. Bireysel duygulardan ziyade vatan, ölüm, tabiat gibi tüm insanların duygularını ifade edecek konuları ağırlıklı olarak işlemesi de bunun göstergesidir.
Şâir, yaşarken, eserlerini kitap haline getirmemiş ancak ölümünden sonra  İstanbul Fetih Cemiyeti tarafından kurulan Yahyâ Kemâl Enstitüsü eserleri kitap haline getirmiş ve yayınlamıştır.

Yahya Kemal’in şiirlerine Şiir Tutkusu sitesinde Yahya Kemal Şiirleri bölümünden ulaşabilirsiniz.

Feride Gül ERUZ’un  “YAHYA KEMÂL BEYATLI’NIN ŞİİRLERİNDE KELİME DÜNYASI” tezinden alıntılanmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder