3 Mayıs 2011 Salı

Türkçe’nin en büyük şairi Yahyâ Kemâl Beyatlı / Yılmaz Öztuna

Yahyâ Kemâl Beyatlı, 2 Aralık 1884’te -şimdi Makedonya’nın başşehri zamanın Türk kültür merkezlerinden- Üsküb’de doğdu. 1 Kasım 1958’de 74 yaşında -tarihimizin bütün coğrafyalardaki en büyük Türk kültür beldesi olan- İstanbul’da öldü.


1 Kasım günü ölümünün 52. yıl dönümü idi. Önümüzdeki 2 Aralık günü de doğumunun 126. yıl dönümü olacak.

Yahyâ Kemâl, bütün Türk dünyasında, bütün Türk lehçelerinde şiir söyleyen şairlerin en büyüğüdür:

Türkçe’nin en büyük şairi. Rumeli akıncı beyleri ailelerinden Şehsüvâr-zâdeler’dendir (şehsüvâr=atlı bey). Dehâ sahibi şairlerimizden Leskofçalı Galib Bey (1829-1867), Yahyâ Kemâl’in büyük amcasıdır.

ORDİNARYÜS PROFESÖR
Yahyâ Kemâl, 9 yıl, hiç Türkiye’ye uğramaksızın Paris’te oturdu (1902-1912)

(Atatürk gibi ancak 17 yaşında Rumeli’den İstanbul’a gelmiştir). Çok iyi Fransızca ve Farsça öğrendi.
Melâmî muhibbidir.
Hiç evlenmedi.
Hayatında -kiralık da olsa- hiç evi, dairesi olmadı. Hiç eşyası yoktu.
1912’de İstanbul’a geldiği zaman Hâmid şâir-i âzam (en büyük şair) idi. Fikret ve Cenâb büyük şairlerdi. Âkif ve Hâşim aynı çizgiye erişmek üzereydi.
11 yıl İstanbul’da profesör (1912-15) ve ordinaryüs profesör (1915-23), Lozan konferansında müşavir, 15 yıl milletvekili, 10 yıl elçi (Varşova, Madrid, Lizbon, Karaçi) oldu.
Hayatında tek kitabı bile basılmadı. Şiirlerini, yazılarını, mektuplarını Nihat Sâmi Banarlı, ölümünden sonra, görülmemiş derecede özenli bir şekilde 10 cilt hâlinde yayınladı. Sürekli basılıyor. Türk edebiyatının büyük klasikleridir.
Yahyâ Kemâl, Türk, Fars ve Fransız (bilhassa 19. asır Fransız) şiirini bütünüyle okumuştu. Hâfızası engindi.

Yazmayı değil, konuşmayı seven büyük sohbet adamı (mîr-kelâm) idi.

Tarih, bilhassa Osmanlı ve Fransa tarihi bilgisi eksiksiz, hattâ şaşırtıcı idi.
Bütün dâhîlerdeki gibi tenkıyd (eleştiri, kritik) yeteneği son haddinde idi. Eleştirir, fakat takdîr ve tebcîl etmesini de bilirdi. Ne Osmanoğulları’na, ne İttihadçılar’a, ne Atatürk ve İnönü’ye asla dalkavukluk etmedi. Ama hepsiyle barışıktı.
Yahyâ Kemâl, Mütâreke döneminde (1918-1922), İstanbul basınında en anlamlı, en derin, en patetik yazıları ile Ankara’yı ve Millî Mücadele’nin lideri ve başkumandanı Mustafa Kemal Paşa’yı ivazsız tâvizsiz destekledi. Yazılarını her hafta Birinci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin şanlı milletvekilleri gözyaşlarını akıtarak okudular.

İstanbul büyük basınında, İngiliz baskısındaki İstanbul hükûmetini değil, Ankara’yı destekleyen elbette Yahyâ Kemâl’den başkaları vardı. Ama sonrası için Yahyâ Kemâl, tektir, yegânedir, biriciktir, şöyle: Mustafa Kemal Paşa İzmir’e girdi, Yahyâ Kemâl ondan sonra ve Atatürk’ün ne hayatında, ne ölümünden sonra, Atatürk hakkında, lehinde veya aleyhinde tek satır yazmadı, tek mısrâ söylemedi. Atatürk de, İnönü de, Bayar ve Menderes de ondan böyle bir şey beklediklerini ima bile etmediler.

TÜRK MİLLİYETÇİSİ

Yahyâ Kemâl, Türk milliyetçiliğini en iyi kavrayan, anlayan ve anlatan fikir adamıdır.

Kendisini keşfedip himaye ettiği için minnettâr olduğu Zıyâ Gökalp gibi, Türk’e hedef olarak köy folklorunu değil, en yüksek çizgideki İstanbul medeniyetini, kültürünü, estetiğini gösterdi.

Bütün büyük medeniyetler, vaktiyle köyden ve aşîretten çıkıp gelişmiştir. Osmanlı kültürünü reddedip tekrar köye dönmek çıkmaza girmektir. Zaten öyle oldu.
Yahyâ Kemâl, Gökalp gibi milliyetçilik fikirlerini bir veya birkaç kitapta toplamadı. Uzun vâdeli, derinlemesine bir misyona girmeyi tercih etti.

Elbette Y. Kemâl’i okumak ve ne dediğini düşünerek anlamak, Gökalp’in klişe hâlinde basitleştirdiği tavsiyelerini benimsemekten çok daha zordur. Ama büyük Türk kültürünü oluşturmak için başka çare yoktur. Bu zora katlanamayanlar çoğunluktadır. Bununla beraber yüksek kültüre, en gelişmiş ülkelerde bile belirli ve dar bir kitlenin eriştiğini kabûl etmek gerekir.

Yahyâ Kemâl, Rumelihisarı’nda, bütün Türk tarihinin en büyük şahsiyeti olan (Atatürk böyle demiş ve Âfet İnan’a yazdırmıştır) Fâtih Sultan Mehmed’in gölgesinde, akıncı cedlerinin ihtirasını duyup açık denizin şekvâsını dinleyerek, Türk medeniyetinin özü ve Türk’ün en yüksek estetik çizgisi saydığı Boğaziçi’ni tepeden seyrederek, rindlere mahsus bir huzûr içinde yatıyor.

Yılmaz Öztuna, Türkiye, HAFTALIK DURUM, yilmaz.oztuna@tg.com.tr
06 Kasım 2010 Cumartesi
*
NASIL YAHYÂ KEMÂL OLDU
Yahyâ Kemâl 17 yaşında İstanbul’a geldi. (Atatürk de gene Makedonya’dan aynı yaşlarda İstanbul’a gelmiştir). Bir akrabasının konağında Cemil Beyden tanbur dinledi, dünyası değişti. Ne derecede üstün bir estetik çizgide millî medeniyet oluşturduğumuzu anladı, 18 yaşında Paris’e gitti, kesiksiz 9 yıl kaldı. Edindiği yüksek Batı kültürü*nü, en büyük ustalıkla millî kültürümüz içinde eritme dehası ile, bir kat daha Türk milliyetçisi olarak İstanbul’a döndü.
Ben, çocuk yaşımdan itibaren, Yahyâ Kemâl’i, Sâdeddin Arel’i ve Fuad Köprülü’yü okuyarak, dinleyerek yetiştim. Yahyâ Kemâl sohbetleriyle dinleyenleri aydınlatırdı. Kimseye ders vermezdi. Köprülü’yü ise tanımadım bile, an*cak defalarca okudum. Oğlu Orhan Köprülü benim, Köprülü’den ders almadığım halde, Köprülü ekolü tarihçilerin*den olduğumu vurgulamıştır. Bu üç büyük adamdan edindiğim kültür, bilgi, sezgi, metodla kitaplarımı yazdım. Bunu belirtmek, benim için çok büyük zevk ve görevdir.
Yılmaz Öztuna

Yılmaz Öztuna ( 20.09.1930)

(Eski milletvekili, yazar, tarihçi)

20 Eylül 1930 İstanbul doğumludur. İstanbul'da lise tahsilinin yanında İstanbul Konservatuarı'na devam etti. 1950 eylülünden 1957 temmuzuna kadar Paris'de kaldı. Paris'in büyük kütüphanelerinde çalıştı. Paris Üniversitesi Siyasi İlimler Enstitüsü'nde Sorbonne'da Fransız Medeniyeti kısmında, Alliance Française'nin yüksek kısmında okudu ve Paris Konservatuarı'na devam etti. 13 yaşında ilk makalesi ve 15 yaşında ilk kitabı basıldı. 1969'da Adalet Partisi'nden Konya Milletvekili seçilerek Ankara'ya yerleşti. Türkiye Radyo Televizyon Kurumu'nda denetleme kurulu üyesi, repertuvar kurulu üyesi, eğitim kurulu üyesi (Ocak 1966- Kasım 1981), Kültür Bakanlığı'nda bakan başmüşaviri (1974-77), İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarı'nda kurucu yönetim kurulu üyesi ve Türk Musıkisi Korosu'nda kurucu yönetim kurulu üyesi (1975'den beri) , Yay-kur (Yaygın Yüksek Öğretim) üniversitesinde Osmanlı siyasi ve medeniyet tarihi öğretim üyesi (1975-78), Milli Eğitim ve Kültür bakanlıklarında 1969'dan beri pek çok ihtisas kurulunda üye ve başkan oldu. 1974-1980 arasında Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi ansiklopedisi olan ve Milli Eğitim Bakanlığı'nca yayınlanan Türk Ansiklopedisi'nin genel yayın müdürü olarak K harfinden T harfine kadar olan cildleri yayınladı. 1983 mayısında Milliyetçi Demokrasi Partisi'nin kurucuları arasında bulunarak merkez genel yönetim kuruluna seçildi, sonra istifa etti. 1985'de Faisal Finans Kurumu müşaviri oldu.

Pek çok radyo ve televizyon programı yaptı, bunlarda konuştu. Bazı konuşmaları A. B. D. , Fransa, Avusturya gibi ülkelerin televizyonlarında yayınlandı. Bazı kitap ve yazıları çeşitli dillere tercüme edildi. Dünyada ilk defa olarak Türk Musikisi Tarihi kürsüsünü kurdu. "Büyük Türkiye", "Osmanlı Cihan Devleti", "Büyük Türk Hakanlığı" gibi son yıllarda çok kullanılan tarihi ve siyasi tabirler, Yılmaz Öztuna'nındır. Ayasofya Hunkar Mahfili'nin ibadete açılması ve Topkapı Sarayı'nda Hırka-i Saadet Dairesi'nde Kur'an okunması, 1000 Temel Eser, Ankara Devlet Konser Salonu ve İstanbul Atatürk Kültür Merkezi'nin Türk Musikisi'ne açılması gibi fikirler ve realizasyonlar Yılmaz Öztuna'nındır ve siyasi iktidara onun tarafından telkin ve kabul ettirilmiştir. Türk Kara Kuvvetleri'nin ve Deniz Kuvvetleri'nin evvelce yanlış olarak kutlanan yıldönümlerini bugünkü doğru başlangıç tarihleri ile kutlanmasıın sağlayan da Yılmaz Öztuna'dır. Birçok konferans verdi. 6 kıtada pek çok ülkeyi gezdi, devlet adamları ve halkla görüşerek incelemeler yaptı. Milletlerarası birçok kuruluşa üye seçildi.

Türkiye'de Osmanlı tarihinin çatışmasız bir anlayışla algılanmasında katkısı vardır. Türk Parlamenterler Birliği, İstanbul Gazeteciler Cemiyeti, Ankara Aydınlar Ocağı, Anadolu Klübü, Yahya Kemal'i Sevenler Cemiyeti, İstanbul Şehrini Güzelleştirme Derneği, Müsteşrikler Cemiyeti, WACL, APACL, NATO Parlamenterler Birliği, Parlamentolararası Türk - Japon ve Türk - Kore, Türk - Suudi Dostluk cemiyetleri, Avrupa Konseyi cemiyeti, Yılmaz Öztuna'nın üye, kurucu olduğu veya bulunduğu milli veya milletlerarası kuruluşlar arasındadır.

Ayrıca, Türkiye Gazetesi başyazarlığını yapmaktadır.


ESERLERi:

BiR DARBENiN ANATOMiSi

Yılmaz Öztuna bu kitabında 1876 askerî darbesini, Sultan Abdülaziz'in tahttan indirilmesive ölümü olayını, bütün detayları ile anlatıyor. Bütün o dönemin şahitlerinin ifadelerini naklediyor.

TÜRK TARİHİNDEN YAPRAKLAR

Türk Tarihinden Yapraklar, Yılmaz Öztuna'nın 1968'te İstanbul Radyosu'nda yaptığı konuşmalardan oluştu. Her konu, bir konuşmadır. 1969'da Millî Eğitim Bakanlığı'nın 1000 Temel Eser serisinin 11. kitabı olarak basılıp 20.000 tiraj bir haftada satıldı. 1992'de Millî Eğitim Bakanlığı'nca Türk Klasikleri serisine alındı ve bu serinin 17. kitabı olarak basıldı. Şimdiye kadar 5 baskıda 58.000 tiraj yapan Türk Tarihinden Yapraklar artık klasiklerimiz arasına girmiş bulunuyor. Osmanlı ağırlıklı olmak üzere 2.200 yıllık tarihimiz içinde tam bir gezintidir.

OSMANLI PADİŞAHLARININ HAYAT HİKAYELERİ

Osmanlı Padişahlarının Hayat Hikâyeleri, Yılmaz Öztuna'nın klasikleşmiş kitaplarından biridir. Nesiller tarafından ilgiyle okundu. Bu kitaba dayanılarak senaryolar, piyesler yazıldı, filmler çekildi. 12 Osmanlı hâkan-halîfesinin kronolojik olarak hayatlarından kesitler veren bu eser, Osmanlı tarihinin en çarpıcı taraflarını vurguladı. Konuşmalar, o çağların Türkçe'si ile yazıldı. Olaylar, çok duru ve klasik bir dille tasvir edildi.

TÜRK TARİHİNDEN PORTRELER

Biyografi, tarihçinin edebiyata yaklaşabilme yeteneği ile orantılı bir türdür. Onun için, edebiyatın bir türü şeklinde de ele alınmıştır.Elinizdeki kitaptaki biyografiler, hayatları ve kişilikleri anlatılan şahsiyetlerin doğum sırasına göre kronolojik şekillerde sunuldu. En yaşlıları Bumın Kağan, en gençleri Turgut Özal olmak üzere... Hayatta bulunan bir kişiyi almaktan kaçındım.Tanıttığım şahsiyetlerin hepsinin Türk büyükleri, Türk dâhileri olmadıklarını sevgili okuyucularım hemen fark edeceklerdir. Daha mütevazi çapta büyükler de, Türk'e çok zarar vermiş birkaç kişi de alındı. Ancak çoğunluk, tarihimizin çeşitli alanlardaki dehalarından seçildi. Hiç unutulmasın, tarihin küçükleri de, tarihin büyükleri derecesinde milletlerin hayatını ve geleceğini şiddetle etkilemişlerdir.

TARİH SOHBETLERİ I, II, III

Biz bir cihan imparatorluğunun varisleriyiz. Geleceğimize dair görüşler ileri sürer, programlar yaparken geçmişteki bu muazzam siyasî ve medenî tecrübelerimizden sonuna kadar istifade etmek bizim en tabiî hakkımızdır. Millet ve devlet olarak misyonumuzu belirlemekte en sağlam ölçüyü de böyle bir tarih şuuru ile getirebiliriz. Bu itibarla aydınlarımızın ve gençlerimizin kendi tarihleri hakkında muhtelif cihetlerden bilgi edinebilecekleri eserlere ihtiyaç duydukları muhakkaktır.Ötüken, işte bu mülahazalarla, Türk tarih ve mûsıkîsine yaptığı değerli hizmetler ve verdiği kıymetli eserlerle haklı bir şöhret kazanan değerli yazar Yılmaz Öztuna'nın "Tarih Sohbetleri"ni üç cilt halinde sunmaktan şeref duyar.
biyografi.net

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder