2 Mayıs 2011 Pazartesi

Kuğu Nağmesi / Beşir Ayvazoğlu

‘Kuğu Nağmesi’
Yahya Kemal’in şiir anlayışı üzerine bir deneme
…..
“Nadir ve müstakil bir cevher” olarak gördüğü şiirin görevi, Yahya Kemal’e göre, nesrin bittiği noktada başlıyordu. Nesirden hareketle şiire ulaşılamaz; nesre vezin ve kafiye eklenirse, sadece vezinli ve kafiyeli nesir elde edilebilirdi. Şiiri nesirden tamamen farklı bir kimya haline getirerek musikiye yaklaştıran hassaya ‘derunî âhenk’ diyordu. Ancak saf musiki de çıplak nesir kadar sakınılması gereken bir tehlike olarak görülmeliydi. Şiir, sadece nesir veya sadece musiki olduğu takdirde varlık sebebini kaybederek kendini inkâr etmiş olurdu. Bir muvazene sanatı olarak gördüğü şiirde anlamsızlığı reddeden Yahya Kemal, yolunu böylece sembolistlerden kesin bir biçimde ayırmıştı; “evet, şiir bir büyü idi; ama mantık dışı bir büyü değil.” Şair de kelimelere yeni hassalar kazandıran, başka bir deyişle mânâ’yı lâfız’a dönüştüren bir büyücüydü; dil o konuştuğu zaman kendini aşarak farklı bir dil haline gelirdi.
Mallarmé gibi, şiirin fikirlerle değil, kelimelerle yazıldığını düşünen Yahya Kemal, ilhamı reddeden şairlerden değildi; bir dostuna tek tek kelimelerin ses ve anlam değerlerini çok önemsediğini, ilhamın ardından ses olarak duyduğu şiiri zaman içinde kelimelere döktüğünü, ancak işin kelimede bitmediğini, kelimenin istifteki en uygun yerini bulması gerektiğini; kelimeler istiflenip kelâma dönüşmedikçe şiirin doğmayacağını söylemiş ve “Şiiri söylemek lâzımdır; asıl şiir o zaman meydana gelir. Kelimelerin ianesi ile bazı mısralar yazılabilir. Fakat daha ileriye gidilemez!” demişti.
Yahya Kemal, hissettiği şiirin böyle yavaş yavaş şekillenişini anlatmak için ‘taazzuv’ kavramını kullanıyordu. İlhamla başlayan taazzuv süreci, “lâfız ve mânâ birliği” gerçekleştiği zaman tamamlanıyor, başka bir deyişle, mısra asıl sesini bulup şiire dönüşüyordu. Frenklerin “kuğu nağmesi” dedikleri o “çok nadir cevher”e, yani halis şiire ulaşabilmek için bu birlik şarttı. Şairin amacı, duyguyu dil haline getirebilmek için en uygun sesi bulmak, başka bir ifadeyle, mısraı duygunun kendisi haline getirmekti. Yahya Kemal’in yazdığı mısralar üzerinde sürekli çalışmasının sebebi, duyduğu, fakat kelimelere dökemediği sesi (elhan, nağme) yakalama çabasıydı; “Şiir duygusunu lisan haline getirinceye kadar yoğurmak ve en çok toplu bir madde haline sokmak, o kadar ki mısra güya hissin ta kendisi imiş gibi karie bir vehim vermek” istiyordu. Nağmeye dönüşmeyen söz şiir olamazdı; bu bakımdan bir şair olarak cevheri buluncaya kadar çalışmayı bir çeşit haysiyet meselesi olarak görüyordu; “Mısra benim haysiyetimdir” derken bunu anlatmak istemişti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder