3 Mayıs 2011 Salı

21 Mart Dünya Şiir Günü Türkiye Bildirileri

21 Mart Şiir Günü 2011 Türkiye Bildirisi / Sait Maden

                                                         ŞİİRİN DİP SULARINDA

            Günü birlik insan için “söz” soyut bir olgudur, toplumsal ilişkilerinde, dilsel alış verişlerinde kullana geldiği incecik bir zar, yapay bir kurgu. Nesneleri simgeleyen sözcükler, adlar gösterme nitelikleri dışında sadece boş birer kılıftır. Bugün bir vidanın, bir bilgisayar faresinin işlevselliği yanında sözün, sözcüğün iş görür hiç bir niteliği yoktur. Gülünçtür bunu ondan beklemek.

            Oysa gerçek ozan için “söz” şiirinde kullandığı dil somut bir güçtür, tıpkı kolu, bacağı gibi vücudunun bir üyesidir. Kendine özgü bir evren kurmaya çalışır onun yardımıyla.

            Evet, bir evrendir şiir, uçsuz bucaksız bilinmedik bir coğrafyadır. Binlerce ozan aramıştır onu, binlerde ozan arayacaktır. Bulanlardan öğrendik böyle bir coğrafyanın varlığını. İlginç ülkeler tanıdık böylece, ilginç sesler, görünümler, ilginç varlıklar. Adına “sözcük” dediğimiz nesnelerden üretilmiş varlıklar.

            O ülkelere ayak basan kişi, bizim günlük yaşamımızda kullana geldiğimiz sözcükler kıskacından kurtulmuş ve yepyeni, alışılmadık seslerin dokuduğu, biçimlendirdiği o gizemli varlıklarla yüz yüze gelmiştir. Kendisine özgü bir evren kurmaya başlar böylece.

            Güçtür ozanın işi. Dil içinde yeni bir dil kurmaya, bunu gerçekleştirmeye adamıştır kendini. Bin bir türlü engelle karşılaşır hep. Aşması gereken çok doruk, çok uçurum, çok deniz vardır. Ama hiç birinden gözü yılmaz onun. Amaç, kutsal amaç çok ötelerde, tıpkı tüllere, mücevherlere bürünmüş bir sevgili gibi beklemektedir onu.

            O ülkeleri aramakla geçti bütün yaşamım. Kıyısından köşesinden ulaştığımı sanıyorum. Bu acaba ne kazandırdı bana? Bir çok şey: Günlük yaşamın, sıradan yaşamın, ıvır zıvır ilişkilerin çürük ipliğiyle örülmüş yaşamın dışında gökkuşakları, ışık yağmurları, mutluluk denen kavramı bin bir renkle süsleyip somutlaştıran bir bakış sağladı bana. Daha ne olsun.
Sait MADEN
***

21 Mart Şiir Günü 2010 Türkiye Bildirisi / Özdemir İnce

New York’un Brooklyn Köprüsünde dilenen bir kör dilenci varmış. Köprüden gelip geçenlerden biri adamcağıza günlük gelirinin ne kadar olduğunu sormuş. Dilenci iki dolara zar zor ulaştığını söylemiş. Yabancı bunun üzerine kör dilencinin önünde duran, sakatlığını belirten tabelayı almış, tersini çevirip üzerine bir şeyler yazdıktan sonra dilencinin boyuna asmış ve şöyle demiş: “Tabelaya gelirinizi arttıracak bir şeyler yazdım. Bir hafta sonra uğradığımda sonucu söylersiniz bana.”

Dediği gibi bir hafta sonra gelmiş. Kör dilenci: “Bayım size nasıl teşekkür etsem azdır. Eskiden en fazla beş dolar veriyorlardı. Şimdi günde on-on beş dolar kadar topluyorum. Olağanüstü bir şey. Tabelaya ne yazdınız da bu kadar sadaka vermelerini sağladınız ?” demiş.

“Çok basit, diye yanıtlamış adam, tabelanızda ‘Doğuştan Kör’ yazıyordu, onun yerine ‘Bahar geliyor ama ben göremeyeceğim’ diye yazdım.”

Şiirin, söz sanatının gücünü anlatmak için, öylesine çok kullandım ki bu sözleri sonunda sanki benim oldu. Okurlar artık Roger Caillois’nın adını unutup buluşun bana ait olduğunu sanmaya başladılar.

Ancak, ben, şiirin söz gücüne ağırlık verirken, olgunun bir başka yönünü unutmuşum : “Bahar geliyor ama ben göremeyeceğim” cümlesi tersine bir etki yapıp kör dilenciyi beş dolarından da edebilirdi. Demek ki şiirin şiir olması için algılanması, alımlanması da gerekir. Bu da mümkün. Ama bu ilişki de tehlikeli. Ya alımlayıcı şiiri algılayacak düzeyde değilse. Bu da çok olası. Özellikle yeni ve yol açıcı şiir için.

Uzun süredir, yazdıklarımın alımlanması artık hemen hemen ilgilendirmiyor beni. Bu nedenle şiir sanatının övgüsünü yapmayacağım; şairin ve şiirin varsayımsal gücünü öne çıkartmayacağım.

Şiirlerimi soyut ve yaşsız bir okur (sadece “bir” okur) için yazdığımı anlamış bulunuyorum. Şairlerin Tekel emekçilerinin eylemi için şiir yazmaya teşvik eden benim gibi birinin onu sorumluluklarından soyundurduğum ve çelişkiye düştüğüm sanılmasın sakın. Ben şairlerin şiirlerini o biricik ve anonim okur için yazmalarını istedim. Tekel işçilerinin eylemi sadece yaralayıcı, acıtıcı bir izlek !

Bugünlerde yayımlanması gereken Toplu Şiirler’imin birinci cildinin önsözü şöyle bitiyor :
“Size içtenlikle bir şey söyleyeceğim : Şiirlerimin, kuramsal yazılarımın, denemelerimin, çevirilerimin ve gazete yazılarımın ölümümden sonra başlarına gelecekler hiç ilgilendirmiyor beni. Unutulurlar mı, unutulmazlar mı, yaşarlar mı, yaşamazlar mı ? Bunlar hiç ilgilendirmiyor beni. Ben onları yazarak kendime bir hayat kurdum ve bu hayatta mutlu oldum. Belki başkalarını da biraz mutlu etmişimdir. Olabilir !”

Şairin şiiri hiçbir zaman ısmarlanmamıştır : Ne zamanı vardır ne de mekânı. Ama bu nedenle hem zamanı vardır, hem de mekânı.

Bir gün terekesi açılır, borcu ve alacağı ölçülür. Ama şairin ne borcu vardır, ne de alacağı.

Habersiz gelir, habersiz gider.
Özdemir İnce
***
21 Mart Dünya Şiir Günü 2009 Türkiye Bildirisi / Kemal Özer

YALIN SÖZÜ YEĞLESE DE YALINAYAK DEĞİLDİR ŞİİR!

Bir yüzleşme günündeyiz yine.
Yine şiire bakıyoruz. Yine şiir ne işe yarar diyenlerle göz göze gelerek.
Sesimizde yankılanan yine öncelikli bir soru: Hangi niteliklerle yüz yüze getirir bizi şiir?
Sayabiliriz o niteliklerin birkaçını hemen: Yaratıcı eyleme merak, dönüşü olmayana cesaret, sıradana açılan savaş, emeğe gösterilen saygı, duyarlığa tanınan özgürlük, tasarlananı genişleten ufuk...
Şöyle diyebiliriz örneğin:
“Çin Seddi bittiği akşam duvarcılar nereye gittiler?” diye soran meraktır şiir.
Kralı çıplak gördüğünde korkağın söyleyemediği cesur sözdür.
Sıradanın yavanlığına başkaldıran çeşitlilik, emeği hor görene indirilen tokattır.
Duyarlığı sınırlı tutanın karşısına yeni bir dil ile, tasarlananı güdük bırakanın karşısına yeni bir dünya ile çıkandır.
Neruda'nın dediğini bir kez daha yineleyebiliriz öyleyse: Yedi canlıdır şiir. Bunca sömürü ve yoksulluğun insana yaşamı dar ettiği, işkence ve savaşlarla bunca zulmün, zorbalığın, kıyımın yeryüzünü kana boğduğu günlerde şiirin payına da canından olanların acısı düşer, soluğunun önüne birtakım engeller dikilir. Ama her keresinde yeniden canlanacaktır o, yüzleşmek için ayağa yeniden kalkacaktır.

Her yüzleşme gününde kıyıcıya, zorbaya, işgalciye karşı diyeceği bir söz, yapacağı bir eylem, her yüzleşme gününde suskun kalanlara, boyun eğenlere karşı dolaşıma çıkaracağı bir öfke vardır çünkü. Eylemini kendisi kalarak gerçekleştirmeyi, öfkesini sözcüklere bürüyerek biriktirmeyi, sözünü çoğu kez yalın söylemeyi yeğlese de, onlarla kıyıcının, zorbanın, işgalcinin ve suskunluğun üstüne yürürken yalınayak değildir. Çıkarıp kafalarına fırlatacağı bir ayakkabısı her zaman vardır.

Kemal Özer
***
21 Mart Dünya Şiir Günü 2008 Türkiye Bildirisi / Ahmet Oktay

Şiir: "Dilin İçindeki Yabancı Dil"
Şiirin iç çekişinde ya da haykırışında duyduğumuz, varlığın ve varoluşun sesidir. Eğer şiir, en derin metafizik kaygıları olduğu kadar, en güncel politik istekleri de dile getirebiliyorsa, bu; hem toplumsal etkinliğimize hem de tinsel beklentilerimize ait oluşundandır.

Şiiri bir biçim sanatı olarak tasarlamak ya da tanımlamak, onu bir içerik sanatı olarak da tanımlamaktır. Biçimi olmayan hiçbir öz ve vice versa; özü olmayan biçim yoktur. Sadece ilişkiler ve karşıtlıklar vardır şiirde. Evet'le hayır arasında diyalektik bir gidiş geliş, Şiir budur.

Şiirsel imge, tam da Hegelci/Marksçı anlamda, karşıtların birliği ve çözülüşüdür. Tam da bu yüzden, şiirden hem her şey, yani tinsel ve toplumsal yaşamımızın olumlu ve olumsuz ögeleriyle dolmuş bütünlüklü görünümünü dillendirmesini hem de hiçbir şey olmamasını, yani göndergesiz bir söylem kurmasını bekleriz.

Ama son kertede şiir, Pindaros'tan bu yana, toplumsala gömülüdür (socially embedded) ve toplumsal olarak düzenlenmiştir (socially regulated).

Şiir, belirsizlikle doludur. Şair, başladığı bir şiir hakkında bir ön düşünceye sahip olsa bile, şiirinin bütününün ne olacağını bilmez. Şiir, bir yerde bilinçdışı ile bağlantılıdır. Iris Murdoch, şiirin "doymak bilmez her yerde oluşundan" söz eder. Evet, her yerdedir şiir.

Şiirsel dil, sınırları iyice belirgin bir şey'in ya da bir duyumun, betimi değil, bir haline geliş'in dilidir. Deleuze/Guattari ikilisinin sözleriyle, şiir "dilin içindeki yabancı dildir" Şiir, en uzlaşmacı göründüğü noktada bile, yabanıl ve hayırlayıcı olmayı başarır. Verili gerçekle yetinmeyiş, şairin başkaldırıcı gücünün besleyici toprağıdır. Şiirin düzeni, son kertede bir düzensizliği ima eder.

Küresel kapitalizm imgeler alanını, yani sanatsal alanı da sömürgeleştirmiş bulunuyor. Ama şiiri halâ sömürgeleştiremedi ve Pazar Ekonomisi'ne eklemleyemedi. Magazinel edebiyat basını, şiiri halâ manşet yapamıyor ve ayağa düşüremiyor. Nietzsche "çekiçle felsefe yapmaktan" söz etmişti.

Şair, hala çekiçle yazabiliyor.
Ahmet Oktay
***

21 Mart Dünya Şiir Günü 2007 Türkiye Bildirisi / Hayrettin Geçkin

ŞİİR NEREYE
Yaradır şiir; sözcüklerin gizli, aykırı ve yasak buluşmasının
yol açtığı. Öyle bir yara ki sızısından, dünyanın dönerkenki
çıkardığı ses bile etkilenir. Sonsuza dokunmak, imkânsızla
buluşmak iyileştirebilir ancak onu. Her seferinde öte gerçekleri
uyandırmaya kalkışması, verili olanı sorguya alması bundan.
Sözcüklerin ona dar gelmesi de.

Üşür, kentler yağmalandıkça
Ateş aldıkça silahlar
Muhalif bir soruya dönüşür sonra. Doğayla sevgili yakınlığı
kuran, kendinin bir benzerini, itaat etmeyen ve emretmeyen
birini arayan ozanın sorusu olur. İnsanın yarımlığına dokunmak
için hiç açılmamış kapılarını zorlar sözcüklerin. Ve derin
susmalardan, kanamalardan, anlamlı boşluklardan ve
söylenmemişliklerden süzülüp “dünyaya nereden gidilir” diye
seslenir. Bilinçli bir bilinçsizliğin içinden konuşur hep.
Fakat bilincindedir muhalifliğinin. Ve hiçbir muhalif onun
kadar muhalifliğinin farkında bile değildir belki de.
Tanımlara sığmazlığı, hizaya sokulamazlığı, tuhaflığı,
içtenliği, aykırılığı, öfkesi, kural tanımazlığı, uzlaşmazlığı
nsana ve dünyaya karşı olmasındandır; insandan ve dünyadan yana
olmasından…

Öteki ellerini kullan
Öteki sesinle çık sokağa
Diye uyarır insanı. Şiir, artık uzaklara hazırlıktır.
Ve yolculuğa dönüşmüştür böylece. Çünkü bir mümkündedir aklı.
Tasarlanmayan hayata bir türlü sığamaz, sığdırılamaz. Ortak aklın
insanı sıradanlaştıran ortak egemenliği dışında bir yerde kendini
yakalamaya çalışan ozandan başkası dayanamaz bu yolculuğa. Çünkü
sadece ozan, önünde duran onlarca, yüzlerce sözcüğü iteleyerek,
onların içinden yüreğine teyellenen, kalemine ilişen birkaçıyla
yarattığı tufan sonucu, el değmemiş duyarlıklara, yaşanmamış
aşklara, kurulmamış dünyalara tanık edebilir bizi; geçmişin ve
sonranın derinliklerinden elde ettiği imgelerle şimdinin bilgisine
taşıyabilir.

Yol yüründükçe, söz de yontula yontula azalır. Görünürde olmayan
görünür olmaya başlar. Yüreklenir arka çıkılmamış düşünceler.
Gelişmiş insan, yaşanır ülke ve barış içinde dünya düşleri
kuran ozan, düşlerinin peşindedir aynı zamanda. Çünkü gelecek
beklenen bir şey değil, yapılan ve yaratılan bir şeydir onun
için. Bu durumu;

Öteki gözümle gördüm gerçeği
Şaşakaldı iki gözüm
Diye duyurur bize. Bütün zamanların sanığı olarak gösterilir,
olsun. Onun için önemli olan, hayatı üst bir hayata, anlamı üst
bir anlama taşımaktır. Bir hayli zorlanmıştır dilin sınırları.
Susmalar bile dile dönüşmüştür artık. Hayat nerede eksikse şiir
de oradadır. Ancak, kor ateşte ele geçmeyen ve ressamın tuvaline bir
türlü taşıyamadığı renk gibidir. Yetinmez anlamla. Açıları arasında
sonsuzluklar bulunan bir düşgendir çünkü.

Ne yapsanız, nasıl söyleseniz her tanımda eksik kalır. Ve hep
ulaşılmazlıkla besler kendini. İsteyen; gece şafağa, tomurcuk
meyveye, sevinç öpücüğe ve korku güvene dönüşürken görebilir onu.
Aşkın önünde diz çökenler ve sevgilinin karşısında hiçbir şey
olmayan ve onunla sonsuzca eşitlenenler… Bütün hayatlardan
devşirdiği bir hayatla, birkaç yıldız ötede bir düşte konaklayan
ve düşlerin de gerçeğin sınırlarına alınmasını isteyen ozanın,
varlığından sıkıntı duymayacağı ikinci bir dünyadır artık.

Şiir sayesinde kendisini keşfeden, yeteneklerinin, cesaretinin
ve özgürlüklerinin sınırlarına ulaşan ozana, söylenecek bir şey
mi kaldı?

Ey ozan, sözcüklere daldır yüzünü, şiirden daha derin bir deniz
var mı?

Hayrettin Geçkin 
***

21 Mart Dünya Şiir Günü 2006 Türkiye Bildirisi / Arif Damar

Ne mutlu şiir okuyana ve sevene!..

Şiir depremdir, şiir ayaklanmadır, şiir başkaldırıdır. Şiir şimşektir, yıldırımdır, gök gürültüsüdür şiir. Şiiri, yani yıldırımı hiçbir siper-i saika durduramaz. Şiir korkunçtur, güzeldir. Hiçbir kapı, hiçbir duvar önünde duramaz. Kapı tunçtan, demirden, çelikten de olsa önünde duramaz.

Şiir yürür, ezer geçer. Ş iir her şeyden, herkesten daha güçlü, daha yıldırıcıdır. Şiir sınır tanımaz, ne kral tanır, ne imparator. Şiir Cengiz Han'dan da, Sezar'dan da, Hitler'den de, Büyük İskender'den de büyüktür.

Şiirin yürüdüğü yolun bitimi yoktur. Şiir sonsuzluğa gider, sonsuzluktan gelir. Şiir hiçbir güce boyun eğmez. En güçlüden daha güçlü, en güzelden daha da güzeldir. Eşsizdir, bir benzeri daha olmamıştır ve olmayacaktır da.

Şiir bütün dillerden başka, bambaşka bir dille konuşur. Ama onun dilini, söylediğini herkes ama herkes anlar. Şiiri hiçbir güç tutsak edemez. Altın da, pırlanta da, elmas da şiirden değerli değildir; olmamıştır, olmayacaktır. Şiir dilsizleri konuşturur, sağırların kulaklarını açar. Şiir buluttur, yağmurdur, gökyüzüdür. Şiirin arkadaşları, dostları vardır. En
yakın dostu bilimdir. Sonra musiki ve resim gelir. Şiirde müzik de vardır, resim de, yontu da. Mimar Sinan'la da dosttur, Darwin, Einstein'la da.

Şiir gelecektir, umuttur, özlemdir, mutluluk ve güzelliktir. Şiirden en zalim, en gaddar, en acımasız krallar, imparatorlar bile çekinir, korkar. Şiir ölümü bilmez, şiir yaşamdır. Şiir, sevinç ve mutluluktur.

Şiir kötümserlik bilmez, tanımaz. İyimserdir, cömerttir ve gençtir, delikanlıdır. Yakışıklıdır şiir. Şiir sonsuzluk gibi en güzel kokar; güllerden de, karanfillerden, zambaklardan da güzel. Şiir deniz gibidir. Nasıl denizi kimse anlatamazsa şiir de tıpkı öyledir. Homeros, Dante, Shakespeare şiiri anlatmak için büyük çaba harcadılar ama şiiri deniz gibi tam anlamıyla kimse, hiç kimse anlatamadı.

Deniz gibi, o da yalnız kendi anlatır kendini. Şiir sevgilidir, şiir yazandan iyi koca olmaz. İyi baba, iyi oğul, iyi kız da olmaz belki ama iyi arkadaş, iyi dost, iyi kardeş olur. Şiir sevgilidir dedik ve hep sevgili kalmıştır ve kalacaktır.

Şiir ne tanker, ne şilep, ne gemidir. Şiir yelkenlidir. Bir korsan yelkenlisidir. Hayduttur şiir. Şiir aldatmaz, çalıp çırpmaz. Doğruluktur şiir. Emektir, alın teridir. Şiir inatçıdır, hırçındır ve hep ama hep yürür gider. Şiir durmaz ve durdurulamaz. Şiire ne boyunduruk, ne tasma takılır.

Şiir zincire vurulamaz. Şiire kelepçe takılamaz. Şiir özgürdür, özgürlüktür. Şiir zalimlere, alçaklara, namussuzlara meydan okur. Onun gücü en güçlüye boyun eğdirir. Engel tanımaz. Engelleri yıkar ve ezer geçer. Şiir ölümsüzdür. Şiir olmasa, sevdalılar söyleyecek söz bulamaz; o zaman sevda da, aşk da olamaz. İnsanoğlu yok olur. Şiirdir insanoğlunu sürekli kılan.

Anaların şefkati, babaların güveni, çocukların kıvancıdır. Şiiri anlatmaya çalıştım ama ne gezer. Önce söylediğim gibi şiiri, deniz gibi kendi, yalnız kendi anlatır. Yaşasın şiir! Yıkılsın diktatörler, krallar, asiller, emperyalistler. Şiir zaten onları hep ama hep yıktı ve hep yıkacaktır. Ne mutlu şiir yazan, şiir okuyan, şiir sevene. Ötesi yok...!

Arif Damar
*** 
21 Mart Dünya Şiir Günü 2001Türkiye Bildirisi / Fazıl Hüsnü Dağlarca

Şiirler, nereden geldiği belli olmayan, tanımı yapılamayan, bütün
yaşamımızı etkileyen boyutları evrence süren o ateşböcekleridir. Şiir
yazan sözcüklerin 'yeri' vardır. Bu yerler sandığımızdan büyüktür.
Yanyana geldiklerinde eski ya da yeni yeryüzlerini ulaştırırlar bize.
Şiir yazan sözcüklerin şiir yazmayan sözcüklerden nasıl
ayrıldıklarını yazar, düşüncelerindeki boyutla sezebilir. Bu ayrımı
yaparken neyin şiir olduğunu, neyin olmadığını kişisel varlığının o
andaki soluk almasıyla anlar.
Şiirler yerlerini birbirlerine katarlarken bir başarıya da
ulaşırlar. Yazın evrenindeki genel yeri genişletmiş olurlar. Bugün
bir Rus Edebiyatı, bir Fransız, bir İngiliz Edebiyatı alanları varsa
bu kazanç, o ülkeler şiirlerinin kazandıkları, bize kazandırdıkları
özel yerlerle oluşmuştur.
'Yer' sözcüğünün üzerinde duruyorum, 'ses' demek istemiyorum
burada. 'İm' demek istemiyorum. 'İmin Yürüyüşü' adlı yapıtımda
söyledim bunları. 'Yer' sözcüğüyle anlatmak istediğim komik bir
alandır. O ateşböceklerinin alanıdır. Kozmik alanların şiirlerden
oluşmuş yaratılar olduğunu da hepinize duyurmak isterim.
Çeviri olayı, bütün yönleriyle anlaşılmamıştır. Bir dildeki bir
yapıtın dile dönüştürülmesi ne yazık ki çeviri gerçeğinin tek örneği
sayılmıştır. Dilden dile aktarma, çeviri gerçeğinin belki de milyarda
biridir ya da dışındadır.
Burada anlatmak istediğimiz gerçek çeviridir.
'Gökyüzü'nün 'yeryüzü'ne çevirisi bugüne dek yaşanan tek
çeviridir. Çeviri birbirini yaratırken evrenin ta kendisi
sayılmalıdır. Oluşum dediğimiz olay, doğadaki gizin açıklanmasıdır.
İlk patlamaların bize getirdiği eylem, bir sözün çevirisinden başka
ne? Daha önceki yaşama, vardığı söylemi, başka bir söyleme
dönüştürürken, yaptığı eylem çeviridir. Yüzyılların binyıllara,
binyılların sayısız uzaklara ulaşması bir elle uzandığımız, öteki
elle tuttuğumuz tek yazıdır. Bu tek yazı insan varlıklarına ulaşırken
çiviye benzemiş olabilir. Adına hiyeroglif denebilir, adına papirüs
denebilir. Unutulmamalıdır ki bütün bunlar insan usunun çeviri
eylemini gözler önüne serer.
Şiir, günü geleceğe çevirirken öylesine zenginleşir ki telefon
derler ona, gramafon derler ona, radyo, televizyon, bilgisayar,
internet derler ona, yine de bütün gücünü dile getiremezler.
Şiirin bütün özdeklerde görünümü başka başkadır. Kuşun sesinde
görünen odur, maviliği sese dönüştürmüştür. Demirin ateşte dövülürken
kıpkırmızı olması odur; dışarı çıkmayı kırmızıya dönüştürmüştür.
Yaşlı bilginin avuçlarındaki harfler odur; evreni umuda
dönüştürmüştür. Gelin olan kızın ilk gecesi odur; ipeği sevişmeye
dönüştürmüştür. Birbirimize yakınlığımız odur; ekmeği özgürlüğe
dönüştürmüştür.
Duyuyor musunuz şimdi? Duyuyor musunuz, burada sizi bana
dönüştürmüştür.
 Fazıl Hüsnü Dağlarca
 **

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder